Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Yılan ve Zambak
Yılan ve Zambak

Yılan ve Zambak

Nikos Kazancakis

Ruhumun içerisinde beliriverdin, biliyordum geleceğini. Bekliyordum da Seni. Tıpkı kışın donmuş ve ıssız, acı çekerek bekleyen yeryüzü gibi Seni bekliyordum. Sen baharsın, ağır ağır…

Ruhumun içerisinde beliriverdin, biliyordum geleceğini. Bekliyordum da Seni. Tıpkı kışın donmuş ve ıssız, acı çekerek bekleyen yeryüzü gibi Seni bekliyordum. Sen baharsın, ağır ağır geliyor ve ruhumun içine doğru ilerliyorsun. Senin geçişinle düşüncelerim açılıp çiçeğe duruyor ve güzel kokular saçıyor. Senin ayaklarının altında umudun rengi filizlenip gülümsüyor.

Gerçekleşmesi imkânsız bir kavuşma, arzudan sarhoş, hezeyan içinde genç bir âşık, sevilen kadına duyulan hayranlık ve çekilen ıstırap… Tüm bunlar Yılan ve Zambak’ta antik dünyanın erotik imgeleriyle parıldayan düzyazı-şiire dönüşürken, yaşam ve ölüm, varoluş ve aşk üzerine kaygılarla içe içe geçiyor.

Modern Yunan edebiyatının en mühim isimlerinden biri olan Kazancakis’in yirmi yaşındayken günlük biçiminde yazdığı, 1906’da Karma Nirvami mahlasıyla yayımladığı Yılan ve Zambak, büyük bir yazarın ayak seslerini duyuran sembolizm yüklü bir ilk metin.

“Anımsa!
O gecemizi,
anımsa!
Her zaman!”

1

Mayıs’ın 2’si

Bugün yine ateşim var. Bütün bedenimde ürpertiler dolanıyor –zihnimde bir şey çırpınıp gerilmekte– sanki ansızın bir yay salınıyor, sanki evcilleşmemiş bir düşünce alnımın ardında zorla çözülüveriyor.

Onun bedeninin güzel kokusu serpilmekte daha, ağır ağır ölüyor çevremde ve iyice etimin içine işleyip ruhumu sarhoş ediyor. Koşup ona yetişeyim ve yeniden bana dönmesini, dizlerimin üzerine oturmasını ve yeniden dudaklarını bana vermesini söyleyeyim diye birisi beni itekliyor.

Kıpkırmızı dudakları bana iki iri kan damlası gibi görünüyor ve eğilip onları öptüğümde insan eti yiyenlerin çağından yaban bir özlem ve ilkel bir içgüdü damarlarımda dolaşıyor –hepten tüylerim ürperiyor– sanki kan damlayan insan eti emiyorum.

Mayıs’ın 3’ü

Bugün biraz daha iyi gibiyim. Bu gece gelmeyecek. Onu özlüyor ve ondan korkuyorum. Ona olan duygularım çok anlaşılmaz. O esnek bedene, kocaman gözlere ve kıpkırmızı, kanlı dudaklara.

Bir akşam üzüntü içerisinde, kentin dışında bir bahçede oturuyordum. Ruhumun birini beklediğini duyumsadım. Başımı çevirince onu gördüm. Gülümsemesi ve güzelliğiyle ağaçların altından geliyordu. Bir el beni ona doğru itekledi. Ah, hatırlıyorum; gücü saltık bir eldi beni itekleyen. Ben de ona yaklaşıp –tanınmış bir sanatçı adı olan– adımı söyledim ve resmini çizmeme izin vermesini istedim.

Onu sevdim, o da beni sevdi. Sonsuz, tekdüze, bol ahenkli bir türkü!

Şimdi de, kocaman gözleri ve kanlı dudaklarıyla o bedenin gelip üzerime eğilmesini, mutluluğun sarhoşluğu ve korkusuyla odamı doldurmasını istiyorum. Gelse de bütün sinirlerimi uyuştursa ve özlemlerin öldürücü okşayışıyla betimi benzimi attırsa. Beni öptüğü yerlerde günler boyunca süren –yanmış gibi– acı duyuyorum. Dudaklarından dudaklarıma zehirli tatlılıklar akıyor, bütün düşüncemi ve bütün bedenimi kötürüm kılıyor.

O gittiğinde resme koyuluyorum; elimden bilinmedik ve yabancıl çizgiler, ışık ile gölgenin kimi utanmaz birlikleri ve abuk sabuk renkler çıkıyor. Uçsuz bucaksız ve kımıltısız denizler, gökyüzünde koşuşturan garip biçimli bulutlar ufka iniyor ve batmakta olan yabancı, kocaman güneşleri karanlıkta bırakıyor…

Mayıs’ın 5’i

Ruhumun içerisinde beliriverdin, biliyordum geleceğini. Bekliyordum da Seni. Tıpkı kışın donmuş ve ıssız, acı çekerek bekleyen yeryüzü gibi Seni bekliyordum. Sen baharsın, ağır ağır geliyor ve ruhumun içine doğru ilerliyorsun. Senin geçişinle düşüncelerim açılıp çiçeğe duruyor ve güzel kokular saçıyor. Senin ayaklarının altında umudun rengi filizlenip gülümsüyor. Senin sıcak ve avutucu soluğun ruhumun üstünden geçiyor ve düşlerim kurak kışların uyuşukluğundan uyanıyor, Seni görüyor ve şaşırmaksızın Sana gülümsüyorlar. Biliyorlardı geleceğini. İçimde kimi kuşlar gözlerini açıyor ve kanatlarını çırpıyor. Sense gülümsüyor ve ağır ağır ilerliyorsun, ruhumun içindeki kraliçe.

Güllerin kurumlu gururuyla, upuzun sarmaşıkların tutkusuyla ve utangaç menekşelerin suskun yalvarışıyla ağır ağır ruhumun içlerine doğru ilerliyorsun. Ve sonu olmayan bir öpücük ürpererek bedenimin üzerine yayılıp titriyor. Duyumsuyorum onu –Baharsın Sen, Ey Seçilmiş, Ey Kutsanmış; bense yeryüzüyüm, kocaman ve utanmaz anneyim– bağrını açmış bekliyor.

Mayıs’ın 10’u

Gel… Gizemli bir geçmiş özlemi ruhumu eğiyor ve ak bir özlem, koca mermerlerin üzerine yuvalanmış, beni çekiştiriyor. Benimle gel. Mermerleşmiş ahengin altına uzanacak, ellerimizi kavuşturacağız ve karşımızda günahkâr kent, boylu boyunca uzanacak, karşı suların üzerinde menekşelerin günbatımında yaprak döküşünü izleyeceğiz.

Menekşeler günbatımında yaprak döküyor ve renkler de aşağıda bayram ediyor. Ey Çok Sevilen! Özlemle dizlerim bükülüyor ve öpücükler dudaklarımda bayram ediyor. Yaşamın gücü saltık sevinci göğsümde yuvarlanıyor. Sevgi ruhuma baharların ve abuk sabuk sayıklamaların gizemli şarabından sunuyor.

Ey Çok Sevilen, sevgim bu gece bayram ediyor ve bak işte, şen şakrak ve gürültücü kutsal tören alayı –sanki şarkılar söyleyerek yükselen ve güzel kayaları âşıklar gibi öpen bir dalga olmuş– Kerameikos’tan yukarı çıkmış geliyor.

Ey Sevilen, Ey Tanrıça, kalk ve gülümse mermerlerin üzerinde. Sevgimin büyük Panathenaia kutlamaları…

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Günaha Son Çağrı ~ Nikos KazancakisGünaha Son Çağrı

    Günaha Son Çağrı

    Nikos Kazancakis

    “Günaha Son Çağrı’yı yazdığım gündüz ve geceler boyunca, İsa’yla birlikte Golgota Tepesi’ne çıkarken duyduğum dehşeti, hayatını ve ölürken çektiği acıları yaşarken duyduğum yoğunluğu, anlayışı...

  2. Yokuş ~ Nikos KazancakisYokuş

    Yokuş

    Nikos Kazancakis

    Kötülüğün tırnakları arasında çırpınan bütün dünyayı düşünüyordu; açgözlülük, inançsızlık, kin salıverilmişti; halklar açlık çekiyor ve üşüyordu, bitip tükenmişlerdi ve artık ölüm istemiyorlardı ancak onları...

  3. İspanya, Yaşasın Ölüm ~ Nikos Kazancakisİspanya, Yaşasın Ölüm

    İspanya, Yaşasın Ölüm

    Nikos Kazancakis

    İspanya, ulusların Don Quijote’sidir. Dünyayı kurtarmaya çalışır, güvenliğe ve refaha sırtını döner, ele geçmez binlerce hayali kovalar. Bu mantık ötesi donkişotça seferlerde kendini tüketir....

Men-e-men Birazoku

Aynı Kategoriden

  1. Wardstone Günlükleri – 12: Hayalet Benim Adım Alice ~ Joseph DelaneyWardstone Günlükleri – 12: Hayalet Benim Adım Alice

    Wardstone Günlükleri – 12: Hayalet Benim Adım Alice

    Joseph Delaney

    Şiirsel anlatımıyla korku edebiyatında bir başyapıta dönüşen Hayalet serisi, başrollerini Julianne Moore ve Jeff Bridges gibi Hollywood yıldızlarının paylaştığı bir filme uyarlanarak çocuk-genç-yetişkin, herkesi...

  2. Kardeşim Rüzgar, Kardeşim Deniz ~ Jose Mauro De VasconcelosKardeşim Rüzgar, Kardeşim Deniz

    Kardeşim Rüzgar, Kardeşim Deniz

    Jose Mauro De Vasconcelos

    Şeker Portakalı adlı romanıyla ülkemizde yediden yetmişe herkesin sevgilisi olan Brezilyalı ünlü yazar Jose Mauro de Vasconcelostan bir roman daha sunuyoruz. Romanın başkişisi damarlarında...

  3. Çanlar Kimin İçin Çalıyor ~ Ernest HemingwayÇanlar Kimin İçin Çalıyor

    Çanlar Kimin İçin Çalıyor

    Ernest Hemingway

    Dönemin birçok sanatçısı gibi İspanya İç Savaşı’na da katılan Hemingway, bu savaşı anlatan güçlü romanı Çanlar Kimin İçin Çalıyor‘u 1940’ta yayımladı. Çok geçmeden sinemaya da...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur