Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Anlayan Tarih – Dil-Tarih İlişkisi Üzerine Bir İnceleme
Anlayan Tarih – Dil-Tarih İlişkisi Üzerine Bir İnceleme

Anlayan Tarih – Dil-Tarih İlişkisi Üzerine Bir İnceleme

Önay Sözer

Tarihi sadece bir anlatılar toplamı olmaktan çıkarmak, onu öncelikle anlayarak anlatmak gerekir. Bunun içinse yorumun ve yorumlama faaliyetinin değeri ortaya konmalı ve tarihin asıl…

Tarihi sadece bir anlatılar toplamı olmaktan çıkarmak, onu öncelikle anlayarak anlatmak gerekir. Bunun içinse yorumun ve yorumlama faaliyetinin değeri ortaya konmalı ve tarihin asıl haznesi ve belliği olan dilin tarihi yazılmalıdır. Nitekim varlık doğadan ibaret değildir, kültürü de içerir. Doğa ile kültürün zamana yayılmış hâli olan tarih, kültürü kültür yapan dille ayrılmaz biçimde ilişkilidir. Dilde ifade bulan düşünce ise gelenek içinde dünyaya karşı bir tavır takınan ve onu yorumlayan insanın bu tavrının ve ancak tarih içinde ve tarihe dayanarak yapabileceği yorumunun karşılığıdır. İşte bunu olanaklı kılan tarihe ‘anlayan tarih’ diyoruz.

Ulusların dilleri ile düşünme biçimleri arasındaki ilişki nedir? Dile bakıp onun ardındaki yaratıcı düşünmeyi anlayabilir ve yorumlayabilir miyiz? Ulusların düşünme biçimleri ile ‘tarih’leri arasında ve ‘insanlık tarihi’ arasında nasıl bir ilişki vardır? Önay Sözer’in bu eseri, Lohmann’dan Merleau-Ponty’ye Humboldt’tan Diltheyʻa, Borges’ten Heidegger’e dil ve tarih ilişkisini tüm bu soruların ışığında yorumbilgisel bir açıdan ele alıyor.

İÇİNDEKİLER

Yeni Basıma Önsöz
Türkçenin Özüne Dönüş 13
Giriş
Dil, Tarihini Kendinde Taşır 23
Birinci Kısım
Yorumbilgisinin Kültür, Dil ve Tarih
Karşısındaki Genel Tutumu 29
1
Kültür, Dil, Tarih: Kültür ve Dil Açısından
Tarihe Yaklaşım
29
2
Yorumbilgisi ve Ona Dayalı Felsefenin Baş
Sorunu: Tarihi ‘Anlamak’
35
3
Yorumbilgisinin Dilthey, Heıdegger ve
Gadamer’deki Ana Sav ve Kavramlarına Genel
Bakış
41
4
Yorumbilgisinin Getirdiği ‘Anlama’ Sorununun
Mantıksal Öndayanakları Olarak ‘Süreklilik’ ve
‘Bütünlük’ Kavramları
50
İkinci Kısım
Lohmann’da Dil-Tarih İlişkisi 59
1
Yorumbilgisi Açısından ‘Dil Tarihi’yle 59
‘İnsanlık Tarihi’nin İlişkisi
2
Humboldt’un ‘Dilin İç Biçimi’ Kavramının
Lohmann ve Merleau-Ponty’de ‘Fenomenolojik
Intensiyonelite’ Olarak Yorumlanışı
64
3
‘İnsanların Birbiriyle Konuşması’ Olarak
Tanımlanan ‘Dil Tarihi’nin Genel Belirlenimleri
70
4
‘Dil Tarihi’nin Somut Belirlenişine Giriş: Karşıt
Dil Tiplerinin İlişkileri
76
5
Hint-Avrupa Dil Tipi Çerçevesinde Gerçekleşen
‘Dil Tarihi’nin Aşamaları
85
6
Lohmann’ın Önemli Saptaması:
“Düşünen Özne Dili Bırakıp Gidiyor”
91
7
Hint-Avrupa Dillerinde ‘Kopula’nın İşlevleri ve
‘Felsefe’nin Dildeki Olanak ve Temeli Olması
97
Üçüncü Kısım
‘Tarihsiz’ Diller ve Dil Tarihinin Sona Ermesi 103
1
Hint-Avrupa Dil Tipinin ‘Tarih’ Boyutu Karşısında
Başka Dil Tiplerinin Gösterdiği Göreli
‘Tarihsizlik’ ve ‘Türkçe’ Örneği
103
2
Dil Tiplerinin Olumlu İçerik Taşımasının
Somut Anlamı
113
3
‘Tarihin Sonu’ mu, Bütünlük mü? 119
4
‘Dilin Güdümlenebilmesi’ ve
Borges’te ‘Yapay Dil’ Sorunu
131
Sonuç ve Vargılar 141
1
Etkinlik Olarak Dil 141
2
Kültürün Dilsel Arkaplanı ve İdealizm 145
3
Dil Bir Yeniden Yürürlüğe Koymadır 156
4
Evrensellik ve Türkçenin Ussallığı 158
5
‘Ne Var Ne Yok?’:
Sanat, Edebiyat ve Tarihin Temeli Olarak Dil 173
Ekler
1
‘Anlayan Tarih’in Dil Tarihi Tezi ve Kültür
Dünyamıza İlişkin Bazı Çıkmalar
193
Taylan Altuğ
2
Anlayan Tarih Üzerine Rapor 206
Şara Sayın
Dizin 210

Giriş

Dil, Tarihini Kendinde Taşır

Dile yönelik anlayışımız açısından dil ile tarihin ilişkisini ve bu ilişkide ortaya çıkan sorunları ele almak istiyor bu çalışma. Bu ilişki burada belli bir açıdan tanımlanacak, buna karşı çeşitliliğiyle –ama kuşkusuz genel kavramlarına göre derlenip toparlanarak– sergilenecek. Belli bir açıyla şunu söylemek istiyorum: Dil ile tarihin ilişkisi burada çağdaş felsefenin başlıca dal ve öğretilerinden biri olan yorumbilgisinin (Alm. Hermeneutik) bakış açısından, onun yaklaşımıyla ele alınacak; aynı konuya yorumbilgisi dışındaki yaklaşımlar doğrudan bir ilgi görmeyecek bu inceleme boyunca, ancak dolaylı, yani yorumbilgisine göre ayrılıkları gösterilmek ya da –gerekiyorsa– eleştirilmek üzere ele alınacaklar. Niçin yorumbilgisi? Bu soruyu yanıtlamak üzere, bu çalışma dalına değin şu noktaları saptayabiliriz ilk elden: ‘Yorumbilgisi’ genel olarak yazılı yapıtları ‘yorumlama’da başvurulması gereken kuralların bilgisidir. Bu tür bir bilginin önemi açıktır; gerçekten de eğer örneğin bir yazın yapıtı üzerine yapılmış bir yorumu yalnızca varılmış bir sonuç olarak öğrenmişsek bu bilgimiz pek fakir bir bilgidir, o yorumu yeterince ve değerince kavramak için aynı zamanda neyin, nasıl, hangi ölçü ve kurallara göre yorumlandığını bilmeliyiz. Beri yandan yorum ‘dil’siz düşünülemez, yorum yukarıda da belirtildiği gibi tüm yazılı metinlerin yorumudur, bunun yapılabilmesi için ise ilkin o yapıtların yazıldığı ‘dil’ iyi anlaşılmalıdır. Öyleyse yorumbilgisi ‘söz’ün, insan dilinin anlaşılabilmesinin genel kurallarını da içerip aydınlatmalıdır. Bunlar ‘yorumbilgisi’ deyiminin ilk bildirdikleri. Bütün bunları genel ‘tarih’ kavramına bağlarsak dil ile tarihin ilişkisini araştırmada neden yorumbilgisel yaklaşımı incelemek istediğimizi açık kılabiliriz sanıyorum. Şöyle ki yorum, geçmiş dönemlere ait yazılı belgelerin yorumu olarak tarih çalışmasının da onsuz olunmaz bir ögesidir. Yorumbilgisi doğrudan dilsel yapıtların ve ayrıca kendi başına dilin anlaşılması ve yorumunu konu edindiğine göre, yorumbilgisi açısından dil-tarih ilişkisine yaklaşım, bu ilişkide genel olarak ‘dil’i kendisine merkez alan bir yaklaşımdır. İşte konumuzun ilginç olan yanı buradadır. Yalnız tarihten dile bakarak onun morfolojik yapı ve gelişmesini değil, aynı zamanda ‘dil’e bakarak, ilk bakışta dil dışındaymış gibi gözüken başka her şeyi dilin yaratıcı kaynaklarına geri götürerek tarihi anlamak! Ama bunu yapmak için dilin, insan dillerinin yaşanan tarihi kendinde taşıdığını önceden kabul etmeliyim; yorumbilgisi de en başta bunu öngörüyor. İşte, dille tarihin iç içe döngüsel ilişkisini, dilden tarihe tarihten dile sayısız görünenen giriş çıkışları incelemek için yorumbilgisel yaklaşım ele alındı burada. Amacımız dilden tarihe bu içeriden bakışı dilin ötesinde değil, tam da berisinde yer alan içkin ‘tarih’i yakalamak, onu kovuşturup soruşturmak.

Konu ve tutumumuzu daha iyi tanıtacak şu iki noktayı ekleyelim şimdi de: Yorumbilgisi, tarihe yaklaşımında dar anlamda bir tarih araştırmasının kendisini sınırlayacağı belli yazılı belgelerle (sözgelimi siyasal metinler, tarihsel olayları saptayan her türlü kayıt ve benzerleriyle) yetinmemektedir; tarihi anlamada onun başlıca kaynağı yaşayan bir varlık olarak dil ve yazın yapıtlarıdır (bu nokta, yukarıdaki açıklamalarda zaten içerilmişti). Çağdaş yorumbilgisi anlamında yorum her şeyden önce sanat ve yazın yapıtlarının tarihsel-düşünsel özünü aydınlatmaya yönelir. Bu nokta üzerinde yeri gelince gerektiği biçimde duracağız. Şimdiden şunu belirtelim ki tarihsel varlığı anlamada ‘dil’in –özellikle yazın yapıtlarındaki yetkin kullanılış biçimiyle– kendi başına bir anlam kaynağı olarak kabul edilmesi, yorumbilgisinin derinlik boyutunu oluşturmaktadır. Bu derinlik boyutunu yorumbilgisinin genelgeçerlik iddiasıyla birlikte düşünmek, onunla bütünlemek gerekir. Nedir buradaki genelgeçerlik? Yukarıda yorumbilgisinin ‘yorumlamada başvurulacak kuralların bilgisi’ olduğu söylenmişti: işte bu bilgi yarım yamalak, bölüklü parçalı bir biçimde kalmamalıdır. Kuralların bilgisi onları düzenleyen en genel ilkelere, kavramlara bağlanmalıdır: ‘yaşam’, ‘tarih’, ‘insan konuşması’, ‘süreklilik’, ‘bütünlük’ böylesine kavramlardır. Bir yandan bu kavramların kendi aralarındaki mantıksal ilişkilerini düzenlerken, öbür yandan da bunları genelgeçer ilkeler olarak tek tek kültür dönemlerine, bireysel yapıtlara, ulusal ‘dil’lere uygulamaya çalışır yorumbilgisi. Her tarihsel dönem, evrensel tarihin bir parçasıdır ve bu bütünün bir parçası olarak anlaşılması gerekir. Öyleyse ‘tarih’ her şeyden önce bir bütünlüktür. Ama beri yandan ‘dil’ kadar bizde ‘bütünlük’ izlenimini uyandıran başka bir şey de gösterilemez. Bu hem sözcüğünden sözdizimine değin biçimsel anlamda ‘dil’ için böyledir, hem de belli bir dildeki yazın içeriği için. Tek tek yazın yapıtlarını alalım: Bunları yalnızca başka yapıtlarla sınırlı ilişkisine ya da büyük yazınsal geleneklerin şemalarına göre düşünüyorsam, pek kavradığım söylenemez. Her yazın yapıtı bunlarla birlikte ve bunların ötesinde içinde yer aldığı yazınsal dönemle bütünleştiği ölçüde anlam kazanır. Beri yandan hem ‘tarihsel dönem’ hem de ‘yazın yapıtı’ kavramları bizi aracısız olarak ‘yaşam’ kavramına vardırır; her tarihsel dönem yaşamın ve ona bağlı olarak dilin yeni bir örgütlenmesidir çünkü yazın ise yaşamın canlılığıyla doludur. En sonunda, bütün bu kavramların özünü somut insan konuşmasının, ‘dil’in, yeryüzündeki dillerin oluşturduğunu düşünürsek, ‘dil’ ile ‘tarih’ kavramlarının büyük, kuşatıcı, bağlamda birbirine kavuştuğunu anlayabiliriz. Gerçekten de, bu incelemede görüşlerine geniş yer verilecek olan Freiburglu filozof ve dilbilimci Johannes Lohmann’a göre –onun anladığı anlamda– ‘dil tarihi’, yorumbilgisinin asıl genelgeçerliğini sağlayan temel kavramdır. Lohmann, genel evrensel bir ‘dil tarihi’nin bütün diller için geçerli kurallarını araştırmıştır, bu yönden bu yorumbilgisel dil tarihi dilbiliminde aynı adla adlandırılan dil tarihinden ya da daha doğru olarak dil tarihlerinden kesin olarak ayrılmaktadır. Dil tarihi deyince  –yorumbilgisi dışında– tek tek dillerin, sözgelimi Almancanın, Fransızcanın dilbilgisi, sözcük, üslup, koşuk sanatı yönlerinden ele alınan tarih anlaşılır. Yorumbilgisine dayalı dil tarihi böyle tek tek, dilleri sayılan yönlerden incelememektedir; tam tersine bütün diller için geçerli yorum kurallarını, ortak dilbilimsel bir temel açısından (bu temel hangi dil söz konusu olursa olsun ‘sözcük’tür) yukarıda anılan yorumbilgisi ilkelerine göre ortaya çıkarmaya çalışmaktadır. Kaldı ki bu tek tek dil tarihleri yorumbilgisinin içkinlik boyutundan da yoksundurlar: Bu ‘tarihler’ dil kavramında derinleşerek içeriden ‘tarih’e varacakları yerde, dil ile tarihin ilişkisini dış bir ilişki olarak görür, işin içine coğrafi, toplumbilimsel, ruhbilimsel etmenleri de dışarıdan hazır veriler olarak katarlar. Oysa dil varolanlar üzerinden varlığı anlar ve bu anladığını kendi yapısında ve onun dönüşümleriyle yorumlar. Bu tarihsel bir tavırdır ve bu tavır onun yapısını kurar.

Dil-tarih ilişkisine yorumbilgisinin yaklaşımındaki bu temel noktalara böylece dikkati çektikten sonra, sırası gelmişken konuyu ele alışımdaki bir özelliğe değinmek istiyorum. Lohmann’ın görüşlerine gereken önemle yer verilmiş olmakla birlikte, bu incelemenin doğrudan doğruya yalnızca Lohmann üzerine olduğu söylenemez. Birinci Bölümde yorumbilgisinin genel savlarına ve konuya yaklaşımına –çeşitli düşünürlerde ortaya çıktığı biçimiyle– geniş bir yer ayrılmıştır. Hemen hemen bütünüyle Lohmann’ın incelendiği sonraki ana bölümde ise karşılaştırma yoluyla Wilhelm von Humboldt’un, M. Merleau-Ponty’nin ve Benjamin Lee Whorf’un düşüncelerine ayrıntılı göndermeler yapılmıştır. Son bölümde ise bir yandan Lohmann’ın görüşlerini bütünlemek üzere yeniden von Humboldt’a başvurulurken, öbür yandan bütün bu düşüncelerin en duygan, en eleştirilebilir yerinden yakalanmasına izin verdiği için Arjantinli yazar J. Luis Borges’in konumuzla yakından ilgili bir öyküsünün çözümlenip yorumlanmasına çalışılmıştır. Görülüyor ki Lohmann merkezde olmakla birlikte, onun düşüncesinin ön dayanak, çerçeve ve uzantıları da bütünlüklü bir tablo çizmek üzere ayrıca değerlendirilmiştir.

İşte araştırmamız böyle bir denge üzerinde duruyor. Sözgelimi Wilhelm Dilthey’la olan düşünsel ilişkisi de açıktır; bu da çalışma boyunca en önemli noktalarda (özellikle ‘tarih’ ve ‘akıl’ kavramları arasında kurulan bağıntıda) vurgulanmıştır. Beri yandan Lohmann, yaşamı boyunca M. Heidegger ve H.-G. Gadamer gibi yorumbilgisinin çağımızdaki en hatırı sayılır temsilcileriyle yakın ilişkiler içinde olmuştur. Yapıtlarında her iki düşünüre de sıkça yaptığı göndermeler buna yeterince tanıklık ediyor. Özellikle Lohmann’ın dil açısından ‘tarih’ dediği şey Heidegger’in ‘varlık’ kavramının bir uzantısıdır: Anlayan tarih varlığın tarihsel diller üzerinden anlaşılmasının yelpazesidir. Bu nedenle Heidegger’e ilkece bazı göndermelerde bulundum. Bütün bunlar göz önünde bulundurularak şu nokta saptanabilir: Lohmann’ın ele alınan konu yönünden ağırlık ve önemi, yorumbilgisinin belirgin savlarını, genel olarak ‘dil’e, yeryüzündeki dillerin tipolojisi ve tarihselliği sorununa çok belirgin ve ilginç bir biçimde uygulamış olmasından ileri gelmektedir. Eğer yorumbilgisinin bu konuda hangi tutarlı ve belirleyici sonuçlara varabileceğini öğrenmek istiyorsak, bu filozofun görüşleri vazgeçilmez bir örnek oluşturmaktadır bizim için. İşte kendisine burada ayrılan geniş yer, onun görüşlerinin yorumbilgisi üzerine düşünmek, ‘dil’le ilgili yorumbilgisel savları son sonuçlarına vardırmak için bir model olmasından ileri geliyor en başta. Öyleyse bu inceleme Lohmann’da dil ve tarih ilişkisi üzerine bir çalışma olmaktan çok, onun gösterdiği tutarlı örneğe göre, yorumbilgisinin dil-tarih bağlamı üzerine olanaklı görüşlerini elden geldiğince tüm sonuçlarıyla ele almaya yöneliyor. Genel çizgi, özeli değerlendirmede başlıca bir anahtar oluyor. Bu yine de özelin inceliklerine inilmeyecek demek değil, ancak bu incelikler ya genele yükselmemize engel olmayacak bir biçimde ele alınıyor ya da bu yapılmıyorsa, yazarın düşüncesinin genel savları aşan yanlarına dikkat çekilmeye çalışılıyor.

J. Lohmann adı bugün Avrupa’da ancak belli çevrelerin, fenomenoloji, ama daha çok yorumbilgisi ve genel olarak dil felsefesiyle uğraşan çevrelerin tanıdığı ve ün olarak bunların dışına taşmamış bir ad: Bu çevreler ise onun Hint-Avrupa dil tipiyle bizim ‘Batı Felsefesi’ diye adlandırdığımız felsefî düşünme tarzı arasında bulguladığı ilişkiyi yorumbilgisine başlıca bir katkısı olarak görüyorlar; bu konuya bu kitapta İkinci Kısım 7. Bölümde yer verildi. Lohmann’ın yapıtlarında bu çerçeveyi aşan ilginç görüş ve özgün bakış açıları bulunduğunu İsviçreli düşünür J. Claude Piguet yakın zamanlarda göstermeye çalıştı. Piguet, La connaisance de l’individu et la logique du realisme (Bireyin Bilgisi ve Gerçekçiliğin Mantığı, 1975) adlı yapıtında Lohmann’ın dil üzerine olan görüşleriyle ‘müzik fenomenolojisi’ arasındaki yakınlıklara da dikkati çekti. Bütün bunlar Lohmann’ın görüşlerinin, yorumbilgisinin (ve fenomenolojinin) dilbilimine düz anlamda bir uygulanması olmanın da ötesinde bulgulanmayı bekleyen özgün anlamlar taşıdığını ortaya çıkarıyor. Bu çalışmada da özellikle sona doğru Lohmann’ın yorumbilgisi içindeki (ve karşısındaki) tavrı bir eleştiri için ipucu olarak değerlendirildi. Lohmann’ın gösterdiği düşünme modeli düpedüz bir şema olarak ele alınmak yerine tüm canlılığıyla dillendirilmeye çalışıldı.

Diller ve tarih ilişkisinin yorumbilgisinin ilkelerine göre bu kovuşturuluşunda Türk kültür bağlamında düşünülebilecek bir dil-tarih ilişkisi ayrıca ele alındı. Kuşkusuz burada böyle bir ilişki ancak genel bir başlık altında ortaya çıkıyor: Hint-Avrupa dil ve kültür tipi dışındaki dil ve kültürler. Bu genel başlık altında Türkçe, kendisininkinden çok ayrı bir dil tipine giren Arapçanın sözcük ve kurallarını bir dönemde almış olmasıyla özel bir belirlenim kazanıyor. İşte Türkçenin ait olduğu dil tipinin gösterdiği düşünme-dil-tarih ilişkisi, burada temel sorunun sınırları zorlanmadan, yalnızca genel çerçevede söylenenlerin özel bir belirlenimi olarak, ama konuya yaptığı katkı vurgulanarak işlendi. Doğrudan doğruya Türkçeden söz edilmediğinde de gerek ana sorunun evrilip çevrilmesinde gerek çözüm ya da çözümler için gösterilen çabalarda Türkçenin verdiği örneğin –arka alanda da olsa– canlı kalıp kalmadığını saptamak okuyana düşüyor.

Birinci Kısım
Yorumbilgisinin Kültür, Dil ve Tarih
Karşısındaki Genel Tutumu
1
Kültür, Dil, Tarih: Kültür ve Dil Açısından
Tarihe Yaklaşım

‘Tarih’ Türkçede iki anlamlı bir sözcük; bir anlamıyla tarihsel olayları, yaşanmış tarihi, öteki anlamıyla da bu olayları kendisine konu olarak alıp araştıran ve inceleyen bilimi gösteriyor. Sözcüğün kullanılışına göre bu iki anlamı birbirinden ayırt etmemizin bizim için güç olmadığı ortada. Ancak ‘bilim’ anlamında ‘tarih’i ele aldığımızda öncekinden daha çok ciddiye alınması gerekecek yeni bir çokanlamlılıkla karşılaşıyoruz: “Hangi tarih kitabı?”, “Hangi tarih?”, “Hangi tarih kuramına göre?” gibi sorularda beliren bu çokluk ve çokanlamlılık, tek bir tarihsel olaya ya da döneme bilim adına oldukça ayrı açılardan bakılabileceğini ve değişik ‘tarih’ler yazılabileceğini gösteriyor. İşte bu ‘tarih’in başka başka bakış açılardan yazılabilmesi olanağı, burada koymak istediğimiz ana sorun yönünden bizi en başta ilgilendirmektedir.

Konuya tarihle ilgilenen herkesin kendisini içinde bulacağı bir durumdan yola çıkarak yaklaşalım; diyelim ki belli, geçmiş bir dönemdeki olayları salt art arda sıralamakla yetinen tarihsel bir metin okumaktayız. Bu metni okuyup bitirdiğimizde yüksek araştırma heveslerine kapılmamıza gerek kalmaksızın en azından bilir ve sezeriz ki yaşanmış, gerçek tarihsel dönem, olayların bu düpedüz art arda gelişinden, onların bir çeşit sayısal toplamından daha başka (‘daha fazla’ demiyorum) bir şeydir. Bu tür sıralamada o tarihsel dönemin ‘hava’sından, birbiriyle hesaplaşan çeşitli ‘eğilimleri’nden…

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Felsefe
  • Kitap AdıAnlayan Tarih - Dil-Tarih İlişkisi Üzerine Bir İnceleme
  • Sayfa Sayısı216
  • YazarÖnay Sözer
  • ISBN9786258242713
  • Boyutlar, Kapak13.5 x 21 cm, Karton Kapak
  • YayıneviFol Kitap / 2023

Yazarın Diğer Kitapları

Men-e-men Birazoku

Aynı Kategoriden

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur