Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Tercüme Edenin Önsözü

Yedi yüz yıldan beri, bütün dünyada, ölmez eserler arasında yer alan ve çeşitli dillere tercüme edilen Mesnevî-i Şerifin bilindiği gibi Türkçe’ye de yapılmış manzum ve mensûr bir çok tercümeleri vardır. Fakat bu tercümelerden rahatça yararlanmak kolay olmamaktadır. Çünkü hikâyeler, bir kaç sahifede bitmemekte, hikâyeler içine başka hikâyeler de girmekte, ve böylece esas hikâye uzayıp gitmektedir. Yanlış anlaşılmasın, hâşâ ben bunu tenkid maksadı ile yazmıyorum. Bu tertipler, bu uzayıp gitmeler bir hikmete dayanmaktadır. Hz. Mevlâna fikirlerini daha iyi anlatmak için, konu ile ilgili çeşitli yerlerden hikâyeler almış, çağrışım sûretiyle hatırına gelen bazı fıkraları da eklemiş ve konuyu kendi mübârek görüşleri ile süslemiştir. Fakat zincirvârî uzayıp giden hikâyeler arasında okuyucu da esas hikâyeyi ve dolayısıyla konuyu kaybetmektedir.

Bugünün insanının hayat şartları ile yedi asır öncesinin insanı arasında elbette çok fark vardır. Bu atom devri insanı maddî imkânlar elde etmiş, zenginleşmiş, âdetâ makineleşmiş, kendini bir çok hususlarda rahata kavuşturmuştur. Fakat mânâ yönünden fakir düşmüştür. Eski insanın sabrını, ilim aşkını, manevî gücünü kaybetmiştir. Çünkü bitmez, tükenmez ihtiyaçlarının ve sonsuz isteklerinin esiri olarak çırpınıp durmakta ve dolayısıyla hayatı kendine zehir etmektedir. Böyle bir insan okumak için fazla bir zaman ayırmadığı gibi, uzayıp giden, birbirine karışan hikâyeler içinde sabrı da tükenmektedir. Aslında Mesnevî, bir hikâye kitabı da değildir. Mesnevi, hakikatler kitabı, irfan kitabıdır. Hz. Mevlâna, Mesnevî’nin 1. cildinin önsözünde:“Mesnevi, hakikate ulaşmak ve Allah’ın sırlarına âgâh olmak isteyenler için bir yoldur. Mesnevî, temizlenmiş kişiler için gönüllere şifâdır. Hüzünleri giderir. Kur’an’ı açıkça anlamaya yardım eder. Huylan güzelleştirir.” diye buyurmaktadır. Mevlâna, eserini etkili kılmak, fikirlerini, duygularını daha güzel açıklamak için bazı garip, müstesna hikâyeleri örnek olarak vermekte, irfân sahibi kişileri adetâ büyüleyen güzel beyitlerini, bu hikâyeler arasına sıkıştırmaktadır. Birbiri içine giren bu nâdir hikâyeler arasında gizlenmiş bulunan Mesnevî cevherlerini, bu İlâhî hikmetleri bulup çıkarmak için çok dikkatle uğraşmak, emek sarfetmek ve çok sabırlı olmak gerekmektedir.

Nitekim Mevlâna’yı çok seven ve altı cilt Mesnevî’yi dikkatle okuyarak, seçtiği beyitleri manzum olarak İngilizce’ye çeviren, Mesnevî-i Mânevi of Mevlâna Celâleddin Muhammed Rûmî adı altında bir kitap neşreden, İngiliz müsteşriki Whinfield, eserinin önsözünde: “Mesnevî’yi baştan başa tercüme etmek tahayyül edilemez derecede sıkıcı olabilir. Çünkü Mevlâna, hikâyeleri anlatırken dâimâ mevzû dışına çıkıyor ve esas hikâyeyi bitirinceye kadar, araya başka hikâyeler katarak onlardan ahlâkî neticeler çıkarıyor.” diye yazmaktadır. Bu yüzden Mesnevi’yi, baştan başa tercüme etmekten çekinen Whinfield’in, eserinin önsözünde Mesnevi hakkında yazdığı şu gerçek sözleri tercüme ederek buraya almaktan vazgeçemedim:

“Bu kitap, gönül ehli olanlara, Allah yolunda yürüyenlere, mânevi ve rûhânî hayatı yaşayanlara, susup herşeye dikkat eden nûr ehline, bedende yaşadıkları halde, ruhen nâ-mevcûd olanlara, yırtık pırtık elbiseler içinde padişahların tâ kendisi olanlara, fazilet ve hidâyet nurları ile dolu olanlara, ve halk arasında adsız, sansız dolaşan gerçek asilzadeler için Allah’ın bir lûtfudur. Bu kitap dünya nimetlerini terk edip, Allah’ı bilmeye, onunla yaşamaya, onunla mânen birlik olmaya çal’ışan, nefsânî arzularını öldürerek, mânevi murâ-kabe hayatına kendini veren kişilere hitap eder.”Ne yazık ki

Mesnevî Whilfield’in dediği gibi herkese hitap etmemektedir. Gönül ehli aramaktadır. Zaten Hz. Mevlâna da bir az sonra okuyacağınız Mesnevî’nin önsözünde: “Temiz insanlardan, gerçeği sevenlerden başkalarının Mesnevî’ye dokunmalarına müsâade yoktur.” diye buyurduğu gibi Mevlâna Mesnevî‘nin başına kendi mübarek eliyle yazdığı on sekiz beyit içinde neyin ağzından şunları söylemektedir:

“Ney dinleyen her insan, benim neler dediğimi anlayamaz, benim feryadımı duyamaz, ayrılık acısı çekmiş, gönlü yaralanmış, içli bir insan isterim ki, dertlerimi, acılarımı ona anlatayım.”

Mesnevî‘yi sevmek için de bu vasıflar gerek. Ama insan olarak hepimizde bu duygular vardır. Fakat hayat şartlan yüzünden bu duygular körelmiştir, paslanmıştır. İşte Mevlâna, Mesnevi‘si ile bu duygularımızı uyandırmakta, bize heyecan vererek, Hakk yoluna, dine, Hz. Muhammed’in yoluna çağırmaktadır. Başka diyarlarda yaşayan, bizden, bizim dinimizden olmayan bir İngiliz âlimin Mesnevî hakkındaki görüşlerini biraz evvel okudunuz. Biz müslüman olduğumuz halde, bir İslâm velisinin bu şâheserine nasıl sırtımızı çevirebiliriz? Nasıl olur da Mesnevî ile gereği gibi ilgilenmeyiz? İlâhî aşktan bahs eden, bizim nereden geldiğimizi, nereye gittiğimizi haber veren, müsâmahalı bir görüşle insanı, insanlığı sevdiren bu mübârek kitabı, dikkatle okumaya ve içimize sindirmeye bugünün insanı olarak çok muhtacız. Bu yüzdendir ki, hakkı, hakikati sevenlerin ve Mevlâna’ya gönül verenlerin, yorulmadan yani şerhlere bakmak külfetine katlanmadan Mesnevî’den faydalanmalarım sağlamak için Mesnevî’nin açıklamalı bir tercümesini meydana getirmeyi düşündüm. Metin olarak Nicholson’ın bastırdığı Mesnevî’leri esas tuttum. Tercüme edilen beyitlere, onun verdiği numaraları verdim. Her ciltte bulunan binlerce beytin o cild içinde ayrı birer numarası olacağına göre, Mesnevî‘yi okuyanlardan meraklı olanlar, o numaralar sayesinde istedikleri beyti kolayca bulacaklar, başka tercümelerle ve şerhlerle mukâyese edebileceklerdir. Bazı beyitleri, rûha sâdık kalınarak, bir kaç kelime eklemek suretiyle açıklamalı olarak tercüme ettiğim gibi anlaşılması zor olan bazı beyitleri de şerhlerden yararlanarak dipnot olarak genişlettim. Anlaşılır hale getirdim.

Bu tercümeler yapılırken, gerek Veled Çelebi merhumun, gerekse Tâhirü’l-Mevlevî hazretlerinin, Abdülbakî Gölpınarlı merhumun tercümelerinden, kendisini dâima saygı ile andığım değerli müsteşrik Nicholson’ın İngilizce’ye çevirdiği Mesnevi’lerden yararlandım. Birbirinin içine girmiş olan hikâyeleri, birbirinden ayırarak tercüme ettim. Hikâyelerin ifâde ettikleri hakikatleri Mevlâna’nın açıkladığı şekilde aynen aldım. Gereken yerlerine koydum. Hikâyeler arasında geçen güzel sözler, derin anlamlı beyitler, hakikatler, hikmetler okuyanlara bir kolaylık olsun diye, ihtivâ ettikleri konulara göre, ayrı ayrı başlıklar halinde arzedilmiştir. O başlıklar dahi benim değildir. Mevlâna’nın beyitlerinden çıkarılmış başlıklardır. Metin tercümelerinde okuyacağınız satır başlarına konmuş olan ve numaralı bulunan bütün beyitler hep Mevlâna’ya âittir. Açıklanması gereken hususlar, Rasûhî Ankaravî’den, Tâhiru l-Mevlevî’den, Bahrü’l-ulûm’dan, ve hicrî 840, milâdî 1436’da vefât eden Hüseyin bin Haşan Harizmî tarafından yazılmış olan Cevâhirü’l-Esrâr adlı yazma şerhden yararlanarak sahife altlarına dipnotlar halinde yazılmıştır. Böylece bir çok kitaplarda görüldüğü gibi kitapların sonuna eklenen notları karıştırmaktan araştırmaktan okuyucu kurtarılmıştır. Tek gâyem, okuyucunun yorulmadan, şerhlere bakmadan Mesnevî-i Şerifden, âdetâ tasavvuf ansiklopedisi sayılan bu şaheserden, bu irfan hâzinesinden gereği gibi zevk alması, ruhen aydınlanması, huzura kavuşmasıdır.

Gayret fakirinizden, yardım Allah’tan…

1 Şubat 1996

(1318 Ramazan 12)    Şefik    Can

Şaşkınbakkal

Mesnevî-i Şerif in Birinci Cildine Hz. Mevlâna’nın Yazdığı Önsöz

Bu kitap, Mesnevî kitabıdır. Mesnevî, hakîkate ulaşmak ve Allah’ın sırlarına agâh olmak, akıl erdirmek isteyenler için bir yoldur. Mesnevî, din asıllarının asıllarının asıllarıdır. Allah’ın en büyük şaşmaz şerîati, hakîkate giden nurlu yoludur. Mesnevî,içinde kandil bulunan kandilliğe benzer. Sabahlardan daha nûrlu bir sürette parlar. Hakîkati arayan gönüller için bir cennettir. Mesnevî’nin pınarları var, dalları var, budakları var, bu pınarlardan bir tanesine “Selsebîl” derler. Burası makâm sahiplerince, kalpleri uyanık insanlarca en hayırlı duraktır. En güzel dinlenme yeridir. Hayırlı insanlar, iyi kimseler, orada yerler, içerler, neşelenirler, ferahlanırlar. Mesnevî imanlılara şifâ, imansızlara hasrettir. Nitekim, Hakk: “Kur’ân-ı Kerîm ile çoğunun yolunu azıtır, çoğunun yolunu doğrultur. Hidâyete eriştirir.” demişlerdir. Şüphe yok ki Mesnevî, temizlenmiş kişiler için gönüllere şifâdır. Hüzünleri giderir. Kur’ân’ı açıkça anlamaya yardım eder. Huyları güzelleştirir. Gönülleri temiz insanlardan, hakîkati sevenlerden başkalarının Mesnevî’ye dokunmalarına müsâade yoktur.

Mesnevî âlemlerin Rabbi’nden gönüle inmiş hakikatleri ihtiva eder. Gerçekten de Mesnevî Rabbü’l-âlemîn tarafından ilhâm olunmuş bir kitaptır. Bâtıl, onun ne önünden gelebilir, ne de ardından. Allah onu korur.

Allah’ın rahmetine muhtaç zayıf kul, Belhli Hüseyin oğlu Muhammed’in oğlu Muhammed -Allah onun Mesnevi sini kabul buyursun- der ki: “Şaşılacak ve nâdir söylenir hikâyeleri, hayırlı ve büyük sözleri, delâlet incilerini, zâhidler yolunu, lafzı az mânâsı çok olan bu manzum Mesnevi’yi, dayandığım, güvendiğim zâtın, bedenimde rûh gibi hâkim bulunan kişinin dileği ile uzatmak ve etraflıca yayıp genişletmek için çalıştım, çabaladım. O zât, Hakk dininin Hüsâmı (kılıcı) Haşan oğlu Muhammed’in oğlu Hasan’dır. Allah ondan razı olsun. Aslen Urum’ludur. “Kürt olarak yattım, Arap olarak kalktım” diyen, kadri yüce Şeyh Ebu’l-Vefâ’nın soyundan, Allah, onun ruhunu ve soyundan gelenlerin rûhlarını kutlasın.

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’adır. Allah’ın Resulüne Allah rahmet eylesin… Selâmetler versin. Ve onun tertemiz soyunun ve sahabesinin hepsine rahmet etsin.

Âmin, yâ Rabbe’l-Âlemîn…

Ney’in ayrılıktan şikâyeti

•    Şu Ney’in neler söylediğini can kulağı ile dinle, o ayrılıklardan şikâyet etmededir.

•    Ney kendine has bir dille, hal dili ile diyor ki: “Beni kamışlıktan kestiklerinden beri, feryadımdan, duygulu olan erkek de, kadın da inlemekte, ağlamaktadır. Şu var ki beni dinleyen her insan, benim neler dediğimi anlayamaz,

•    Benim feryadımı duyamaz. Beni anlamak, beni duymak için, ayrılık acısı çekmiş, gönlü yaralanmış, içli bir insan isterim ki, acılarımı, dertlerimi ona anlatayım.

•    Aslından, vatanından ayrı düşmüş, oradan uzaklaşmış kişi, orada geçirmiş olduğu mutlu zamanı arar, o zamanı tekrar yaşamak ister, ayrıldığı sevgiliye tekrar kavuşmak arzu eder.

•    Ben her mecliste, her toplulukta, inledim, ağladım, durdum. Ben, huysuz insanlarla da, iyi insanlarla da düşüp kalktım.

•    Herkes, kendi anlayışına, zannına göre, benim dostum oldu. Ama, kimse benim gönlümdeki sırları araştırmadı, öğrenemedi.

•    Halbuki benim sırrım, feryadımdan uzak değildir. Fakat her gözde onu görecek nûr, her kulakta, onu işitecek, duyacak güç yoktur.

•    Ten candan, can da tenden gizli değildir. Fakat kimseye canı görmek izni verilmemiştir.

•    Ney’in şu sesi, gönlü yakan bir ayrılık, bir aşk ateşidir. Kimde bu ateş yoksa, o, maddî varlığından kurtulsun, yok olsun.

•   Ney’in sesindeki tesir, yakıcılık, onun içine düşen aşk ateşindendir. Hakîkat şarabında bulunan, insanı mest eden hal de, aşk coşkunluğundandır.

•    Ney, sevgilisinden ayrılmış olanın arkadaşıdır, dostudur. Onun yakıcı sesi, bizim Hakk’a kavuşmamıza engel olan perdelerimizi yırtınıştır.

•    Ney gibi bir zehri, ney gibi bir panzehiri, ney gibi bir dostu, ney gibi bir âşıkı kim görmüştür?

•    Ney, kanlarla dolu bir yoldan, aşk yolundan bahsetmektedir. O, sevgi yüzünden çöllere düşen Mecnun’un aşk hikâyelerini anlatmaktadır.

•    Bize, hak yolunu gösteren gerçek aşkın mahremi, dostu, aklını yitirmiş âşıklardan başkası değildir. Konuşan dile, kulaktan gayri müşteri, tâlib yoktur.

• Gamlı geçen günlerimiz uzadı ve sona ermesi gecikti. O günler, mutsuzluk, acılar ve ayrılık ateşleri ile arkadaş oldu da, yandı, gitti.

•    Günler geçip gitti ise varsın geçsin. Gam yeme, onlara de ki: “Geçin, gidin… sizin gidişlerinizden bizim korkumuz yoktur… Ey mübarek, ey temiz dost… Sen kal, sen var ol.

•    Hakk âşıkları, muhabbet deryâsının balıklarıdır. Onlar vuslat suyuna kanmazlar, bu sebeple balıktan başka herkes suya kandı, nasibi olmayanın da günü, uzadıkça uzadı.

….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıMesnevi Tercümesi
  • Sayfa Sayısı2070
  • YazarMevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
  • ISBN9789754372281
  • Boyutlar, Kapak, Ciltli
  • YayıneviÖtüken Neşriyat / 2006

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur