Yarınlar İçin

Temmuz 23, 2010 İLYADA, Roman (Yabancı)

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

New York Times’ın en çok satan yazarlar listesinin bir numarasında yer alan Sandra Brown’un sevilen aşk hikayesi… ancak Brown’ın kaleminden çıkabilecek bir destan. Hayran kalacağınız bir roman.

“Gizemin ve romantizmin ustasından bir klasik daha.”
People

“Bestseller yazarı Brown, romantizmi tüm güzelliğiyle satırlara döküyor.”
Publishers Weekly

“Sandra Brown çağdaş romantizmin ustası ve bu tarzı çok güzel bir şekilde yaşatıyor.”
Booklist

“Muhteşem yeteneğini bu romanda da gösteren Sandra Brown romantizmi doruk noktalarına ulaştırcak.”
Romantic Times

BÖLÜM 1

Bela geliyordu ve lanet olsun, hiç de havasında değildi.

Lucky Tyler. bar taburesine oturmuş, ikinci viskisini yudumluyordu. Barın köşesinden gelen, kaba ve saldırgan kahkahadan rahatsız olmuştu; omzunun üzerinden, sesin geldiği yere doğru gergin bir bakış fırlattı.

“Küçük Alvin, kadının kokusunu aldı.” dedi barmen.

Cevap vermek yerine, Lucky homurdanmakla yetindi. İçkisine döndü, omuzlarını eğip, yayıldığı tabureye biraz daha gömüldü. Eğer Küçük Alvin’in ya da herhangi başka bir erkeğin ilgisini çekmek istemeseydi, kadın zaten mekâna yalnız gelmezdi, diye geçirdi aklından.

Burayı mekân olarak adlandırmak, fazla iyimser bir yaklaşım, diye düşündü. İçtenlikte söylenebilirdi ki, burası bir batakhaneydi. Bu ucuz barı, bulunduğu sınıftan yüceltecek tek bir özelliği bile yoktu.

Burası elli yıl, belki daha da uzun zaman önce, piyasanın canlı olduğu dönemde açılmıştı. Ön kapısına neon ışıklı bir yıldız takılmadan, daha su tesisatı bile bağlanmadan önce bu mekân; petrol isçilerine, sondajcılara, petrol kuyuları kuruduğunda onları tescili eden ve paralarını yiyen, tek gecelik kadınlara kaçak içki servis ederdi

Şimdiye dek kimse, bu yol üstü tavernanın bir adı olduğunu hatırlamıyordu ve şimdi de yoktu. Yerel halk tarafından basitçe ‘mekan’ olarak bilinirdi; “İşten sonra mekânda bir şeyler içelim” derken söyledikleri gibi. Sıradan adamların yanı sıra, saygıdeğer adamlar da buraya takılırdı

Ama hiçbir saygıdeğer kadın, kolay kolay burada görünmezdi. bir kadın buraya gelmişse, bunun sadece ve sadece bir sebebi olabilirdi. Kapıda bir kadın belirdiğinde, av sezonu başlamış demekti. Bunu herkes iyi bilirdi.

İşte bu sebeptendir ki. Küçük Alvin’in ve pek iştah açıcı olduğu söylenemeyecek arkadaşı Jaek Ed Pattterson’ın rahatsız ettikleri kadının huzuru, Lucky’i pek ilgilendirmiyordu.

Ama yine de. köşeden bir kahkaha patlaması daha yükseldiğinde, Lucky tekrar dik bir bakış fırlattı. Birkaç şey gözüne garip gelmişti. Bir büyük şişe bira. kadının önündeki çentiklenmiş. formika masanın üzerinde duruyordu, yanında da yan dolu bir bardak. Bardak mı? Bardağı kadın istemiş olmalıydı, yoksa burada büyük boy biralar asla bardakla servis edilmezdi, bir kadına bile. Bir bardak istemiş olması garipti.

Pek süslü bir kadın değildi. gayet, iyi görünümlü, hoş bir bayandı ama makyajı gösterişsizdi. Kıyafetleri kaliteli ve şıktı. Etrafta dolanan, alışılmış şehirli kızlardan değildi. Günlük hayatın yorucu temposundan bir kaçış arayan ya da ihmalkâr kocasından öç almaya çalışan bir ev hanımı değildi. belli ki. Kadını bir türlü sınıflandıranı atılıştı ve bu onda merak uyandırıyordu.

“Ne zamandır burada?” diye sordu barmene.

“Sen gelmeden yarım saat kadar önce geldi. Tanıyor musun?”

Lucky, hayır dercesine başını salladı.

“0 zaman kesin buralardan değil,” dedi barmen ve pis bir kahkaha patlattı; nede olsa yerel kadın nüfusu konusunda Lucky’nın tuttuğu kayıtlar, Nüfus İdaresi’nden daha güvenilirdi. Gerçek buydu.

“İçeri girip bir bira ısmarlar ısmarlamaz, herkesin dikkatini bir anda üzerine çekti. Küçük Alvin, geçici bir ilgiden fazlasını gösterince, tabi ki herkes geri çekildi.”

Tabi ya, ne de olsa o gerçek hanımefendilere meraklıdır.” dedi Lucky, alaycı bir ses tonuyla.

Küçük Alvin, Cagney’lerin sekiz çocuğunun sekizincisiydi ve bu yüzden ailesi, ona bu ismi zar zor bulmuştu. 1,95 boyunda ve 130 kilo civarındaydı ki bu son 14 kiloyu, birkaç sene önce NFL’de oynamayı bıraktıktan sonra almıştı.

Denver Broneos’ta asıl defans oyuncusuyken, o sene ligde bir karışıklığa sebep olmuştu. Oyun sırasında yaptığı bir atak yüzünden, Dolphins”in çaylak oyuncularından biri, görme ve konuşma kaybı yaşamış, sonunda çocuğa emekli maaşı bağlanmıştı.

Küçük Alvin, öylesine sert bir müdahelede bulunmuştu ki, bu kendisine de çıkık bir omuza mal olmuştu. Takım yönetimi, sezon sonunda kontratını yenilemeyeceğini bildirirken, bu sakatlığı sebep göstermişti. Ama yönetimin bu bahaneyi, Küçük Alvin’den kurtulmak için kullandığı çok konuşulmuştu.

Uzaklaştırıldıktan sonra evine, Doğu Teksas’a döndü ve seneler önce bıraktığı yerden tekrar başladı, Milton Point’in vasat hücum oyunculuğundan. Ama hâlâ kendini güçlü bir futbol kahramanı zannediyordu.

Bu gece, ne tartışmalı cazibesi ne de şöhreti, gözlerini diktiği bu kadında işe yarıyordu. Lucky, kadının huzursuzluğunun her dakika daha da arttığını, bu loş ve dumanlı salonun öbür ucundan bile rahatlıkla görebiliyordu.

Müzik kutusundan yükselen George Straight şarkısı, aralarında geçen konuşmayı duymasını engelliyordu ama Küçük Alvin, o tombul ellerinden birini kadının omzuna koyunca, kadının bu yanaşmadan hoşlanmadığı artık çok açıktı. Kadın omzunu silkti ve çantasına uzandı. Bulunduğu köşeden sıyrılmaya kalkıştı ama 130 kiloluk Küçük Alvin ve bir süre, Huntsville Eyalet hapishanesi’nde silahlı saldırı suçundan yatmış yakın arkadaşı Jack Ed Patterson ona engel oldu.

Lucky derin bir nefes aldı. Bu konuda bir şeyler yapması gerekecekti 1anet olsun, hiç de havasında değildi Cehennem gibi bir hafta olmuştu. İşler berbattı ve yaklaşan kredi borcu vadesine, sadece birkaç hafta kalmıştı. Bu da yetmezmiş gibi. Susan sol eline pırlanta bir yüzük istediğini ima ediyordu. Şu anda, Küçük Alvin ve Jack Ed gibi serserilerle atışmak, en son ihtiyacı olan şeydi.

Ama ya söz konusu av. küçük kız kardeşi Sage olsaydı? Adam gibi, birinin onun yardımına koştuğunu düşünmek istedi. Elbette Sage. kendini böyle berbat bir duruma düşürmeyecek kadar zekiydi. Ama sırf bir kadın ahmak diye. Onun ahlakını korumayı göz ardı edemezdi.

Babası, Lucky’e ve kendisinden bir buçuk yaş büyük ağabeyi Chase’e ne öğretmişti? Eğer bir kadın kurunuza hayır diye karşılık veriyorsa, bu hayır demekti. Adamı ayartmaya çalışan ve son anda fikrini değiştiren, ucuz bir kadın da olabilirdi ama yine de cevabının tek bir anlamı vardı, hayır. Ve annesi, bütün kadınlara nazik ve centilmen davranmasını isterdi, kadın ne kadar değersiz olursa olsun.

Dokuzuncu sınıfta inmesinin ona çektiği nutuk aklına geldikçe, hâlâ kulakları çınlıyordu. Eve, tüm okulu meşgul eden, ağızlara layık dedikoduyu Lucky getirmişti. Önceki Cumartesi gecesi, Dıncilla Hawkins “o işi’ yapmıştı. Hem de erkek arkadaşının mavi Drıdge’umın arka koltuğunda.

Laurine Tyler, bayan Hawkinson’ın itibarını yitirdiği dedikodularıyla hiç ilgilenmemişti. Dedikoduların kaynağı ne kadar güvenilir olursa olsun, bir daha asla bir genç kızın itibarını zedeleyen konuşmalara kulak kabartmaması konusunda, Lucky’i çok sert bir dille uyarmıştı.Her kadının haysiyetine, saygıyla ve asaletle yaklaşmasını tembihlemiş. Bu, öyle ağır bir nutuktu ki, neredeyse yirmi yıl sonra, bugün otuziki yaşında bir yetişkin olarak bile çok net hatırlıyordu.

Küçük Alvin bir başka iğrenç küfür daha fısıldadı ve kalan içkisini bir çırpıda yuvarladı. Hayatta, istesen de, istemesen de yapman gereken bazı şeyler vardı. Ve bir kadını bu adi ikiliden korumak, bu bazı şeylerden biriydi.

Bar sandalyesinin ayaklarını çevreleyen krom basamaktan, önce bir ayağını sonra da diğer ayağını kurtardı, Lucky kestane rengi vinil koltuğun etrafında, koltuğun arkasını aşındırmış sivri uçları da hesaba katarak, dönmeye başladı.

Dikkat et Lucky,” diye uyardı barmen. “Sabahtan beri içiyorlar. Küçük Alvin’in sarhoş olunca ne kadar adileştiğini bilirsin. Ve Jack Ed’in bıçağı, kesin yanındadır.”

“Ben bela aramıyorum.”

“Eminim öyledir Lima Küçük Alvin’in işine burnunu sokarsan, problem çıkacak, biliyorsun.”

Lucky taburesinden iner inmez, belli ki diğerleri de belanın kokusunu almıştı; saatlerdir ilk defa. langırt makinalarının sesi kesilmişti. Bir sim slot makinası hâlâ bipliyordu ve bir kaledeyskop gibi ışık saçıyordu. Ama makinaların başındakiler merakla dönmüş, havadaki ani değişime sanki bir anda uyum sağlamışlardı. Ortama, fırtına öncesi sessizlik hakimdi.

Barda içen ve localarda oturan herkes sohbeti kesmiş. Lucky’nin. Küçük Alvin’den kurtulmaya çalışan kadının bulunduğu locaya doğru diklenişini izlemeye koyulmuştu.

“Buradan hemen çıkmak istiyorum.”

Kadının sesindeki sahte dinginlik. Lucky’e inandırıcı gelmemişti. Kadının gözleri iki adam arasında korku ve sinirle gidip geliyordu Jack Ed. Küçük Alvin’in yarısı kadardı Yine de, görünüşü göz. korkutmaya yetiyordu. Gözleri bir yaban gelinciği kadar keskindi ve sırıtışı bir çakalın diş bileyişini andırıyordu. Her hâllerinden belliydi, onlar da kadının meydan okuyuşunu en az Lucky kadar sahte bulmuşlardı.

“Ne acelen var tatlım?” dedi Küçük Alvin. Kadının üzerine eğildi. “Eğlenmeye daha yeni başlıyoruz.”

Jack Ed pis pis güldü, arkadaşının kelimelerle zekice oynayışına hayrandı. Kahkahası, arkasından gelen Lucky’nin sesiyle bölündü.

“Bayanın hiç de eğlendiğini sanmıyorum Alvin.”

Küçük Alvin, kuyruğuna basılmış, kızgın ve çevik bir boğa gibi, arkasına döndü. Lucky, başparmağını deri işli kemerine taktırmış, bir elini beline, diğer elini bitişik locanın kararmış pirinç askısına dayamıştı. Ayaklarını çaprazlama, keyifle gülümsüyordu. Kumral başının ukala duruşu ve bu? gibi mavi gözleri, dostane ses tonuyla çelişiyordu

“Defol Tyler. Bu iş seni ilgilendirmez.”

“Hayır ilgilendirir. Senin gibi bir kalın kafalı, bayanın ilgisini çekmediği hâlde vazgeçmek yok, kadın hâlâ çantada keklik, öyle mi?” Lucky gözünün ucuyla kadına baktı, sıcak bir tebessüm etti ve muzipçe göz kırptı. “Naber? İyi misin?”

Küçük Alvin gürledi. Sekiz santim ve kırk beş kilo farkla çoktan alt ettiği Lucky’e doğru iki dev adım attı ve yüzüne okkalı bir yumruk salladı.

Lucky her ne kadar umursamaz görünse de, bu hamleye kendini hazırlamıştı. Başını sola doğru eğdi, darbeyi savuşturmasıyla, dirseğini hızla Jack Ed’in çenesine geçirmesi bir oldu. Jack Ed’in dişlerinden gelen vahşi çatırtı, kulaklarda çınladı. Adam, yanındaki langırt makinasının üzerine devrildi ve makinanın çanları çalmaya başladı.

Jaek Ed’i geçici olarak savuşturan Lucky, hızla sağına döndü ve bir anda, Alvin’in sağ yumruğu yüzünde patladı. Lucky, oniki yaşındayken başına bir at tekmesi yemişti ve oracıkta bayılmıştı. O tekme bile, Alvin’in yumruğu kadar canını yakmamıştı.

Tüm bedeni acıyla titredi. Kendini salıverse, midesi isyan eder, onca viskiyi kusardı. Ama biliyordu ki, ya hemen…

Satın Alabilirsiniz

Acıktın mı? Mükemmel bir yemeğe ne dersin?Korr.com.tr

Burada yer almak ister misiniz?
Satın alma bağlantılarını web sitenize yönlendirin.

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Forza Rowing Club