Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Kötülük
Kötülük

Kötülük

Luke Russell

Kötülük nedir? Korkutucu ve anlaşılmaz mıdır, yoksa sıradan bir edim midir? Kötülüğün psikolojisi nedir, kötülük yapanlar hepimizden farklı bir psikolojik özellik mi taşıyor? Kötülüğün…

Kötülük nedir? Korkutucu ve anlaşılmaz mıdır, yoksa sıradan bir edim midir? Kötülüğün psikolojisi nedir, kötülük yapanlar hepimizden farklı bir psikolojik özellik mi taşıyor? Kötülüğün sıradan yanlışlara sığmayan, yanlışın ötesine taşan niteliği ne? “Kötülük” sözcüğünü kullandığımızda, iyilik ile kötülük şeklinde iki kozmik gücün karşı karşıya geldiği bir dünya görüşüne mi inanmış oluyoruz? Acaba günümüzde kötülük, modası geçmiş bir mit haline mi geldi? Şiddet içeren sayısız saldırı, tecavüz ve cinayetle medyadaki haberlerin iç karartıcı bir geçit törenine dönüştüğü bugün, kötülük dünyamızın korkutucu ölçüde gerçek bir özelliği mi?

Filozofların, Hannah Arendt gibi siyaset bilimcilerin bu sorulara verdiği yanıtları aktaran yazar Luke Russell kötülüğün sistematik bir analizine girişerek, kavramı toplumsal içerimleriyle beraber felsefi ve psikolojik açıdan çözümlüyor. Seri katiller, teröristler, savaş suçluları gibi ünlü “kötülük” örneklerini irdeleyerek aşırı kötülüğü sıradan kötülükten ayıran sınırların keşfine çıkıyor. Oxford Üniversitesi Yayınları’nın bu kısa giriş kitabı bizi kötülüğü daha derinlikli şekilde anlamaya yönlendiriyor.

*

1. BÖLÜM

Felsefi kötülük muamması

Kötülük var mıdır? Bu soruya cevap vermek için önce “kötülük”ün ne anlama geldiğini bilmemiz gerek. Bu sözcüğü duyduğunuz zaman aklınıza ne geliyor? Filmlerdeki ya da romanlardaki tipik bir kötü karakter mi? Harry Potter’dan Voldemort, Taht Oyunları’ndan Ramsay Bolton ya da Yıldız Savaşları’ndan İmparator mu? İnsanlara zarar vermek için can atan, başkalarına acı çektirmekten zevk alan ve kötülüklerini planlarken alçakça kahkahalar atan biri mi? Belki de güçlerini kötülük için değil, iyilik için kullanması beklenen süper kahramanlar geliyordur aklınıza. Kim bilir, belki de Google’in eski şirket sloganı zihninizde canlanmıştır: Kötü olma. İnsanlar bu tür bağlamlarda “kötülük” sözcüğünü kullandıklarında esprili bir abartıya başvuruyor gibiler. Kötülük korkutucu ve fenadır, ama o kadar abartılı bir korkutuculuğu ve fenalığı vardır ki gerçekdışı, hatta gülünç bir hal alır. Bu anlamdaki kötü, komedinin sınırlarında dolaşır. Austen Powers filmlerindeki Dr. Evil [Doktor Kötülük] karakteri tam da bu sınırı geçer.

Öcülerin kötülüklerinden korkmak ne kadar da ahmakça, ne kadar da çocukça bir şeydir. Bu türden örneklere odaklansaydık, ahlaka dair ciddi düşüncelerde kötülük kavramına yer olmadığı sonucuna varabilirdik.

Bazı insanlara göre “kötülük” sözcüğü farklı bir yan anlamlar kümesine sahiptir. Kurmaca âlemine değil, açık ve net olarak dinsel âleme aittir. Örneğin Hıristiyanlığa baktığımızda kötülüğe yapılmış pek çok atıfla karşılaşırız. Cennet Bahçesi’nde Adem ve Havva yasak meyveyi yiyerek iyilik ile kötülüğün bilgisine sahip olurlar. Hıristiyanlar dua ederken kötülükten kurtarılmak isterler. Aquinolu Tommaso iyilik yapmamız ve kötülükten kaçınmamız gerektiğini söyler. Anlaşıldığı kadarıyla burada kötülük sadece iyiliğin karşılığı olarak görülmektedir. Yine Hıristiyanlıkta daha radikal -kimilerine göre acayipbir kötülük anlayışı da vardır. İncillerde hastalik yaratan ve insanların kalplerine girip onları günaha sürükleyen kötü bir doğaüstü varlık olan Şeytan’a tekrar tekrar atıfta bulunulur. Vahiy Kitabı’ndaki betimlemelerde Şeytan dev bir ejderha kılığında Tanrı’yla kozmik bir savaşa girer. Tanrı’nın ya da kötü niyetli ruhların varlığına inanmayanlarımız açısından bu doğaüstü kötülük anlayışı en az Harry Potter ya da Yıldız Savaşları’nda betimlenen kötülük kadar hayal ürünüdür. Üstelik bu tip bir doğaüstü kötülüğün gerçek dünyada var olduğuna inanmak tehlikeli görünüyor. On yedinci yüzyıldaki dehşet verici cadı avını unutmamalıyız; sırf kötü ruhlara ve şeytan tarafından ele geçirilmeye dair yanlış inançlar yüzünden binlerce insan işkence görmüş ve kazığa bağlanıp yakılmıştı. Kötülük lafzını kullanan çağdaş siyasetçiler kimi zaman tam da bu türden bir ahlaki atmosferi beslemekle suçlanır: Rakiplerini şeytanlaştırdıkları, öfkeli kalabalıkları kışkırttıkları, kontrolsüz yıkıcılığı teşvik ettikleri söylenir. Kimi filozoflar bu alan üzerinde yaptıkları çalışmalar sonucunda kötülüğün varlığı konusunda kuşkucu olmamız gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Kötülük artık miadını doldurmuş bir kavram gibi görünüyor, ama aynı zamanda da tehlikeli bir kavram.

İyi ama bu örneklere bakarak hemen kötülüğün gerçek olmadığı sonucuna mi varmalıyız? Filozof Ludwig Wittgenstein’a göre felsefi hastalığın yaygın sebeplerinden biri “tek yönlü beslenmedir: İnsan düşüncelerini sadece bir örnek türüyle besler.” Şöyle bir benzetme yapalım: Siyasetin doğasını anlamak istiyor ama sadece Batılı liberal demokrasilere odaklanıyorsanız monarşilerin, komünist devletlerin, diktatörlüklerin ve diğerlerinin ayırıcı özelliklerini kavrayamazsınız. Benzer şekilde müziğin doğasını anlamak istiyorsanız sadece heavy metal’e odaklanıp klasik senfonileri, Afrika tamtamlarını, cazı vb. görmezden gelmek yanıltıcı olacaktır. Felsefi bir soruşturma yürütürken bilgi edinmenin en iyi yolu, birbirinden çok farklı vakaları dikkate almaktır. Sadece fantezilere, bilimkurguya ve dini metinlere odaklanarak kötülüğün doğasını anlamayı umanlar tam da yukarıda bahsedilen türden bir tek yönlü beslenmenin zararını görecektir. Bu şekilde sınırlı bir alana odaklanmak yerine sıradan insanların “kötülük” sözcüğünü kullanma eğilimi gösterdiği geniş bir gerçek dünya senaryoları yelpazesine bakmamız gerekir. Ne yazık ki bu tatsız bir iştir, insanda tiksinti ve ümitsizlik uyandırmaya müsaittir. İnsanlık tarihindeki en kötü ahlaki suçlar hakkında berrak düşüncelere ulaşmak zordur. Yine de kötülüğün ne olduğunu ve var olup olmadığını anlamak için bunu yapmak zorundayız. Bu örnekleri ele aldıktan sonra bazılarımız yine de kötülük diye bir şeyin olmadığı sonucuna varabilir. Kötülüğün varlığına inananların kafalarının karıştığı, durumu abarttıkları ya da gerçekte var olmayan bir şeyi dünyaya yanlış bir şekilde yansıttıkları kanaatine ulaşılması da mümkündür. Meseleye baştan kesin yargılarla yaklaşmamalıyız. İyisi mi biz sıradan insanların kötülük hakkında ne dediğine ve neye inandığına bakarak işe başlayalım; sonra da bu iddiaların ve inançların doğru olup olmadığını sormaya geçebiliriz.

İnsanların kötülükten bahsettiği çeşit çeşit vakaya baktığımızda çok şaşırtıcı bir durum dikkatimizi çekiyor. Kimi zaman “kötülük” sözcüğünü “olumsuz”un eşanlamlısı olarak kullanıyoruz. Böyle kullandığımızda “kötülüğün” aşırılık çağrışımları taşıması gerekmiyor. Nasıl küçük ya da önemsiz olumsuzluklar varsa, aynı anlamda küçük ya da önemsiz kötülükler de olabilir. Bir ikilemle karşılaştığınızı ve iki olumsuz seçenekten birini seçmek zorunda kaldığınızı düşünelim. Kötünün iyisini seçtiğinizi söyleyerek nihai kararınızı açıklayabilirsiniz. “Kötü” sözcüğünü bu anlamda kullandığınızda her iki seçeneğin de aşırı ya da korkunç olduğunu kastetmezsiniz. Sadece iki seçenek içinde daha az kötü olanını seçtiğinizi söylemiş olursunuz. “Kötü” sözcüğü sadece “olumsuz”un eşanlamlısı olarak kullanıldığında, kötü niyetli saldırılar gibi suçlanmayı hak eden ahlaki yanlışlara uygulanabilir, ama aynı zamanda başparmağınızı bir yere vurduğunuzda hissettiğiniz acı gibi ahlakla ilgisiz olumsuzluklara uygulanabilir. “Kötülük” [evil] sözcüğünün etimolojisini görmek için Oxford İngilizce Sözlüğü’ne baktığımızda, eski İngilizcedeki “üstünde” ya da “ötesinde” anlamına gelen “yfel” sözcüğünden geldiğini görürüz; ayrıca yüzyıllar boyunca “kötülük” sözcüğü sadece “olumsuz”, “sıkıntılı”, “acı verici” sözcüklerinin eşanlamlısı olarak kullanılmıştır.

Bugünlerde “kötülük” sözcüğünü sadece “olumsuzluk” anlamında kullanmak kulağa tuhaf gelebilir. Örneğin olumsuz yorum yapan bir gurme yemeğin kötülük ettiğini söylemeyecektir. Ne var ki “kötülük” sözcüğünün çağdışı bir tarzda “olumsuzluk” anlamında kullanılmaya devam ettiği bağlamlar da bulabiliriz. Bu kullanım filozofların ve ilahiyatçıların Kötülük Problemi dediği şeyle karşılaşmış olan herkese tanıdık gelecektir.

Kötülük Problemi dünyayı her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve mutlak iyi Tanrı’nın yarattığına inanan teistlerin karşısına çıkan bir sorundur. Tanrı böyle bir varlıksa ve Tanrı bizi seviyorsa, onun iyi şeylerle dolu bir dünya yaratmasını, bizim de kusursuz mutlu yaşamlar sürmemizi bekleriz. Yine de çevremize baktığımızda dünyanın pek çok olumsuzluk barındırdığını ister istemez görürüz. Çekilen acıların pek çoğu insanların yaptığı yanlışlardan kaynaklanır; bu yüzden kabahatin Tanrı’da değil bizde olduğunu düşünebiliriz. Ama yine de kanser, kireçlenme, verem gibi hastalıklar hak etmemiş insanların büyük acılar çekmesine neden olur. Deprem, tsunami, sel gibi doğal afetler sayısız masum insanın canını alır. Bazı bebekler büyük acılar çekerek ölür ve ebeveynleri kedere boğulur. Hayvanlar âlemi de yaralanma, yırtıcılık, açlık yüzünden acı çekilen vakalarla doludur. Burada bahsi geçen Kötülük Problemi iyiliksever ve her şeye gücü yeten bir Tanrı’ya inanç ile dünyanın pek çok olumsuzluk barındırdığı, yani bu bağlamda genellikle ifade edildiği üzere pek çok kötülük barındırdığı bilgisinin nasıl uzlaştırılacağıyla ilgilidir. Birçok insan Kötülük Problemi’nin ateist olmak için iyi bir neden olduğunu düşünür. Bu anlayışa göre hak edilmemiş acıların yaygınlığı, dünyayı her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve herkese merhamet eden bir Tanrı’nın yaratmadığına dair sağlam bir kanıttır. Teistler de buna karşılık iyi bir Tanrı’nın bu kadar çok kötü şey barındıran bir dünyayı nasıl yaratmış olabileceğini açıklamaya çalışır.

Bu kitaptaki amacım ilahiyattaki Kötülük Problemi’ni ele almak değil. “Kötü”nün olumsuzluk anlamına geldiği, azami ölçüde geniş ve kapsayıcı kullanıma odaklanma niyetinde de değilim. Hedefim diş ağrısı ve kemik kırılması gibi ahlakla ilgisiz kötü şeyler de değil. Hedefim ahlaken kötü olmakla beraber, önemsiz sonuçlar doğuran şeyler de değil. Ben sadece olumsuzu değil kötülüğü, ahlaken aşırı ölçüde kötü ya da yanlış olanı anlamak…

Eklendi: Yayım tarihi
dcanetwork_AWR-Brand Awr_CPM_Affiliate_ActolyeQDCABanner_Affinity_Multi_Banner_1x1_ActolyeQDCABanner_OSD0003CEJ
dcanetwork_AWR-Brand Awr_CPM_Affiliate_The Veil DCANetwork_Affinity_Multi_Banner_1x1_The Veil DCANetwork_OSD0003HKJ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

dcanetwork_AWR-Brand Awr_CPM_Affiliate_The Veil DCANetwork_Affinity_Multi_Banner_1x1_The Veil DCANetwork_OSD0003HKJ

Yazarın Diğer Kitapları

Men-e-men Birazoku

Aynı Kategoriden

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur