Teslimiyet

Haziran 4, 2011 KORİDOR YAYINCILIK, Roman (Yabancı)

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

“Dolu dolu bir aşk hikayesi… Gerçekçi karakterler, yakıcı kimyası ve olağanüstü olay örgüsüyle kaçırılmaması gereken bir kitap.”
Publishers Weekly

İtinayla seçilmiş bir grup savaşçı… İskoç atalarının cesaretine ve vahşi doğada onlarla yaşayan Kızılderililerin gizliliğine ve kurnazlığına sahiplerdi. Sınırların, yasakların olmadığı savaşta Fransızlarla dövüşürken yeni bir onur nişanı aldılar, yeni bir nesli başlattılar…

Iain MacKinnon İngiliz kraliyetine hizmet etmek zorunda bırakıldı ama vicdanı onu Abenakilerin elinde kaçınılmaz bir ölümle karşı karşıya kalmış güzel bir kadını kurtarmak için harekete geçirdi. Emirlere karşı çıktı; kardeşlerini, adamlarını ve görevini tehlikeye attı… Bir kadın için. Ama Annie’nin tatlı vücudunu kollarıyla sararken hiç pişmanlık duyamıyordu. Kadının ondan bir şey sakladığını hissetse de kalbine engel olabilmek için çok geçti. Aşkta ve savaşta öyle anlar olur ki yapılabilecek tek şey . . . Teslimiyet’tir.

—-

28 Temmuz 1755

Hudson Nehri, Albany

New-York Kolonisi

 

Lord William Wentworth’un uygarlığın sınırına geldiğine ikna olmak için pencererinden dışarıya bakması yeterliydi. Aşağıdaki tozlu sokakla hayatında hiç yıkanmamış gibi görünen bir adam, kendisinden daha pis olan bir fahişeyi arkadan beceriyordu. Birkaç adım ötelerinde bir köpek belirdi, iki boyalı Kızılderili sevişen çifti görmemiş gibi yaparak yanlarından geçtiler.

William aşağıdaki görüntüyü mide bulandırıcı bulması gerektiğini düşünda. Ama aslında biraz eğleniyordu. Dört aydır kolonilerdeydi ve o zamana kadar yerliler – ya da Ülkenin büyüklüğü ve güzelliği – kanını kaynatmak için ona eğlence yaratmayı bırakmamışlardı.

Arkadan genç subay Teğmen Cook’e yaklaşarak. Braddock’un son yıkıcı yenilgisini mazur göstermeye çalıştı. “General daha önce böyle sık bir ormanda o kadar insafsız düşmana karşı savaşmadı, Lordum. Fransızlar ile müttefiklerinin eşkıyalar gibi karanlıkta ateş açmak yerine onurlarıyla mücadele etmesini bekliyordu.”

“Yanında ona tavsiye verecek yerli keşifçi ve köylü bulundurmuyor muydu?” William gözlerini aşağıdaki hareketlilikten ayırmadan konuşuyordu. Adam orgazma ulaşmıştı ve pantolonunu düzeltiyordu.

“Evet lordum.” Teğmen Cooke rahatsız bir suskunluğa gömüldü.

Sevimsiz gerçeği konuşmaya gelmişti sıra.

“Braddock neden kaybetti?”

Fahişe eteğini düzeltti, adama dönüp ücret için pis elini uzattı.

“Lütfen efendim, General haftalardır yasta. Onu böyle…”

“Sizi buraya General Braddock’u övmeniz için değil yenilgiyi incelemeniz için çağırdım. Yükselmek ve bir gün savaşta önderlik yapmak istiyorsanız diğerlerinin stratejik hatalarından ders çıkarmalısınız. Anlaşıldı mı, Teğmen?”

“Evet efendim.”

“Söyle o zaman. Braddock neden kaybetti?”

“Köylülerin tavsiyelerine uymamayı tercih etti ve Kızılderili savaşçıları kızdırınca çoğu onu terk etti.”

Ağrısını dindirmiş olan adam ücreti ödemek istemiyor gibi gözüküyordu. Fahişenin yüzüne vurup yere düşmesine sebep oldu.

“Kısaca general kendi sınırlarının farkına varamadı.” Bu William’ın yapmamakta kararlı olduğu bir hataydı. “Braddock, kibrinin bedelini kendisinin ve adamlarının hayatıyla ödeyen küstahın biri,”

“Evet efendim.”

Sarkan göğsü gevşek korsesinden çıkmaya çalışan kadın ayağa kalkmaya çalıştı. Dişlerini ve tırnaklarını göstererek adamın üzerine atladı.

“Majesteleri’nin galip gelmesi için ne yapılması gerekiyor. Teğmen?”

Adam fahişeye tekrar vurdu ve elinde bir bıçak gözüktü.

“Bi- biz vahşi savaşçılar gibi savaşmayı öğrenmeliyiz, efendim.”

“Ya da böyle savaşanları Majesteleri’nin hizmetine katmalıyız.” William aşağıdaki tatsız küçük dramaya öyle dalmıştı ki kendi konuştuğunu bile zor duyuyordu, Adam kolunu havada savurdu. Fahişe geriye doğru sıçradı, ayağı eteğine takıldı ve bir çığlıkla geriye doğru düştü. William muhtemel bir cinayeti önlemek için pencereden bağırmak üzereydi ki uzun boylu bir adam – muhtemelen bir avcı ya da sınırda oturan biri – ortaya çıktı. William gözünü kapayıp açana kadar avcı görünümlü adam, diğerini kontrol edip yere yatırmış ve elindeki bıçağı almıştı.

William daha önce bu kadar hızlı hareket eden bir adam görmemişti. Avcıda Kızılderili kanı mı vardı acaba? Koyu saçları omuzlarına dökülüyordu. Teni güneşten bronzlaşmıştı ve kollarında Kızılderili işaretleri vardı ama bir Avrupalı gibi deri pantolon ve evde dokunmuş bir gömlek giymişti; sırtında da pala gibi bir şey vardı. Kabzasına İskoç tartanı dolanmıştı. Sürülmüş bir İskoç.

Bir elinde tüfek vardı. Sol kalçasında kınında duran bir bıçak, sağında ise bir tabanca. Sol omzundan sarkan bir barutluk, belinde çakmaktaşları ve av saçmaları için deri bir kese.

William İskoçun anlaşmazlığa son verip adamı ücreti ödemeye zorlarken izledi. Adamın yanına onunla aynı kıyafetlerden giymiş ‘ki adam gelmişti. Ona o kadar benziyorlardı ki kardeşleri olmalıydılar. Öfkeli adam yere para attı.

Fahişe parayı kaptı ve oradan uzaklaştı.

Teğmen Cooke William’ın yanına geldi. “‘Bir sorun mu var. efendim? Dilerseniz o gaddarları getirebilirim.”

William kafasını salladı. Cooke’nin yüzündeki gençlere özgü bıkkın ifadeye güldü. Komando Birliği’nden haberiniz var mı. Teğmen?”

“Kesin suretle efendim.Vali Shirley Savalarında Macesteleri’ne hizmet ettiler. Geçenlerde de General Johnson bu savaş için daha fazla böyle birliklere ihtiyacımız olduğundan bahsetti.”

Sokakta, iskoç, adamın ayağa kalkmasına yardım etti ve bıçağını ona geri verdi. Ama öfkeli adam bıçağını İskoçun kalbine saplamak istermiş gibi adamın üzerine atladı. İskoç sırıtarak yana doğru kaçtı ve bacaklarıyla adama tekme alarak yere yığılmasına sebep oldu.

“Johnson’la anlaştım ve Elizabeth Kalesi’nde emrimde çalışacak bir Komando birliği oluşturmakla görevlendirildim. Başarmak için bu tarz adamları ikna etmem gerekiyor.”

Teğmen Cooke kaşlarını çattı- “Belalı, İngiliz askeri disiplinine uymayan bir gruba benziyorlar. Yüce Tanrım onlar klan renkleri mi?”

William güldü. “Kim olduklarını ve burada, Albany’de ne yaptıklarını öğrenmek istiyorum- Her hareketlerini takip edin, Teğmen, ama dikkat edin de sizi fark etmesinler. Gerekirse birini kiralayın, Şafağa kadar bu üç iskoç hakkındaki her şeyi öğrenmek istiyorum.”

“Emredersiniz, efendim.” Teğmen başını saygılı bir şekilde eğdi.

“Çıkabilirsiniz.” William pencereden uzaklaşıp satranç tahtasının yanına gitti.

Taşlar dizilmişti. Yeni bir oyun zamanıydı.

Iain MacKinnon öfkesini dizginlemeye çalışarak, el ve ayak bi-leklerindeki ağır zincirler yüzünden garip hareketlerle yukarı çıkan ingiliz subayı takip etti. Onun peşinde zincirleri şıkırdayan Morgan ve Connor, arkalarından da süngülü askerler geliyordu

“Biz yapmadık.”

Connor’ın sesi babasının kemerini yiyecek bir çocuk gibi çıkmıştı. Ama ceza bu kez ölümdü. Masumiyetlerini kanı dayamazlarsa başlarına gelecek olan şey dayaktan fazlası olacaktı.

Bir düzine İngiliz askeri önlerine atlayıp onları tutukladığında Iain ve kardeşleri kasabadan çıkmak üzereydiler. Morgan ve…

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Forza Rowing Club