Derin Pkk Büyük Oyunun Gizli Kodları

Ağustos 10, 2009 Aktüel Siyaset, Timaş

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

2007121007

“Bugün hem ABD, hem Türkiye Mesut Barzani’ye alternatif olacak bir isim arıyorlar. Bu isim Türkiye’nin içinden çıkacak ve Barzani’nin tasfiye edilmesiyle bölgemizdeki Kürtler’in lideri olacak. DTP’nin meclise girmesini bu projeye göre yorumlayabiliriz.”

Kuzey Irak’ta kurulacak Kürt devleti, KKTC örneğinde olduğu gibi Türkiye’ye bağlanacak. Türkiye ve ABD, böyle bir proje üzerinde çalışıyorlar. Bu proje, ABD’nin İran harekâtından önce gerçekleşebilir.
ABD Dışişleri Bakanı’nın Türkiye’yi ziyaretinden hemen önce gerçekleşen Dağlıca’daki saldırı, Ankara’yı artık ertelenemeyecek bir hesaplaşma için masaya kararlı bir biçimde oturtmuştur.

PKK, Türkiye’ye saldırmak veya Türkiye’yi bölmek üzere kurulmuş bir örgüt değildi. Güneydoğu bölgemizdeki aşiretlerle ve feodal düzenle savaşmak için kurulmuştu. Sonraki yıllarda yaşanan değişim, örgütü çok farklı bir konuma getirdi.

İstihbaratçı Mahir Kaynak ve Yazar Ömer Lütfi Mete, Büyük Oyun’un gizli kodlarını deşifre ediyor.

Birinci Bölüm TERÖR: POLİTİKA ve EYLEM
“Bir terör olayında, eylemden yola çıkarak politikayı çözmeye çalışmak son derece yanlış bir metottur.”
Konuşan Prof. Dr. Mahir Kaynak

Terör ve terörist dediğimiz zaman ilk aklımıza gelen şey, silah ve kan oluyor. Çoğu şamarı terör örgütlerini küçümsemek, ciddiye almamak ve onları sadece kendilerinden ibaretmiş gibi görmek istiyoruz ve bü’ yük bir hata yapıyoruz. Terörü en doğru şekilde anla* manın yolu nedir?
Teröre iki farklı açıdan yaklaşılabilir. Birincisi ve günü’ müzde gözlediğimiz metot teröristi bulmak, etkisiz hale getirmek ya da eylem gerçekleşmişse suçluları cezalandırmak. Bu arada terörde hayatlarını kaybedenler için tutulan yas, yakınlarının acıları teröre duyulan nefreti artıran, halkı terörle mücadele eden yönetimlerin etrafında bütünleşmelerini sağlayan bir unsur olur.
Başka bir açıdan bakıldığında terörün bir savaş biçimi olduğu ve silahlı kuvvetlerle yapılan mücadeleye bir alternatif olarak geliştirildiği söylenebilir. Terörün amacı da, savaşta olduğu gibi, siyasi bir hedefe ulaşmaktır ve onu yönetenler kendiliğinden onaya çıkmış amarörler değildir. Tüm savaşlarda olduğu gibi bunun da bir karargahı, planlayıcıları ve çatışma alanında uygulayıcıları vardır ve bu savaş da, diğerleri gibi, devletler tarafından yönlendirilir.
Savaşan bir ordunun tek hedefi ve önceliği karşı tarafın askerlerine en fazla zayiatı verdirmekten ibaret değildir. Orduyu yöneten komutan, devlet düzeyinde gerçekleştirilen bir strateji çerçevesinde, düşmanın gücünü etkisiz hale getirecek ve hedeflerine ulaşmasını engelleyecek tedbirler alır. Düşmana verdirilecek zayiat bu çerçeve içinde bir anlam taşır. Ayrıca her çatışmada kayıplar olacağı da bilinir ve göze alınır.
Bu nedenle, eğer terörizm bir savaş biçimi olarak kabul edilirse, önce bu savaşı yürütecek bir karargahın teşkili gerekir. Bunun mevcut olduğu ve silahlı kuvvetlerin bu görevi yerine getireceği düşüncesi yanılgının ilk adımıdır. Çok farklı bir savaş türünü düzenli ordu ve onun metotlarıyla bertaraf etmek mümkün değildir. Ayrıca teröristi etkisiz hale getirerek savaşın kazanılacağı düşüncesi de yanlıştır. Bu mücadelede hedef karşı tarafın projesinin gerçekleşmesini imkansız hale getirmektir. Böyle bir mücadele çok boyutludur. Ekonomik, sosyal, kültürel, siyasi hamleler gerektirir.
Bir örnekle yazıyı bitinnek isterim. Mesela biz ABD’nin PKK’yı desteklediğini düşünüyor ve her kademede ifade edi* yoruz. PKK ülkemizde eylemler yapıyor ve birinci kanaatimiz doğruysa askerlerimiz şehit eden, masum insanları öldürenlerin arkasında ABD var.
Başka bir açıdan baksak ve şöyle bir senaryo yazsak nasıl olur? Bir başka ülke ABD’nin PKK’yı desteklediğini biliyor ve Türkiye ile ABD arasında İmi çatışma yaratmak için PKK maskesi alımda eylemler yapıyor ve terörü kentli amaçları için kullanıyor. Bu farazi bir örnekıir ve terörle mücadelenin bu boyultı da vardır.

Terör örgütlerinin gerçekleştirdiği eylemleri yorumla’ madan önce, bir noktanın altını özellikle çizmek gere’ kiyor galiba: bir terör örgütü, canımızı yakan her hangi bir eylem yaptığında, bu eylemden yola çıkarak politika belirlemeye çalışıyoruz. Kamuoyu doğru bilgi’ lendirilmediği veya kamuoyunun öfkesi doğru yönetil’ mediği takdirde, sadece sıradan vatandaşlar olarak bizler değil; aynı zamanda devlet görevlileri de bir sü’ re sonra bu öfke ile hareket ediyor.
Evet, genellikle yaptığımız şey budur. Önce örgütlerin yaptığı eylemlere bakıyoruz, sonra da bu eylemlerden yola çıkarak bir ülkenin politikasını anlamaya çalışıyoruz. Halbuki tersini yapmalıyız. Yani, terörün arkasındaki gücün politikasını iyi okumamız ve bu eylemlerin de o politika doğrultusunda gerçekleştiğini anlamamız lazım. Eylemden yola çıkarak politikayı çözmeye çalışmak son derece yanlış bir metottur. Doğrusu nedir? Bir ülkenin ne yapmak istediğini, genel siyasi durumu değerlendirerek tespit etmek ve sonra, bu politikanın uygulanması için hangi aşamalardan geçileceğini tahmin etmektir.
Bir ülkeyi değerlendirirken de, onların politika üretme kabiliyetini önceden bilmek gerekir. Mesela Macaristan’la ABD’nin aynı şekilde politika ürettiğini söyleyemezsiniz. Çünkü iki ülkenin sahip olduğu kadrolar ve bu kadroların kapasiteleri farklıdır. Bu yüzden, aynı şekilde davrandıklarını düşünemezsiniz.
Bizim düştüğümüz önemli hatalardan bir tanesi de, her ülkeyi baştı başına bir aktörmüş gibi görmek ve herkesin neler yapacağını tahmine çalışmaktır. Bu da çok yanlıştır. Bugünlerde ABD’nin, dünyadaki önemli ülkelerden bir tanesi olduğunu, siyasî ve askerî olarak büyük bir rol oynadığını görüyüruz. Öyleyse biz, öncelikle onun politikasını çözmek zorundayız; “ABD ne yapıyor, ne yapmak istiyor?” sorusunun cevabını bulmalıyız. Bunun için de, onun çözmek istediği sorunun ne olduğunu bilmemiz lazım. Çünkü her ülke kendi sorunlarını çözmek için politikalar üretir.
Demek ki iki kriterimiz var:
Bir: ABD’yi yöneten kadrolar dünyayı nasıl analiz ediyor?
İki: Şu anda karşılaştıkları sorun ve çözmek istedikleri mesele nedir, ulaşmak istedikleri hedef nedir?
Bu sorulara önceden cevap vermeliyiz. Bunun için eylemlerine bakarak geriye gitmek son derece yanlış sonuçlar verir. Bir örnek verelim mesela; ABD, İrak’a demokrasi getirmek istediğini söyledi. Bunun üzerinden hareket edip bir politika üretirseniz tamamen yanılırsınız. Çünkü ABD’nin İrak’a demokrasi getirmesi için hiçbir neden yoktur; bu işten ne kendi çıkarı vardır, ne de bu iş izlediği politikayla uyum içindedir. Mesela Suudi Arabistan’da bir krallık var. ABD, senelerdir Suudi Arabistan’la ilişki kurmasına rağmen, bu ülkeye demokrasi getirmeyi denememiştir. Öyleyse niyeti başkadır. Bu yüzden, önce sorunu bulmak lazım.
Siz sorunun ne olduğunu buldunuz mu?
Söylediklerim analize dayanıyor, hiç kimse gidip de karşı tarafı yönetenlerin kafasının içindekileri öğrenemez. İnsanlar “belgen var mı?” diye sorarlar genellikle; fakat böyle bir olayda belge olmaz. Belge olmadığı zaman “somut bilgilere dayanmıyorsun” diyorlar. “Belgen yoksa sen komplocusun” diyorlar. Olur mu? Böyle bir durumda zaten somut bilgilere dayanilamaz, ancak değerlendirme yapılabilir.  Bu değerlendirmeyi doğru yaparsanız, doğru tedbirler alırsınız; yanlış yaparsanız, başarısızlığa uğrarsınız.
Ben, ABD’nin problemini başından beri şöyle analiz ediyorum: ABD’nin aslında bölge ülkeleriyle herhangi bir sorunu yok. Irak’la, İran’la veya bu çaptaki ülkelerden herhangi biriyle bir sorunu olamaz zaten. Daha açık bir ifadeyle, onlar bir sorun yaratabilecek kapasitede değiller ABD için. Öyleyse ABD’nin hedefi ve mücadele ettiği güç farklı olmalıdır ve kendi dengi olmalıdır. Ben ABD’nin iki rakibi olduğunu düşünüyorum; birincisi Avrupa, ikincisi de Uzakdoğu’daki Çin. Yani ABD eğer, bu iki gücü kontrol altında tutmazsa bunlar onun rakibi olurlar ve ABD’yi kenara atarlar. Böyle bir durumda, hem Amerika’nın hayat standardında çok büyük düşüş olur, hem de ABD dünya üzerindeki hegemonyasını kaybeder. Hegemonyayı da sadece bu ülkeyi yönetenlerin bir zevki olarak görmüyorum, bu aynı zamanda bir sorumluluk ifade eder. Yani, “Dünyanın geleceği ne olacak, nasıl yönetilecek?” sorusunun cevabı, onların hegemonyalarının içinde saklıdır esas itibariyle. Amerika bu iki gücü kontrol etmek istedi, bunun için de şöyle bir proje yürütüyor. Diyor ki; “Avrupa ve Çin’ in enerji kaynaklarını kontrol etmeliyim. Onun dışında, bu iki rakibimin askeri güç olarak benimle yarışacak düzeye çıkmalarını engellemeliyim.
Dikkat ederseniz Amerika dünyadaki savunma harcamalarının yarısını yapıyor. Güçlü bir düşman görebiliyor musunuz? Hayır. Bu harcamaları kime karşı yapıyor, bunu bilmiyoruz. Savunma harcaması düşmana karşı yapılır. “Amerika’nın düşmanı kimdir?” diye sorduğunuz zaman, El Kaide, İrak gibi şeyler söylenir. Bunlar Amerika’nın düşmanı olacak kapasitede olamazlar. Yeni silahlar geliştiriyorlar, mesela yeni F35 uçakları üretiyorlar. El Kaide ile Irak’ı ABD’nin düşman sayarsak…………

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Derin Pkk Büyük Oyunun Gizli Kodları için 1 cevap

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

1 trackback

Kapat

Forza Rowing Club