Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Yeni Ekonomi – 21. Yüzyıla Özgü Yaklaşımlar
Yeni Ekonomi – 21. Yüzyıla Özgü Yaklaşımlar

Yeni Ekonomi – 21. Yüzyıla Özgü Yaklaşımlar

Mahfi Eğilmez

“Klasik ekonomik yaklaşımlara farklı bakış ve krizlere karşı yeni çözümler…” Küreselleşme ve ardından gelen Küresel Kriz, mevcut ekonomik bakışın dünyada olan biteni açıklamakta yetersiz…

“Klasik ekonomik yaklaşımlara farklı bakış ve krizlere karşı yeni çözümler…”

Küreselleşme ve ardından gelen Küresel Kriz, mevcut ekonomik bakışın dünyada olan biteni açıklamakta yetersiz kaldığını âdeta gözümüzün içine soktu. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında giderek belirginleşen farklılıkları kavrayamayan ve bu nedenle de duruma özel yaklaşımlar sunamayan ekonomi politikaları, özellikle gelişme yolundaki ülkelerin yaşadığı sorunlara çözüm getiremez oldu. Bu kitap, her ülkenin, popülist dürtülere kapılmadan, bilimin ışığında kendi koşullarına uygun ekonomi politikaları geliştirmesi gereğini ortaya koyuyor.

İçindekiler
Önsöz, 9
Genel Çerçeve, 13
Ekonomi Bilimini Biçimlendiren Etkenler……………………………13
İstekler, İhtiyaçlar ve Kıt Kaynaklar Dengesi …………………………18
Ekonomi Evrensel Bir Bilim mi? ………………………………………….20
Farklı Kültürler, Farklı Sistemler ………………………………………….23
Bugün Geçerli Olan Ekonomi Teorisi …………………………………..27
Eski Ekonominin Günümüz Dünyasına
Uymayan Yanları, 31
Ana Akım Ekonomi Teorisine Yönelik Temel Eleştiriler…………31
Rasyonalite-İrrasyonalite…………………………………………………….33
Özel Kesim ve Kamu Kesimi Ayrımının Talep
ve Büyüme Açısından Yanlışlığı …………………………………….36
GSYH’nin ve Kişi Başına Gelirin Anlamsızlığı ……………………..41
Enflasyon Oranı Doğru Ölçülebiliyor mu?……………………………45
Klasik Dikotomi …………………………………………………………………49
Kambiyo ve Kambiyo Rejimi……………………………………………….52
Altın Standardından Bretton Woods Sistemine
ve ABD Hegemonyasına………………………………………………..55
Küreselleşmeyle Değişen Dünya Düzeni, 61
Yeni Dünya, Yeni Paradigma………………………………………………..61
Küresel Krize Giden Yol………………………………………………………64
Dünya Belirsizlik Endeksi …………………………………………………..68
Kamu Kesimi Borçluluğu…………………………………………………….70
Yeni Bir Uluslararası Ekonomik Düzen Gereksinimi……………..72
Piyasa Aldırmazlığı …………………………………………………………….74
Finans Piyasalarının Egemenliği…………………………………………..77
Gelir Dağılımı Eşitsizliği …………………………………………………….79
İstatistiklerin Tartışılır Hale Gelmesi…………………………………….81
Farklı Durumlar Faklı Yaklaşımlar, 85
Düşük Faiz ve Finansal Yatırım İllüzyonu……………………………..85
Resesyon ve Slumpflasyon…………………………………………………..87
Ücret Artışlarının Yansımaları……………………………………………..89
Dolar Bollaştıkça Değeri Yükseliyor……………………………………..90
Eski Hastalık Enflasyon Çeşitlenerek Geliyor ……………………….92
Newton Yasalarının Enflasyona Uygulanması ………………………96
Ulusal Para Değer Kaybederse İhracat Artar, İthalat Azalır mı? 99
Yeni Merkantilizm…………………………………………………………….102
Değişen Dünya, 105
Neoliberal Politikalar, Küreselleşme ve Modern Para Teorisi ..105
Neoklasik Rasyonalizme Tepkiler: Post Otistik
Ekonomi Eleştirisi……………………………………………………….108
Psikolojinin Ekonomiye Katılması: Davranışsal
Ekonomi Yaklaşımı ……………………………………………………..111
Dış Ticarette Yeni Yöntemler ve Kur Savaşları …………………….113
Ekonomik Gücün El Değiştirmesi………………………………………116
Çevre Sorunları ………………………………………………………………..118
Refah Artışının Maliyeti…………………………………………………….119
Prekarya ve Sanayi 4.0……………………………………………………….121
Farklı Paralar, Farklı Para Politikaları ………………………………….124
Finans Dünyası…………………………………………………………………127
Uluslararası İlişkiler ve Ekonomi ……………………………………….129
Yirmi Birinci Yüzyıl, 133
Yirmi Birinci Yüzyılı Hazırlayan Ekonomik Altyapı ……………133
ABD Hegemonyası, Doların Egemenliği, Rusya, Çin
ve Yeni Paralar…………………………………………………………….136
Gerçek Ötesinin Gölgesinde Kalacak Görünen Yüzyıl………….140
Evrensel Temel Gelir …………………………………………………………142
Gölge Ekonominin Ağırlığı………………………………………………..144
Küresel Ticaretin ve Büyüme Hızının Gerilemesi………………..147
Demokrasinin Yozlaşması ve Lider Sorunu…………………………150
Görünürdeki Demokrasinin Altındaki Yönetim Biçimleri……153
Evrensel Ekonomi, Yerel Ekonomi Politikası……………………….155
Yirmi Birinci Yüzyılda Türkiye ………………………………………….157
Bitirirken, 165
Seçilmiş Kaynaklar, 167

Önsöz

Küresel Kriz, ana akım ekonomi teorisi olarak kabul edilen NeoklasikKeynesyen ekonomi teorisinin yetersiz olduğunu yadsınamaz bir biçimde gösterdi. Teorinin ‘rasyonellik varsayımının’ pek de geçerli olmadığı, ‘marjinal eğilimler yaklaşımının’ gerçekleri tam olarak kavramadığı, tam rekabet piyasasının hatta sadece rekabet piyasasının hiç var olmadığı hep bilinen ama görmezden gelinen sorunlar olarak halının altına süpürülmüştü. Küreselleşme ve ardından gelen Küresel Kriz artık mevcut ekonomik çerçevenin dünyada olan biteni açıklamakta yetersiz kaldığını âdeta gözümüzün içine soktu.

Mevcut ana akım makroekonomi teorisi pek çok yönden kusurlu görünüyor. Her şeyden önce mikroekonomiden devralarak kullandığı rasyonellik varsayımının bugün artık geçerli olmadığı ya da ülkelerin gelişmişlik düzeyine göre ciddi farklılıklar gösterdiği görülebiliyor. Bu durumda olaylar karşısında insanlardan ve kurumlardan rasyonel davranış beklemek ve bir teoriyi buna göre yapılandırmak rasyonel olmayan bir yaklaşım halini alıyor.

Aslında ölçümleri marjinal eğilimlere göre yapmak (örneğin marjinal tüketim eğilimi ya da sermayenin marjinal verimliliği) bir anlamda rasyonel davranış kabulünün devamı gibi alınabilir. Rasyonel davranış, ekonomi konu olduğunda, kararını son birime göre veren tüketici veya üretici davranışı olarak anlatılır. Ne var ki gerçek yaşamda bunun tam olarak böyle olmadığını, ortalamaların çok daha fazla öne çıktığını görebiliyoruz. 

Dünya şimdiye kadar iki önemli serbestleşme yaşadı. Bunlardan ilki ticaretin serbestleşmesiydi ve sonuçta serbest dış ticaret sistemi küresel bir sistem halini aldı. Her ne kadar uluslararası ticaretin önünde gümrük vergisi ve diğer bazı kısıtlamalar olsa da uluslararası ticaret günümüzde serbestçe yürüyor. Uluslararası ticaretin serbestleşmesi büyük ölçüde sanayi devrimi sonrasında ortaya çıktı. O zamana kadar tarım ürünlerinin ve kısıtlı sanayi ürünlerinin karşılıklı ticareti söz konusuydu. Sanayi devriminin getirdiği üretim patlaması, sanayi devrimini başarmış ülkelerin mallarını dünyaya satması için uluslararası serbest ticareti zorlamalarına yol açtı ve sonunda ticaret serbest hale geldi. Uluslararası ticaretin yaygınlaşması o zamana kadar geçerli olan klasik ekonomi modeli, ekonomik sistemi ve yeni paradigmayı açıklayamaz hale gelince neoklasik ekonomi teorisiyle güncellendi. 

Dünya ekonomisi, 1929’daki Büyük Depresyona kadar bu yeni modelle yürümeyi başardı. Büyük Depresyonla birlikte dünya yeni bir değişime girdi. Bu kez bu değişime uygun elbiseyi Keynesyen ekonomi sundu ve krizden çıkış sağlandı. Böylece Neoklasik-Keynesyen ekonomi teorisi yeni ana akım ekonomi teorisi olarak kullanılır oldu. 

2008’de başlayan Küresel Kriz, sermaye hareketlerinin dünya çapında serbest bırakılmasının sonucu olarak çıktı. IMF, bütün üyelerini sermaye hareketlerini serbest bırakmaya zorlamış ve 2000’lerin başında da bu amacına ulaşmış, küresel sistemde sermaye hareketleri serbest kalmıştı. 

Ne var ki bu değişimin alt yapısını oluşturacak olan hukuk düzeni, denetim sistemi ve ekonomi teorisi henüz tamamlanmış değildi. Mevcut ana akım ekonomi teorisi, bu yeni oluşumu açıklayabilecek ve yönlendirebilecek araçlardan yoksundu. Bunun sonucu olarak 2008 krizi başladı ve çıkış için de Neoklasik-Keynesyen modelin geliştirdiği araçlara başvurulmaktan başka bir şey yapılamadı. Dünyada sistem ve dolayısıyla paradigma bir kez daha değişmiş, anlayışlar farklı hale gelmiş, yaşam yenilenmiş ama teoriler eskide kalmıştı. 

Bu kitap, küreselleşmeyle birlikte birbirlerine daha çok benzeyeceği düşünülen ama tam tersi gelişmelere sahne olan farklı ekonomilere tek tip bir ekonomi politikası elbisesi giydirmek yerine her bir ekonominin farklılığına göre yeniden birer elbise dikilmesi gerekliliğini göstermeyi amaçlıyor. Kitap yeni oluşumlara uygun ekonomik bakış açıları geliştirmeye yönelmiş bir çabanın özetidir.

“Farklı ekonomilere tek tip bir ekonomi politikası elbisesi giydirmek yerine her bir ekonominin farklılığına göre yeniden birer elbise dikilmesi gerekir.”

“Yaşam değişir, insan değişir, anlayışlar değişir; bilim de bunlara paralel olarak değişir. Bilimin inançtan en önemli farkı budur.”

Genel Çerçeve

Ekonomi Bilimini

Biçimlendiren Etkenler 

Ekonomi bilimi, son elli yılda giderek daha matematik ağırlıklı bir yapıya dönüşse de bütün diğer sosyal bilim dallarında olduğu gibi odağında insan ve toplum bulunan bir bilim dalıdır. Matematiği ağırlıklı olarak analizlerinde kullanması ekonomi bilimine yalnızca teorilerini daha kolay ve kanıtlanabilir bir yoldan ortaya koyma olanağı sunmaktan öte bir şey getirmez. Ekonomiyi diğer sosyal bilimlerden ayıran en belirgin özelliği, ideolojiyle olan yakın ilişkisidir. 

İdeoloji, çoğunlukla bilgiye ve öğrenmeye dayalı olmayan nedenlerle bir kişi veya grup tarafından benimsenen inanç veya felsefe kümesi olarak tanımlanıyor. Daha basite indirgersek dünya görüşü olarak özetleyebiliriz. Ekonomi bilimi, bilgiye ve öğrenmeye dayalı nedenlerle ortaya çıkmış bir bilim dalı olsa da ideolojiye göre yani bilgiye ve öğrenmeye dayanmayan inanışlara göre şekillenen bir bilim dalıdır. Bugün kullandığımız ve üniversitelerde okuttuğumuz ekonomi bilimi, ana akım ya da Ortodoks kuram denilen Neoklasik-Keynesyen ekonomi teorisidir. Bu bütünün bir parçası olan mikroekonomi büyük ölçüde neoklasik ekonomi teorisi tarafından, öteki parçası olan makroekonomi de Keynesyen teori (ve onun devamı niteliğindeki teoriler) tarafından biçimlendirilmiştir. Bu teorinin toplumsal duruma biçim vermeye yönelik uygulaması olan ekonomi politikası ise büyük ölçüde neoliberal ekonomik yaklaşımın etkisi altındadır. Hepsinin etrafında asıl olarak kapitalist ideolojik çerçeve yer alır. 

Ekonomi bilimi; üretimin kim tarafından, nasıl, hangi miktarda ve hangi fiyata yapılacağını, üretilenlerin nasıl bölüşüleceğini araştıran bilim olarak tanımlanır. Bu durumda yukarıdaki cümle içinde geçen soruların yanıtlanabilmesi için bir model gerekir. İşte bu modelin biçimlenmesi büyük ölçüde ideolojinin etkisi altındadır. Farklı ideolojilerin bu sorulara yanıtları da farklıdır. Aslında tartışma en baştan, üretim araçlarının sahipliği meselesiyle başlar. Kapitalizmde üretim araçlarının sahipliği özel kişilere, özel kurumlara aittir, devlet ilke olarak üretim araçlarına sahip olmaz. Sosyalizmde ise üretim araçlarının sahibi kamu kesimidir. Bu, önemli bir ayrımdır. Çünkü üretim araçları özel kesime aitse üretimi özel kesim, kamu kesimine aitse üretimi kamu kesimi yapacak demektir

Ekonomi deyimi eski Yunancada hane halkı anlamına gelen oikos sözcüğü ile yönetim anlamına gelen nomos sözcüklerinin birleştirilmesi ile oluşturulmuş bir sözcük olsa da zamanla anlamı oldukça genişlemiştir. Ekonomi biliminin konusunun ve kapsamının ne olduğu sorusuna pek çok farklı yanıt verilmiştir şimdiye kadar. Verilen yanıt kişinin ekonomi bilimine hangi ideoloji açısından baktığını da açıklar aslında. 

Ekonomi biliminin en yaygın tanımı Lionel Robbins’in yaptığı tanımlamadır: Ekonomi bilimi; kıt kaynakların alternatif kullanım olanaklarını inceleyen bir bilimdir. Bu sanki ideolojiden soyutlanmış bir tanım gibi görünse de alternatif kullanım olanaklarının neler olacağı sorusunun yanıtını aramaya giren bir kişi ister istemez kendini ideolojinin içinde bulur.

Ayrıca ekonomi bilimini tüketim ve üretim açısından ele alan bir tanım olması nedeniyle de kapitalist ideolojiye uygundur. Kapitalist ideolojinin bölüşüm sorunuyla ya da daha anlaşılabilir bir ifadeyle gelir dağılımı sorunuyla fazlaca ilgisi yoktur. Oysa ideolojiden soyutlanabildiğinde ekonomi bilimi yalnızca tüketim ve üretimle değil üretimin tüketimle köprüsünü kuran paylaşım (bölüşüm) sorunlarıyla da ilgilidir. 

Tüketim ve üretim açısından bakacak olursak ekonomi bilimi Lionel Robbins’in tanımına uygun bir işlev üstlenir: Çok sayıdaki ihtiyacın eldeki sınırlı imkânlarla karşılanması çabası. İnsan, elindeki sınırlı imkânlarla çok sayıdaki ihtiyaçları arasında seçim yaparken bazı ihtiyaçlarını karşılamaktan vazgeçmek zorundadır. Her seçilen ihtiyacın gerçek maliyeti aslında vazgeçilen öteki ihtiyaçtır. Örneğin kısıtlı parasıyla sandviçle yetinip sinemaya gitmeyi tercih eden kişi iyi bir yemek yemekten vazgeçmiş olmaktadır. Bu durumda vazgeçilen iyi yemek, sandviç ve sinemaya gitmenin alternatif maliyeti (fırsat maliyeti, vazgeçme maliyeti) olarak karşımıza çıkar. 

Üretim açısından bakarsak ekonomi bilimi kimin üretim yapacağı, kim için üretim yapılacağı, ne kadar üretileceği, üretimin kaça mal edileceği ve kaça satılacağı konularıyla ilgilenir. 

Paylaşım veya bölüşüm açısından bakacak olursak bu kez ekonominin ilgi alanı üretimden kimin ne kadar pay alacağı konusuna odaklanır. Üretim faaliyetinde yer alan emekçi, sermaye sahibi, toprak (ya da doğal kaynakların) sahibi ve girişimcinin üretimden ne kadar pay alacağı ekonominin temel uğraş alanı haline gelir.

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Ekonomi Sistemler
  • Kitap AdıYeni Ekonomi - 21. Yüzyıla Özgü Yaklaşımlar
  • Sayfa Sayısı168
  • YazarMahfi Eğilmez
  • ISBN9789751421784
  • Boyutlar, Kapak14,5 X 21,5 cm, Karton Kapak
  • YayıneviRemzi Kitabevi / 2024

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Makroekonomi; Türkiye’den Örneklerle ~ Mahfi EğilmezMakroekonomi; Türkiye’den Örneklerle

    Makroekonomi; Türkiye’den Örneklerle

    Mahfi Eğilmez

    Bu kitap önce sistemin tek tek parçalarının, sonra da bütününün çalışmasını göstermeyi amaçlıyor. Tıpkı bir otomobilin parçalarının tek tek sökülüp yeniden takılmasında olduğu gibi,...

Men-e-men Birazoku

Aynı Kategoriden

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur