Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Yirminci yüzyılın başı, Osmanlı İmparatorluğu´nun etnik haritasının çizildiği, tebaanın etnik kökenlerine göre hesaplandığı, yerleşim alanlarının nasıl yeniden biçimlendirileceğinin sorgulandığı bir dönemeçtir. İttihat ve Terakki, Osmanlı Devleti´nin dinsel cemaatlere yönelik olarak kullandığı takibat metotlarını geliştirip “modernleştirerek” etnik kimlik temelli araştırmalar haline getirdi. Bir yanda etnik köken araştırmalarındaki “bilimsel” sıfatının cazibesi ve etkileme kudreti, diğer yanda milliyetçi politikaların harita, etnografya ve topografya üzerinde sınandığı “mühendislik” faaliyeti, 1913-1918 arasında imparatorluk nüfusunun bileşimini topyekûn değiştirdi. Fuat Dündar, İttihat ve Terakki´nin raporlar, kitaplar, araştırma heyetleri ve dergilerle biçimlendirdiği; nüfus kompozisyonuna dair gizli ve açık verilere dayanarak uygulamaya koyduğu ve en uzak bölgelerde en ince ayrıntısına kadar telgraflarla izlediği “iskân” politikalarını inceliyor. Rum, Bulgar, Ermeni, Kürt, Yahudi, Nasturi ve Süryanilere yönelik yer değiştirme, mübadele, tehcir, “yeniden iskân” etme siyasetinin hangi amaçlara dayandığını, bu amaçların nasıl biçimlendiğini ve kimler tarafından uygulandığını araştırıyor. Belge, harita, nüfus verileri, telgraflar ve şifreli emirlerle sürecin nasıl idare edildiğini çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor. Bu araştırma ile Anadolu´nun Türkleştirilmesi ve İslâmlaştırılmasının, coğrafyanın güvenilir “unsurlarla” tahkim edilmesinin, İttihat ve Terakki´nin milliyetçilik projesinin önemli bir ayağı olduğu anlatılırken, Osmanlı´dan Cumhuriyet´e devreden etnografik mirasın ve bakış açısının ne olduğu da çarpıcı bir biçimde ortaya konuyor.

***

İÇİNDEKİLER

İngilizce Baskıya Önsöz……………………………………………………………………7

Türkçe Baskıya Önsöz……………………………………………………………………..9

Giriş: Dönemleme, Kuram ve Yöntem…………………………………………………11

BÖLÜM I

Batı’nın Etkisi ve İlk Modernleşme Girişimleri………………………………………..21

1. Onsekizinci Yüzyıl Sonunda Osmanlı İmparatorluğu………………………..23

2. Gelenek ve Bid’at Arasında: Sultan Üçüncü Selim

ve “Nizam-ı Cedid”, 1789 -1807……………………………………………………….39

3. Sultan İkinci Mahmut’un İlk Yılları:

Merkez Denetimi Tekrar Ele Geçirmeye Çalışıyor………………………………..51

4. Sultan İkinci Mahmut’un Sonraki Yılları:

Reformların Başlaması……………………………………………………………………59

5. Tanzimat Dönemi, 1839-1871 ……………………………………………………..78

6. 1873-1878 Bunalımı ve Sonuçları………………………………………………..109

7. Gerici İstibdat ya da Islahatların Doruğu?

Sultan İkinci Abdülhamit’in Saltanatı…………………………………………………116

BÖLÜM II

Türk Tarihinde Jön Türk Dönemi, 1908-1950…………………………………….137

8. İkinci Meşrutiyet Dönemi…………………………………………………………….139

9. Bağımsızlık Savaşı…………………………………………………………………….194

10. Tek Parti Devletinin Doğuşu, 1923-1927……………………………………..242

11. Kemalist Tek Parti Devleti, 1925-1945 ………………………………………..257

12. Demokrasiye Geçiş, 1945-1950 ……………………………………………….299

BÖLÜM III

Huzursuz Bir Demokrasi……………………………………………………………….321

13. Demokrat Parti İktidarı, 1950-1960…………………………………………….321

14. İkinci Türkiye Cumhuriyeti, 1960-1980……………………………………….351

15. Üçüncü Cumhuriyet: 1980’den İtibaren Türkiye…………………………..405

Kaynakça İncelemesi……………………………………………………………………451

Kaynakça’ya Ek…………………………………………………………………………..479

Biyografiler ………………………………………………………………………………..481

Dizin………………………………………………………………………………………….515

İngilizce Baskıya Önsöz

Bir konuya tam hakim olmanın en iyi yolu, onu öğretmeye çalışmaktır. Bu gerçeği yıllarca önce, çiçeği burnunda bir üniversite mezunu iken benden çok daha genç öğrencilere Türkçe öğretmekle görevlendirildiğimde keşfetmiştim.

Bu öğrenciler her defasında bana, Türk dilinin girift yapısını ne kadar az bildiğimin ayırdına vardırmıştı. Bu gerçeği 15 yıl kadar sonra, Dr. Lester Crook, başlıca amacı bir öğretim malzemesi işlevi görmek olan bu kitabı yazmamı rica ettiğinde yeniden keşfettim.

Her ne kadar o zamana değin Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiş dönemi üzerine yıllardır araştırma yapıyor ve yazıyorsam da, bu çalışma bana yine, bilmediklerimin ve bilinmeyenlerin ne kadar çok olduğunu kavramamı sağladı.

Yine, yazdıkça öğrendim. Bu sebepten, bu kitabı okumak, bu kitabın yazımının bana, yazara, verdiği yararın yarısı kadar siz okuyucuya yararlı olursa, kitap fazlasıyla amacına hizmet etmiş olacaktır.

Akademik uğraşımda hep, en yararlı bulguların birçoğunun, kişinin meslekdaşlarıyla ve öğrencileriyle olan sohbet tarzındaki tartışmaların sonuçları olduğunu görmüşümdür.

Bu kişilerin katkıları, genellikle anonim olarak kalmakta, daha sonra bilinçaltına gömülmekte ve sadece bir kişinin kendi parlak fikirleri olarak yeniden ortaya çıkmaktadır. Bu isimsiz katkı sahiplerinden başka, bu türden sentetik bir çalışma, kuşkusuz sentezde kullanılmış olan monografilerin yazarlarına da yoğun biçimde bağımlıdır.

Bu kişilerin isim ve çalışmaları, kitabın sonunda yer alan ve kendilerine olan minnet borcumun derecesini gösteren kaynakça incelemesinde bulunmaktadır.

Birçok kişi bu çalışmanın bölümleri üzerine yorumlarıyla özel katkılarda bulundular: Nijmegen Katolik Üniversitesi’nden Dick Douwes, Amsterdam Üniversitesi’nden Prof. Jan Lucassen ve Prof. Rinus Penninx, Londra Üniversitesi Doğu ve Afrika Çalışmaları Okulu’ndan Dr. William Hale. Kitabın bölümleri bazı eski öğrencilerin çalışmalarını, bilhassa Nicole van Os, Jacqueline Kuypers ve Anneke Voeten’in master tezlerini de sonuç olarak vermektedir.

Dr. Lester Crook, metin üzerindeki titiz ve bilgili okuyuşuyla, açımlamalarıyla, bu kitabın layık olduğu her değere fazlasıyla katkıda bulunmuştur.

Bu kitap için ilk telkinde bulunan, Londra Üniversitesi Doğu ve Afrika Çalışmaları Okulu’ndan aziz dostum Dr. Colin Heywood olmuştu; kendisi, Prof. Bernard Lewis’in yeni bir devir açan Emergence of Modern Turkey (Modern Türkiye’nin Doğuşu) adlı çalışmasının yayımından otuz yıl sonra, bunun gibi bir kitaba ihtiyaç olabileceğini belirtmişti. Umut ederim, sonuç az çok beklediği gibi olmuştur.

Saskia’nın katkısı ise sabır ve tahammülün üstünde olmuştur; işte bu yüzden de eşlere genellikle önsözlerde övgüde bulunulur.

Nijmegen
Amsterdam/Ağustos 1992

Türkçe Baskıya Önsöz

Türkiye hakkında yazan bir yazar için, çalışmasının bizzat Türkiye’de çevrilip yayınlanmasından daha büyük bir iltifat olamaz. Bu bakımdan. Modernleşen Türkiye’nin Tarihi’nin Türkçede yayınlanmasını büyük bir memnuniyet ve şükranla karşılıyorum.

Baskıya sunulan metni okumuş olan Dr. Mete Tunçay’a, yayın için gösterdiği istekliliğinden dolayı İletişim Yayınları yayın yönetmeni Fahri Aral’a özellikle ve metnin Türkçesi için yapmış olduğu titiz çalışmasından dolayı Ömer Laçiner’e ayrıca teşekkür ederim. Onun ayrıntılara gösterdiği dikkat İngilizce metindeki bazı hataların zamanında düzeltilmesini sağlamıştır. Açıktır ki geriye kalan hatalar yazarın sorumluluğundadır.

Bir yabancının tümüyle doyurucu bir Türkiye tarihi yazabileceğinden kuşku duyanların söylediklerinde doğruluk payı olduğunu kabul ediyorum. Çalışmaları ne denli uzun süreli olursa olsun, bir yabancı, Türk tarihini “yaşamış” olan birine doğal gelen derin, kimi zaman sezgisel kavrayıştan yoksun olma durumundadır.

Öte yandan, dışardan bakan birinin farklı bakışının çok olumlu sonuçlarının olabileceğini de tecrübeyle biliyorum. Benim kendi ülkemin tarihini bilenler, İngiliz Boxer’ın ve daha da yakınlarda bir diğer İngiliz Jonathan Israel’in ve Amerikalı Simon Schama’nın Hollanda’nın tarih yazıcılığı üzerindeki etkilerini hatırlayacaklardır.

Onların çalışmaları, Hollanda’da tarihsel tartışmayı sarsmış ve Hollandalı tarihçileri yeni yanıtlar bulup ortaya çıkarmaya zorlamıştır.
Kuşkusuz özgün bir inceleme olmayan, daha çok, yakın zamanlardaki akademik çalışmaların sonuçlarını toplu bir inceleme içerisinde bir araya getirme girişimi olan bu kitabın, eğer Türkiye’de buna benzer küçücük bir etkisi bile olursa, yazar fazlasıyla memnun olacaktır.

Erik Jan Zürcher
Amsterdam,7 Temmuz 1995

Giriş: Dönemleme, Kuram ve Yöntem

Dönemleme, yani geçmişi açık seçik şekilde teşhis edilebilen ve birbirinden kolayca ayırt edilir şekilde farklılaşan dönemlere ayırmak, bilmez tükenmez bir tartışma konusudur. Aynı durum, dönemleri birbirinden ayırdığı varsayılan dönüm noktalarının ve kilometre taşlarının teşhisinde de söz konusudur.

Tarihçinin bu faaliyetini bir tartışma konusu haline getiren şey, her dönüm noktasının her kilometre taşının hem yeni bir gelişmenin başlangıç noktası, hem de bir önceki gelişmenin doruk noktası olmasıdır.

Bununla beraber, dönemleme ne kadar keyfî ve ne kadar tarihçinin kişisel tercihlerine tâbi olursa olsun, geçmişi anlaşılır şekilde ifade etmenin kaçınılmaz ve hatta vazgeçilmez bir aracıdır; aksi halde geçmiş, birbirlerinden ayrımlaşmamış olay ve kişilerin bir yığınından ibaret olacaktır. Bu kitabın adı bile, modern tarih (hatta modern Türkiye) diye bir şeyin var olduğunu ima etmektedir, ki bu da dönemlemenin bir sonucudur.

Dönemlemenin geçerli bir araç olabilmesi için, iki ayrı talebi karşılıyor olması gerekir. Birincisi, açıklayıcı değeri olmalıdır. Karşılaştırmalar gibi, dönemlemeler de genel olarak sınırsız sayıdadır, ama bunlar ancak, olayların akışını önemli gelişmeler görünür hale gelecek şekilde bölümlere ayırmamıza olanak sağladıkları takdirde bir iş görmüş olurlar.

İkincisi, dönemleme, tanımlanmakta olan dönemin gerçek gelişmelerini yansıtmalıdır. Dönemleme hepten bir tümevarım süreci olamaz. Bu da, tarihçinin dönemlemesine esas almayı gerektirecek kadar önemli bulduğu gelişmelerin, ya da başka deyişle, olayların büyük yığını arasında tarihçinin “tarihsel olaylar” olarak seçtiklerinin, birer doğru olarak varsayılması demektir.

