www.ucuzkitapal.com | Binlerce kitap sadece 2 TL! - Kapıda Ödeme İmkanı

Osmanlı’da Seks

Ağustos 19, 2009 İNKILAP KİTABEVİ, Sosyal Tarih

Bu kitabı en uygun fiyata satın alın »

105682osmanlidaseksmuratbardakcib

Bu kitap, kütüphanelerin tozlu raflanndaki elyazmalarının sararmış sayfalarında yüzlerce seneden beri gizli kalmış ve unutulmuş yazıları günışığına çıkartıyor: Osmanlı cinsellik metinlerini…

‘Muzır’ yahut ‘müstehcen’ gibi kavramların olmadığı, cinsellik konusunda hemen herşeyin serbestçe yazıldığı bir dönemin örnekleri bunlar… Hepsi Türkçe ve hepsi de ilk defa yayınlanıyor.

Cinsel sağlıktan bahseden ve aşk tekniklerini anlatan ‘bahnameler, Nasreddin Hoca öykülerinin cinsellik temeline dayalı ilk versiyonları, 17. asır İstanbul hamamlannda olup bitenler, Osmanlı eşcinsel edebiyatı, cinselliği konu alan şarkı güfteleri ve eski İstanbul’un artık pek bilinmeyen özel hayatı… Hepsi, bu kitapta birarada.

Yüzyıllar öncesinden günümüze ulaşan ve dedelerimizin, büyük dedelerimizin, hattâ nesiller önceki atalarımızın okuyup zevk almış oldukları bu metinler Hintliler’in ‘Kama Sutra’sı düzeyinde bilimsel, Araplar’ın ‘Kokulu Bahçe’si kadar renklidir ve en önemlisi, bizim öykümüzdür.

BU KİTAPTA YAZILAN HER ŞEY, BİZİM ÖYKÜMÜZDÜR
Yüzlerce yıl boyunca itinayla saklanan, elden ele gizlice dolaşan, kulaktan kulağa fısıldanan metinler, bu kitapla ilk kez gün ışığına çıkıyor. Bunlar, kitaplıkların tozlu raflarında kalmış, elyazmalarının sararmış sayfalarında unutulmuş yazılar: Osmanlı cinsellik metinleri.
Öncelikle şunu belirtmem lâzım; Bu kitapta yer alan metinlerin hiçbiri bana ait değil. Bunları ben yazmadım, sadece bugüne kadar ele alınmayan cinsellikle ilgili Osmanlıca yazmaların bazı bölümlerini, bugünün diline çevirip naklettim.
Bunlar yüzlerce yıl önce söylenmiş, yazılmış, çizilmiş konulardı ve en önemlisi, hepsi “bizim” öykümüzdü. Ama günümüzde her nedense üzerlerinde pek durulmamış, incelenmemişlerdi.
Geçmişte, bugünün “muzır” kavramı yoktu. Uygunsuz kadınlarla erkekler yine işbaşındaydı ve hatta hem nüfusa göre oranları daha fazlaydı, hem de faaliyet sahaları daha genişti galiba. Kolluk kuvvetleri uygunsuzları o zaman da toplar, şehir dışına sürer, böylelikle mahallenin namusunun temizlenmesine çalışılırdı.
Ama günümüzde sık yaşanan bir şey, geçmişte pek bilinmezdi: Cinselliği yazan kaleme yasak yoktu. Hoşgörü, topluma daha fazla egemendi.
Siyaset uğruna nice başlar uçuran, din adına sıra sıra darağaçları dizen Osmanlı, gerçi iktidara karşı söz söyleyip başkaldıranı bağışlama m işti ama cinsellikten bahseden kaleme ses çıkartmamıştı. Bu serbestlik, “halk siyasetle uğraşmasın da ne yaparsa yapsın” düşüncesinden mi kaynaklanıyordu, yoksa başka bir sebepleri mi, bilmiyorum, fakat görünen o ki, geçmiş asırlarda günümüzden çok daha fazla bir serbestlik vardı.
Örneğin cinsel sağlıkla güç arttırıcı ilâçlardan, aşk teknikleriyle fizyolojik bilgilerden bahseden, “Bahname” denilen kitaplar… Hepsi, padişahından sıradan vatandaşına kadar, isteyen herkesin elinin altındaydı.
Veya bir Fazıl Bey… Türk Edebiyatında, onun kadar açık sözlü bir şair herhalde gelmemiş, hatla ondan sonra da çıkmamıştı.
Yahut bir Türk Galip… İmparatorluğun bir paşasıydı, bir yandan vilâyetler yönetip Babıali’ye idari raporlar yazarken, bir yandan da Anadolu’nun Kezban’ın, Himmet’inin çok özel ilişkilerini anlatmış, cinsel folkloru konu alan gazeller döktürmüştü.
Bu kitapta yer alan ve tamamı kitapların tozlu raflarında üzerlerinde akademik araştırmalar yapılmayı bekleyen yüzyıllar
öncesinin metinleri, okunduklarında cinsel tahrik yaratmalarının aksine bir mizah duygusu uyandıracak, tebessüm ettirecek, hatta kahkahalar yaratacak mahiyettedir. Üstelik bu metinler, Hintliler’in “Kama Sutra”sı veya Magrip’in “Kokulu Bahçe’si gibi, doğunun cinsellik klasikleriyle boy ölçüşebilecek zenginlikte bir cinsellik edebiyatına sahip olduğumuzu da kanıtlamaktadır.
Okuyucuyu dedelerimizin, büyük dedelerimizin, hatta nesiller önceki atalarımızın okuyup zevk aldığı cinsel metinlerle başbaşa bırakmadan önce, tekrar söyleyeyim: Kitapta yeralan metinler ve anlatılan olaylar, bazı çevrelere aykırı gelecek ve hiddetle karşılanacak bile olsalar, yüzyıllar öncesinden günümüze uzanan bir geleneğin halkalarıdır ve çok daha önemlisi, hepsi “bizim” öykümüzdür.

Murat Bardakçı Teşvikiye, 1992

İÇİNDEKİLER
YAZIN AVRADLARA, KIŞIN OĞLANLARA…….    9
BAHNAMELER: CİNSELLİĞİN İLMİ   …………   53
OSMANLI EŞCİNSEL METİNLERİ…………..   91
ŞARKILARDAKİ EROTİZM  ……………….153
YAYIN DÖNEMİ BAŞLARKEN……………..193
ESKİ İSTANBUL’UN NAMUSU  …………….229

“…Yaz olunca avradlara, kışın oğlanlara meylet ki, vücutça sağlam olasın. Zira oğlan teni sıcaktır, yazın iki sıcak bir araya gelirse vücudu bozar. Avrat teni ise soğuktur, kışın iki soğuk vücudu kurutur…”
“…Kız Softa yâni Ürgüplü İsmail Zalpaşa Medresesi’nde hemşehrisi Dağlı Hüseyin nâm pelTde (…) misafir olup, üçüncü gece o zalim dağlı herif hemşehri oğlancığa fiili livataya mübaşeret eyledikte (girişince) maslahatı begayet kebîr (çok büyük) olmakla Molla İsmail kanrevan bîhuş (….) oldukta (olunca), gaddar herif işini tamam görmüştür…”
“…Bil ki, avradların inzal alâmetleri (boşalma belirtileri) şunlardır ki, gözleri süzülür ve er yüzüne bakmaya utanır ve alnı terler ve göğsü titrer ve ere berk (sıkı) yapışır. Ve bil kim avrat ile erin inzali bir olursa, büyük lezzet bulurlar. Ve yine bil ki, avratla erin menileri birbirine karışacak olursa, aralarında muhabbet çok olur…”
“…Erkek hatunun üstüne çıka ve uyluklarını kaldıra. Tamam oynayıp memelerini sıka, sonra fercini sıkıp zekerini ovalayıp ikbâl geldikte zekerini ferci içine idhâl eyleye. Sonra, meni döke. Amma avrat üste çıksa, meni güç dökülür, safâsı az olur ve zeker İçinde meni kalır ve içinde kurur ve mesaneyi fâsid eder (bozar) ve mesanede emraz (hastalık) hâsıl olur…”
Bu ifadeler, günümüz yazarlarından birine ait olsa neler neler söylenirdi.
Şöyle bir tahmin etmeye çalışmak bile, insanı ürkütüyor.
Bütün bu örnekler, günümüzden çok önce, hem de yüzlerce yıl Önce yazılmış kitaplardan seçildi. “Muzır” veya “müstehcen” gibi kavramların olmadığı, cinsellik konusunda istenen her şeyin serbestçe yazıldığı bir dönemde, Osmanlı’nın da ilk zamanlarında, 16. ve 17. yüzyıllarda kaleme alınmış eserlerden alındı.
Cinsellik öğeleri Osmanlılar döneminde “edebiyat” denince akla gelen divan şiirinde, bunun nağme uzantısı olan ve günümüzde “Klasik Türk Musikisi” diye adlandırılan müzik türünde bestelenmiş söz eserlerinde, düzyazılarda, tarihî kaynaklarda ve minyatürlerde bir hayli boldur. Zaten cinsellik, Türk edebiyatının sadece Osmanlı döneminde değil, hemen her devresinde ve her biçimde kullanılmış; edebiyatımızın ilk örneklerinden olan tarihî destanlardan bilinen İlk Türk sözlüğü Divanı Lügatü’tTürk’e ve yine yüzyıllar öncesinin masallarından halk edebiyatının çeşitli formlarına kadar, zengin bir alana yayılmıştır.
Ancak iki konuyu, içerisinde cinsel unsurların geçtiği metinlerle sadece cinselliği konu alan eserleri birbiriyle karıştırmamak gerekir. Bizim için önemli olan bu ikincisi, yâni ileride muhteviyatlarının bir kısmını nakledeceğimiz bahnameler, dellâknâmeler, ve evlileri irşad kitapları gibi eserlerdir.
“Cima” ve “vuslat”
Cinsel metinlerde iki kelime sürekli olarak geçer: “Cima” ve “Vuslat”. İkisi de Arapçadır. İlki “cinsel birleşme”, öteki “kavuşma” anlamına gelir.
Ama “vuslat” sözüyle ifade edilen kavuşma, başka türlü bir kavuşmadır.
Arapça’nın en büyük sözlüklerinden Kamusu Okyanus’ta. kelimenin karşılığı olarak “Muhibbin mahbûbuna vâsıl olması” deniyor. Yani “sevenin sevdiğine ulaşması”. Kamus daha sonra, “…gerek afif ve ismet, gerek habis ve şenaat cihetiyle olsun…” diye yazıyor. Bugünün Türkçesiyle, “Seven sevdiğine iyi niyetle de gider, kötü niyetle de…”
“Vuslat” edebiyatın her türünde çok sık kullanılmıştır. Hangi anlamda kullanıldığı, yazanın niyetinin ne olduğu, cümlenin siyakından kolayca anlaşılır.
Cimânın ise, “cinsel birleşme” dışında mecazî hiçbir anlamı yoktur.
Osmanlı öncesi Türk edebiyatındaki cinsellik bahislerinde, cinsel ilişki teknikleri pek yazılmamıştır. Sözü edilen konular genellikle yaşanmış olaylar veya sevgilinin güzelliği, zerafeti, tahrik edişi, bazan da aşıklara verilen nasihatlerdir.
Destanlar döneminden başlayarak, 14, yüzyıl Anadolu Türkçesi’nin örneği olan şiirlere kadar, bu, böyle gider. Ancak ilk dönem Anadolu metinlerinde, artık Islamî öğretinin yorumlanmasıyla ortaya çıkan tasvirlerle karşılaşılır. Meselâ cennetteki huriler, Yazıcıoğlu’na göre, göbekten yukarısı güzel oğlan, aşağısı el değmemiş kızdır. İşıkla karışmış haldedirler. Kaşları, kirpikleri, saçları vardır ama vücudlarında başkaca kıl yoktur.

Cimân ın İyisi ve kötüsü

“Kabusnâme”, cimâyı konu olarak işleyen kaynakların en eskilerinden biri. 1082 yılında, Ziyaroğulları’ndan Emir Keykavus tarafından yazılmış Farsça ansiklopedik bir eser. İçerisinde ne ararsanız var. Hamamda yıkanma usullerinden at cinslerine, tarladan fazla ürün alma yollarından tüccarlığa kadar, günlük hayatta karşılaşılacak hemen her konuyu ele alıyor.
Kitabın “Cimâda fidelisi ve ziyanlısı hangisidir, onu beyân eder” yani “Cimâânın iyisi ve kötüsü hangisidir, onu anlatır” başlıklı 15. bölümünde, cinsellik konusu işleniyor.
Kabusnâme, 15. yüzyılın ilk yarısında Mercimek Ahmet tarafından Türkçe’ye çevrilmiş ve dönemin hükümdarı İkinci Murat’a sunulmuş.
Edebiyat bilgini Orhan Saik Gökyay tarafından yıllar Önce “Devlet Kitapları” serisinden yayınlanan Kabusnâme’nin sözkonusu 15. bölümü, bugünün diliyle şöyle:
“…Ey oğul şöyle bil ki, cima etmek dünyanın lezzetlerinden ulu bir lezzettir. Ama bunun lezzetine aldanıp çok meşgul olma ki, vücudunun temeli gedik almasın. Eğer kendini yenemezsen bari sevdiğinle cima et ki, sevgin zarar görmesin. Zira sevgi sıcak, cima soğuk bir harekettir. Şüphesiz ki soğuk, sıcağı bozar.
Arzunu sevdiğinle de yenemezsen, bari serhoşken cima etme. Zira cima sırasında zihinde bir tad meydana gelir. Eğer zihinde şarabın doğurduğu düşünceler varsa, kişi ne cima ettiğini bilir, ne de lezzetini alır. Ama çaresiz kalırsa mahmur olduğu sırada cima etmeli ki, zevkini anlasın. O da günde bir kere gerek. Kişinin, bulduğunca bunamaması gerek. Yani ele geçirdiğinde iş buymuş dememek gerek. Her ele geçirdiğinde cima etmek, havyanların işidir. Hayvanlar vakitli, vakitsiz nedir bilmezler. Ne zaman ellerine geçirseler, yaparlar. Demek ki insan olanın zamanı gözlemesi gerek. Böylece insanla hayvan arasında ne (ark olduğu bilinir ve “Bu insandır, bu hayvandır” denir.
Ve ondan sonra: Hizmetkârlar iki türlüdür. Yani karın ve cariyen. Meylin daima bunlardan birine olmasın, yoksa ikisinden biri sana düşman kesilir. Her ikisini beraber gözetirsen, hem karının hem de cariyenin hizmetinden iki kat zevk alırsın.
Cimânın çoğu zararlı olduğu gibi, azı da zararlıdır dedik. Herşeyin orta kararı hoştur. Sıcak günde, sıcak hamamda ve sert soğukta yapılan cima, özellikle yaşlılara büyük zarar verir. İlkbaharda cima çok hoştur ve her bünyeye uygundur. Çünki, ilkbahar ılımlı bir mevsimdir, ılımlı havada çeşmelerde ve pınarlarda su çok olur, âlemde hoşluk ve rahatlık artar. Büyük âlem böyle olup sular çoğalınca, küçük âlem olan bedenimizde kan fazlalaşır ve şehvet de çoğalır. Şehvet arttığında cima salâh olur, zarar vermez. Görmez misin ki damarda kan fazlalaştığında kan aldırmak nasıl faydalıdır? Damarlar boş olduğunda kan aldırmak nasıl zararlıysa, belde meni olmadığında yapılan cima neye yarar?
Ve eğer kan aldırmak istersen, çok sıcakta ve çok soğukta aldırma. Kan artarsa, sakinleştirmeye çalış. Uygun şaraplar ve yemekler ye. Miden tok olduğunda daha fazla yeme, usanınca da cima etme.
Yaz olunca avradlara meylet, kışın oğlanlara ki, vücutça sağlam olasın. Zira oğlan teni sıcaktır, yazın iki sıcak bir araya gelirse vücudu bozar. Avrat teni ise soğuktur, kışın iki soğuk vücudu kurutur…”

Bilmediğimiz
Nasreddin Hoca

Türk mizahının en eski örneklerinden sayılan Nasreddin Hoca öykülerinin yüzyıllar Öncesinden kalan ilk versiyonlarında, ana tema cinselliktir.
Nasreddin Hoca üzerine çalışan araştırmacılar, ilk dönem öykülerinde cinsellik konusunun ağır basmasını halk düşünce ve felsefesinin gerçekçi ve sınırlama konmamış bir ürünü olarak görüyorlar.
Böyle öykülerin kaydedildiği ve 16. yüzyıldan kaldığı sanılan elyazmalarından biri, Hollanda’nın Groningen Üniversitesi Kitaplığında (Cod. Gron. a g 8) saklanıyor. Yazmada bulunan 75 öyküden bir kısmı, cinsellikle ilgili.
Metin ilk kez, K.R.F. Burill tarafından bilimsel bir dergide, orijinal dili ve bugünün Türkçesi’ne uyarlamasıyla birlikte yayınlanmıştı (Archivum Ottomanicum, Tomus II, Anno 1970). Günümüzde de rahatça anlaşılabilecek bir dille yazılmış olan bu fıkraların bazılarını, çok küçük değişiklikler yaparak veriyoruz:
“…Nasreddin Hoca. bir gün Sivrihisar’da vaaz ederken demiş: “Müslümanlar, bu Sivrihisar’la Karahisar’ın havası birmiş”. Dinleyenler, “Neden?” demişler. Hoca, cevap vermiş: “Orada da s…..e t…..m beraberdi, gördüm ki burada da
beraber”.
Nasreddin Hoca, bir gün vaaz ederken demiş: “Müslümanlar, varın Tanrı’ya şükredin ki, g……ü alınlarınızda yapmamış. Eğer alınlarınızda olsaydı, hergün yüzünüze s……nız”.
Nasreddin Hoca bir gün minareyi göstererek “Şuna ne derler?” diye sormuş. Halk, “Şehrin s..i” demiş. Hoca demiş: “Ona uygun g…nüz var mı?”.

Satın Alabilirsiniz

Bu kitabı en uygun fiyata satın alın »

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Osmanlı’da Seks için 1 cevap

  1. Bu Nasrettin Hoca Kısmı Tuhaf Ve Sinir Edici :Q

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

www.ucuzkitapal.com | 2 TL Kitaplar