Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Akıl, Ahlak, Eylem ve Ruh Üzerine Akşam Sohbetleri

Ebû Hayyân Tevhîdî

Akıl, Ahlak, Eylem ve Ruh Üzerine Akşam Sohbetleri

Elinizdeki kitap edebiyat, dil, felsefe, kelâm ve tasavvuf gibi birçok alanda eser vermiş olan Ebû Hayyân Tevhîdî’nin başta ünlü hocası Ebû Süleyman Sicistânî olmak üzere çağdaşı olan ünlü bilginlerle yaptığı diyaloglardan veya önceki bilginlerin risalelerinden derlediği ve zaman zaman da kendi yorumuyla renklendirdiği konulardan oluşmaktadır. Kitabın ana konusu, ahlak, ruh ve insan eylemleridir. Yeni Platoncu felsefenin yoğun etkilerini taşıyan bu kitap İslâm düşüncesinin oluşum safhalarında ruh, akıl ve eylem gibi konularda cereyan eden tartışmalara da bir ölçüde ışık tutmaktadır.

Akıl, Ahlak, Eylem ve Ruh Üzerine Akşam Sohbetleri: Tevhîdî’yi tanımak için iyi bir başlangıç.

***

MUKADDİME1

Ey Allah’ım!

Yöneldim bir makama ki, orası sana yakışır ve sen orada düşünülüp tanınabilirsin.

İstiyorum senden, senin sahibi ve egemeni olduğun, kendisinde bulunduğunu umduğum makamın sırlarını öğrenmeyi.

Ululuğun ve cömertliğin sayesinde senin bana; aklın ışığıyla kalpte canlanma, ruh basireti ile gönülde huzur, bol bol verdiğin rızkla geçimde genişlik, oluk oluk akan iyiliklerle durumda düzelme, sağlam bir duruş aracılığıyla doğru amaç, tükenmez bir azimle hedefe ulaşma, sürekli sabırla isteğimi elde etme, güzel yaşantı sonucu hayırla yad edilmeyi sağlayacak ün, hoşnut kalacağın yolda yürümekle tanınma, saygınlık rütbesi ile kendini sergileyen nimet, kurtuluşu elde ederek mutlu sona erişme bahşetmeni istiyorum.

Koru bizi, dilin sürçmesinden, tutkuların sürüklemesinden, belanın tehlikesinden, görüşün yanılmasından, düşüncenin yolunu kaybetmesinden, karakterin bozulmasından, kindar düşmanlıktan, ürkütüp şaşırtacak durumdan, düşmanın saldırmasından.

Gerçeklere karşı inatlaşmaktan, doğruya ters düşmekten, ahlak bozukluğundan, halkın ayıplamasından, şımartan bilgiden, bocalatan cahillikten, dik kafalılıktan fayda beklemekten, dünyaya saplanıp kalmaktan, her esen yel ile sarsılmaktan, her bağıran canlının peşine düşmekten bizi uzak tut. Ta ki, şirkten uzak gönüllerle seni birleyelim, kötü sözlerden temizlenmiş dillerle seni kutsayalım, tertemiz kalplerle sana yönelelim, gösterişten uzaklaşmış ve seni iyi tanımakla saflaşmış ibadetlerle sana kulluk edelim, ister kolay ister zor her türlü durumda senin emirlerini yerine getirelim, az ya da çok her şeyden uzaklaşıp sana varalım, sana varan yolda büyük küçük her türlü sıkıntıya katlanalım. Öyle ki, elde edemediğimiz mal servet bizim için bir hafiflik olsun, bize bahşettiğin bilgelik bir şeref vesilesi olsun. Ve yine, yaratıklar için belirlediğin her şeyin tam da senin yüceliğine yakışır bir biçimde olduğuna, yalnızca cömertliğinden taşan bol kısmetlerin ve senin sanatkârlığının bir sonucu olduğuna tüm kalbimizle inanalım. Çünkü sen her şeyin hikmetini bilen ulu Allah’sın. Sen cömertsin, bol bol verirsin. Sen çok merhametli ve çok şefkatlisin.

GİRİŞ2

Allah senin ömrünü uzatıp değerini artırsın. Çabaların sayesinde seni başarıya ulaştırsın ve makamını yükseltsin. Sana verdiği nimetleri kat kat artırsın ve sürekli kılsın. Seni tasalandıracak olan şeyleri senden uzak tutsun. Sana anlattığım, açıkladığım ve senin de öğrenmeye can attığın ve elde etmek istediğin felsefî konuları tasnif etmek üzere beni yönlendirdiğin ve teşvik ettiğin konuda senin emrini derhal yerine getirme düşüncesinden bir an bile uzak kalmadım. Ayrıca, çağımızda yaşayan ve kendileri ile birlikte olma imkânı bulduğumuz büyük bilginlerin görüşleri arasından bu konudaki görüşlere paralel olan, bu alandaki bilgileri destekleyen ve görüşleri güçlendiren, onun [: felsefenin] cevherinin ne kadar saygın, öneminin ne kadar yüksek olduğunu ortaya koyan birtakım bilgileri de göz ardı etmedim. Allah’a yemin ederim ki, eğer şu dünyanın meşguliyetleri, bunda yaşayanların türlü türlü durumları, alacakaranlıkları ve gölgeleri, bir görünüp bir kaybolan fırtınalar ve yıldızlar, babaların ve oğulların uyur uyanık olması, burada yaşayanların bayağılaşıp dibe vurması, bu dünyanın ipine sarılanların, onu[n göğsünden] emip sonra pişman olanların durumlarının her geçen gün biraz daha bozulması gibi durumlar olmasaydı, tüm bunları bir kitapta toplayıp en yakın zamanda ve uygun biçimde sana sunma konusunda bu kadar gecikmiş olmayacaktım.

Öyle bir ülkede bulunuyoruz ki, sanki ıssız bucaksız bir ova. Ve [burada yaşayanlar] öyle bencil ve sağır insanlar ki, burada ne kendisine kulak verilen rehber, ne bilgisinden yararlanılan bir bilgin, ne yaptığı iyiliklerden söz edilen bir cömert, ne kendisine saygı gösterilen bir saygıdeğer ve ne de olup bitenleri anlayan, sözü dinlenen, büyüklüğü anlaşılan ve kendisine değer verilen bir kişi kalmış. En küçük bir edep belirtisi ya da en azından bir ağırbaşlılık bile kalmamış burada. Bu durumun nedeni, yalnızca, kalplerin kin tutup bozulması, asaletin kaybolması, dinin yıpranması, arsızlığın ortalığı kaplaması, düşüncenin ortadan kalkması, saygının yok olması, siyasetin bozulması, herkesin kötü ve ahlaksız şeyler yapmakla böbürlenir hale gelmesidir. Hayatıma yemin ederim ki, tavizsiz siyasetçilerin ve bilgisi ile [Allah’a] tapanların bulunmayışından, hayâ sahibi ve iyi ahlaklı kimselerin bozguna uğramasından, haksızlığın ve düşmanlığın insanlar arasındaki ilişkilerin temel hareket noktası olmasından dolayı dünyanın albenisi artmış ve geçimi sürdürmek son derece güç bir hale gelmiş olmasaydı, dünyanın iyi hali ve güzel gelenekleri hiçbir zaman ortadan kalkmayacaktı. Zatı yüce, adı mukaddes olan Allah’a gelince o, yaratılanlar nezdinde ‘gayb’ [: duyularla algılanamayan, fizikötesi] olduğu içindir ki, ona özgü durumlar bilinemez ve onun kapıları açılamaz. Hiçbir şey onunla karşılaştırılamaz. Duyular bizi ona ulaştıramaz. Bu nedenle, ona karşı çıkılamaz; ona teslim olmak ve bağlanmak zorunludur. Dolayısıyla, bunu [: bu konuda görüş belirtmeyi] bir tarafa bırakıyorum. Çünkü, bu [alan] yükselişinin sonu olmayan uçsuz bucaksız bir fezadır.

Senin üstü örtülü ya da doğrudan isteklerine, gece gündüz ısrar etmene, aracı üstüne aracı koymana rağmen, isteğini yerine getirmeyi bugüne dek ertelememin tek nedeni, [ortaya koyduğum eserin] senin arzunu karşılamaktan uzak kalacak kadar yüzeysel olmasından, senin onu inceleyip yapmacık ve basit yönlerinin farkına varacak olmandan, eksik yönlerinin senin gözüne batmasından ve bu nedenle hem yazdıklarıma hem de kendime senin tarafından gelebilecek herhangi bir kötülemeden ve ağır sözden çekindiğimden dolayıdır. Allah seni suskunlukta daim kılsın, ta ki tüm bu olumsuzluklardan uzak kalasın. Çünkü, ne kalem dile benzer, ne yazı açıklamaya ve ne de nefeslerle birlikte uçup gidenler, insanlarda iz bırakan şeylere. İşte bu ve benzeri nedenler azmin kanatlarını kırpıyor, hevesi ve merakı azaltıyor, kişinin gönlünü kırıyor, onun büyük hedeflere yönelme hırsını ve düşünce dilini köreltiyor. Buna ek olarak, güvendiğim, kendisine danışmakla aydınlandığım ve görüşleri ile kendime yön verdiğim dostlardan biri bana şunları söyledi: “Filanca kişinin senin için uygun bulduğu ve dolayısıyla sana şeref kazandıran göreve uygun bir iş çıkarmalı ve yaptığın işi onun isteğini karşılayacak bir düzeyde yapmalısın. Bilmelisin ki, onun emrini yerine getirmek üzere yaptığın iş, olgun, senin değerini artıracak cinsten, estetik ve işlemeli olmalıdır.” Alanında kendini kanıtlamış kişilerin, seçkinliğin zirvesinde bulunan üstünlüklerini ve sözlerini sıradan insanlarda bulunan özellikler düzeyinde gösterme gibi sakıncalı bir durumun ortaya çıkması söz konusu olmasaydı, bunları aktarmada herhangi bir güçlük çekme ve sıkıntılı bir süreçte uzun süre çaba harcama zorunda kalmayacaktık. Doğrusu, eğer senin onlarla ilgili olarak sözünü ettiğin parıltılı sözleri, değerli nitelikleri, zor olanı kolaylaştırıp anlatma ve karmaşık olan şeyleri açıklama gibi özellikler ilave edilmemiş olsaydı bile, bu eserin, elde edilmeye çalışılan ve istenilen hakikatten aldığı paydan bir şey eksilmiş olmaz ve dolayısıyla, sen de rahatlamış olurdun ve üzerinden büyük bir yük kalkmış olurdu. Sonuçta tüm bu güçlükler ortaya çıkmamış ve sen de bıkıp usanmamış olurdun.

Yine [bu dost] demişti ki: “Büyük küçük herkes bilir ki, her insan ciğeriyle nefes alır, burnu ile koklar, kolları ile uzanır ve istediği şeyi alır, herkes kendi karakterinin gereği ne ise ona göre hareket eder, herkes kendi bilgisi, niyeti ve çabası ölçüsünde karşılık bulur.” Bu sözler bana güç verdi, ama yeterli değil; hevesimi artırdı, ama çok az. Bu nedenle, göğsümün daralması, bir şeyler yapma isteğimin kaybolması ve yolumun tıkanması gibilerden sana anlatmış olduğum durumla karşı karşıya kalmış bir halde, darmadağınık olan şeyleri derlemekle, oraya buraya saçılmış bulunan bilgileri araştırıp tüm gücüm ve çabamla toplamaya çalışmakla ve ölü durumda bulunan bu bilgileri var gücümle hayata geçirmekle uğraştım. Senin için var gücüyle çalışan birini kötülemen yakışık almaz ve bütün amacı senin isteğini yerine getirmek olan bir kişi ödülü hak eder. İyi ilişkilerin başlangıç noktası ve insaflı davranmanın anahtarı budur. Ulu ve yüce Allah’tan dileğim odur ki, ben senin iyiliğini isterken ve sen de bana güzellikle muamele edip dururken, sınırı aşan bir kişi durumuna düşmüş olmam.

BİRİNCİ SOHBET

Ruhun ya da Zihnin (en-nefs)3 Temizlenmesi ve Beden Kaynaklı Şaibelerden Uzak Tutulması

Ebû Süleyman el-Mantıkî’den dinledim. Diyordu ki:

Sırların açığa çıkmasının tek yolu düşünme ve tasavvurdur (el-i’tibar). Doğru seçim yapmanın tek yolu, araştırmaya ve incelemeye (el-ikhtibâr) öncelik tanımaktır. Kendi nefsi ile ilgili düşüncesi kötü olan bir kimsenin, başkalarına samimi öğüt vermesi çok zordur. Eğer sen bir kaptan su içmek, ona bakmak, onu yanında taşıyıp korumak ve onunla diğer işlerini görmek istesen, ona değen ve bulaşan şeylerin pisliğinden onu temizler; bu kabı tertemiz, pırıl pırıl görmek istersin. Böyle olmadığı zaman ondan tiksinip iğrenirsin ve ondan uzak durursun. Senin tabiatın onu elinde tutmaya elvermediği için, ondan duyduğun nefret bir an olsun yok olmaz, bir an bile dönüp ona bakmak istemezsin ve onun çirkin görüntüsü senin tüylerini diken diken eder. Tıpkı bunun gibi, bilmelisin ki, senin, ‘nefs’inin mutlu olduğu, hakikatinin olgunlaştığı ve özünün4 tertemiz hale geldiği bir düzeye erişebilmenin tek yolu, onu senin bedenine ait olan pisliklerden temizlemek, bileşiminle ilgili bulanıklıklardan arıtmak, onu tüm tutkularının etkisinden korumak, şehvet memesinden onun emdiği sütü kesmek, aç gözlülükten ve kötü alışkanlıklardan onu uzak tutmak, senin düzenini alabora edip seni yok edecek ve öldürecek şeylere karşı onu korumaktır. Öyleyse ey İnsan! İşittiğin, hissettiğin ve kavradığın şeylere dayan. Kendine gelip başarıya ve mutluluğa ulaş. Çünkü sen, mükemmel bir durumda olmak üzere yaratılmış, çok şerefli bir amaca çağrılmış, yüksek derecelere erişebilmek üzere planlanıp programlanmış, çok muhteşem donanımlarla donatılmış, kapsamlı bir kelime ile taçlandırılmış bulunuyorsun. Sana çok yakın bir köşeden seslenildi.

İKİNCİ SOHBET

Yıldızbilim Meselesi (İlmü’n-Nücûm), Diğer Bilimler Olmaksızın Bu Bilimin Faydalı Olup Olamayacağı ve Gök Cisimlerinin Yeryüzündekilerle Olan Bağlantıları Konusunda

Bu tartışma Ebû Süleyman Muhammed bin Tâhir bin Behram es-Sicistânî’nin meclisinde gerçekleşmiştir. Bu sırada, Zekeriyâ es-Saymerî, en-Nûşcânî Ebu’l-Feth, el-Arûdî Ebû Muhammed el-Makdisî, el-Kavmesî ve Ğulâm-ı Zühal5 de orada bulunuyordu. [Toplantıya katılanlardan], düşük düzeyli olan bir bölümü dışında, bu saydıklarımın tümü kendi alanlarında öncü ve sanatlarında tek olan kişiliklerdir ve bunlar henüz yaşamaktadırlar. Ben tüm gayretimi toplayarak bu konuda söylenilenleri kaydettim. Pek çok cümlenin kaydedilmesi sırasında boşlukta kalan bölümlerin yok olmakla karşı karşıya kalması bende büyük bir üzüntü ve tedirginlik yarattı. Ama, bilimin hakkı, edepli olmanın gereği ve hikmeti elde tutmanın koşulu odur ki, bunları elde etmek isteyen kişi her türlü güçlüğe katlanmak zorundadır. Onların sözlerini harfi harfine kaydetmek mümkün değildi. Çünkü kendi aralarındaki konuşmalar birbiri üstüneydi ve oldukça karmaşıktı. Ayrıca bu kişilerin rekabet halinde olmaları ve övünmeleri de kendini açığa vurmuş

————

1     Sunuş; yazara aittir.
2     Yazara aittir.
3     Nefs’ terimi ruh, akıl, beden ve kalp gibi birçok anlamı içerir. Buna göre nefs; 1. Kendisinde iradi hareket, his ve hayat kuvveti bulunan latif bir cevher, 2. İnsanda kötülüğü emreden kuvvet, 3. Allah tarafından insana üflenen Ruh-u Rahmânî/ilahi ben gibi değişik anlamlara gelmektedir. (Bkz., Mehmet Vural, İslam Felsefesi Sözlüğü, Ankara: Elis Yay., 2003, s. 291.) Bunlara ek olarak, sıfat tamlamalarında kullanılan nefs terimi, kendini niteleyen sıfata göre daha pek çok anlamda kullanılmaktadır. Örneğin, en-nefsü’n-nâtıka: akıl, en-nefsü’l-hayvaniyye: hissederek ve iradeli olarak hareket etme yetisi, en-nefsü’l-insaniyye: insanda bulunan; tümelleri anlama, akıl yürütme ve kavrama yetisi vb. gibi. Nefs terimi elimizdeki eserde de farklı anlamlarda, hatta bu anlamlardan birkaçını aynı anda barındırabilecek biçimde kullanılmıştır. Bu bakımından, biz bu terimi çevirirken yukarıdaki anlamlardan hangisine işaret edildiği –bizce– net olan yerlerde çevirmeyi, net olmayan yerlerde ise terimi aynen alıp yorumu okuyucuya bırakmayı uygun gördük.
4     Görüldüğü gibi, ‘öz’, ‘hakikat’ ve ‘nefs’ terimleri aynı olguyu karşılamak üzere kullanılmıştır.
5     Ğulâm-ı Zühal: Satürn’ün kölesi: Ebu’l-Kâsım Abdullah bin el-Hasen. Zamanın en ünlü müneccimlerinden ve Ebû Süleyman el-Mantıkî’nin yakın dostu. Hicrî 386 (M. 996) yılında ölmüştür.

Yayım tarihi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

  • Kitap AdıAkıl, Ahlak, Eylem ve Ruh Üzerine Akşam Sohbetleri
  • Sayfa Sayısı224
  • YazarEbû Hayyân Tevhîdî
  • ÇevirmenMuharrem Hilmi Özev
  • ISBN9786053541240
  • Boyutlar, Kapak12x21, Karton Kapak
  • YayıneviBORDO SİYAH / 2012

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur