Kutsal Kemikler (Cep Boy)

Ağustos 23, 2009 Pegasus, Roman (Yabancı)

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

pegasus9786055943547_tn

İşte nihayet DAN BROWN ve DA VINCI’nin ŞİFRESİ’ne ciddi bir rakip çıktı.
Publishing News

TARİHİN EN KARANLIK SIRRI…
BİR İNSAN İSKELETİ…
İSRAİL, VATİKAN ve FİLİSTİN…
TEVRAT, İNCİL ve KUR’AN…
DİN ADAMLARI, CASUSLAR ve BİLİM ADAMLARI…

Kudüs patlamak üzere olan saatli bir bomba… Üç büyük dinin kutsal mekanı olan Kudüs’te Hıristiyanları, Müslümanları ve Yahudileri korkunç entrikaların içine sürükleyen bir gizem diriliyor.
Eski bir eser Kutsal Tapınak’tan çalınır. 13 İsrail askeri ölür ve Filistinliler bu kutsal yere yapılan saygısızlık karşısında çok öfkelenir. İki taraf arasındaki gerilim daha da yükselir. Huzursuzluğun kanlı boyutlara ulaşmaması için dedektiflerin zamana karşı yarışmaları gerekmektedir.
Bu esnada Amerikan bilimci Charlotte Hennesey ve İtalyan antropolog Giovanni Bersei gizlice Vatikan Şehri’ne çağrılarak tarihin en karanlık sırrını açığa çıkarabilecek olan arkeolojik hazineyi incelemekle görevlendirilirler: Çarmıha gerilme izleri taşıyan yaklaşık 2000 yıllık bir insan iskeleti…
Vatikan güvenlik uzmanı Salvatore Conte’nin her hareketini izlediği Charlotte Hennesey, zamanla yarışarak insanoğlunun inancının temellerini tehdit etmekte olan şaşırtıcı gerçeği ortaya çıkarmak zorundadır. Karşı karşıya olduğu daha acil bir soru ise Vatikan’ın bu bilgilerin ve kendisinin serbest kalmasına izin verip vermeyeceğidir.

Kutsal Kemikler adlı romanında yazar Michael Byrnes efsanelerin, günümüz dünyasının tartışmalı entrika, komplo, cinayet ve modern teknolojisinin büyüleyici karışımını ve hatta mükemmel birleşimini sizlere bir çırpıda okuyacağınız şekilde sunuyor.

Giriş
LİMASOL, KIBRIS NİSAN 1292
Beyaz paltosu ve kızıl, katın sakalı sıcak esintide uçuşmakta olan Jacques DeMolay, Kolossi Kalesi’nin içindeki kare şekilli kulenin doğu siperlerinden Akdeniz’in engin sularını gözlüyordu. Ellisine yaklaşmakta olan bir şövalye için yüz hatları (uzun burnu, delici gri gözleri, dar alnı ve bir heykeltıraşın elinden çıkmış gibi duran 5 çene kemiği) şaşırtıcı derecede dinç görünüyordu. Kısa ve gür saçları yer yer grileşmeye başlamıştı.
Durduğu yerden Kutsal Topraklar’ın kıyılarını göremese de o tatlı okaliptüs ağaçlarının kokusunu duyduğuna yemin edebilirdi.
Doğu Kudüs Krallığı’ndaki son Haçlı kalesi olan Akka’nın Mısırlı Memluklar tarafından ele geçirilmesinden bu yana neredeyse bir sene geçmişti. Altı kanlı hafta boyunca süren kuşatma nihayet Yüce Usta Guaillame DeBeaujeu’nun kılıcını bir yana fırlatıp adamlarının itirazlarına rağmen kale duvarından kaçmasıyla sonuçlanmıştı. DeBeaujeu kendisine kızanlara şöyle demişti: “Je ne m’enfuit pas . . . Je suis mort.” “Kaçmıyorum ki. Ben zaten öldüm.” Kanlı kolunu kaldırıp yan tarafına derinlemesine saplanmış olan oku gözler önüne serdikten sonra bir daha kalkmamak üzere devrilmişti.
DeMolay DeBeaujeu’nıın ölümünün tarikatın geleceğine dair bir işaret olup olmadığını merak ediyordu.
“Monsîeur,” dedi bir ses arkasından.
Basamakların yanında durmakta olan katibe doğru döndü. “Oui?”
“Sizi şimdi görecek,” diye haber verdi katip.
Başıyla onaylayan DeMolay çocuğu kalenin içine doğru takip etti, taş basamaklardan aşağı inerken paltosunun altındaki zırhı tıngırdıyordu. Merkezinde yeni Yüce Usta Tibald DeGaudin’İn yatmakta olduğu yatağın bulunduğu kemerli taş bir odaya kabul edildi. Odanın havası bakımsızlıktan kokuşmuştu.
DeMolay bakışlarını DeGaudin’İn açık yaralarla kaplı kemikli ellerinden uzaklaştırmaya çalıştı. Adamın yüzü de aynı şekilde ürkütücüydü. Çökmüş yuvalarından sarkmakta olan sarı renkli gözlerle kaplı bembeyaz bir suratı vardı. “Nasılsınız?” Adama sıcak davranmak için kendini zorladığı sesinden anlaşılıyordu.
“Nasıl görünüyorsam öyle.” Adamın bakışları DeMolay’in tam kalbi hizasında asılı olan haça takılmıştı.
“Beni neden çağırttınız?” Durumu ne kadar kötü de olsa Yüce Usta DeMolay’in en başta gelen ve önemli rakibiydi
“Ben gidince ne olacağını konuşmak için.” DeGaudin’İn sesi cızırdıyordu. “Bilmen gereken şeyler
“Tek bildiğim şey kaybettiklerimizi geri almak için yeni bir ordu toplamayı reddettiğiniz,” diye cüretle cevap verdi DeMolay.
“Hadi ama, Jacques. Yine mi aynı konu? Papa Ölürken yeni bir Haçlı Seferi ihtimalini de beraberinde götürdü. Roma’nın desteği olmadan hayatta kalma şansımız olmadığını sen bile kabul edersin,”
“Böyle bir şeyi kabul edemem.”
Tapınak Şövalyeleri’nin destekçisi olan Katolik dünyanın İlk Fransiskan papası IV. Nicholas yeni bir Haçlı Seferi düzenleyebilmek için çok uğraşmıştı. Tapınak Şövalyeleri’ni Aziz John Şövalyeleri ile birleştirmek için konseyler toplamış, yirmi gemiyi donatacak para toplayıp askeri işbirliği için Çin dahil olmak üzere tüm dünyaya temsilciler göndermişti. Altmış dört yaşındaki papa bundan birkaç gün önce beklenmedik bir biçimde doğal nedenlerle Roma’da hayata gözlerini yummuştu.
“Roma’daki birçok insan Nicholas’ın ölümünün bir kaza olmadığını düşünüyor.” DeGaudin’in sesi komplo kokuyordu.
DeMolay’in yüzü gerildi. “Ne?”
“Papanın kiliseye bağlılığı tartışma götürmezdi,” diye devam etti DeGaudin. “Ama özellikle Fransa’da kendine çok düşman edindi.” Yüce Usta tereddütle elini kaldırdı. “Senin de bildiğin gibi Kral Philip askeri seferberliğini devam ettirebilmek için sert önlemler aldı. Tutuklanan Yahudiler’in mallarına el konuldu. Fransız ruhban sınıfına yüzde ellilik bir vergi zorunluluğu getirildi. Papa Nicholas tüm bunları protesto etmişti.
“Papayı Philip’in öldürttüğünü söylemiyorsunuz herhalde?”
Yüce Usta öksürüğünü koluyla bastırdı. Kolunu geri çektiğinde kumaşın üstü kan lekeleri ile kaplanmıştı. “Philip’in Roma’yı kontrol etme arzusunda olduğunu bilmelisin. Şu an Kilise çok daha büyük bir sorunla boğuşuyor. Kudüs beklemek zorunda.”
DeMolay uzun bir süre sessiz kaldı. Ardından bakışlarım DeGaudin’e çevirdi. “Süleyman Mabedi’nin altında yatanları biliyorsunuz. Bunu nasıl görmezden gelebilirsiniz?”
“Bizler yalnızca insanız, Jacques. Orada yatanı yalnızca Tanrı’nın kendisi koruyabilir. Bizim bunu değiştirmek için bir şeyler yaptığımıza inanıyorsan tam bir aptalsın demektir.”
“Nasıl bu kadar eminsiniz?”
DeGaudin hafifçe gülümsemeyi başardı. “Biz Kudüs’e ayak basmadan önce başkalarının da yüzyıllar boyunca bu sırlan korumak için uğraştığını sana hatırlatmama gerek var mı? Bizim rolümüz nispeten küçük oldu ama bizden sonra da birilerinin var olacağına eminim.” Konuşmasına ara verdi. “Niyetlerinin farkındayım. İraden güçlü. Adamların sana sadık. Ve ben gidince kafandakileri hayata geçirmek için harekete geçeceğini biliyorum.”
“Bu bizim görevimiz değil mi? Tanrı katında ettiğimiz yeminin gereği bu değil mi?”
“Olabilir. Ama belki de bunca yıldır sakladıklarımızı açığa çıkarma vakti gelmiştir.”
DeMolay Yüce Usta’nın süzgün suratına yaklaştı. “Bu tür bir ifşa tüm İnancımızı yerle bir edecektir!”
“Ve belki de yerine daha iyisi gelir.” DeGaudin’in sesi fısıltıya dönüşmüştü. “İnancını kaybetme, dostum. Kılıcını bir yana bırak.”
“Asla.”

1.
Kudüs Günümüz
Salvatore Conte müşterilerinin gerekçelerini asla sorgulamazdı. Şimdiye dek yaptığı işler ona sakin olup göreve odaklanmasını öğretmişti. Ama bu gece farklıydı. Bu gece kendini tedirgin hissediyordu.
Ellerinde 1oo mermi şarjörlü ve bomba atıcılı birer Heckler&Koch XM8 hafif tüfeği bulunan simsiyah kıyafetlere bürünmüş sekiz adam eski sokaklarda ilerliyordu. Yumuşak botları kaldırım taşlarına sürtünürken adamların her biri gece görüş gözlüklerinin ardından çevreyi gözlemekle meşguldü. Etraflarındaki canlı tarih üstlerine geliyor gibiydi.
Ani bir el hareketiyle grubu durduran Conte yürümeye devam etti.
Ekibinin de kendi gibi tedirgin olduğunu biliyordu. Adı “Barış Şehri” anlamına gelse de Kudüs kargaşanın merkeziydi. Geçtikleri her sessiz yol onları şehrin bölünmüş kalbine daha da yaklaştırıyordu.
Adamlar şehre çeşitli Avrupa ülkelerinden ayrı ayrı gelmiş, iki gün önce Yahudi Mahallesi’nin Battei Makhase Meydanı’na bakan tarafında Conte nin bu tür işlerde kullandığı sahte kimliklerden biri olan “Daniel Morrone” adına kiralanmış bir apartman dairesinde bul usul m ustu.
Conte şehre vardıktan sonra müstahkem Eski Şehir’in  merkezinde bulunan otuz beş dönümlük anıtların (otuz iki metreye varan boylarıyla Moriah Dağının dik yamaçlarına uzanan devasa bir sütuna benzeyen savunma siper ve duvarlarıydı bunlar) çevresinden dolanan arka sokaklara hakim olabilmek için turist rolü yapmıştı. Dünyanın üzerinde en çok hak iddia edilen arazisi unvanına rahatlıkla sahip olabilecek olan bu bölgeye Müslümanlar Haram eşŞerif, yani “Yüce Sığınak” diyordu ama bölge esas olarak “Kutsal Tapınak” adıyla tanınıyordu.
Binalar bitip de yukarılarında yükselen batı duvarına ulaştıklarında iki adamın ileri gitmesini işaret etti. Duvara takılı ışıldaklar uzun gölgeler oluşturuyordu ve Conte’nin ad a mi an kolaylıkla karanlıkta kalan ceplere sızabilirdi ama aynı durum İsrail Savunma Gücü (İSG) askerleri için de geçerliydi elbette.
Yahudiler ile Filistinliler arasındaki sonu gelmeyen anlaşmazlıklar Kudüs’ü dünyanın en sıkı korunan şehri haline getirmişti. Ancak Conte İSG’nin tek amaçları üç yıllık zorunlu askerliklerini tamamlamak olan askere yeni alınmış olan genç çocuklarla dolu olduğunu ve bu askerlerin kendi zorlu ekibiyle başa çıkamayacaklarının farkındaydı.
Gece görüş gözlükleriyle ileri doğru baktığında gölgelerin ürkütücü bir yeşile dönüştüklerini fark etti. Bölge, bulunduktan yerden elli metre uzakta başıboş dolanan iki asker dışında boştu. Ellerinde Mı6′lar taşıyan siyah bereli askerler standart zeytin yeşili kamuflaj ile kurşun geçirmez yelek giyiyorlardı. İkisi de İsrail’in en popüler markası (Conte’ye kalırsa en iğrenci) olan Time Lite sigaraları içiyordu.
İçeri girmeyi hedefledikleri platformun batı duvarındaki bir yükseltiden ibaret olan Moors’ Kapısı’na bir göz atan Conte Kutsal Tapınak’a fark edilmeden adım atmalarının mümkün olmadığına emin oldu.
Parmaklarını namlu boyunca kaydırarak XM8′i tek atış moduna getirdikten sonra tüfeği sol omzuna dayadı. İlk yeşil hayaletin ağzından sarkan sigaranın kızarıklığını kendine referans alarak kırmızı lazerle kafaya nişan aldı. XMS’in titanyum mermileri askerîn yeleğini delip geçecek güçte olmasına rağmen Conte (işin riski bir yana) vücuda ateş etmekten hoşlanmıyordu.
Tek atış. Tek vuruş.
İşaret parmağı tetiği hafifçe çekti.
Çıkan boğuk ses ve hafif bir geri tepmenin ardından hedefinin dizleri üstüne çöktüğünü gördü.
Tüfeğin dürbünü şimdi ayaktaki askere çevrilmişti.
İkinci İSG askeri ne olup bittiğini bile anlayama    n dan Conte yeniden ateş etmiş ve mermi adamın kafasından girip beynini parçalamıştı bile.
Adamın devrilip hareketsiz kalışını izledi. Sessizlik.
“Savunma” sözcüğü onu şaşırtmaktan asla vazgeçmiyordu (kendilerini güvende hissetmeleri için insanlara sadece bir kelimeden fazlasını veriyordu bu kelime). Anavatanının askeri gücü gülünç sayılabilecek bir seviyede olmasına rağmen kendisini sanki bu açığı kapı yormuş gibi görüyordu.
Bir diğer ani el hareketi ile adamlarına Moors’ Kapısına uzanan dik sokağa girmelerini işaret etti. So! tarafında, toprak bentlerin temeli boyunca uzanan Batı Duvan Meydanı gözüne çarptı. Daha dün bu mübarek topraklan varlığıyla kutsadığına inandıkları kadim ta….

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Forza Rowing Club