Kuşkusuz, belirli her sahada geleneksel ayrımlar vardır ve bunlar o denli genelleşmişlerdir ki sıradan okuyucu bunları tarihsel olaylar, hatta doğal olgular olarak kabul etme eğilimindedir. Bu eğilimin bilhassa ders kitabı kullanan öğrenciler arasında güçlü olması şaşırtıcı değildir. Zaten böylesi bir kitaptan beklenen, tartışmak değil kesinlikle doğru olan olaylar sunmasıdır.

Bu kitap bazı bakımlardan Türk tarihinin geleneksel dönemlendirilişini örnek almakta, bazı bakımlardan da almamaktadır. Bu nedenle, bunun bir bakıma tarih çalışmasında kaçınılmaz olduğunu öne sürmektense, kitabın bu yönünü okuyucuyla tartışmam ve kitabın düzenleniş şekline ilişkin nedenleri sunmam daha iyi olacaktır.

Bu kitap üç bölüme ayrılmıştır. Bu bölünme, yazarın modem Türk tarihi için düşündüğü temel dönemlemeyi ifade etmektedir. Kitabın, 19. yüzyılda modem Türkiye’nin doğuşunun ilk evresini anlatan ilk bölümünde, başat gelişme olarak, Osmanlı İmparatorluğunda Avrupa’nın artan nüfusu ve bunun Osmanlı Devleti ve toplumunda yol açtığı tepkiler ele alınmıştır.

Avrupa’nın nüfusu, üç farklı ama birbirine etkisi olan alanda ortaya çıkmıştı: Osmanlı ekonomisinin gittikçe büyük bir bölümünün kapitalist dünya sisteminin bir parçası haline gelmesi; Avrupa’nın büyük güçlerinin artan siyasal nüfusu ki bu siyasal nüfus kendini, hem Avrupa’da bir savaşa yol açmadan Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalama girişimlerinde hem de onu ayrı bir siyasal varlık olarak muhafaza ederek ona egemen olma girişimlerinde açığa vurmaktaydı ve son olarak da, milliyetçilik, liberalizm, laiklik ve pozitivizm gibi Avrupa ideolojilerinin etkisi.

Avrupa’nın artan nüfusunun bu üç biçimi kolayca ayırt edilemez şekilde birbirine geçmiş ve karşılıklı olarak birbirlerini etkilemişti. Bu durum, Osmanlıların Avrupa’nın bu meydan okuyuşuna karşı göstermiş olduğu tepki için de geçerlidir.

19. yüzyılda bu tepki içerisinde iki çizginin varlığı ayırt edilebilir: bu çizgilerden birini, merkezi devlet ve onun hizmetindekilerin devlet aygıtını güçlendirme ve ülke yönetimini merkezileştirme girişimleri, diğerini ise, İmparatorluk halkının farklı kesimlerinin İmparatorluğun maruz kaldığı baskılara olan tepkileri oluşturmuştur. Farklı kesimlerin bu tepkileri 19. yüzyıl boyunca giderek Sultanın Hıristiyan ve Müslüman tebaası arasında bir yol ayrımına yol açmıştı.

Bu gelişmeler, bu kitabın birinci bölümünde anlatılacak olan Osmanlı İmparatorluğu tarihinin 19. yüzyıldaki olaylarının çerçevesini oluşturmaktadır. Bu gelişmeler ayrıca 19. yüzyıl Osmanlı tarihinin dönemlenmesine dayanak da oluşturmaktadırlar. Peki bu dönemleme tam olarak neye benzemektedir?

Bu bağlamda akla gelen ilk soru, Türkiye’nin “modern tarihi ”ne başlangıç noktası olarak neyi almalıyız sorusudur. Değişik yanıtlar verilmesi mümkündür ve bunlar kendi başlarına geçerlidir ama en geleneksel olan çözümden, yani Fransız Devrimi döneminden ve devrimin sebep olduğu sonuçlardan yola çıkmak en iyisi gibi gözükmektedir…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıModernleşen Türkiye'nin Tarihi
  • Sayfa Sayısı568
  • YazarErik Jan Zürcher
  • Çevirmen Yasemin Saner Gönen
  • ISBN9789750506031
  • Boyutlar, Kapak13,5x19,5 , Karton Kapak
  • Yayıneviİletişim Yayınları / 2012

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur