Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Türkiye’nin Anayasa Krizi
Türkiye’nin Anayasa Krizi

Türkiye’nin Anayasa Krizi

Ergun Özbudun

Türkiye’nin bir sivil anayasası olabilecek mi? Bu soru Türkiye’nin çok vaktini aldı ve halen de ara ara gündemi meşgul etmeye devam ediyor. Fakat sivil…

Türkiye’nin bir sivil anayasası olabilecek mi? Bu soru Türkiye’nin çok vaktini aldı ve halen de ara ara gündemi meşgul etmeye devam ediyor. Fakat sivil anayasa çalışmalarının, gündem meşguliyetinden öteye bir aşama kaydedememiş gibi görünmesi üzücü.

Türkiye’nin ilk sivil anayasası için taslak bir metin hazırlayan komisyonun başkanı Prof. Dr. Ergun Özbudun, kitabının önsözünde, bu olağanüstü dönemden sonra yeni anayasa çalışmalarının şu an için kısmen tıkanmış gibi göründüğünü ve o dönemde günlük basında yayınlanan makalelerini bir araya getirmeye karar verdiğini söylüyor.

Özbudun, bu kitabıyla Türkiye için çok önemli bir dönem olan sivil anayasa tartışmalarının yaşandığı günlerde kaleme aldığı yazılarla, Türkiye tarihine önemli notlar düşüyor.

ÖNSÖZ

Türkiye, 2007 yılının ilk günlerinde Cumhurbaşkanı seçimi ile ilgili anayasa tartışırı alarmın başladığı andan bu güne kadar yoğun bir anayasa krizi yaşadı. Bu krizin bugün de sona ermiş olduğu söylenemez. Dönem, Cumhurbaşkanı seçimi kiki, AK Parti hakkındaki kapatma davası, ve Anayasanın 10 ve 42’nci maddelerindeki değişikliğin Anayasa Mahkemesince iptali gibi üç önemli kırılma noktasına ve bunların dışında daha birçok irili ufaklı, ama daima yoğun ve hararetli anayasa tartışmalarına tanık oldu. 2007 seçimlerini takiben AK Parti hükümetinin isteği üzerine hazırlanan ve kısaca “sivil anayasa taslağı” olarak anılan taslak, bu tartışmaları büsbütün yoğunlaştırdı. O kadar ki, bu döneme, bu kitap ta ki makalelerden birinin başlığı olan “anayasa savaşları” adını vermek, herhalde çok abartmalı olmaz.

Bu yoğun anayasa tartışmaları, bir anayasa hukukçusu olarak beni de sık sık bu sorunlar üzerinde tutum almak ve görüşlerimi sadece alışılagelmiş bilimsel ortamlarda değil, günlük yazılı ve görsel medyada da ifade etmek zorunda bıraktı. Ülkenin hayati bir dönemecinde fildişi kule akademisyenliğinin doğru bir tercih olmadığım sanıyorum. Dolayısıyla, yaklaşık iki buçuk yıllık bu dönemde yazdığım ve bu kitabı oluşturan 45 makale, bütün meslek hayatımda günlük gazetelerde yazdıklarımın en az beş katıdır. Bu, çok büyük ölçüde, dönemin olağanüstülüğünün bir sonucudur. Kitaptaki makalelerin 43’ü Zaman, son ikisi Yeni Şafak gazetelerinde yayınlanmıştır. Bu vesile ile, bana yorum sayfalarını cömertçe açan bu gazetelerin yöneticilerine teşekkürü borç bilirim.

Bu 45 makaleyi şimdi bir kitap hâlinde toplamak istememin nedeni, yeni anayasa çalışmalarının hiç değilse şu an için bir tıkanma noktasına gelmiş görünmesidir. Bunun sebepleri ve çıkış yolları son makalede tartışılmıştır. Ancak yeni, sivil ve demokratik bir anayasa projesinin ölmediğine, Türkiye’nin er veya geç, kendisine yakışan ve 21. Yüzyıl’ın değerleri ile uyumlu bir anayasaya kavuşacağına inanıyorum.

CUMHURBAŞKANI SEÇİMİ VE ANAYASA

Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşırken, konunun anayasal boyutları ile ilgili tartışmalar da yoğunlaşmakladır. Bu yazıda, hukukî kisveye büründürülmeyip çalışılan üç yapay iddia üzerinde durulacaktır.

Bunlardan birincisi, cumhurbaşkanının mutlaka geniş bir uzlaşma ya da consensus ile seçilmesinin zorunlu olduğudur. İkincisi, görev süresinin bitimine bir yıldan az zaman kalmış bulunan bugünkü TBMM’nin cumhurbaşkanı seçmemesi gerektiğidir. Üçüncüsü ise, son günlerde ortaya atılan, cumhurbaşkanı seçimi turlarına başlanabilmesi için, en az karar yetersayısı olan 367 milletvekilinin toplantıda: hazır bulunması gerektiği iddiasıdır.

cumhurbaşkanının seçilme yöntemi Anayasa’nın 102’nci maddesinde açıkça belirlenmiştir. Bu maddenin ne lafzında, ne ruhunda cumhurbaşkanının geniş bir consensus’la seçilmesi gerektiği hakkında bu kayıt vardır. Aksine, ilk iki turda üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu arandığı hâlde, üçüncü ve dördüncü turlarda üye tamsayısının salt çoğunluğu ile yetinilmiştir. Bu karar yetersayısı, Anayasanın başka birtakım konularda (meselâ Anayasa değişiklikleri, af kanunları, cumhurbaşkanının vatana ihanetten dolayı suçlandın İm ası) öngördüğü karar yetersayılarından çok daha düşüktür. Anayasa koyucu isteseydi, cumhurbaşkanı seçiminin üçüncü ve dördüncü turlarında da bundan daha güçlü bir nitelikli çoğunluk öngörebilirdi. Cumhurbaşkanının geniş bir uzlaşma ile seçilmesi, çok meşru ve saygıdeğer bir siyasal temenni olabilir. Ancak bir siyasal temenninin anayasal bir zorunluluk olarak takdim edilmesi savunulamaz. Türkiye ve dünyadaki uygulama da bu görüşe haklılık kazandırmamaktadır. 1989’da Turgut Özal, sadece ANAP’lı milletvekillerinin oylarıyla, 1993’te Süleyman Demirel DYP ve SHP milletvekillerinin oylarıyla, fakat ANAP’Iıların muhalefetiyle seçilmiştir. Son yıllarda Avrupa ülkelerinde yapılan cumhurbaşkanı seçimlerinde İtalya’da Napolitano, sol koalisyon partilerinin oylarıyla ve sağ partilerin muhalefetiyle; Macaristan’da Sölyöm, sağ partilerin oylarıyla ve sol partilerin muhalefetiyle seçilmiştir.

Hukukla İlgisi Olmayan İddialar…

Görev süresinin bitimine az zaman kalmış bir parlamentonun cumhurbaşkanı seçmemesi gerektiği iddiasında da isabet yoktur. Anayasa’mıza göre TBMM’nin görev süresi beş yıldır. Bu süre içinde TBMM, Anayasayı değiştirmek ve Türkiye’yi savaşa sokmak dâhil, her türlü işlemi yapabilir. Daha önceki yasama dönemlerinde TBMM’nin normal süresini tamamlamadan erken seçim kararı alması, anayasal bir zorunluluktan değil, birtakım siyasal ihtiyaçlardan kaynaklanmıştır. Çağdaş parlamenter rejim uygulamasında meclislerin erken seçim kararı alması veya hükümetin talebi üzerine meclisin feshedilmesi, çoğunluk partisi veya partilerinin kendileri için en elverişli anda seçime gitmelerini sağlayan bir araçtır ve bu uygulamanın meşruluğu hiçbir ülkede tartışılmamaktadır. Zaten bir katı anayasa sisteminde, anayasaya aykırı veya onu değiştiren teamüllerin oluşamayacağı, herkesin bildiği bir kuraldır. Üstelik 1982 Anayasası, kendisinden önceki 1961 Anayasası gibi, cumhurbaşkanının görev süresi ile parlamentonun yasama dönemini örtüştürmemeye özel bir özen göstermiştir. TBMM’nin yasama döneminin beş yıl olmasına karşılık, cumhurbaşkanının görev süresi yedi yıldır. Bundan amaç, cumhurbaşkanının sadece kendisini seçen parti veya partiler çoğunluğu ile değil, farklı parlamento çoğunluklarıyla da uyumlu çalışabilecek bir kişi olmasını, ya da 1982 Anayasası’nın kendisine tanıdığı denetim fonksiyonunu daha etkili şekilde icra etmesini sağlamaktır.

Bu iki iddianın kısmen de olsa gündemden düşmesiyle birlikte, son günlerde ortaya yeni bir iddia atılmıştır. Bu da, cumhurbaşkanı seçimi turlarının başlayıp sonuçlandırılabilmesi için, karar yetersayısı olan üçte iki çoğunluğa eşit bir çoğunluğun toplantı yetersayısı olarak da mevcut olması gerektiği, buna rağmen TBMM seçimi sonuçlandırırsa bunun Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilebileceğidir. Hukuken savunulması hiçbir şekilde mümkün olmayan bu iddiaya birtakım saygın anayasa hukukçularının da destek vermesi ve tartışmanın medyada hak ettiğinin çok ötesinde bir yer bulması, gerçekten hayret vericidir. Anayasa’nın 96’ncı maddesi, mantıken de tamamen farklı kavramlar olan, toplantı ve karar yetersayılarını açıkça ayırmakta ve maddenin başlığında (“toplantı ve karar yeter sayısı”) bu iki kavram ayrı ayrı zikredilmektedir. Maddeye göre “Anayasa’da, başkaca bir hüküm yoksa…

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarın Diğer Kitapları

Men-e-men Birazoku

Aynı Kategoriden

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur