Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Belirsiz Geçmiş Zaman
Belirsiz Geçmiş Zaman

Belirsiz Geçmiş Zaman

Ali Yaycıoğlu

Belirsiz Geçmiş Zaman, Ali Yaycıoğlu’nun 2021’in başından 2023’ün sonuna kadar, üç yıl boyunca Gazete Oksijen’de kaleme aldığı yazılardan bir derleme… Bir tarihçinin Türkiye ve dünyanın…

Belirsiz Geçmiş Zaman, Ali Yaycıoğlu’nun 2021’in başından 2023’ün sonuna kadar, üç yıl boyunca Gazete Oksijen’de kaleme aldığı yazılardan bir derleme… Bir tarihçinin Türkiye ve dünyanın çalkantılı üç yılında tuttuğu bir günce. Bu fırtınalı döneme ve arkasındaki geniş zamana bakma çabası. Günümüz siyasetini ve toplumsal hayatı tarihsel bir mercekten yola çıkarak anlamlandırma girişimi…

Ali Yaycıoğlu, iyi bir tarihçi olarak sadece “geçmişlik hali” ile ilgilenmiyor. Daha iyi bir hayat için umudun peşinde geçmişe bakıyor. Türkiye ve dünyayı belirsizliğin şiddetine hapseden dönemi, tarihten ustalıkla süzdüğü bilgiler ışığında yeniden anlamlandırmaya çalışırken, okuru da çoğul bir Türkiye anlatısı kurmanın imkânları ve sınırları üzerinde düşünmeye ve yeni bir demokrasi tasavvuru oluşturmaya davet ediyor.

Nesrin Nas, siyasetçi-iktisatçı

Türkiye’nin bugününe ve geleceğine dair bu yetkin denemeler, ancak uluslararası bir tarihçi olan Ali Yaycıoğlu’nun sahip olduğu derin perspektifle yazılabilirdi. Okurken aklınıza sık sık “Kökü mazide olan atiyiz” dizesi geliyor. Büyük bir başarı!

Zülfü Livaneli, yazar-besteci

Ali Yaycıoğlu, Belirsiz Geçmiş Zaman’da, yakın siyasi tarihimizi zamanın süzgecinden geçiriyor. Gelecekten geçmişe bakarak tarihi siyasal gerilimlerin aracı olmaktan çıkarıp eleştirel düşüncenin, hakikat arayışının ve toplumsal uzlaşının parçası yapan bir anlatının peşine düşüyor.

Evren Balta, siyaset bilimci

Cumhuriyet ikinci yüzyılına girerken, Ali Yaycıoğlu kendini ve öncelini yıkmak veya yok saymak değil, anlamak ve geliştirmek için metodik, mukayeseli, özeleştirel tarih ve gelecek anlatıları kuruyor. Belirsize açık analizlerinde, geçmişimizi daha içeriden ve yeniden, daha korkusuz ve evrensel bir gözlükle görerek geleceğe daha ümitvar pencereler açabilmemizi sağlayan bilgi ve açıları sunuyor ve bizi aynı anda hem daha buralı hem daha dünyalı olmaya davet ediyor.

Murat Somer, siyaset bilimci

Ali Yaycıoğlu, Stanford Üniversitesi Tarih Bölümü’nde öğretim üyesidir. Osmanlı dünyası, modern Türkiye tarihi ve Ortadoğu üzerine çalışıyor ve dersler veriyor.

İçindekiler

Başlarken………………………………………………………………………………………………9
I BAŞLANGIÇTAN 2000’Lİ YILLARA CUMHURİYET’İN TARİH TEZLERİ.17
Cumhuriyet’in Osmanlı Tarihi……………………………………………………………..19
Cumhuriyet’in İmparatorluk Eleştirisinden
Cumhuriyet’in Eleştirisine……………………………………………………………………24
Savaş ve Devrim ………………………………………………………………………………….29
Resmi Tarih ve Revizyonizm Arasında Cumhuriyet ……………………………35
AKP Türkiye’sinin Tarih Tezleri…………………………………………………………..39
AKP’nin İkinci Dönemi ve Yeni Tarih Tezleri………………………………………44
II TÜRKİYE’NİN FIRTINALI YAKIN TARİHİ GEZİ’DEN 15 TEMMUZ’A …..51
Büyük Kırılma: Gezi Direnişi……………………………………………………………….53
Gezi Sonrası Türkiye Siyasetinin Dönüşümü ………………………………………58
Üçüncü Kırılma: Çözüm Sürecinin Bitişi………………………………………………63
1 Kasım Seçimleri-15 Temmuz Darbe Girişimi arasında Türkiye …………70
III 15 TEMMUZ REJİMİNİN İNŞASI……………………………………………………………77
15 Temmuz Darbe Girişimi: Yeni Rejimin İnşası …………………………………79
15 Temmuz Sonrası: Türkiye’nin Dönemediği Viraj …………………………….86
15 Temmuz Rejiminin Mimarisi …………………………………………………………..91
Bir Rejimin Anatomisi ………………………………………………………………………….97
IV CHP’Yİ YENİDEN DÜŞÜNMEK…………………………………………………………..103
Tarihin Penceresinden: Cumhuriyet Halk Partisi……………………………….105
Bir CHP Arkeolojisi: 18. Yüzyıldan 21. Yüzyıla ………………………………….113
CHP ve Türkiye’nin Geleceği……………………………………………………………..119
V BİRİNCİ YÜZYILI SON BULURKEN CUMHURİYET VE
CUMHURİYETÇİLİK …………………………………………………………………………..127
Cumhuriyet Tarihi Denemelerine Giriş………………………………………………129
Cumhuriyet Yeniden………………………………………………………………………….134
Cumhuriyetçilik Üzerine ……………………………………………………………………140
Cumhuriyet: Eleştiri ve Gelecek …………………………………………………………146
1990’lardan 2023’e………………………………………………………………………………152
Türkiye’yi Ortaya Çıkarmak ………………………………………………………………158
Mayıs 2023 Seçimleri: Devam mı Tamam mı?…………………………………….162
Cumhuriyet’i Eleştirerek Sahiplenmek……………………………………………….169
DOĞAN KİTAP
ÖRNEKTİR
VI TÜRKİYE’NİN DEMOKRASİ TARİHİ…………………………………………………..175
2020’lerde Demokrasi Tarihi Yazmak…………………………………………………177
Cumhuriyet, Demokrasi ve Tarih……………………………………………………….182
Liberal Demokrasinin Ötesine …………………………………………………………..189
VII ESKİ VE YENİ MİLLİYETÇİLİK ……………………………………………………………195
İdeolojiler……………………………………………………………………………………………197
Milliyetçilik Üzerine …………………………………………………………………………..201
Yeni Milliyetçilik………………………………………………………………………………..206
Milliyetçiliğin Geleceği Var mı?………………………………………………………….210
VIII NEOLİBERALİZM, KRİZ VE TÜRKİYE…………………………………………………217
Neoliberalizm Çökerken…………………………………………………………………….219
Kriz ve Erdoğanomics ………………………………………………………………………..225
Erdoğanomics ve Tarihi……………………………………………………………………..231
Türkiye Enflasyon Tarihi ……………………………………………………………………239
IX POPÜLİZM …………………………………………………………………………………………245
Popülizm Nedir? ………………………………………………………………………………..247
Popülizm Tarihine Giriş……………………………………………………………………..253
Demokratör………………………………………………………………………………………..257
X TARİH SAVAŞLARI VE ANTİ-TARİH………………………………………………….263
Tarih, Siyaset ve Tarih Siyaseti …………………………………………………………..265
Tarih Savaşları …………………………………………………………………………………..270
Türkiye’nin Tarihi, Tarihin Türkiye’si………………………………………………..275
Anti-Tarihten Kastım Nedir? ……………………………………………………………..280
Dil ve Alfabe Meselesi………………………………………………………………………..283
XI BİR TARİHÇİNİN GÜNCESİNDEN DAĞINIK GEÇMİŞ ZAMAN………….289
Karaltı ve Bir Tarihçinin 48 Saati ………………………………………………………..291
İran Üzerine ya da Birbirine Dolanmış Tarihler………………………………….298
Bir Dersin Hikâyesi: Celaleddin-i Rumi ve Hacı Bektaş Veli………………304
İran ve Anadolu: Tek Tarihten İki Tarihe……………………………………………312
Şehri Yürümek, Şehri Çizmek ve İsfahan……………………………………………319
İsfahan’da Tahayyül …………………………………………………………………………..326
İsfahan ve Hikâye Anlatan Saray ……………………………………………………….331
Afganistan Tarihine Kısa bir Giriş………………………………………………………336
Osmanlı ve İngiltere İmparatorlukları Arasındaki Afganistan……………342
Afganistan ve Türkiye: Panislamizmden Anti-Emperyalizme ……………348
Modern Afganistan ve Modern Türkiye …………………………………………….355
Bitirirken…………………………………………………………………………………………….363

Başlarken

Belirsiz Geçmiş Zaman 2021 başından 2023 sonuna kadar, üç yıl boyunca Gazete Oksijen’de kaleme aldığım yazıların bir kısmından derlenen bir kitap. Bir yönüyle tarihçi olarak Türkiye ve Dünya’nın fırtınalı üç yılında tuttuğum bir günce. Bu fırtınalı döneme ve arkasındaki geniş zamana bakma çabası. Günümüz siyasetini ve toplumsal hayatı tarihsel bir mercekten yola çıkarak anlamlandırma girişimi. Bu yazılara başladığım 2021’in ilk aylarında dünya ve Türkiye, Covid-19 pandemisinden çıkmaya çalışıyordu. Milyonlarca insanın canını alan Covid-19 salgını dünyada sadece sağlık sisteminin ne kadar kırılgan olduğunu göstermemiş, son on yıllarda iyice derinleşen küresel ve toplumsal eşitsizliği de yüzümüze vurmuştu. Yine bu yıllarda küresel iklim krizinin kendini çok daha açık hissettirdiğine tanık olduk.

Gerçi Covid-19 salgının zirve yaptığı aylarda küresel ölçekteki eve kapanma uygulamaları atmosferdeki karbon salınımını yavaşlatmış, bunun atmosferimizdeki olumlu etkileri hemen hissedilmişti. Ama salgının etkisinin azalmasıyla birlikte küresel ısınmaya neden olan tüm uygulamalar eskisinden bile artmış şekilde geri döndü. Geçen üç sene büyük sel felaketleri ve devasa orman yangınlarıyla geçti. Ülkemizde ve dünyanın birçok yerinde birbiri ardına yaşanan büyük depremler iklim krizi ile ilgili değildi şüphesiz ama depremlerin Türkiye dahil birçok ülkede yoğun ve plansız yapılaşma sonucu korkunç yıkıcıma yol açması, depremlerin yeni tür küresel salgınlar ve iklim kriziyle birlikte sosyal ve siyasal olgular olarak değerlendirilmesi gerektiğini bize haykırdı. Toplumlar gerek tabiatla kurdukları ilişkiyi gerekse kendi aralarında oluşturdukları düzeni radikal bir şekilde değiştirmedikleri takdirde bizden sonraki nesilleri çok karanlık bir geleceğin beklediğini söyleyebiliriz. Bu kitaptaki yazılar çevre meselesi ile direkt ilgili olmasa da bu endişenin şahitliğinde yazıldı. Bu denemelerin kaleme alındığı bu üç yılda dünya siyaseti de çalkantılı bir dönem yaşıyordu ve yaşamaya devam ediyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde Donald Trump’ın 2017-2021 yılları arasındaki başkanlığı dünyayı sarmalayan yeni popülist-otoriter dalganın zirvesini temsil ediyordu. 2020 seçimlerinde Trump, Demokrat aday Joe Biden karşısında kaybetti. Ama liderlerinin davetini kabul ederek seçim sonuçlarını tanımadığını ilan eden binlerce Trump destekçisi 6 Ocak 2021 günü Senato ve Temsilciler Meclisi’nin bulunduğu Parlamento binasını bastı. 6 Ocak olayının bir darbe teşebbüsü olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hâlâ tartışılıyor. Ama liberal demokratik rejimlerin hem kalesi hem de küresel ölçekteki referansı olan ABD’de yaşanan bu kalkışma, içinden geçtiğimiz zamanın çok daha beklenmedik olaylara gebe olduğunun habercisiydi. 2021-23 arasındaki üç yıllık dönemde, Türkiye dahil birçok ülkede yeni tarz popülist otoriter hareketler ile bir türlü bu hareketlere karşı etkin bir karşı duruş sergileyemeyen “demokrasi ittifaklarının” mücadelesine tanık olduk.

Bu mücadelelerin çoğunda popülist otoriterlik ya galip geldi ya eskisine göre gücünü artırdı. Bu satırların yazıldığı 2024 Ocak ayı başında bu mücadele devam ediyor. 2024 ve 2025 yıllarında, ABD dahil, dünyanın birçok yerinde seçimler yapılacak ve bu mücadelenin yeni safhasına tanık olacağız. Ama şimdiden görünen o ki, eski tür merkez sol ya da merkez sağ siyasetler İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batı’da kurulan liberal demokratik düzenin imkânlarını rahatça manipüle eden ve kötüye kullanabilen yeni popülist-otoriter siyaset karşısında yetersiz kalıyor. Yeni bir demokratik uyanış için farklı bir sosyal-siyasal tasarım, yeni bir strateji ve liderlik kurgusu gerektiği belli. Henüz Amerika ve Avrupa kıtasında otoriter popülizme karşı umut verici ve heyecan uyandırıcı bir ideolojik veya örgütsel alternatifin ortaya çıktığını söylemek mümkün değil. Belirsiz Geçmiş Zaman yazıları bir yönüyle demokrasi, özgürlük ve eşitlik ideallerinin ve bu idealleri şekillendiren varsayımımızın ve düşünsel kodlarımızın sorgulandığı, belki de birçok insan için anlamını yitirdiği, bu noktaya nasıl geldik sorusunu soruyor. Yine bu üç yılda dünyadaki jeopolitik düzende de büyük bir fırtına yaşandı ve artarak yaşanmaya devam ediyor. ABD ve Çin merkezli iki kutuplu bir dünyaya doğru mu gidiyoruz soruları sorulurken 2022 Şubat’ında Rusya’nın Ukrayna’yı topyekûn işgal teşebbüsü ile tartışma başka bir yöne evrildi.

Rusya-Ukrayna Savaşı sadece Rusya’nın uykusundan uyanan eski emperyal tutkularının ya da NATO’nun genişlemesine karşı bir tür güvenlik refleksinin sonucu değildi. Bu saldırı aynı zamanda otoriter dalganın önemli bir hattı olan Putinizm’in tahkimi ile ilgiliydi. Rusya’nın Ukrayna’ya işgal girişimi sonrası Ukrayna’ya destek veren ABD ve AB’nin birlikteliğinde tazelenmiş bir Batı Bloku’nun tekrar güçlenmesi ve bu blokun aynı zamanda yeni otoriterlik akımına karşı demokratik bir uluslararası cephe oluşturma ihtimali belirmişti. Ama bu ihtimale şüpheyle yaklaşmak için gerek ABD gerek AB’nin otoriter dalgadan bağımsız olmadığını, tam tersine bu dalganın merkezinde yer aldıklarını görmek yeterli olacaktı. Geçen sürede Soğuk Savaş dönemine benzeyen bir demokrasi-otoriterlik kutuplaşmasının Batı’nın kendi iç çelişkilerinden ötürü pek de imkân dahilinde olmadığı tezi daha ağır basacak gibi gözüküyor.

Ama belki daha önemlisi, ABD ve AB’nin bu dönemde küresel adalet konusunda ideolojik ve moral bir referans olarak, sicillerinin hiç de parlak olmamasıydı. 2023’ün sonlarında Hamas İsrail’in güneyine saldırdı ve çoğu sivil, binin üzerinde İsrail vatandaşını katletti. Ardından İsrail bu katliama Gazze’ye yönelik çok daha büyük ve acımasız bir saldırıyla cevap verdi. Bu yazıyı kaleme aldığım 2024 başlarında binlerce sivilin öldüğü bu savaş hâlâ devam ediyor. Bu savaş tüm dünyayı derinden sarstı, evrensel kodları yerinden oynattı. ABD ve başta Almanya ve AB’nin İsrail’in Gazze’de binlerce sivilin ölmesine yol açan saldırısını bir anlamda “Yahudi soykırımının tekrar etmemesi için yaşanması gereken zorunlu bir kötülük” olarak kabul edip katliamlara göz yumması Batı’nın Aydınlanma, eşitlik, özgürlük, liberal demokrasi, insan hakları gibi evrensel prensipler üzerine kurulu moral üstünlük iddialarının daha da aşınmasına neden oldu. Buna mukabil küresel adaletsizlik, özellikle son yıllarda, belki de çoğu otoriter rejimler altındaki Küresel Güney olarak ifade edilen eskinin Üçüncü Dünya’sında değil, ama Batı’da, özellikle genç kamuoyunda önemli bir “dert” olarak kendini gösterdi (Aslında Batı’da nesiller arası çelişkiler ve çatışmalar belki de dünyanın ileriki dönemindeki en ilginç olgularından biri olacak).

Avrupa’nın kendi kolonyal geçmişi, ABD’nin ise kölelik tarihi, sistemik ırkçılık ve kirli uygulamalarla dolu Soğuk Savaş macerası ile yüzleşmesi talebi ilk önce Avrupa ve ABD’deki gençlerden, sol kamuoyundan ve üniversitelerden geldi. Belki tam da bu nedenden bugün ABD’de özellikle Filistin halkı ile dayanışma içinde olan üniversite gençliği ve eleştirel teorilerin siyasi angajmanlara dönüştüğü üniversiteler yükselen popülist otoriterliğin hedefinde. Son üç yıl gerek tıp gerek dijital teknolojideki baş döndürücü gelişmeler yapay zekânın güçlü bir şekilde hayatımıza girmesi ile başka bir safhaya ulaştı. Üniversiteler şüphesiz bu sürecin en önemli kurumsal aktörlerinden biri.

Gerçi artık şirketler kendi bilimsel araştırma-geliştirme merkezlerinde ürettikleri bilgi ve teknoloji ile üniversitelerle yarışır hale geldiler. Bu ise bilimsel ahlak, bilimsel üretiminin piyasa ve siyaset ile ilişkisini daha da güçlü şekilde sorgulanmasını gerektiriyor. Belirsiz Geçmiş Zaman’daki yazıların bir kısmı Stanford Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak bu gelişmelerin içinde akademik ve bilimsel özgürlüğün nasıl risk altında olduğunun şahitliği ile yazıldı. Gelelim Türkiye’ye. Bu kitaptaki yazıların birçoğu Türkiye ve Türkiye tarihi ile ilgili denemelerden oluşmakta. Belki bu kitaba Dünya’nın Fırtınalı Yıllarında Türkiye Tarihi Denemeleri adını da verebilirdik. 2021-2023 arasında Türkiye tarihi bir seçime hazırlanıyordu. Türkiye Cumhuriyeti’nin yüzüncü yılında gerçekleşecek bu seçimle, 2002’den beri Türkiye’yi yöneten Erdoğan yönetimi değişecek miydi? Erdoğan yönetimi 2013’te otoriterleşmiş, 15 Temmuz 2016’daki darbe teşebbüsünün ardından İslamcı-milliyetçi bir koalisyon kurarak, hâlâ inşası devam etmekte olan yeni bir rejim tesis etmeye başlamıştı. 15 Temmuz Darbe teşebbüsü sonrasında kurulan olağanüstü hâl rejimi zaten kriz içinde olan hukuk sistemini iyice altüst etmişti. Bugün yargı büyük oranda rejimin muhalefeti sindirme ve cezalandırma aygıtına dönüşmüş durumda.

Aynı zamanda Erdoğan rejiminin sıcak para ve borç ekonomisi Türkiye’yi çok derin bir iktisadi buhrana sürüklemiş, enflasyon iki sene içinde Cumhuriyet tarihinin en yüksek noktasına ulaşmıştı. Bazı dini cemaatler, kamudan beslenen belli bir iş insanı grubu, hatta bazı suç örgütleri adeta iktidarın ortakları haline gelmişti. Bundan dolayı 2023 Mayıs seçimlerine çok büyük bir tarihsel anlam yükleniyordu. 2019 yerel seçimlerinde büyük şehirleri elde eden muhalefet, 2023 seçimlerine giderken şu ya da bu şekilde bir araya gelmeyi bildi. Bu dönem, evet, fırtınalı yıllardı, ama Türkiye’de demokratik bir geri dönüş ve kamu yönetiminin yeniden teşkilini arzulayan kesimlerde ciddi bir umut ve özgüven de belirmişti. 2020’de Trump’ın iktidarını kaybetmesi popülist otoriter dalganın sonunun gelebileceği umutlarını artırmıştı.

Türkiye’de barış içinde bir iktidar değişimi küresel ölçekte çok önemli bir gelişme olacaktı. Muhalefet kendine bu küresel görevi biçmekteydi. Bu kitaptaki yazıların bir kısmı, yukarıda bahsettiğim endişeler kadar, değişim yönünde iyimser bir beklenti duygusuyla yazıldı. Birçok yazıyı 2022 Haziran’ından 2023 başına kadar Türkiye’de Koç Üniversitesi’nde ziyaretçi öğretim üyesiyken kaleme aldım. Hem ders veriyordum hem Gazete Oksijen’de yazıyordum hem de birçok akademisyen, kanaat önderi ve hatta siyasetçi ile konuşma fırsatı elde ediyordum. Muhalefet ittifakının kuruluş sürecini ve içinden geçtiği krizleri yakinen takip edebildim. Aynı zamanda Türkiye’nin demokrasi tarihi üzerine yeni bir kitap projesine başlamıştım. Demokratik bir geniş dönüş ihtimalinin yeşerdiği, hatta yüksek bir ihtimale dönüştüğü bu tarihi dönemeçte hem tarihe tanıklık etmek hem de demokrasi tarihi üzerine çalışmak oldukça heyecan vericiydi. Bu süreçte 2023 seçimleri sonucu Türkiye’nin yeni bir başlangıç yapma, restorasyon yerine, tarihsel bir derinlik ve devamlılık içinde, tazelenmiş bir cumhuriyet ve demokrasi kurabilme ihtimalini düşünen yazılar ortaya çıktı. 2023 seçimlerini demokratik muhalefet kaybetti. Erdoğan rejimini tahkim etti. Seçim sonrası beklentileri yükselmiş muhalif kamuoyunda büyük bir hayal kırıklığı yaşandı. Muhalefet bloğu parçalandı. Kitaptaki yazıların diğer kısmı bu süreçte 2023 seçimleri sonrasındaki Türkiye’ye tarihsel bir mercekle bir daha bakmaya gayret eden yazılar olarak ortaya çıktı. Yine de okurlar 2023 seçimleri öncesi ve sonrası yazıların ton farkını fark edeceklerdir. Zaten bu kitabın bir tarihçinin güncesi olarak değerlendirilmesini önermiş bulunuyorum! 2023 Mayıs seçimlerinden sonra Türkiye nereye doğru yol alıyor, kestirmesi kolay değil. 15 Temmuz Darbesi teşebbüsü sonrası kurulan −ya da kurulmaya çalışan− yeni rejim dönüşü olmayan bir şekilde yapısallaşacak mı?

Türkiye’nin siyaseti bazı araştırmacıların rekabetçi otoriter ismini verdiği bir rejimden güvenlikçi, fetihçi, ihyacı, İslamcı-Türkçü bir tam otoriter senteze mi dönüşecek? Yoksa bu rejim kendi iç çelişkileri ile sürekli kriz üreterek bir şekilde zamanla kendini mi tüketecek? Tüketse bile yerine ne gelecek? Yaşanan toplumsal kutuplaşma, şiddet, hukuksuzluk ve kurumsal çürümeye karşı yeni bir toplumsal barış ve kurumsal tasarım ihtimali doğacak mı? 2024 Mart’ında gerçekleşecek belediye seçimlerinin sonuçlarına göre yeni bir demokratik muhalefet enerjisi ortaya çıkacak mı? Tüm bunları kestirmek çok zor. Sonuç olarak, bu kitaptaki denemelerin endişeli ama aynı zamanda bir yönüyle umudu içinde besleyen, tabiri caiz ise, yüksek adrenal yüklü bir dönemde bir tarihçinin düşünsel arayışlarını yansıttığını söyleyebiliriz sanırım. Yazılar tasarlanmış bir yazı programı ya da bir araştırma projesinin sonucunda vücuda gelmiş akademik yazılar değil. Daha çok, dedim ya, fırtınalı dönemin güncesi olarak hayat buldular. İmparatorluk, Cumhuriyet, demokrasi, milliyetçilik, sol, neoliberalizm, popülizm, otoriterlik, İslamcılık, bu akımların tarih tezleri gibi birçok meseleyi ele aldım.

Kitabın son kısmında yer alan yazılar ise farklı konularda müstakil tarih yazıları ya da tarihçinin yaptığı işi anlattığı söyleşmeler olarak değerlendirilebilir. Şöyle ifade edeyim: Bu kitabın üç senelik vahşi rüzgâr ve dev dalgalarla boğuştuğumuz bir deniz yolculuğu sırasında bir yolcunun bu yolculuğu, gemiyi, yolcuları ve mürettebatı, denizi, denizaltını ve geldiğimiz ve ona doğru yol aldığımız kara parçasını bir arada ve serbestçe düşünme denemeleri olarak okunması beni mutlu eder. Şu notu da düşeyim: Bu yazıları kitaplaştırırken yer yer kısalttım, elden geçirdim veya başlıklarını değiştirdim. Peki neden “belirsiz” geçmiş zaman? Onu da şöyle ifade edeyim: Bu yazılar akademik tarih yazıları değil ama evet tarihsel yazılar. Tarihsel yazılar ama geçmişin geleceği belirleyeceği tezini benimseyen yazılar değil.

Tam tersine geçmişin dağınıklığı ve sürekli müzakere edilen, sürekli üzerine yeniden düşünülen belirsizliğinin gelecek için özgürleştirici bir referans olduğu varsayımına dayanan notlar. Geçmişin kendisinin ya da onun üzerine üretilen tezlerin esiri olmamayı açık ya da kapalı savunan denemeler. Geçmişin ve geleceğin içindeki belirsizliklerin baskıya, şiddete yol açtığı kadar, özgürleştirici de olabileceğinin altını çizen küçük katkılar. En azından bu yazıları bu anlayışla yazdığımı söylemeliyim. Takdir okurundur. Aynı zamanda yazılarla beraber bazı çizimlerimi de kitapta paylaşıyorum. Çizimler yazıların içerikleri ile tamamen kopuk değil ama yazılara direkt de bağlı değiller. Bu fırtınalı dönemin ruh hali ile yaptığım, Saadet Özen’in eleştirel imgelem diye ifade ettiği, bir tarihçinin bağlı olması gerektiği zaman ve mekân denkleminden görece özgürleştiği görsel anlatılar.

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Tarihi Roman
  • Kitap AdıBelirsiz Geçmiş Zaman
  • Sayfa Sayısı368
  • YazarAli Yaycıoğlu
  • ISBN9786256570832
  • Boyutlar, Kapak13.7 x 21 cm, Karton Kapak
  • YayıneviDoğan Kitap / 2024

Yazarın Diğer Kitapları

Bebhome Kahve

Aynı Kategoriden

  1. Kanlı Taht (Kösem Sultan’la Turhan Valide Sultan’ın İktidar Savaşı) ~ Nahit GürKanlı Taht (Kösem Sultan’la Turhan Valide Sultan’ın İktidar Savaşı)

    Kanlı Taht (Kösem Sultan’la Turhan Valide Sultan’ın İktidar Savaşı)

    Nahit Gür

    Kösem Sultan tahtta oturan torunu Mehmet’e bakarken, sultanın yüzüne bir şey damladı. Fark etmedi Mehmet. Kösem Sultan hayretle etrafına baktı. Garip… Sanki divanhanedeki kimse...

  2. 1453: 3 Nisan’dan 29 Mayıs’a Fetih Günlüğü ~ Meryem Aybike Sinan1453: 3 Nisan’dan 29 Mayıs’a Fetih Günlüğü

    1453: 3 Nisan’dan 29 Mayıs’a Fetih Günlüğü

    Meryem Aybike Sinan

    Tarihin en büyük ve en görkemli kuşatmalarından birini günü gününe ele alan, fetih hazırlıklarını anbean tüm ayrıntılarıyla gözler önüne seren dev bir eser… Bir...

  3. Galiz Kahraman ~ İhsan Oktay AnarGaliz Kahraman

    Galiz Kahraman

    İhsan Oktay Anar

    “Bütün zamanların kahramanı olan bir insanın hikayesidir bu. O hem herkes hem de hiç kimsedir. Dünyadan alacağını tahsil etmeye gelmiştir. Çünkü, Tanrı dahil herkesin...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur