Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Değerler, ilkeler ve inançlar ile düşünce, anlama ve uygulama arasındaki farklılık çok temel bir konudur. Şayet geleceğimizi yoluna koymak için, anlamlı bir ıslah girişiminde bulunacaksak, bu konuda hemfikir olmalıyız. Bunların hepsi, ümmetin içinde bulunduğu krizin, aslında bir inanç değil düşünce, içerik değil yöntem krizi olduğunu ve esas olanın araçlar değil amaçlar olduğunu doğruluyor. Öyleyse, ciddi bir çalışmaya başlamak için bu nokta bir çıkış noktasıdır.
Düşünce yöntemi değişmez ve yaklaşımlar düzeltilmezse, Müslüman zihni hiçbir şeye karşı eleştirel ve derin bir bakış geliştiremeyecektir. Bunun yerine, bir başarısız çözüm arayışından diğerine sürüklenip duracaktır. Mevcut durumun devam etmesi ise, daha çok bölünmeye ve çöküşe sebep olacaktır.
Bu kitabın, medeniyetimizin çöküşünde en önemli sebep olarak görülen entelektüel ve kültürel gerileyişimizin nedenleri konusunda yapılacak araştırmalara daha fazla katkı sağlayacağını umuyoruz. Zira düşünsel krizlerin kökenlerine inilmemesi, ıslah girişimlerini kriz belirtileriyle uğraşmakla sınırlandıracak ve hastalık katlanarak büyüyecektir.
Müslüman Aklın Krizi, bu doğrultuda ciddi araştırmalara ve gündemlere kapı aralamak için atılmış önemli bir adımdır.

***

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Alemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun. Selam ve dualar onun son peygamberi ve elçisinin üzerine olsun.

Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı pıhtılaşmış kandan (alak’tan) yarattı. Oku! Kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren Rabbin, en büyük kerem sahibidir. (Alak, 96/1–5)

Allah sizi annelerinizin karnından bir şey bilmez halde çıkarmıştır. Belki şükredersiniz diye size kulak, göz ve kalp vermiştir. (Nahl, 16/78)

*

İçindekiler

Türkçe Baskıya Önsöz / 7

Önsöz / 11

Birinci Bölüm
Tek Çıkış Yolu Çağdaş İslami Çözüm / 15
Çözüme yaklaşım / 15
A- Taklitçi tarihsel çözüm / 19
B- Taklitçi yabancı çözüm / 23
Yakın tarihten örnekler / 27
Ümmet ve ithal çözüm / 28
C- Çağdaş İslami çözüm: Öze dönüş yaklaşımı / 30
Krizin tarihsel kökleri / 34
Siyasi zeminde değişiklik: Bedeviler, fitne ve halifeliğin yıkılışı / 34
Siyasi ve dini liderliğin birbirinden ayrılması / 37
Krizin merkezi ve ümmetin geleceği / 40
İnanç krizi değil, düşünce krizi /40
Araçlar mı, yoksa değerler ve amaçlar mı? / 42
Entelektüel soyutlanma: Taklit ve geriliğin sebebi /44

İkinci Bölüm
İslam Düşüncesinin Geleneksel Yöntemi / 47
Değerlendirme ve eleştiri / 47
Usûl: Tanım ve açıklama / 48
Şer’i ve Şer’i olmayan ilimler / 50
Sosyal bilimlerin ihmali / 56
Vahiy ve akıl arasında uyuşmazlık / 58
Entelektüel mirasımız: Dün, bugün ve yarın / 72

Üçüncü Bölüm
İslam Düşüncesinin Metodolojik İlkeleri / 77
İslam düşüncesinin metodolojik çerçevesi / 78
İslam metodolojisinin kaynakları: Vahiy, akıl ve evren / 81
İslam düşüncesinin ve metodolojisinin kökleri / 84
Tevhid /85
Hilafet /86
Ahlaki sorumluluk /87
İslam metodolojisinin temel konsepti / 90
Yaratılış ve varoluşun amaçlı oluşu /91
Hakikatin nesnelliği, şartların göreceliği /92
Başarı kavramı /93
Özgürlük /94
Tevekkül ilkesi /103
Eylemlerin nedenselliği /106
İslami metodoloji: Uygulama ve araçlar / 109

Dördüncü Bölüm
İslami Medeni Bilimlerin Kurulması İçin Gerekenler / 115
İslami metinlerin sınıflandırılması / 116
Kapsamlı bir medeniyet görüşü / 118
Sosyal bilimlerin temelleri / 120
İnsan varoluşunun İslami boyutları: Kolektif tekillik ve kapsamlı çoğulluk /124
Varoluşun amacı ve evrendeki düzenin nedeni / 128
Hakikatin evrenselliği İnsan doğasının ve sosyal ilişkilerin gerçekliği / 128

Beşinci Bölüm
Sosyal Bilimlerin Temelleri / 133
İslamileştirme ve eğitim bilimi / 135
İslamileştirme ve siyaset bilimi / 142
İslamileştirme, bilim ve teknoloji / 152

Altıncı Bölüm
İslam ve Gelecek / 155
Ümmetin karakteri ve geleceği / 156
İslamileştirme ve akademik kurumlar / 159
İnsanlığın gelecekteki seyri / 163
İslam toplumunun birliği / 164
İslam’ın bilgi üreticiliği / 166
İslamileştirme ümmetin sorunudur / 169

Dizin / 173

Türkçe Baskıya Önsöz

İslam ümmeti ve toplumlarının bir yol ayrımında bulunduğu günümüzde Müslüman Aklın Krizi’nin Türkçeye çevrilmesinden memnuniyet duymaktayız. Çünkü Türkiye, tarih boyunca ve günümüzde ümmet içinde merkezi bir rol üstlenmiştir.

Bu kitabın, medeniyetimizin çöküşünde en önemli sebep olarak görülen entelektüel ve kültürel gerileyişimizin nedenleri konusunda yapılacak araştırmalara daha fazla katkı sağlayacağını umuyoruz. Zira düşünsel krizlerin kökenlerine inilmemesi, ıslah girişimlerini kriz belirtileriyle uğraşmakla sınırlandıracak ve hastalık katlanarak büyüyecektir.

Türkiye’nin ve onun çağdaş deneyiminin, Müslümanların sentezci ve öykünmeci aşamadan, çözüm üreten ve tecdid/yenilenme aşamasına geçmesini sağlamak gibi çok önemli bir rolü vardır. Müslüman Aklın Krizi, bu doğrultuda ciddi araştırmalara ve gündemlere kapı aralamak için atılmış önemli bir adımdır. Batı sömürgeciliğinin İslam dünyası ile tarihsel ilişkileri ve çağdaş devlet yapısı nedeniyle Türkiye’ye yapılan değişik tanımlamalara karşın, “Uygarlık” teriminin kullanılmasını daha uygun bul-duğumu belirtmek istiyorum. Bu tanımlama, modern dünya koşullarında oluşturulan devlet ve sosyal düzenin, siyasal istikrarı gerçekleştirme olanakları, siyasi elitlerin hegemonyasının sınırlandırılması, yönetimin sivil toplum ve modern kurumlara devredilmesi gibi fonksiyonel ve kurumsallaştırıcı içeriğini de dikkate almaktadır.

İslam ve onun insanlığa sunduğu mesaj, ilke ve kavramların hedefi; özgürlük, adalet, dayanışma, dürüstlük, işini iyi yapma ve barış değerleriyle ilgilidir. Bu değerler ve ilkeler, tüm insanlığın yaratılıştan gelen bir kabulle üzerinde birleştiği fıtri değerlerdir. Bu konuda Müslümanın, Müslüman olmayandan bir farkı yoktur; ama bir Müslüman bu durumu özellikle iman ve ahlak açısından bir zorunluluk olarak kabul eder. Kişisel açıdan ise özgürlük, her bir insanın inancı doğrultusunda, yaşamındaki seçim hakkı esasına dayanır. Bu durum, insan özgürlüğünü garanti altına alan ve kutsayan İslam’ın, yeryüzünde insan varoluşunun temelinde yatan gerçeğin bir ifadesi olarak kendi kanaat ve seçimine göre hareket etmesi söylemi ile çelişmez. Müslüman için önemli olan, hayatın bozulmamış fıtri değerlere göre düzenlenebilmesi, doğru değer ve ilkelere inanç ve davet özgürlüğünün olmasıdır.

Osmanlı devleti ve hilafetinin ardından Latin alfabesine geçilmesi Türkiye’nin, Kur’an dili Arapçayla bağının zayıflamasına yol açmış ve bu ülke kendine özgü şartlar içinde gelişimini sürdürmektedir.

İslam aleminin geri kalanı ve özellikle Arap dünyası, günümüze değin İslam düşünce ve kültürünü dejenere eden çok ağır bir mirasın altında ezilmektedir.

Bütün gücümüzle Batı’yı taklit etmeye başlamamızın üzerinden neredeyse iki asırdan daha fazla bir zaman geçmesine rağmen, hâlâ bir çözüme ulaşılamamıştır. Bu nedenle, Müslüman toplumların ve düşünürlerinin, medeniyetinimizin çöküşüne de tanıklık eden asırlar içinde oluşan inanç ve düşünce mirasımız üzerinde uzmanlaşmaları vazgeçilemeyecek bir sorumluluktur. Aksi takdirde medeniyetimizin ihyası, hayalden ibaret kalacak ve her geçen gün Batı ile aramızdaki mesafe açılarak geri kalmışlığımız devam edecektir.

Müslüman Aklın Krizi’nin Türkçeye çevrilmesi, devlet düzeninin kurulması ve kurumsallaşması yönünde Türkiye tecrübesinden de faydalanılması konusunda atılmış önemli bir adım sayılmalıdır. Bu tercümenin, medeniyetimizin çöküşüne sebep olan İslam düşünce ve kültürünün deformasyonu gibi konuların derinliğine düşünülmesine katkıda bulunacağı kanaatindeyim. Müslümanların inancının, düşüncesinin ve kültürünün uğradığı tahribatın bilinmesi, gerçek ve mümkün olan bir tedavi ve ıslah için çok önemlidir; aksi halde ümmetin geçici hastalıkları ve komplikasyonları ile uğraşmanın ötesine geçemeyiz. “Dinin yenilenmesi” terimiyle anlatılmak istenen, zaman ve mekansal boyutlarıyla karşılaşılan imkanlar ve zorlukların ışığında, ümmete ait prensip ve değerlerin araştırılmasıdır. Bu çerçevede Türkiye tecrübesinin, kökenleri, potansiyel gelişimi, yerel, bölgesel ve küresel boyuttaki etkileri iyi değerlendirilmelidir.
Allah’tan İslam ümmetine ve tüm insanlığa rehberlik ve doğru düşünce nasip etmesini niyaz ediyorum.
Muhakkak O, işiten ve duaları kabul edendir.

Abdulhamid Ebu Süleyman
18.03.2012

Önsöz

Müslüman Aklın Krizi adlı eser, özgün dili Arapça olan ve daha detaylı bir anlatıma sahip bir yapıtın kısaltılmış çevirisidir. Konusunu kavrayıp takip edebilmenin zaman zaman güç olduğu bu kitap, çağdaş Müslüman toplumların içinde bulunduğu ‘hastalığın’ kökleri üzerine Müslüman aydınlar arasında ciddi bir tartışma platformu oluşturmayı hedeflemektedir.

Kitabın İngilizce çevirisi, Sovyetler Birliği’nin dağılması ve iki kutuplu dünya sisteminin çöküşünden kısa bir süre sonra yayınlanmıştır. Bosna, Keşmir, Güney Sudan, Somali, Filipinler, Burma, Filistin, Afganistan, Cezayir ve daha dünyanın birçok yerinde İslam karşıtları, Müslümanlara karşı saldırganlıklarını sürdürüyorlar. Ne yazık ki, bu dehşet verici durumlar, ümmetin içinde bulunduğu krizi daha da kötüye götürüyor. Fakat söylenmesi gereken daha önemli bir gerçek var; sıkıntının asıl kaynağı kendi zayıflığımız ve yetersizliğimizdir. İlk Müslüman kuşaklarla sonrakiler arasındaki en büyük fark, belki de ilk Müslümanların hem fiziksel hem psikolojik anlamda güçlü yetiştirilmiş olmalarıdır. Mekke’nin fethinden önce, Kabe’yi tavaf edenlere peygamberimizin “dimdik ayakta durup güçlerini göstermeleri” buyruğundaki dinamizm, ilk Müslümanların hayatından hiç eksik olmamıştır.

Kur’an ve peygamberimizin örnekliği arasındaki bağ, metodoloji, Sünnet’teki zaman ve yer boyutu, ümmetin siyasi ve dini entelektüel liderleri arasındaki ayrılıklar bu kitapta kısaca ele alınmıştır. Bu kitabın genel görüşü, kitleleri kontrol altında tutmak için siyasi liderlerin güç kullanmalarına karşılık, entelektüel liderlerin duygusal ve psikolojik yöntemler kullanmış olduğudur. Bu iki yönlü baskının kıskacına giren Müslüman zihninde bariz kısıtlamalar oluşmuş ve ümmetin karakterinde öylesine bir düşüş yaşanmıştır ki, artık inisiyatif alma, kendi adına düşünebilme ve bir şeyleri değiştirebilme gücünü neredeyse kaybetmiştir.

Günümüzde bu meselelere değinmek, onları açık ve dürüst bir şekilde ele almak gerekmektedir. Kur’an ve Sünnet’in anlaşılıp yeniden yorumlanarak yaşanmasında endişelerden ve batıl inançlardan kurtulması bir zorunluluktur. Bununla birlikte dikkat etmemiz ve öncelik vermemiz gereken esas konu, genç Müslüman kuşakların eğitimi ve yetiştirilmesi olmalıdır.

Gereken değişikliği başlatmak, doğrudan Müslüman aydınların sorumluluğundadır. Ümmeti son birkaç yüzyıldır mahkum eden psikolojik zincirleri kırmak, Müslüman aydınların yükümlülüğüdür. Sıkıntının gerçek sebebini onlar tespit edip çözüm önereceklerdir. Ancak bundan sonra, tevhid, kardeşlik ve adaletin kendisinde temsil edildiği doğru bir İslami hayata ulaşabiliriz. Müslümanlar dinamizmlerini, cesaretlerini ve ahlaklarını geri kazandıklarında, sadece kendilerine değil, tüm insanlığın gelişimine katkıda bulunacaklardır.
Allah’tan yardım umuyor ve O’na güveniyoruz.
O tüm koruyucuların ve yardım edenlerin en iyisidir.
Alemlerin efendisi ve rabbi Allah’a hamd olsun.

Abdülhamid Ebu Süleyman 1993
Herndon, Virjinya, ABD

Birinci Bölüm
TEK ÇIKIŞ YOLU ÇAĞDAŞ İSLAMİ ÇÖZÜM

Çözüme yaklaşım

Ümmet hakkında incelemede bulunan ve çalışma yapan herkes, beşeri ve maddi kaynaklarının, ilke ve değerlerinin zenginliğine rağmen, İslam toplumlarının günümüzdeki geri kalmışlığını, siyasi yozlaşmışlığını ve çektiği acıyı kolaylıkla fark edecektir. İşte bütün bunlar, ümmetin içinde bulunduğu krizin özüdür. Böylesine bir geri kalmışlık ve amaçsız varoluş, ümmetin en büyük meselesidir. Her zaman için öncü ve sorumlu insanların vicdanını temsil eden İslam ümmetinin kendini yenilemesinden, yeniden uyanış için çaba sarf etmesinden daha doğal bir şey olamaz.

Ümmetin yapısal eksikliklerini gidermek ve söz konusu bunalıma başarılı bir şekilde müdahale edebilmek için önce bu eksiklik ve sıkıntıların esas sebeplerini anlamalıyız. Aslına bakarsanız, ümmetin günümüzdeki zayıflığı ve geri kalmışlığı, onun varlığını; yaşam tarzı ve düşünceleri, değerleri ve kurumlarıyla birlikte, Batı medeniyetinin tehdidine maruz bırakmıştır. Bu bize, ümmetin her yönüyle kapsamlı ve derin bir analitik incelemeye tabi tutulmasının ne kadar gerekli olduğunu göstermektedir. Ancak bu şekilde ümmeti söz konusu krize sürükleyen ve sürüklemekte olan etkenlerin izini sürebiliriz.

Son birkaç yüzyıldır gerileme süreci yaşayan Müslümanlar az sayıdaki küçük ve ücra bölgeler dışında, Avrupa emperyalist gücünün hakimiyeti altına girmiştir. Daha kötüsü, günümüzde de aynı etki alanının içinde kalmaya devam etmektedir. Müslümanların stratejik değere sahip toprakları, yabancı sanayi için önem taşıyan pazarları, hammaddeleri ve ucuz iş gücü için küresel güçler, yarışa girmiş durumdadır. Bütün bunlar da, söz konusu avantajlarına rağmen kendini beslemekten aciz düşen Müslümanların; bilimsel ve teknik üslere, sanayiye, teknik deneyime, gelişmiş teknoloji kurumlarına ve bağımsız bir güç olmak için diğer tüm unsurlara ciddi anlamda gereksinim duyduğu bir zamanda olmaktadır.

Müslümanların gerileme sebepleri çok eski tarihlere dayanır. Birçok ulus, çöküşten önce büyük zenginliklerin ve daha önceden elde edilmiş refahın sefasını sürmüştür. Bu sebeple, çöküşün tarihsel sebeplerini idrak edebilmek diğer nedenlere oranla daha zor olabilir. Bu durum, ilk dönemlerinde zenginliğe, ilim ve öğrenim merkezlerine, bireysel servetlere ve bayındırlığa sahip olan ümmet için de geçerlidir. Ümmet topraklarındaki genişlemenin durması, yolsuzluğun yaygınlaşması, taarruzdan savunmaya geçişteki durum değişikliği, Bağdat, Kudüs, Kurtuba gibi farklı yerlerdeki kayıplar, aslında yaklaşmakta olan çöküşün habercisiydi.

Kurtuluş umudumuzu yitirmemek ve çöküşümüzün gerçek nedenlerini anlamak istiyorsak hastalığın belirtilerinin ve gelişim aşamalarının esas nedenlerinden ayırt edilmesi oldukça önemlidir. Tarihsel olarak sapkın inanç, mezhep ve fırkaların yaygınlık kazanması ümmetin başına ilk defa gelmemektedir. Bu olgu, Sabiilik, İsmaililik, Nusayrilik, Dürzilik ve diğer mezheplerle birlikte başlamıştır. Günümüzde ise Bahailik, Ahmedilik, Kadıyanilik ve milliyetçilik formlarındaki benzeri sapkınlıkların tam ortasında bulunmaktayız.

İslamiyetin erken dönemlerinde Müslümanlara tehdit oluşturan Roma ve Pers imparatorluklarına karşı koyabilmek için İslamiyeti henüz kabul etmiş bedevilerden sivil ve askeri olarak destek almak zorunda kalındığı bir dönemde, söz konusu mezheplerin, daha o zamanlar kök salmaya başlamış bir hastalığın belirtileri olduğu görülmektedir. Bu kabileler, zihniyetleri tam anlamıyla İslami öğretilerin süzgecinden geçmediği için, kısa bir süre içinde ciddi ayaklanmalara sebep oldular. Nihayetinde İslam devletinin başkenti olan Medine’ye saldırarak Halife Osman bin Affan hükümetini devirdiler. Bu olay, hem İslam hem İslam öncesi öğreti ve inanışların karışımını benimseyen etnik eğilimli ve aşiret ağırlıklı daha küçük devletlerin oluşmasına yol açtı.

Müslümanların içine saplandığı batağın derinliği, karşı karşıya olduğu tehdidin ciddiyeti ve içinde bulunduğu krizin boyutu üzerine biraz düşünecek olursak; durumun vahametini anlayabilir ve daha da kötüye gitmesini önlemek için acil önlemler alınması gerektiğini idrak edebiliriz. Her ne kadar bu olumsuz gelişmeler açıkça ortada bulunsa ve aklı başında her insan bu konuda görüş birliğine sahip olsa da, iş bu sorunların çözümüne geldiğinde, hemen hemen hiç kimse bir çözüm önerisi veya çözüme giden yol üzerinde mutabık kalamamaktadır. Etnik merkezciliğin, milliyetçiliğin, ateistliğin, anarşi ve sınır tanımazlığın gittikçe yayılması, durumu daha da karmaşık bir hale getirmektedir. Bu arada reform yanlısı olduğunu iddia eden bazı insanlar, yabancı ideolojileri ellerinden geldiğince yaymaya çalışarak ümmete düşmanlık etmektedirler. Çünkü onlar, bu ideolojilerin sağlıklı bir topluma işaret ettiğini iddia ederler veya ilerleme ve reform için başlangıç noktası olduğunu savunurlar.

Bizim ilk yapmamız gereken şey, krizle mücadele için gerçek bir başlangıç noktası belirlemektir. Belki de önce, ümmetin önündeki başlangıç noktası seçeneklerini ele almalıyız.
Bu alternatifleri üç ana kategoride toplayabiliriz:
Taklitçi Tarihsel Çözüm: Bu çözüm alternatifinde, dönemsel ve bölgesel şartlar göz ardı edilerek, geçmişte başarılı olmuş İslami çözümler, günümüzdeki sorunlara uygulanır.
Taklitçi Yabancı Çözüm: Özünü çağdaş Batı’nın (seküler ve materyalist) kültürel deneyimlerinden almış çözümleri uygulamayı içerir ve genellikle ‘yabancı çözüm’ olarak adlandırılır. Bu çözüm yolu; bireycilik, totaliterlik, laiklik, ateizm, kapitalizm veya Marksizm şeklinde kendini gösterebilir.
İslami Çözüm: Öze dönüş¹ alternatifinde, ümmetin meseleleri, özgün İslami kaynaklardan elde edilen bilgilerle çözülmeye çalışılır.
. Ümmetin kurtarılması ve canlandırılması arayışında gereken ön koşullar şunlardır:
. Sağlıklı ve sağlam bir yaklaşım,
. Bu yaklaşıma tam bir bağlılık,
. Hedeflere ulaşmak için gereken sorumlulukları uygulama kararlılığı,
. Başarıyı garanti edecek tüm uygulanabilir şartların sağlanması ve ümmetin eğitilmesi.

Doğru yaklaşımın insanlara tanıtılmasına, Müslüman toplumun önemli simaları olarak gördüğümüz yazar, düşünür ve liderlerine çözüm önerimizin en önemli hususlarını açıklayarak başlayabiliriz. Böylece, yaklaşımımızın mümkün olan en iyi yaklaşım olduğu yönündeki kanaatimizi onlar da paylaşabilirler.

Belki de çözüm önerimizi tanıtmanın en etkili yöntemi, diğer yaklaşımların hatalı yönlerini ve neden yanlış olduklarını açıklamaktır. Daha sonra ise, doğru çözümü sunarak bu yaklaşımın neden benimsenmesi gerektiğini anlatmalıyız. Elinizdeki kitapta kullanılan yöntem budur. Deyim yerindeyse, kültürel işgalciler tarafından saldırıya uğrayan Müslümanlar, şaşırtılarak yoldan çıkarılmaya çalışılmaktadır. Bu yüzden, onların sunduğu çözüm önerilerinin işe yaramayacağının anlaşılması zorunludur. Bu sayede ümmet, kendisi için en iyi çözüm yolunun ne olduğuna kendisi karar verebilecektir.

A- Taklitçi tarihsel çözüm

Tarihsel çözüm, Müslümanların geleneksel çözüm yolu olagelmiştir. Doğal olarak bu yaklaşım, zamana dayalı, geçici, yerel şartların ve ümmete ilişkin değerlendirmelerin farklılığını göz ardı ettiği için, ümmetin arayışına cevap veremez. Tarihsel çözüm, son zamanlarda modern çağın meselelerine karşı arka arkaya başarısız olmuş, ümmet ve ümmetin düşüncesinin bekasını tehdit eden unsurları uzaklaştırmada yetersiz kalmıştır. Geleneksel çözümler, gerçekten etkili bir yöntem olsaydı, bugün içinde bulunduğumuz kriz, çöküş ve yaklaşmakta olan daha büyük tehlikelerden hiçbirisi olmazdı. Geleneksel yaklaşım kendisini etkisiz bırakan etkenleri göz önüne almayı başaramadı ve sonuç olarak soruna herhangi bir çözüm getiremedi. Bu nedenle geleneksel yaklaşımın etkisizliğini açıklamak için, artık bahaneler bulmanın anlamı kalmamıştır.

————

1     Öze dönüş anlamındaki “asale” kelimesinin anlamı “köktencilik” ile karıştırılmamalıdır. Burada “asale” daha ziyade, özgün İslami ilkelerden yola çıkarak, zamanın değişen şartlarına uygun ve yenilikçi uygulamalara işaret eden geniş kapsamlı bir terimdir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıMüslüman Aklın Krizi
  • Sayfa Sayısı176
  • YazarProf. Dr. Abdülhamid A. Ebu Süleyman
  • ÇevirmenYasemin Savur
  • ISBN9786056289415
  • Boyutlar, Kapak13x23, Karton Kapak
  • YayıneviMahya Yayıncılık / 2012

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur