Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Rüyaların Gizli Dünyası
Rüyaların Gizli Dünyası

Rüyaların Gizli Dünyası

Melinda Powell

Hayatımızın yaklaşık altı yılını rüya görerek geçiriyoruz. Ancak çok azımız rüyaların amacını anlıyor ve zihnimizin rüyalar aracılığıyla kendimiz ve dünyamız hakkında neler anlattığını çözümleyebiliyor….

Hayatımızın yaklaşık altı yılını rüya görerek geçiriyoruz. Ancak çok azımız rüyaların amacını anlıyor ve zihnimizin rüyalar aracılığıyla kendimiz ve dünyamız hakkında neler anlattığını çözümleyebiliyor.

Birleşik Krallık’taki Rüya Araştırmaları Enstitüsü’nün kurucu ortağı olan psikoterapist Melinda Powell, rüyalarımızı daha iyi anlamanın hayatımızı nasıl iyileştirebileceğini ortaya koyuyor. Uykunun önemini ele alan Powell, kâbus korkusundan bilinçli lüsid rüyalara uzanan bir hatta, rüyalarımızda gördüğümüz renklerin, manzaraların, mekânların anlamlarını araştırıyor, doğru bilinen yanlışlara dikkat çekiyor.

Rüyaların Gizli Dünyası: Rüyalar Bize Kendimiz Hakkında Ne Söyler ve Dünyamızı Nasıl Değiştirirler? hayata daha sağlıklı, daha dengeli bir şekilde yaklaşmak için rüyalarımızı bir rehber ve ilham kaynağı olarak kullanma yolunda bize el uzatıyor.

İçindekiler

Teşekkür …………………………………………………………………………………………. 15
Önsöz ……………………………………………………………………………………………… 19
Yazarın Önsözü ………………………………………………………………………………. 23
1 Rüya Denizi: Gizli Derinliklerin Keşfi……………………………………. 31
2 Uyku ve Rüyaların Bilimi ve Sembolleri………………………………… 45
3 Rüyalar, Ağaçlar ve İmgesel Zihindeki Kökleri:
Uyanık Geçirilen Hayatı Dönüştürmek………………………………….. 63
4 Kayaların, Taşların ve Minerallerin Dili: Vaka Örneği ……………. 85
5 Rüyaların Prizmasından Geçirilen Işık…………………………………… 97
6 Renklerin Gizemi ve Büyüsü: Mavi Üzerine Bir Çalışma……… 109
7 Rüyaların Geometrisi ve Bilincin Boyutları ………………………….. 125
8 Rüyalardaki İyileştirici Varlığın Gücü ………………………………….. 143
9 Kâbuslar: Korkudan Özgürlüğe …………………………………………… 159
10 Derinlere Yolculuklar: Lüsid Rüya ve Lüsid Teslimiyet………… 177
11 Sonsöz: Rüyalara İhtiyaç Duyan Bir Dünya İçin…………………… 197
Kaynakça ………………………………………………………………………………………. 201
Görsel Hakları……………………………………………………………………………….. 221
Alıntı Metin Hakları ……………………………………………………………………… 223
Dizin……………………………………………………………………………………………… 225

Önsöz

Melinda Powell’ın bu eşsiz kitabı, mevcut rüya literatüründeki bir boşluğu dolduruyor. Yani insani ile spiritüel doğalarımız arasındaki İmgesel Zihin’in köprü işlevinin hayati önemini anlatıyor ve resmediyor. Melinda’nın kitabı, dünyayı ve onun içindeki yerimizi nasıl gördüğümüze dair aşırı koşullanmış bakma kapasitemizi rüyaların nasıl ortaya çıkardığını; sorunlarımıza, kendimize ve genel anlamda hayata dair sınırlı bakış açımızı gösteriyor. Melinda’nın da dile getirdiği üzere rüyalar yaralarımızı, kalkanlarımızı ve yanılsamalarımızı ortaya çıkaran ayna işlevi görür.

Fakat zihnimizi geçmişin etkilerinden arındırabilir ve kendimizi iyileştirebilirsek İmgesel Zihnimiz, rüyaların gizli spiritüel doğamızın hazinesini ortaya çıkardığı aynaya dönüşür. Melinda kolaylıkla okunan ve detaylı araştırmalar yaparak yazdığı bu kitapta, rüyaların yeni bir zihin psikolojisinin önemli alanlarından biri haline gelebileceğini öne sürüyor; zihinsel odağı tamamen bilişsel veya bilişsel sinirbilim modelinden zihnin yaratıcı potansiyelinin çok boyutlu görünümünü benimsemeye yönlendiriyor. Rüyalarımızı gözden geçirerek ve onlarla bilinçli etkileşim kurarak içimizdeki evrenin güzelliklerini keşfedebileceğimizi gösteriyor. Mistik geleneklere göre bu güzellikler, çevremizdeki doğal dünyanın güzelliğine de yansıyor. Bunun aksi de geçerli; Melinda’nın ısrarla savunduğu üzere, zihinlerimizde yarattığımız –ve rüyalarımızla kâbuslarımıza da yansıyan– karmaşa ve karışıklıklar,bugün dünyadaki kirli ve çorak arazilere, insanlığın yarattığı yıkıma dikkate değer benzerlikler taşıyor. Melinda’yla ilgili ilk hatırladığım şey, Transpersonal1 Psikoterapi eğitim programı sırasında, büyük önem taşıyan bir rüyasının üstünde “Büyük Rüya” çalışmaya gönüllü olmasıydı.

Bu Ayık Rüya keşfinden ne çıkacağı hakkında hiçbir fikrim yoktu; deneyim güçlüydü ve Melinda’nın hayatında çarpıcı bir değişim başlattı. Nihayetinde olağanüstü lüsid rüya kapasitesini daha derinlemesine keşfetmeye başladı. Bunu takip eden olağanüstü lüsid rüyalar, bilincin incelikli âlemlerini temsil eden giderek güzelleşen manzaralar tanımlıyordu. Işık ve “Siyah Işık” imgelerde sık sık ortaya çıkıyordu. Yüzlerce lüsid rüya boyunca Melinda, Aziz Yuhanna ve diğer mistik kişilerin derin spiritüel uyanışın başlangıcı diye bahsettiği “Siyah Işık” deneyimine kendini giderek daha derinden teslim etmeyi öğrendi. Melinda’yı Uluslararası Rüya Çalışmaları Derneği’nin (IASD)2 yıllık konferansına katılması ve rüyaları hakkında konuşması için teşvik ettim. O zamana kadar Melinda, bu “Siyah Işık” deneyimlerindeki bilinçli tutumunu “Lüsid Teslimiyet” olarak betimlemeye başlamıştı; ruhsal uyanışa giden yolu anlatmak için ürettiği bir tabirdi bu. İkimiz de benötesi rüya araştırmalarının önemi konusunda aynı görüşleri paylaştığımız için, rüya araştırmalarını teşvik eden bir enstitüye ihtiyaç duyulup duyulmayacağını tartıştık. Bu da Londra’daki Danışmanlık ve Psikoterapi Eğitimi Merkezi’nin (CCPE)3 genişleyen çalışmalarının bir uzantısı olarak Rüya Araştırmaları Enstitüsü’nün (DRI)4 kurulması ve Melinda’nın kurucu ortaklığı ve direktörlüğü üstlenmesiyle sonuçlanacaktı.5 Bu gelişmelerin yanı sıra Melinda, CCPE’nin öğrenci psikoterapi uygulama stajlarını ve aslen Richard Branson’ın 40 yıldan uzun süre önce telefonla danışma merkezi hizmeti için başlattığı hayır kurumu HELP’i yönetme ve canlandırma rolünü de üstlenmişti.1 Yıllar içinde bu hizmet, psikoterapötik desteğe ihtiyaç duyan insanlara yardım eden bir ücretsiz danışmanlık merkezine dönüştü. Melinda’nın eğitimi ve deneyimi, adanmışlığı ve dürüstlüğü sayesinde kuruluş her yıl yüzlerce kişiye kısa ve uzun vadeli psikoterapi sunan ve büyük ölçüde kendi kendini finanse eden bir yer haline geldi. Melinda’nın rüyalarında bizzat ortaya çıkan şeylerin çoğu, 20 yılı aşkın profesyonel psikoterapi deneyimiyle birlikte bu kitapta bir araya getirilmiş ve sunulmuştur. Melinda, rüyalar üzerinde çalışarak insan gelişiminin olanaklarını açıkça ortaya koymuştur. Özetle bu kitap bilinçli zihnin ötesinde hepimizin içinde bulunan tarifsiz insan ruhunun, insani ve ruhani doğalarımız ile ortak insanlığımız ve parçası olduğumuz doğal dünya arasındaki ilişkiyi geliştirmeye yardım edebilmenin yollarını gösteriyor.

Dr. Nigel Hamilton 

Yazarın Önsözü

Ekolojik krizlerin dünyadaki yaşamı tehdit ettiği, çocukların, “Gezegenle ilgili en önemli gerçekler bize öğretilmiyorsa gerçekleri öğrenmek için neden okula gidiyoruz?”2 diye sorduğu bir dönemde, niçin rüyalar üzerine kitap yazalım ya da okuyalım ki? Ayrıca varoluşumuzun temel unsurlarından rüya görme yeteneğimizin okul müfredatında ya da gündelik konuşmalarımızda neden yer almadığını da sorabiliriz. Rüyalar bize kendimizi, başkalarıyla kurduğumuz ilişkileri ve içinde yaşadığımız doğal dünyayı anlatır. Rüyalar fizyolojik ve kişisel gelişimimizde hayati rol oynar. Ağacı ışıkla dolu atmosfere bağlayıp fotosentez yoluyla dünyaya hayat üfleyen sayısız yaprağa benzer rüyalar; içsel ve kişisel deneyimimiz ile dış dünya arasında köprü kurarak içimize de yeni bir hayat üflerler. Gördüğümüz rüyayı umursamadığımızda, kökleri dünyaya tutunan bilincimizin doğasını da görmezden geliriz.

İmgelemimiz Dünya’yı görür, sesimiz onunla konuşur ve ellerimiz ona uzanır. Uykumuzda Dünya rüya görür. Rüyalarımıza kulak verirsek, her gece kendimizdeki ve yaşamın gizemli topraklarındaki yeni olanaklara uyanırız. Rüyalar âlemine atfettiğimiz değer, hayata ilişkin farkındalığımızı artırır. Modern yaşamda düşünmeye, uyumaya, hatta rüyalara bile ayıracak vaktimiz yok. Geceyle gündüzün doğal ritimlerini, mevsimlerin döngülerini ya da almak ile vermek, yapmak ile olmak, zihin ile kalp, beden ile ruh arasındaki dengeyi önemsemeden yaşamaya alıştık.

Çalar saatin sesiyle doğal olmayan bir şekilde uyandığımızda gün doğayla uyumsuz başlıyor; böyle uyanan tek tür biziz! Gezegenin hızla ısınması, bizim “aşırı ısınmış” hayatlarımızı yansıtıyor. Doğal dünyanın kirlenmesi, insan psişesindeki derin dengesizlikle paralellik gösteriyor. Doğaya karşı saygısızlık, insanlığın hem gerçek hem de rüya âlemine ilişkin düşüncesiz dünya görüşünü yansıtıyor. İçsel dünyamızın kültürel ihmali, Dünya’nın doğal dokusunun tahrip edilmesinde kendini gösterirken gerçek bir kâbusa dönüşüyor. Dünya’nın küresel ölçekte ormansızlaştırılmasının nasıl da türümüzün ortak yaşama yaklaşımındaki tek taraflılığını yansıttığını düşünün. Sanayi Çağı’ndan önce ormanlar gezegenin yarısını kaplıyordu. Şimdiyse yarısından daha azı varlığını sürdürüyor ve yalnızca beşte biri el değmemiş durumda.3 İnsan nüfusu arttıkça, yaşamlarımızın ve teknolojilerimizin hızı arttıkça gezegenin kaynaklarını, özellikle de ağaçları tüketme hızımız da artıyor; hem kendimizi hem gezegendeki yaşamı riske atıyoruz.

Her bir ağaç yılda 22 kilogram karbondioksit soğuruyor.1 Ağaçlar yok edildikçe küresel ısınmaya yol açan karbondioksit seviyelerinin artışına karşı koymanın en etkili yolunu kaybediyoruz. Yine de ağaçları giderek artan bir hızla kesmeye devam ediyoruz. “Gelişmiş ülkeler”de 800 milyon kişinin sağlıksız uykudan mustarip olduğu tahmin edilirken2 bu endişe verici istatistikler rüyaların sembolik anlamda “kesilmesi”yle, rüya âlemimizi beslemek için gereken ortamın, başka bir deyişle iyi bir gece uykusunun yok edilmesiyle ilişkili olabilir mi? Böyle bir dünyada, 2016 yılı itibarıyla Birleşik Krallık’taki doktorların yılda 64 milyondan fazla antidepresan reçete etmesine, bunun önceki on yıla göre yüzde 108’lik artış anlamına gelmesine şaşırmalı mıyız?3 Dünyada her yedi kişiden birine ruh sağlığı bozukluğu veya madde bağımlılığı teşhisi konuluyor – 2019’da tahminen 1,5 milyar kişi demek bu.

Gelişmiş ülkelerde, ruh sağlığı harcamaları ve üretkenlikteki kayıplar gayri safi milli hasılanın en az yüzde 4’üne,5 sadece Birleşik Krallık ekonomisinde yaklaşık 100 milyar sterline tekabül ediyor.6 1983 yılında biliminsanları gezegendeki yaşamın, karbondioksit seviyelerini ayarlayarak dünya atmosferini dinamik ve sabit birdüzeyde tuttuğu hipotezini ortaya attı.

2001 yılına gelindiğinde ise 1.000 biliminsanı şunu cesurca ilan etti: Yeryüzü Sistemi fiziksel, kimyasal, biyolojik ve insan bileşenlerinden oluşan ve kendi kendini düzenleyen tek bir sistem gibi davranır. Bileşenler arasındaki etkileşimler ve geri bildirimler karmaşıktır; ayrıca çok ölçekli zamansal ve mekânsal değişkenlik gösterir. Yeryüzü Sistemi’nin doğal dinamiklerinin anlaşılması … insan kaynaklı değişimin etkilerinin ve sonuçlarının değerlendirilmesi için sağlam bir temel teşkil eder.Rüyalar, içsel dengemizi korumak için Doğa’nın en etkili yollarından biridir. Uykunun ve rüyaların kişisel esenliğimize, daha geniş ölçekte de yeryüzünün esenliğine sunduğu katkıları yeni yeni idrak etmeye başladık.

1954 yılında, uykudaki hızlı göz hareketlerini rüyalarla ilişkilendiren ilk bilimsel kanıttan4 yalnızca bir yıl sonra ve nörolojik görüntüleme çalışmalarının rüya görme ile sağlıklı insan gelişimi arasındaki önemli bağlantıları ortaya çıkarmasından çok daha önce, psikanalizin kurucusu Carl Jung, psişenin “tıpkı bedenin yaptığı gibi dengesini koruyan ve kendi kendini düzenleyen bir sistem”e benzer hareket ettiğini öne sürdü.5 Bu kitapta sizden, daha incelikli bir yaşam sürmek için rüyalarımızdan yararlanırsak hayatlarımızın –kendimize, başkalarına ve dünyaya davranışlarımızın nasıl değişeceğini tahayyül etmenizi istiyorum.

Amerikan yerlilerinin şöyle bir duası vardır: “Dengeli yürüyeyim.”1 Buna “dengeli rüya göreyim” şeklinde bir dua da ekleyebiliriz. Yeni dikilen bir ağaca gösterdiğimiz özen ve ilgiyi rüyalarımıza da göstererek, insanlığın fazlasıyla ihtiyaç duyduğu kolektif uyuma doğru ilerleyip hayatlarımızdaki dengeyi nasıl yeniden kuracağımızı öğreniriz. Rüya armağanına duyulan minnettarlık, hayata duyulan minnettarlığı da beraberinde getirir. Araştırmalar depresyondaki bir kişinin haftada bir kez bile olsa minnettarlık duyduğu üç şeyi yazarsa, çok geçmeden kendini belirgin bir şekilde daha iyi hissedeceğini gösteriyor.2 Herkesin minnettarlık listesine rüyalarını da dahil ettiği bir dünya hayal edin! Oysa çoğu zaman insanlar rüyalarını küçümser ya da onlardan korkarlar, böylece rüyalarındaki en kıymetli armağanı kaçırırlar. Hem rüyaları hem de doğal dünyayı ihmal etmeye dönük modern eğilimi, mitolog Joseph Campbell’in anlattığı bir Afrika efsanesiyle örneklendirebiliriz: Bir oğlan çocuğu ormandan köyüne küçük bir kuşla dönmüş. Kuş çok güzel şakırmış, çocuk da onu dikkatle dinlermiş. Bir gün çocuk kuşu babasına emanet etmiş.

Ancak babası işe yaramadığını düşündüğü kuşu beslemek istememiş, bu yüzden onu öldürmüş. Hemen ardından baba da ölmüş. Bu hikâye şakımayı kestiğimizde kendimizi de öldürdüğümüz konusunda bizi uyarıyor.3 Bob Dylan’ın bana, “Şarkılar, söylenen rüyalardır,” dediği bir rüya görmüştüm. Rüyalarımızı umursamazsak ya da onları yalnızca biyokimyasal fenomenlermiş gibi ele alıp susturursak rüyaların içsel yaşamımızda söylediği şarkıları “kesme” riskiyle karşı karşıya kalırız. Buna benzer olarak, Jung’cu analist Anne Baring, lütfunu isteyenlerden her gün armağan alan kralın hikâyesini anlatır.4 Bir dilenci her gün kralın huzuruna çıkıp karşılığında hiçbir şey istemeden farklı bir meyve (elma, portakal veya armut) bırakırmış. Kral her gün dilencinin mütevazı armağanını adabın gerektirdiği gibi kabul eder ancak daha sonra hizmetkârına meyveyi çöpe atmasını emredermiş. Yıllar sonra, dilenci yaşlandığında, başka bir ülkeden gelen elçinin omzunda oturan maymun aşağı atlayıp bir elma çalmış, elmadan ısırık almış ve meyveyi kralın önünde yere atmış. Elmanın çekirdeğinde saklı yakut parlayınca herkesin nefesi kesilmiş. Kralın hizmetkârı, yıllardır istenmeyen armağanları attığı mahzene koşmuş. Orada bir yığın mücevher bulmuş: çürümüş meyvelerden artakalan yakutlar, zümrütler ve elmaslar. Bu hikâye en büyük erdemlerden kabul edilen minnettarlığın aynı zamanda alçakgönüllülük gerektirdiğini vurgular. Alçakgönüllülükle el ele giden minnettarlık, kalbimizi iç dünyanın zengin niteliklerine, minnetle alma ve karşılığında da verme kapasitemizi geliştiren zarafete açar. Bu kitap bizden rüyalarımıza da aynı ruhla yaklaşmamızı istiyor.

Saklı hazine hikâyesindeki gibi, çoğu zaman ihmal edilen ya da korkulan rüyalar bize çok değerli içgörüler sunabilir. Rüya araştırmacısı, terapist ve rüya rehberi olarak rüyaları inceliyor, onlar hakkında yazıyor ve insanların kendi rüyalarının sunduğu nimetleri keşfetmelerine yardım ediyorum. Ancak bana ne iş yaptığımı sorduklarında Rüya Araştırmaları Enstitüsü’nün kurucularından olduğumu söyleyince genellikle karşımdaki kişi biraz şaşırıyor, başını sallıyor ve hızla başka bir konuya geçiyor! Yine de zaman zaman hiç tanımadığım biri beni kenara çekip sesini alçaltarak, “Biliyor musun, dün gece bir rüya gördüm…” diyor ya da bir başkası koluma yapışıp kısık ve endişeli sesiyle uykusuna musallat olan kâbustan bahsediyor. 20’li yaşlarında böyle bir adamın her gece rüyasında ona saldırmak için ortaya çıkan ayıdan bahsettiğini hatırlıyorum. Bozayının nasıl tepesinde dikildiğini anlatmıştı. Ona Amerikan yerlilerinin ayıyı güçlü bir ruh rehberi kabul ettiklerini ve rüyalarında böyle bir ayı görmek istediklerini söyledim. Korkularının üstesinden geldikten sonra ayıyla yüzleşir, onunla konuşur ve mesajını alırlardı. Bunu kendi başına yapamayacağını düşünüyorsa kendini hazır hissettiğinde rüya rehberinin yardımıyla ayısıyla buluşabileceğini ekledim. Bir an sessizce durdu, rüyayı hiç bu açıdan düşünmediğini ve bunu yapabileceğini düşünmenin onu cesaretlendirdiğini söyledi.

Rüyamızı birine anlattığımızda, rüya onu dinleyen kişi için yeniden canlanır.1 Bunu siz rüyanızda görseydiniz ayıyla karşılaşmaya razı olur muydunuz? Ayı size ne söyleyebilir ya da ne verebilirdi? O ayıyı korkmadan hayal edebilirseniz bunu yapmanın sizi ayının güçlü, içgüdüsel enerjisiyle temasa geçirdiğini göreceksiniz; hayatınızı yeniden canlandırmak için faydalanabileceğiniz enerjiye dönüşecektir. Ayının mesajı hayatın size getireceklerine güvenle yönelmeniz için ihtiyaç duyduğunuz şeyi verecektir. Bugünlerde ayı bize şunu söylüyordur belki: “Uyan! Sen de doğanın çocuğusun. Senin evin de benimki gibi tehdit altında.” Ayının, Amerikan yerlisi şeflerinden Seattle’ın 1850’lerde Amerika Birleşik Devletleri hükümetine yazdığı mektuptaki sözleri tekrarladığını düşünüyorum:

Şunu biliyoruz: Dünya insana ait değildir, insan dünyaya aittir. Her şey, hepimizi bütünleştiren kan gibi birbirine bağlıdır. İnsan yaşam ağını örmemiştir, o sadece bu ağın bir parçasıdır. İnsan bu ağa ne yaparsa kendine yapar.”

Şans eseri sizinle bir davette karşılaşsaydım, bana hangi rüyanızı anlatmak isterdiniz? Birkaç yıl önce akşam yemeği davetinde rüyalarla ilgili çalışmalarımdan bahsettiğimde, konuklardan biri, “Dünyanın rüyalara ihtiyacı var. Bunu yapman harika,” dedi ve bunun üzerine masa sessizliğe gömüldü. Onun bu beklenmedik sözleri beni cesaretlendirdi, ben de sizi hem kendiniz hem de rüyalara ihtiyaç duyan dünya için, rüyalarınızı yeniden keşfetmeniz, rüyalara değer vermeniz için cesaretlendirmek istiyorum.

Birinci Bölüm
Rüya Denizi:
Gizli Derinliklerin Keşfi

“Deniz çok endişeli, çok açgözlü ya da çok sabırsız olanları ödüllendirmez. Define aramak için kazı yapmak yalnızca sabırsızlığın ve açgözlülüğün değil, aynı zamanda inanç eksikliğinin de işaretidir. Sabır, sabır, sabır… denizin öğrettiği şeydir. Sabır ve inanç. İnsan kumsal gibi boş, açık, seçimsiz uzanmalı; denizden armağan beklemeli.”

Anne Morrow Lindbergh 

Rüyalarınızı keşfetmeye kendinizi deniz kenarında hayal ederek başlayın. Orada, sahilde yalınayak yürüyor, çekilen sula- rın altında deniz kabukları arıyorsunuz. Cezbedici deniz kabukları sularla denize geri taşınırken gözünüze çarpıyor. Bazen bir kabuğun rengi, dokusu ya da şekli dikkatinizi çekiyor; elinize alıp inceliyorsunuz. Parlak bir midye parçası, istiridye kabuğunun kırık yelpazesini veya büyük bir deniz salyangozunun dalgalarla aşınıp kırılmış iç spiralini buluyorsunuz. Bu parçaların kendine özgü bir güzelliği vardır ve geçmişin anılarını ya da söze dökülmemiş özlem duygularını çağrıştırabilir. Şansınız yaver giderse, dalgalar mükemmel bir deniz kabuğunu ayaklarınızın dibine fırlatır ve bir zamanlar deniz canlısının yaşadığı boşluğu çevreleyen güzelliğe hayranlıkla bakarsınız. Bazen de siz deniz kabuğu ararken aniden gelen beklenmedik dalga sizi soğuk ve tuzlu suyla sırılsıklam edebilir. Yine de, hiçbir neden yokken deniz kabuğu aramak zevk verir; sizi önünüzde uzanan uçsuz bucaksız, bilinmeyen denizin gizli bir parçasıyla temasa geçirir.

Elinizdeki deniz kabuğu sizin için özel bir anlam taşır. Bilimsel bilgi her bir deniz kabuğuna, şeklinin inceliklerine, iskeletinin gücüne, içindeki canlıya ve denizdeki rolüne karşı takdirinizi artırabilir. Ancak sahilde deniz kabuğu aramanın size iyi geldiğini, zihninizi odakladığını ve sizi daha düşünsel bir duruma soktuğunu bilmek için kabuk toplamanıza gerek yok. Dalgaların hareketinin ruh halimize fayda sağlayan, bağışıklık sistemimizi harekete geçiren, iştahımızı açan ve farkındalığımızı artıran beyin dalgaları yaratan negatif iyonları nasıl ürettiğine dair bilimsel bir kavrayış, sahilde yürüme ve deniz kabuğu arama arzunuza dair bir açıklama sunacaktır. Ancak denize gitmedikçe, ayakkabılarınızı çıkarmadıkça, ayaklarınızı ıslatmadıkça ve tuzlu su kokan havayı solumadıkça neyi kaçırdığınızı tam manasıyla bilemezsiniz.

Aynı şey rüyalarımız için de geçerlidir: Bilim bize rüya süreçlerimiz ve rüya görme nedenlerimiz hakkında bilgi verebilir; ancak rüyalarınızın öznel gerçekliğini –rüyanızda var olmanın nasıl bir his yarattığını ve bunun sizin için ne anlama gelebileceğini– yalnızca siz anlayabilirsiniz. Araştırmalar, rüyaların uyku döngüsü boyunca dalga benzeri bir düzenlilikle geldiğini göstermiştir. Ancak yaşamımızın neredeyse üçte birini uykuda ve toplam altı yılını rüya görerek geçirdiğimiz düşünüldüğünde, rüyaların amacı ve yararları hakkında pek çok şey henüz keşfedilmemiş durumda. REM (Hızlı Göz Hareketi) uykusuyla ilişkilendirilen, rüya görmenin göstergesi olan titrek göz hareketleri üzerine ilk çalışma 1953 yılında yapılmıştır.1 Daha sonra, REM uykusu sırasında elektroensefalogram (EEG) kullanılarak beyin aktivitesindeki dalgalanmaların ölçülmesi, rüya görüldüğüne dair daha fazla kanıt sağlamıştır.

Eklendi: Yayım tarihi
dcanetwork_AWR-Brand Awr_CPM_Affiliate_ActolyeQDCABanner_Affinity_Multi_Banner_1x1_ActolyeQDCABanner_OSD0003CEJ
dcanetwork_AWR-Brand Awr_CPM_Affiliate_The Veil DCANetwork_Affinity_Multi_Banner_1x1_The Veil DCANetwork_OSD0003HKJ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Psikoloji
  • Kitap AdıRüyaların Gizli Dünyası
  • Sayfa Sayısı232
  • Yazar Melinda Powell
  • ISBN9786256324039
  • Boyutlar, Kapak, Karton Kapak
  • YayıneviMundi / 2024
dcanetwork_AWR-Brand Awr_CPM_Affiliate_ActolyeQDCABanner_Affinity_Multi_Banner_1x1_ActolyeQDCABanner_OSD0003CEJ

Yazarın Diğer Kitapları

Beriahome Harf Kupa

Aynı Kategoriden

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur