Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Antik Çağdan Geleceğe Para
Antik Çağdan Geleceğe Para

Antik Çağdan Geleceğe Para

Dursun Ali Yaz

Para yokken insan vardı fakat insanlık tarihi parayla başladı.

Para yokken insan vardı fakat insanlık tarihi parayla başladı. Başka bir ifadeyle binlerce yıllık uygarlık yolculuğunda bizleri yalnız bırakmayan tek şey paraydı. İşte bu kitap, uygarlık tarihi eşliğinde antik çağdan emekleyerek yola çıkan ve şimdilerde ışık hızına erişen paranın muhteşem serüvenini merak edenler için yazıldı.

Giriş

Binlerce yıllık uygarlık yolculuğunda bizleri yalnız bırakmayan tek şey paraydı. İşte bu kitap, antik çağdan emekleyerek yola çıkıp şimdilerde ışık hızına erişen paranın muhteşem serüvenini merak edenler için yazıldı. Para kavramıyla ilk tanıştığımız 11.000 sene öncesinde insan ve ürün sayısı azdı. Bu yüzden paranın somut versiyonuna gerek duyulmuyordu. İhtiyaçlar, değiş tokuşla temin ediliyordu. Paranın fiziken olmasa da ruhen dolaşımda olduğu bu sisteme Trampa Para diyoruz. Nüfus sayısı ve ürün çeşidi arttıkça daha gerçekçi bir ödeme aracına ihtiyaç duyarak Mal Para formunu keşfettik. Tarihteki ilk mal para, Sümer arpasıydı. Bu sistemin en belirgin özelliği, iki farklı malın başka bir malı esas alarak el değiştirmesiydi.

Trampa gibi geçim ekonomisi boyutunda ve tamamen zaruri ihtiyaçları karşılamaya yönelikti. Üçüncü kategoride ise değerli madenlerin tarih sahnesine çıktığı Tartı Para modelini bulacaksınız. Alışverişlerin ilk kez yaşamsal değeri olmayan kıymetli madenler aracılığıyla yapılması, insanlık tarihinde derin izler bıraktı. Değerli metalleri ortadan ikiye ayırıp tartmayı başaran atalarımız, finans kültürüne önemli katkılar sundu. Trampa, mal ve tartı para formlarının kullanıldığı MÖ 9000 ile MÖ 600 yılları arasında gerçekleşen finansal işlemler oldukça basit, etki alanı ise dardı.

Bu yüzden paranın fonksiyonlarından sadece ikisi keşfedildi. Aslında para sayesinde yazı bulunmuştu ama soylular dışında okuyup yazabilen yoktu. Devlet muhasebesi kayda alınır fakat özel sektörü kapsamazdı. Yunan medeniyetinin birikimlerini harmanlayan İslam uygarlığı henüz doğmamış, Batı dünyası bilime sarılmamış, kıtalar keşfedilmemiş, Rönesans ateşi yanmamış, paylaşım savaşları yaşanmamış ve uzaya çıkılmamıştı. İşte bu yüzden Tarih Öncesi dönemi de kapsayan trampa, mal ve tartı paraların kullanıldığı 8.500 yıllık aralığa derinlemesine yer verilemedi.

Para olgusunun dördüncü evresi ise kapsamlı bir inceleme gerektirdi. Madeni Para başlığı altında sınıflanan bu bölüm sikke başta olmak üzere; demir para, bozuk para veya altın para isimleriyle anılan tüm metal paraları kapsamaktadır. Uygarlık tarihinin ilk madeni paraları demir ve bronzdan, sonrakiler bakır ve gümüştendi. Bir yüzünde kral figürü diğer yüzünde dini metinler bulunan altın sikkeler ise imparatorlukların eseriydi. Dolayısıyla 2.500 yıllık bu paraların felsefesine sırt çeviren hiçbir devlet, paranın geleceğine ilişkin sağlıklı tahminler yürütemedi. 1.300 yıl önce Çin medeniyetinin hediye ettiği zekâ dolu armağanlarından birisi olan Kâğıt Para ise yüzlerce yıl görmezden gelindi. Ancak modern devlet ve sanayi devriminin etkisiyle 19. yüzyıla girince global düzeyde yayıldı. Yakın zamana kadar altın külçeler rezerv edilerek basılan banknotlar, dünya ekonomisinin görkemli dönüşümlerine tanıklık eden muazzam bir buluştu. Buhar devrimiyle patlayan üretim çılgınlığı, baş döndürücü icatlar ve korkunç kitlesel savaşların tamamı bu paralara resmedildi. İşte o günlerde kurulan Birleşmiş Milletler ise ‘savaş yoluyla servet transferini engelleyerek’ uygarlık tarihini değiştirdi. Bir maddelik bu hüküm, alakasız gözükmesine rağmen önce kâğıt paranın hemen ardından sanal paranın en büyük güvencesi olacaktı. Her biri uygarlığın kilometre taşı olan bu makro gelişmelere kayıtsız kalınamazdı. Dolayısıyla yakın geçmişe ışık tutan paranın beşinci evresine daha fazla yer verildi.

Sanal Para ise çerçevesini belirlemekte en zorlanılan bölümdü. Dijitalleşmenin başat aktörlerinden bilgisayar ve internet sayesinde yaygınlaşan sanal para, uluslararası finansal sistemin hamiliğini üstlendi. Uygarlık tarihi açısından kısa gözüken bu dönem, geniş bir kitleyi ilgilendiriyor. Çünkü sanal para miktarı, toplam emisyon hacminin % 90’ını geçti. Küresel ekonomiyi hegemonyası altına alan bu tablo, finansal yapıyı hiç olmadığı kadar gizemli bir hâle getirdi. Trampadan banknota, fei kayasından kripto paralara, Sümer arpasından mutasyon piyasalara, deniz kabuklarından altın külçelere uzanan binlerce yıllık tecrübeleri alt üst eden bu evrimsel sıçramayı hayretler içinde okuyacaksınız.

Bir kitabın giriş bölümü, yazarla okuyucunun başbaşa sohbet edebildiği özel bir alandır. Dolayısıyla artık birinci tekil şahısla yazarak sadece okurlarımla konuşmak istiyorum.

Değerli okurlar, sayfalar ilerledikçe bir piramit tasarlandığını fark edeceksiniz. Öncelikle bütün zemini uygarlık tarihiyle kapladım, ekonomik ve sosyo-kültürel süreci ise ikinci kata yerleştirdim. Son olarak paranın geçirdiği altı evreyi piramidin zirvesine koydum. Paranın altı forma bürünerek günümüze ulaştığı iddiasını ortaya koyarken paranın ruhu, özü ve şekli bakımından uygarlık tarihine katkısını esas alan üç basamaklı bir filtre kullandım. Ayrıca paranın geleneksel fonksiyonlarını icra edip etmediğini de dikkate aldım. Bu düşünce sistematiğinin özünü içeren alt başlık, sanal para bölümünün sonundadır. Hemen girişte ise kronolojik bir cetvel bulunuyor. Uygarlık Döngüsü ve İlkellik Döngüsü başlıkları altında kitabın bağlamını ortaya koyan bu tablo, aynı zamanda yol haritamı içermektedir.

İleri sürdüğüm varsayımları güçlendirmek adına paranın icadından dinlerle irtibatına, komplo teorilerinden finansal hilelere, ezoterizmden mitlere, tarihsel olaylardan günlük yaşantımıza ulaşan kültürel ve sanatsal argümanlardan mümkün olduğunca istifade ettim. Amacım hem sizleri bilgilendirip hem de farklı görüş üretmenize yardımcı olmak, eğer haddimi aşmaya müsaade varsa, ilham vermekti. Kaynakça, dipnot ve alıntılama yönteminden de bahsetmeliyim. Aydın ahlâkına sahip bir yazar, yararlandığı eserleri dipnota almalı ve kaynakça kısmında belirtmelidir. Bu kural, benim için de geçerli ve etik açıdan doğru olandır. Dolayısıyla anonim bilgiler dışında direkt alıntı yaptıysam veya bir bölümü kurgularken herhangi bir ideoloğun düşüncelerinden aynen yararlandıysam o kişiyi ve eserini, metnin içinde andım. Ancak kitabın genelinde farklı eserlerden derlediğim bilgileri damıtarak yeni şeyler söylemeye çalıştım: Örneğin paranın geçirdiği evreleri altı bölüme ayırmak, rezerv para olgusunu üç şarta bağlamak veya paranın fonksiyonlarını paranın formlarıyla ilişkilendirip para mefhumuna farklı bir tanım getirmek gibi.

İşte bu ve benzeri tezleri herhangi bir kitaptan almadım ancak yararlandığım kaynaklar olmasaydı hiçbirini düşünemezdim. Dolayısıyla fikirlerime ilham veren her kitabı, ilgili bölümün sonuna ekledim ancak okumayı güçleştirdiği için dipnotta yer vermedim. İncelemiş olduğum on bin yıllık süreci; farklı kültürler, farklı dinler, farklı ideolojiler ve farklı coğrafyalar üzerinden anlattım. Dolayısıyla her farklı konu başlığında ilgili terminolojiyi kullanmaya çalıştım. Bir yerde sikke veya madeni para, bir yerde tüccar veya burjuva başka yerde ise serf veya çiftçi yazmamın sebebi buydu. Hâliyle genç okurlar, bir yazar gibi sözlük okumak durumunda kalabilir. Bu tercihi, bilinçli şekilde yaparken amacım okuyucuyu şaşırtmak değil araştırmaya yöneltmekti.

Tarihsel olay ve olguları aktarırken -di’li geçmiş zaman kipini kullandığım için kimi ifadelerin gereğinden fazla keskin olduğunun farkındayım. Hatta indirgemeci bir izlenim verdiğini de biliyorum. Konunun uzmanları determinist ekolden etkilendiğimi düşünebilir. Asıl tehlike ise kitabın sadece bir kısmını okuyanlar nazarında yanlış intiba uyandıracak olmasıdır. Şöyle ki, paranın binlerce yıllık yolculuğunu ilgili dönemde yaşayan toplumların iyi veya kötü yönlerini ele alarak inceledim. Dolayısıyla netameli konulara değinirken kimi tarihsel karakterleri, devletleri, medeniyetleri hatta uygarlıkları yerdiğim veya övdüğüm şeklinde bir algı oluşabilir. Örneğin bir bölümde Batı düşmanı veya hayranı olduğum, başka bir bölümde ise Doğu’ya güzellemeler yaptığım veya onu yerden yere vurduğum sanılabilir. Bu amaçla ilgili bölümleri basiretine güvendiğim insanlara okuttum ve beklediğim tepkileri aldım. Baştan söylemek gerekirse hata ve eksiklerim dışında bu yöndeki itham ve eleştirileri reddetmek durumundayım. Çünkü herhangi bir siyasi görüşe, ideoloji veya izmlere yaslanmadan, kalemime sansür koymadan, özgür ve tarafsız düşünmeye çalıştım. Hiçbir mesleki, siyasi veya sivil toplum kuruluşunun yönlendirmesi, maddi veya manevi desteği olmadığı gibi analizlerimi ortaya koyarken kabalık etmemeye özen gösterdim. Etnik kökenimin, kişisel doğrularımın, kültürel değerlerimin ve dini inançlarımın ötesinde bir bakış açısıyla yazmaya çalıştım. Sonuç itibariyle her bölümde yanlışlanabilir fikirler üretmeyi denedim. Ortaya koyduğum iddia ve kuramların sunum tarzı, kurgusu ve analizler tarafıma aittir. Her birinin tartışılma ından hatta çürütülmesinden mutluluk duyacağımı belirtmek isterim. Ne zaman kalemim kurusa, ülkemin ve uygarlığın entelektüel sermayesine değer katacağımı düşünerek daha çok çalıştım. Tutku ve konforun ters yönlü işlediğini bildiğimden, düşünsel acılara aldırmadan okumayı, düşünmeyi ve yazmayı hiç bırakmadım. Sonuçta kitabın her satırından keyif aldım, mutluluk duydum. Sizlerin de benzer duyguları hissetmenizi dilerim.

P A R A D A N Ö N C E
(MÖ 20000 – MÖ 9000)

Para yokken insan vardı fakat insanlık tarihi parayla başladı. İlk kez parayla tanışan atalarımız, tabiat karşısında acizdi. Alet edevatları kısıtlı, yaşam standartları içler acısıydı. Anladığımız manada evleri, arabaları, meslekleri, yazıları, kültürleri, pasaportları, kıyafetleri, unvanları hatta delikli tek kuruşları yoktu. Algılamak kolay olmasa da bugün ulaştığımız konforu, yüz milyardan fazla insanın uygarlık havuzuna aktardığı tecrübelere borçluyuz. İlkel insan, parayı icat etmeden önce iki temel korkuya sahipti: Açlıktan ölmek ve kendinden büyük canlılara yem olmak! Yazı ve dümenin icat edilmediği, mikrop ve kıtaların keşfedilmediği, sınıf ve devletlerin kurgulanmadığı, kavramsal evrene adım atılmamış o günlerin tek hedefi, hayatta kalmaktı. Bu iki korkuyu, uzun bir zaman diliminde ortaya konan keşif ve icatlar sayesinde aşabildik. Bunların ilki ve belki de en muhteşemi 11.000 yıl önce yaşandı. İşte bu keşfin ardından doğacak olan para kavramı, sayısız kez evrim geçirmesine rağmen bizleri hiç yalnız bırakmadı.

Tahılın Evcilleştirilmesi

Buzul çağının tahrip edici etkilerinin sona ermesiyle gezegenimiz daha yaşanılabilir bir iklime kavuştu. Özellikle Bereketli Hilal denilen Mezopotamya1 coğrafyasının bitki örtüsü, günümüzden daha zengindi. Küçük gruplar halinde gezen atalarımız, mevsim değişimlerine göre hareketli avlarının izinden giderek sürekli taşınıyor, uygun yer bulduğunda ise geçici olarak konaklıyorlardı. Bu sırada bir kadın çıktı ve ‘Buğday nasıl yetişiyor?’ diye sordu. İnsanlık tarihindeki mucizevi dönüşüm işte böylesine basit bir soruyla başladı. Zira toprağın doğurganlığından faydalanıp bilinçli tarıma geçmek, açlıktan ölme kâbusunu bitirecekti. Kaderimizi değiştiren bu kadının adını bilmiyoruz fakat temel besin kaynaklarımızdan arpa, buğday, pirinç ve mısıra onun sayesinde kavuştuk.

O günden sonra tahıl ve türevleri, her kültürün kutsalları arasına girdi. Bu yüzden artan yemeğin çöpe atılması en ilkel topluluklarda bile hoş karşılanmaz. Yere düşen ekmeği öperek saygıyla kenara kaldırmak evrensel bir ritüeldir. Ne var ki bu ulvi makama her mahsul erişemedi. Örneğin domatesi öpüp başının üstüne koyanı göremeyiz. Yere düşen insana değinmiyorum bile!

Bilinçli ziraat düşük bir hızda ve sınırlı bir alanda başladı. O günlerde zaman kavramı bilinmediğinden hangi senede, hangi mevsimde veya hangi saatte yaşadığımızın bir cevabı yoktu. Tarım toplumuna geçişle birlikte ‘zaman ve saat’ olgusu önem kazandı. Dolayısıyla tahılların evcilleşme süreci, takvim bilgimizle paralel ilerledi. Buğday yaklaşık MÖ 9000’de, bezelye ve mercimek MÖ 8000’de, zeytin MÖ 5000, üzüm ise MÖ 3500’lü yıllarda evcilleştirildi. Şu an sahip olduğumuz teknolojiye rağmen ihtiyacımız olan kalorinin % 90’ından fazlasını MÖ 9000’le 3500’lü yıllar arasında keşfedilmiş bir avuç bitkiden elde ediyoruz. Üretimini kontrol edebildiğimiz 42 adet mahsulden biri olan arpa ise uygarlık tarihinin ilk fiziki parası olacaktı.

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Popüler Bilim
  • Kitap AdıAntik Çağdan Geleceğe Para
  • Sayfa Sayısı352
  • YazarDursun Ali Yaz
  • ISBN9786050832044
  • Boyutlar, Kapak13,5x21, Karton Kapak
  • YayıneviTimaş / 2024

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Türk Muhasebe Filozofları ~ Dursun Ali YazTürk Muhasebe Filozofları

    Türk Muhasebe Filozofları

    Dursun Ali Yaz

    Bir bilimin felsefesi varsa filozofu da olmalıdır. Muhasebe 1876 yılından beri bilimdir. Muhasebe felsefesi ismini taşıyan ilk kitap ise 1907 yılında yazılmıştır.

Men-e-men Birazoku

Aynı Kategoriden

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur