Unutulmaz Gece | Teresa Medeiros | Biraz Oku Sonra Al

Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

unutulmaz-gece-teresa-medeiros-pegasusSırlarla dolu bir geçmiş,
aşkı tehlikeye atabilir mi?

Nezaket kurallarına uymamasıyla meşhur Carlotta Anne Fairleigh, sosyeteye takdim edileceği gün bile yerinde duramaz. Sırasını beklerken bitişikteki “Kanlı Marki” Hayden St. Clair’in sözde terk edilmiş karanlık evini merak etmekten kendini alamayan genç kadın, pencereden kısacık bir bakış atmaktan zarar gelmeyeceğini düşünür.

Fakat bu son “macera” felaketle sonuçlanarak genç kızın itibarını zedeler ve apar topar nişanlanmasına yol açar. Kısa süre sonra da sosyeteye korku saçan yakışıklı ve gizemli Marki’yle birlikte Cornwall’a gitmek üzere yola çıkar. Hayden St. Clair’in karanlık ve ulaşılmaz tavrı şaşırtıcı bir şekilde çekicidir, üstelik bakışlarında yadsınamaz bir tutku barındırmaktadır. Ancak Lottie kalbinin arzularına teslim olmadan önce, her ne kadar tehlikeli olursa olsun “Kanlı Marki”nin geçmişindeki sırları ortaya çıkarmalıdır…

“Medeiros okurları büyülüyor.”
Atlanta Journal-Constitution

“Aynı anda hem güldürecek hem de hüzünlendirecek.”
USA Today

***

Birinci Bölüm

Londra 1825

Nazik Okur, beni öldürmeyi planlayan adamla göz göze
geldiğim ilk anı asla unutmayacağım…

Carlotta Anne Fairleigh, sosyeteye takdim balosuna çıkacaktı. Ancak ne yazık ki şu anda gösterişli balo elbisesinin içinden ve Diana halasının Mayfair’deki malikânesinin ikinci kat penceresinden çıkıyordu. Eğer elbisesinin korsesini süsleyen ipek volanlar pencere pervazının iç kısmından çıkıntı yapan çiviye takılırı asaydı, İkincisini sorunsuzca halledebilirdi.

Lottie telaş içinde, “Harriet!” diye fısıldadı. “Harriet, neredesin? Çok fena yardımına ihtiyacım var!”

Yalnızca birkaç dakika öncesine kadar rahatça yaşadığı konforlu oturma odasına dikkatle bakmak için boynunu uzattı. Pofuduk, beyaz kedi şöminenin önünde pinekliyordu ama Harriet, tıpkı Lottie’nin tüm iyi talihi gibi, ortadan yok olmuştu.

“O aptal kız nereye gitti böyle?” diyerek homurdandı.

Takıldığı çividen kurtulmak için mücadele ederken, terliklerinin tabanları kaydı ve ayaklan hemen altında uzanan ağaç dalı boyunca kayarken boş yere tutunacak bir yer aradı.

Kolları harcadığı çabadan dolayı ağrırken, göz ucuyla omzunun üzerinden isteksiz bir bakış attı. Aşağıdaki terasın döşeme taşları, yalnızca dakikalar önce ulaşılabilir görünürken şimdi oldukça uzakta görünüyordu. Bağırarak bir uşak çağırmayı düşündü ama yardımına koşup tatsız durumunu keşfedenin ağabeyi olmasından korktu. George, Lottie’den sadece iki yaş büyük olsa da, kısa süre önce Büyük Avrupa Turu’ndan dönmüştü ve yeni keşfettiği sofistike haliyle küçük kız kardeşine tepeden bakmaya çok hevesliydi.

Evin kuzey kanadındaki Fransız pencerelerinden yaylı çalgılar dörtlüsünün, enstrümanlarını akort ederken çıkardıkları ahenksiz sesler esintiyle ona ulaşıyordu. Lottie, kısa bir süre içinde at arabalarının tekerleklerinin tıkırtısını ve sosyeteye takdim edilişini müjdelemek için gelen Londra aristokrasisinin seçkin tabakasının mırıltılarıyla, samimi kahkahalarını duyacağım biliyordu. Onur konuklarının iki kat üstlerindeki pencereden sarkarak saygınlığım kaybetme girişiminde bulunduğunu bilmelerinin imkânı yoktu.

Eğer eniştesi ve vasisi Sterling Harlow, genç kızın sosyeteye takdimini gittikçe büyüyen Devonbrooke’taki West End malikânesinde yapsaydı, Lottie kendini böylesine kötü bir vaziyette bulmayabilirdi. Ama eniştesinin kuzeni Diana, Lottie’yi onurlandırmayı kabul ettirmek için genç adamı tatlı sözlerle ikna etmişti.

Lottie’nin fazladan çalışan hayal gücü için, halasının misafirlerinin onun yassı döşeme taşlarında boylu boyunca uzanan kırık dökük bedeninin etrafına toplandığım zihninde canlandırmak pek zor olmadı. Kadınlar hıçkırıklarını susturmak için kokulu eşarplarım dudaklarına bastırırken, erkekler de genç kızın şen şakrak refakatinden sonsuza kadar mahrum kalmanın ne kadar yazık olduğunu mırıldanıp soluklarının ardından “vah vah’ ve “tüh tüh” derlerdi Lottie eteğinin menekşe rengi poplin kumaşına kederli bir bakış attı. Eğer aşağı düşüşünde elbisesi pek fazla zarar görmezse, ailesi belki de onu bu kıyafetle gömebilirdi.

Ailesinin tepkilerini tahmin etmek de oldukça basitti. Ablası Laura, gözyaşlarıyla kızarmış yüzünü kocasının yakasına gizlerdi, narin yüreği Lottie’nin son kez yaptığı çılgınlıkla kahırlarındı. Ama hepsinin içinde en acısı, eniştesinin yakışıldı çehresine dağlanmış acı düş kırıklığı olurdu. Sterling, genç kızı bir leydiye dönüştürmek için kayda değer bir zaman, özen, sabır ve para harcamıştı. Bu akşam, eniştesinin tüm çabalarının boşuna olmadığım kanıtlamak için Lottie’nin son şansıydı.

Halası Diana’nın hizmetçisi genç kızın saçlarına son dokunuşları yaparken, Lottie’nin en yakın arkadaşı Harriet koşarak odaya girmemiş olsaydı, Lottie hâlâ oturma odasındaki makyaj masasının önünde oturuyor olabilirdi.

Lottie, Harrietin yanaklarında yer yer belirmiş heyecanlı rengi fark ettiğinde makyaj masasından çabucak kalktı. “Teşekkürler, Celeste. Hepsi bu kadar.”

Hizmetçi yanlarından ayrılır ayrılmaz, Lottie arkadaşının yanına koştu. “Sorun ne Harriet? Kedi yutmuş gibi görünüyorsun.”

Harriet Dimwinkle, etine fazlaca dolgun olmasa da, kızla ilgili her şey ona yuvarlaklık izlenimi veriyordu… yanaklarındaki gamzeler, açık kahverengi gözlerini gizleyen yuvarlak çerçeveli gözlüğü, Bayan Lyttelton’ın Güzel Genç Bayanlar için Davranış Okulu’nun salonunda kafasının üzerinde ağır bir atlasla saatlerce yürümeye zorlanmış olmasına rağmen hafifçe eğik duran omuzları… Sadece adı bile okul arkadaşları tarafından insafsızca alay edilmesine sebep olmuştu. Kızın birazcık şey… kalın kafalı olması da fayda etmemişti tabii.

Haksızlığa asla tahammül edemeyen Lottie, kendini Harriet’ın savunucusu olarak atamıştı. Lottie kendine bile itiraf etmekten nefret etse de, Harriet’ın aynı kalın kafalılığı, bu iyi huylu kızın sonuçları hakkında endişelenmeden Lottie’nin çoğu planında ona eşlik etmesine izin veriyordu.

Harriet, Lottie’nin kolunu kavradı. “Biraz önce iki hizmetçinin fısıldadığı şeye kulak misafiri oldum. Geçtiğimiz iki hafta boyunca hemen yan evde, neredeyse Diana halanın burnunun dibinde kimin yaşadığını asla tahmin edemezsin.”

Lottie pencereden dışarı bir göz attı. Meydanı paylaştıkları karanlık ev alacakaranlığın alçalan gölgeleri arasından zar zor görünüyordu. “Tahminim, hiç kimse olurdu. O yer bir mezarlık kadar sessiz. Sah gününden beri buradayız ve tek bir Taun kulunu bile görmedim.”

Harriet ağzını açtı.

“Bekle!” Lottie tek elini uyarırcasına havaya kaldırarak arkadaşından uzaklaştı. “Dert etme. Bilmek istemiyorum. Bu akşam ihtiyacım olan son şey, Laura tarafından iflah olmaz bir işgüzar olduğum için azarlanmak.”

Harriet gözlüğünün ardından gözlerini bir baykuş gibi kırpıştırırken, “Ama sen bir işgüzar değilsin ki,” dedi. “Sen bir yazarsın. Ablanın bunu ayırt edemeyecek kadar hayal gücünden yoksun olduğunu söylerdin hep. İşte bu yüzden sana söylemem gerekiyor ki…”

Lottie, Harriet’ın sözünü yeniden kesti. “Sterling, bu akşam için halamdan kimi davet etmesini istedi biliyor musun? Bayan Agatha Terwilliger.”

Harriet’in rengi attı. “Korkunç Terwilliger’ı mı?”

Lottie onu onayladı. “Ta kendisi.”

Agatha Terwilliger, Bayan Lyttelton’ın Okulu’nda Lottie’nin “moralin yüksek olması” ve “yaşam için tutku” hakkında haylazlık yapma eğilimine karşı dişini sıkıp dayanmayı reddeden tek öğretmendi. Lottie’nin sevgi dolu ve güçlü vasisi, Devonbrooke Dükü’nü memnun etmek yerine, öğrencisinin karakterini şekillendirmekle daha çok ilgilenmişti. Asık suratlı kız kurusu her seferinde Lottie’nin niyetini önlemiş, genç kızın ebedi düşmanlığının yanı sıra gönülsüz hürmetini de kazanmıştı.

“Sterling, Bayan Terwilliger’ın eldivenlerinin parmaklarını birbirine diken ve yatak odasına midilliyle giren o kötücül, terbiyesiz, küçük kız olmadığımı Bayan Terwilliger’a kanıtlamamı istiyor. Bu akşam o merdivenlerden aşağıya indiğimde o buruşmuş cadaloz,” Lottie dilinin sürçmesiyle irkildi… “o sevgili, tatlı kadın yalnızca incelikli sosyeteye girmeye uygun bir leydi görecek. Sonunda, erdemin kendisinin bir ödül olduğu asil görüşünü kucaklamış bir leydi.”

Harriet’ın ifadesi yalvarışa dönüştü. “Ama zaman zaman en erdemli leydiler bile skandal çorbasından güzel, sıcak bir yudum almaktan hoşlanır. İşte bu yüzden o evde kimin kaldığını bilmek zorundasın. Çünkü o…”

Lottie elleriyle kulaklarını kapattı ve Beethoven’in beşinci senfonisinin, ikinci bölümünü mırıldanmaya başladı. Ne yazık ki yıllar süren gizlice dinlemeleri dudak okuma yeteneğini bir sanata dönüştürmesini sağlamıştı.

“Hayır!” Lottie ellerini yavaşça indirdi. “Olamaz! Kanlı Marki mi?”

Harriet onu onaylarken, gevşek lüleleri bir av köpeğinin ipeksi kahverengi kulakları gibi hopladı. Ta kendisi. Hizmetçiler, adamın Londra’daki son gecesinin bu gece olduğuna yemin etti. Yarın sabah Cornwall’a gitmek için ayrılıyor.”

Lottie, kışkırtılışı gittikçe artarken solmuş Aubusson halısı üzerinde bir aşağı bir yukarı yürüdü. “Yarın sabah mı? O zaman bu onu görmek için son şansım olabilir. Ah, keşke daha önce haberim olsaydı! Pencerenin önündeki şu ağaca tırmanıverir ve kimsenin ruhu bile duymadan onun avlusuna inebilirdim.”

Harriet ürperdi. “Ya seni casusluk yaparken yakalarsa?”

Lottie hissettiğinden daha büyük bir inançla, “Korkacak hiçbir şeyim yok,” dedi. “Bir araya getirdiklerimden anladığım kadarıyla yalnızca sevdiklerini öldürüyor.” Bir ilhamın ele geçirdiği Lottie, aceleyle sandığına doğru ilerledi ve içindekileri didiklemeye başladı. Aradığı opera gözlüğünü bulana kadar keçi derisi eldivenleri, ipek çoraptan ve el boyaması yelpazeleri sağa sola attı. “Ufacık bir bakış atmaktan zarar gelmeyeceğini düşünüyorum, ne dersin?”

Harriet neredeyse elbisesinin fisto kenarlı eteğine basıp düşecekken, Lottie odayı koşarak geçti ve pencereyi açtı. Dışarı sarktı ve ufak, altın dürbünü yan eve çevirirken, yeşil tomurcuklu ıhlamur ağacının henüz tamamen yapraklanmamış olmasına minnettar kaldı. Evleri ayıran tek şey bir taş duvar olmasına rağmen, iki ev tamamen farklı dünyalardaymış gibi görünüyordu. Halasının evinin aksine, o erin pencerelerinden ışıklar sızmıyordu, uşaklar koşuşturmuyordu, çocuklar ve spanyeller patırtı yaparak basamaklardan inerken ve parke zeminlerde gürültüyle oynarken oluşan yaygaracı kahkahalar yoktu.

Harriet oval, küçük çenesini Lottie’nin omzuna dayayarak genç kızı ürküttü. “Sence amcan onu baloya davet etmiş olabilir mi?”

“Thane amca onu davet etmiş olsa bile, o adam gelmez. Adam kötü şöhretli bir münzevi,” Lottie arkadaşına sabırla açıkladı. “Münzeviler, en iyi suarelerden gelen davetiyeleri bile hor görmeleriyle ünlülerdir.”

Harriet’tan hülyalı bir iç çekiş kaçıverdi. “Onun masum olduğuna inanmıyorsun, değil mi? Dedikodu gazeteleri onu mahkûm ilan etmiş olabilir ama mahkemede yargılanmadı bile.”

Lottie hemen tepesindeki dala konan ve topuzundan çıkan altın rengi buklelerini gagalamaya çalışan meraklı bir nar bülbülünü kışkışladı. Saçları tüylerle süslemek moda olduğundan, kuş kafasına konsaydı bile fark edileceğinden şüpheliydi. “Daha ne kadar kanıta ihtiyacın var? Bir gece Londra’daki erine döndüğünde güzeller güzeli karısını, en yakın arkadaşının kolları arasında bulmuş. Şüphesiz kadın, adamın nasır tutmuş ilgisizliğinden dolayı öyle hareket etmiştir. Kadının âşığını dışarı çağırıp onu vurarak öldürmüş, ardından da karısını Cornwall’un kırlıklarına geri götürmüş. Kadın yalnızca birkaç ay sonra, son derece şüpheli bir şekilde yamaçtan yuvarlanıp denize düşüp ölmüş.”

Harriet, “Eğer ben Marki’nin yerinde olsaydım, âşığı yerine kadını vururdum,” dedi.

Lottie, gözlerinde beliren yeni takdirle arkadaşına bakmak için dönerken, “Bak sen, Harriet, bu kadar kana susamış olman ne hoş!” diyerek çığlığı bastı. “Sadece geçen hafta The Tatler, kadının hayaletinin hâlâ Oakwylde Malikânesinde dolaştığını ve ölen âşığı için ağıtlar yaktığını ima eden çok gizemli bir dedikodu yayımladı. Adalet yerini bulana kadar kadının huzur bulmayacağını söylüyorlar.”

“Ben bunun hazım için pek dikkat dağıtıcı olduğunu düşünüldüm. Belki de Marki’nin iş meseleleri için Londra’da yalnızca iki hafta kalmasının nedeni budur.”

“Aman adı batsın! Aksi yaratık bütün perdeleri çekmiş.” Lottie opera gözlüğünü indirdi. “İlk romanımdaki kötü adam için onun alçak görünüşünü kullanmak niyetindeydim.” Genç kız iç çekerek pencere kanadım çekiştirdi. “Ama sanırım artık bunların hiçbir önemi yok. Bu akşamdan sonra resmî olarak evlenilecek kızlardan olacağım. Yani yanlış çatalı kullandığım ve mendilimi kullanmadan hapşırdığım her seferde, Londra dedikodu vızıltılarıyla dolacak. Farkına bile varmadan, sıkıcı bir kocayla ve yaramaz yumurcaklarla dolu dünyadan uzak bir kır evinde olurum.”

Harriet tıka basa doldurulmuş kanepeye kendini bırakırken, şömine tabanında uzanan kediyi okşamak için uzandı. “Ama her kadın bunu istemez mi? Varlıklı bir adamla evlenmek ve çalışmaya gerek duymadan yaşayan bir leydinin hayatım yaşamak?”

Lottie tereddüt etti, nadiren ne diyeceğini bilemezdi. Kalbinde tırmanan tedirginliği nasıl açıklayabilirdi ki? Sosyeteye takdimi yaklaştıkça, hayat başlayamadan bitiyormuş gibi hissettiren şu boğucu histen kurtulamıyordu.

Harriet kadar kendisini de rahatlatmasına, “Elbette her kadının istediği şey budur,” dedi. “Yalnızca kuş beyinli bir kız. Bayan Radcliffe ya da Mary Shelley gibi ünlü bir Gotik roman yazarı olmayı düşler.” Makyaj masasının önündeki tabureye oturdu ve hokka burnunun üzerine kibarca pudrasını sürdü. “Sterling’i yeniden düş kırıklığına uğratamam. O ve Laura, beni evlerinde ağırladılar, eğitim görmemi sağladılar ve başıma açtığım belalardan kurtulmamı sağladılar. Sterling bana bir enişteden çok, baba oldu. Bu akşam o merdivenlerden aşağıya indiğimde onun yüzünün gururla parladığım görmek istiyorum. Olmamı düşlediği leydi olmak istiyorum.”

Lottie, aynadaki krallara layık genç kadının kendisine bu kadar yabancı görünmemesini dileyerek iç çekti. Yüz hatlarını gölgeleyen şüphe, mavi gözlerini yüzüne göre çok daha büyük gösteriyordu. “Kendimizi kaderimize de teslim edebiliriz, sevgili Harriet. Haylaz çocukluk günlerimiz ardımızda kaldı. Bu akşamdan sonra, ikimiz için de büyük maceralar olmayacak.”

Lottie’nin gözleri, aynadan Harriet’ın gözleriyle buluştu. “Bu akşamdan sonra,” diye fısıldadı. Bir an sonraysa, Lottie eteklerini toplamış, tek bacağını pencere pervazına atıyordu.

Harriet, “Nereye gidiyorsun?” diye çığlık attı.

Lottie diğer bacağım da pervaza atarken, “Adı çıkmış komşumuza bir bakacağım,” diye cevapladı. “Eğer hiç kötü adam görmemişsem, inandırıcı bir tane yazmayı nasıl umabilirim ki?”

“Bunun mantıklı olduğundan emin misin?”

Arkadaşının endişesi Lottie’yi duraksattı, Lottie’nin önerdiği şey ne kadar tuhaf olursa olsun, Harriet’ın bundan kuşku duyması pek olağan değildi. “Ömrümün kalanını ihtiyatlı olmakla ilgili endişelenerek geçireceğim. Ama kendim olarak geçireceğim yalnızca birkaç değerli dakikam kaldı.”

Lottie kendini pencereden dışarı sarkıttı. Aşağıdaki dala gerinerek yalnızca ayak parmaklarını değdirebiliyordu. Görgü okuluna gittiği yıllarda, anlamsız karartma zamanından ve dikkatli okul müdiresinden kurtulmak için ağaca inip çıkmakta bol bol deneyim kazanmıştı.

Harriet arkasından seslendi: “Peki ya ablan ve halan seni götürmek için gelirse ne yaparım?”

“Endişelenme. Müzisyenler ilk valsin notalarını çalmadan önce dönmüş olurum diye umuyorum.”

Eğer inatçı çivi volanlarına takılmasaydı ve Harriet aniden ortadan yok olmasaydı, dönmüş olabilirdi de. Hâlâ ağacın ve pencerenin arasında sallanan Lottie, kumaşı son bir kez umutsuzca çekti. Birdenbire volan yırtılarak özgür kaldı. Lottie bir o yana bir bu yana sallanırken, ağacı kavramak ile dalgalanan ipeği tutmak arasında gidip geliyordu. Duraksaması, dengesinin bozulmasına sebep oldu. Geriye, dallara doğru düşerken bir feryat boğazında takılı kaldı.

Neyse ki fazla ileri düşmedi.

Narin ilkbahar yeşilliğiyle kaplı, acı veren bir beşik şeklinde yerleşmiş üç dalın üstüne indi. Lottie, hâlâ sersemce ertesi gün Londra’nın centilmenlerinin onun kaybı için yas tutacakları gerçeğini özümsemeye çalışıyordu ki tepesindeki pencereden Harriet’ın omuzları ve başı belirdi.

Harriet ışıl ışıl bir şekilde, “Ah, işte buradasın!” dedi.

Lottie ona dik dik baktı. “Ne yapıyordun? Birazcık çay için mi sıvıştın?”

Lottie’nin iğnelemesini anlamayan Harriet, koyu renk bir kumaşı havaya kaldırdı. “Pelerinini almaya gittim. Biliyorsun, henüz mayıstayız. Hava hâlâ biraz soğuk. Sıtmaya yakalanmak istemezsin. Ölümün olabilir.”

Yayım tarihi
  • Kitap AdıUnutulmaz Gece
  • Sayfa Sayısı336
  • YazarTeresa Medeiros
  • ÇevirmenTuba Özkat
  • ISBN9786053434306
  • Boyutlar, Kapak13,5x21 cm, Karton Kapak
  • YayıneviPegasus / 2014

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları

Bere Kafalar'ın Macelarını Kaçırmayın!

Çocuklar için şiddet, argo, küfür ve zararlı içerik barındırmayan eğlenceli videolar yapmaya söz verdik.



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur