Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Bitmemiş Öyküler
Bitmemiş Öyküler

Bitmemiş Öyküler

Christopher Tolkien, John Ronald Reuel Tolkien, Kemal Baran Özbek

Bitmemiş Öyküler, Tolkien’in Orta-Dünya efsanesinin çok önemli bir parçasıdır. Özellikle Yüzüklerin Efendisi, Silmarillion ve Hobbit kitaplarını okuyan Tolkien hayranlarının dikkatini çekecek bu kapsamlı çalışma,…

Bitmemiş Öyküler, Tolkien’in Orta-Dünya efsanesinin çok önemli bir parçasıdır. Özellikle Yüzüklerin Efendisi, Silmarillion ve Hobbit kitaplarını okuyan Tolkien hayranlarının dikkatini çekecek bu kapsamlı çalışma, yazarın yaşarken tamamlayamadığı ama oğlu Christopher Tolkien’in kendi notlarıyla sunduğu bir eser.

Bitmemiş Öyküler, Orta-Dünya’nın Birinci Çağı ile Yüzük Savaşı’nın sona erişi arasındaki zamana ait öyküleri kapsıyor. Çöküşü öncesindeki uzun çağlardan Númenor hakkında günümüze kalabilen tek öykünün yanı sıra, Palantíri ve Amroth Efsanesi de yine Bitmemiş Öyküler arasında anlatılıyor.

***

J. R. R. TOLKIEN King Edward’s School’da eğitim görmeye başlayan John Ronald Reuel Tolkien’in dil üzerine büyük bir yeteneği ve merakı vardı. Eski Gal vc Fin dilleri üzerine eğitim görürken, zamanla kendi Elf dillerini de yaratmaya başladı.

1914’te 1. Dünya Savaşı patlak verdiğinde Oxford’da üniversite son sınıftaydı ve ertesi yıl İngiliz Dili ve Edebiyatı’nı birincilikle bitirip teğmen olarak orduya katıldı. 1916 Haziran’ında Fransa’ya gemiyle gönderilmelerinden önce, çocukluk aşkı Edith Bratt ile evlendi ve dört çocuk sahibi oldular. En yakın üç arkadaşından ikisinin öldüğü Somme Savaşı’na katıldı. Yılın sonlarına doğru hastalandı ve İngiltere’ye geri gönderildi.

Savaşın ardından Oxford’da Anglo-Sakson Profesörlüğü yaparak çalışmalarını akademisyen olarak sürdürdü. Anglo-Sakson (1925-45), İngiliz (1945-59) dili ve edebiyatı dersleri verdi. Zamanla dünyanın en önemli dilbilimcilerinden biri haline gelecekti. Ana ilgisi İngiltere’nin Ortabatı topraklarının yazın ve dilbilgisi geleneği üzerineydi. Edebiyat tarihiyle ilgili araştırmaları arasında, E. V. Gordon ile birlikte yazdığı Sir Gawain and the Green Knight (1925) ve Beowulf: The Monsters and the Critics (1936) sayılabilir. Tolkien, Yüzüklerin Efendisi‘ni (1954-55) üniversitede öğrenciyken yazmaya başlamıştı. Bu yapıt üzerinde çalışırken çocukları için yazdığı Hobbit (1937), Yüzüklerin Efendisi’ne bir giriş niteliğindedir.

Emekliye ayrılıp Edith ile birlikte Bournemouth’a yerleşti, ama karısının 1971’deki ölümünün ardından Oxford’a döndü. Tolkien geçirdiği bir hastalık sonrasında 1973’te öldü. Yarım kalmış eserleri, notları ve defterleri oğlu Christopher Tolkien tarafından yayıma hazırlanarak basıldı.

CHRISTOPHER TOLKIEN 21 Kasım 1924’te, J. R. R. Tolkien’in üçüncü oğlu olarak dünyaya geldi. Bizzat Tolkien tarafından edebi varis tayin edilen C. Tolkien, 1973’ten itibaren, babasının yayımlanmamış yazılarının edisyonu ve yayımı üzerinde çalıştı. 1975’ten beri, eşi Baillie ile birlikte Fransa’da yaşamaktadır.

*

Númenor ve Orta-Dünya Üzerine Bitmemiş Öyküler, Orta-Dünya’nın Birinci Çağı ile Yüzük Savaşı’nın sona erişi arasındaki süreçten çeşitli kesitler sunan öykülerin bir derlemesi olup; Gandalf’ın Cüceleri Çıkın Çıkmazı’ndaki toplantıya gönderişinin heyecan dolu anlatımından Beleriand kıyılarında deniz tanrısı Ulmo’nun Tuor’un gözleri önünde ortaya çıkışına ve Rohan Atlıları’nın askeri örgütlenme yapısının eksiksiz bir anlatımına dek çeşitli olaylar ile unsurları kapsamaktadır. Aynı zamanda bu eser, çöküşü öncesindeki uzun çağlardan Númenor hakkında günümüze kalabilen tek öykünün yanı sıra, Beş Büyücü, Palantíri ve Amroth Efsanesi gibi olaylar hakkında bilinen her şeyi içerir.

1955 yılında Yüzüklerin Efendisi’nin Ekler kısmındaki metinleri hazırladığı sırada J.R.R. Tolkien şöyle demişti: “Kitabımı sadece bir ‘kahramanlık ve macera’ romanı olarak algılayacak ve içerdiği ‘açıklığa kavuşmamış kimi olay dizilerini’ edebi akışın doğal bir parçası olarak görecek çoğu okurumun bu Eklerin üzerinde durmayıp onları es geçeceği şüphe götürmez.” Bitmemiş Öyküler’in ise, bunun tam aksine, Orta-Dünya’yı ve onu meydana getiren dilleri, efsaneleri, politik unsurları ve de kralları henüz gerektiği gibi incelememiş okurlara yönelik olduğu açıkça söylenebilir.

Elinizdeki eser Christopher Tolkien tarafından derlenmiş ve yayına hazırlanmıştır. Kendisi, Yüzüklerin Efendisi dönemini yansıtan haritaya bu eserinde daha kapsamlı olarak tekrardan yer verdiği gibi, J.R.R. Tolkien tarafından Númenor üzerine çizilmiş yegane haritayı da yayına sunuyor.

İÇİNDEKİLER

Giriş    5
BİRİNCİ BÖLÜM: BİRİNCİ ÇAĞ

I. Tuor ve Onun Gondolin’e Gelişi Hakkında      31
II. NARN I HÎN HÚRIN: Húrin’in Çocuklarına Dair Öykü      96

İKİNCİ BÖLÜM: İKİNCİ ÇAĞ

I. Númenor Adası Üzerine Genel Bir Bilgi      277
II. Aldarion ve Erendis      289
III. Elros Soyu: Númenor Kralları      366
IV. Galadriel ve Celeborn’un Öyküsü ve Lórien Kralı Amroth’un Öyküsü  380

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: ÜÇÜNCÜ ÇAĞ

I. Ferah Çayırlar Felaketi      445
II. Cirion ile Eorl ve Gondor ile Rohan Arasındaki Dostluğun Temelleri      472
III. Erebor Seferi      522
IV. Yüzük’ün İzinde      549
V. Isen Sığlıkları Muharebeleri      579

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

I. Drúedain      611
II. Istari      629
III. Palantíri      654

Dizin      675
Orta-Dünya Haritası      750

NOT

Anlatının seyri boyunca pek çok yorum ve açıklamaya yer verildiğinden, kitabın farklı bölümlerinde farklı bakımlardan yazara ve editöre ait olan kısımları ayrıştırma gereği ortaya çıkmıştır. Yazarın kaleme aldığı kısımlar daha büyük puntoyla yazılırken, editörün araya girdiği açıklama bölümleri daha küçük puntoyla kâğıda dökülmüştür. Ne var ki, editörün elinden çıkan bölümlerin metne hakim olduğu Galadriel ve Celeborn’un Öyküsü’nde yukarıda bahsedilen uygulamanın tam tersi görülmektedir. Ekler kısmında (ve aynı zamanda ‘Aldarion ve Erendis’ Öyküsünün Geri Kalanı bölümünde) ise, hem yazarın hem de editörün kaleme aldığı kısımlar küçük puntoyla yazılmış, yazarın alıntılarına kesme işareti (apostrof) içinde yer verilmiştir.

Ekler kısmına serpiştirilmiş olan notlara numara verilerek bunların Kaynakça kısmında açıklanması yerine, dipnot şeklinde irdelenmeleri tercih edilmiş olup; yazarın metnin herhangi bir noktasında yer verdiği kendi notları ‘[Yazarın Notu]’ biçiminde belirtilmiştir.

GİRİŞ

Ölmüş bir yazarın ardından onun geride bıraktığı eserleri yayına hazırlama sorumluluğunu üstlenen kişinin işi çok zordur. Kendisini böyle bir durumda bulan kimileri, belki yazar öldüğü sırada kayda değer ölçüde bitme aşamasına gelmiş olan eserler hariç, eldeki malzemenin hiçbirini yayımlamamayı seçebilir. J.R.R. Tolkien’in henüz yayımlanmamış eserleri göz önüne alındığında da izlenmesi gereken yol ilk bakışta buymuş gibi görünüyordu; kendi yazdığı şeyleri alışılmışın dışında bir tavır ortaya koyarak yine kendisi eleştirmekten kaçınmayan ve de zor beğenen biri olduğu için, diğerlerine oranla tamamlanmaya daha yakın olanlar da dahil olmak üzere, bu kitapta yer alan öykülerin herhangi birinin çok daha ciddi ve dikkatli bir düzeltme evresi geçirmeksizin okuyucuya sunulacağı fikrini aklına bile getirmezdi.

Diğer yandan, yarattığı dünya ve bu dünya ile ilgili yazıların doğası ve kapsamı, onun yarım bıraktığı eserleri bile kendiliğinden özel bir yere koymaktadır bana göre. İçeriğinin düzensiz yapısına ve babamın onun metninde pek çok değişiklik yapmak isteyip de bir türlü yapmaya fırsat bulamadığının bilinmesine karşın, Silmarillion’un yayın dünyasından uzak kalmaya devam etmesi bana göre olasılıkdışıydı; bunun üzerine ben, ciddi tereddütler yaşadıktan sonra, söz konusu eseri, ancak yorum ve açıklamalar ile birbirine bağlanabilen kopuk metinlerden kurulu tarihsel bir çalışma şeklinde değil, eksiksiz ve uyumlu bir yapı halinde yayına sundum. Elinizde tuttuğunuz bu kitapta yer alan hikâyeler ise tamamen farklı bir temele sahip; Birlikte ele alındıklarında hiçbir bütünlük ifade etmiyorlar. Gerçekten de bu kitap, öyle veya böyle hepsi Númenor ve Orta-Dünya ile ilgili olsa da, gerek şekil gerekse yazılma amacı, bitiş ve kaleme alınma (ve de benim redaksiyonumdan geçme) tarihleri bakımından birbirine uzak hikâyelerden kurulu. Yine de yayımlanmaları konusunda ısrar etmemin ardında yatan gerekçe, her ne kadar onun kadar güçlü bir eser meydana getirememiş olsalar da, Silmarillion‘un yayınlanmasında dayanak aldığım gerekçeden farklı değil. Melkor’un yanında Ungoliant ile beraber Hyarmentir’in zirvesinden “tanrıların uzun buğday başakları altında altın renkli bir çayır gibi uzanan Yavanna düzlükleri”ni seyredişini; Fingolfin’in ordusunun Batı’dan yükselen ilk ayışığı ile yere vuran gölgesini; Morgoth’un tahtının eteklerinde kurt kılığına bürünmüş şekilde pusuya yatan Beren’i veya Neldoreth Ormanı’nın karanlıkları içinde aniden beliren Silmaril ışığını unutamayan ve daha fazlasını isteyen sayısız okur bulunuyor… Gandalf’ın gerek Saruman’ın kibrini 2851 yılında yapılan Ak Divan toplantısında muzipçe alaya alan gerekse Yüzük Savaşı’nın sona ermesinin ardından Minas Tirith’te vaktiyle Cüceleri Çıkın Çıkmazı’ndaki toplantıya katılmaya nasıl ikna ettiğini anlatan (ve bu defa son kez duyulacak olan) sesi; Suların Efendisi Ulmo’nun Vinyamar Denizi’nden yükselişi; Doriathlı Mablung’un Nargothrond’daki köprü harabelerinin altında “sefil bir kemirgen gibi” saklanışı veya Anduin bataklığından kurtulmak için çabaladıkça daha çok dibe gömülen Isildur’un ölümü, bu öykülerin şekil itibariyle taşıdığı kusurları yukarıda bahsedilen tipteki okurun gözünde fazlasıyla bastıracaktır kanısındayım.

Bu koleksiyonda karşınıza çıkacak öykülerin pek çoğu başka metinlerin içinde daha kısaca değinilmiş veya en azından atıfta bulunulmuş olan konuların bir nebze de olsa irdelenmesidir; şunu hemen belirtelim ki, bu kitapta Orta-Dünya’nın tarihsel yapısının bir amaç değil araç olarak kullanıldığı ve anlatının kendi yapısı bakımından konuları derinlemesine inceleme yoluna girmekten kaçındığı hesaba katılırsa, Yüzüklerin Efendisi tutkunları bu kitabın içeriğini büyük ölçüde tatmin edici bulmayacak ve ne Rohan Hanedan Arması altında at süren savaşçıların askeri organizasyon yapısını inceleme isteği duyacak ne de Drúadan Ormanı Vahşileri’ni oldukları yerden alıp tanıma zahmetine katlanacaktır. Babam sağ olsa bu yaklaşımlarından dolayı onları kesinlikle haksız bulmazdı. Yüzüklerin Efendisi’nin üçüncü cildinin yayımlanmasının hemen öncesinde, Mart 1955’te yazdığı bir mektupta bakın ne diyor:

“Geldiğimiz şu noktada, keşke herhangi bir ek metin yazacağıma dair vaatte bulunmasaydım diyorum! Çünkü söz konusu metinlerin başı ve sonu kesilmiş, içeriği kısıtlandırılmış o halleriyle kimseyi memnun etmeyeceğini düşünüyorum: En azından beni ve de aldığım mektuplardan -ki bunların sayısı şaşırtıcı derecede fazla- anlaşıldığı üzere, bu tip metinleri seven ve gerekli gören sayısı insanı hayrete düşürecek kadar kabarık okuyucu kitlesini memnun etmeyeceği kesin; Yüzüklerin Efendisi‘ni sadece bir ‘kahramanlık ve macera’ romanı olarak algılayacak ve içerdiği ‘açıklığa kavuşmamış kimi olay dizilerini’ edebi akışın doğal bir parçası olarak görecek çoğu okurumun bu Eklerin üzerinde durmayıp onları es geçeceği şüphe götürmez.

Yazdıklarımın bütününe kocaman bir oyunun parçasıymışlar gibi yaklaşmanın iyi bir fikir olduğundan artık pek de emin değilim, en azından böylesi bir olgunun fazlaca çekici ve bağımlılık yaratıcı olduğunu düşünen benim gibi biri için söylenebilir bu. Sözünü ettiğim Ekler daha çok, sırf hikâyelerin dayandığı efsanelerdeki boşluklar doldurulsun ve bilgi eksiklikleri giderilsin diye bunu destekleyecek olan okurların beklentisini karşılamak ve de öykünün kendi doğasında yatan o merak uyandırıcı özelliğe ithafta bulunmak için coğrafi, kronolojik ve dilsel ayrıntılar üzerinde yapılmış özenli bir çaba olarak nitelenebilir.”

Ertesi yıl yazdığı bir mektupta ise şunları belirtiyor:

“… Sizin gibi pek çokları daha fazla ve çeşitli harita talep ederken, bazı diğerleri ise yer isimlerinden ziyade jeolojik işaret ve belirteçler görmeyi tercih ediyor; bazıları Elflerin diline özgü gramer ve ses özellikleri ile bunların örneklerini görmeyi diliyor, diğerleri kullanılan ölçülerden örnekler istiyor… Müzisyenler o dünyada kullanılan ezgileri ve notaları öğrenmek, arkeologlar seramik ve madenbilim numuneleri görmek, botanikçiler mallorn, elanor, niphredil, alfirin, mallos ve symbelmyne gibi bitki ve çiçeklerin daha eksiksiz betimlemelerini okumak, tarihçiler Gondor’un sosyo-politik yapısı hakkında daha detaylı bilgi edinmek, genel okuyucu kitlesi ise Arabasürücüleri, Harad, Cücelerin kökenleri, Dunharrow’un Ölü Adamları, Beorningler ve beş büyücü içinden kaybolan ikisi hakkında daha fazla şey okumak istiyor.”

Yine de, bu soruya cevap olarak hangi görüş benimsenirse benimsensin, bazıları için -ki bu gruba ben de dahilim- Númenórlu Vëantur’un isminin karşılığı ‘Dönüş’ olan gemisi Entulessë’yi ikinci Çağ’ın altı yüzüncü yılında bahar rüzgarlarıyla beraber Gri Limanlar’a getirişini, Uzun Elendil’in naaşının oğlu Isildur tarafından tepesinde işaret ateşi yanan Halifirien’in zirvesine yerleştirilişini, Hobbitlerin Erşehir Salı’yla nehre açıldıkları sırada geriye dönüp baktıklarında sisli karanlığın içinde kıyıda durmuş kendilerini seyrederken gördükleri Kara Atlı’nın Dol Guldur Yüzüktayfları’nın lideri Cadı-Kral’ın sağkolu Khamûl olduğunu… ve hattâ Gondor’un on ikinci kralı Tarannon’un bir türlü çocuk sahibi olamayışından (Yüzüklerin Efendisi romanının Ekler kısmında da kayda geçirilmiş bir durumdur bu) dolayı Kraliçe Berúthiel’in o ana dek tamamen esrarengiz kalmayı başarmış kedileriyle haşır neşir oluşunu öğrenmenin ardında, o zamana dek günyüzüne çıkmamış bazı detayların açıklığa kavuşturulmasından çok daha büyük bir itki yatmaktadır.

Bu kitabın meydana gelme süreci oldukça zorlu geçti, sonuçta ortaya çıkan eserin ise çoğu bakımdan karmaşık olduğu söylenebilir. Kitabın içinde yer verilen öykülerin hepsi, farklı bakış açılarına göre, az çok ‘bitmemiş’ niteliktedir ve her birini değişik açılardan ele alıp değişik bir yöntemle şekillendirme gereği doğmuştur. İzleyen bölümde kitabın her bir parçası üzerinde ayrı ayrı duracak ve bazı genel özelliklere dikkatinizi çekeceğim.

Karşıma çıkan en önemli sorun, en fazla ‘Galadriel ve Celeborn’un Öyküsü’ adlı bölümde kendisini gösteren ‘tutarlılık’ sorunuydu. Söz konusu öykü, diğerlerine oranla çok daha geniş anlamda bir ‘Bitmemiş Öykü’: ‘Tuor ve Onun Gondolin’e Gelişi Hakkında’ gibi sonunu belirsiz bırakacak şekilde aniden yarıda kesilen veya ‘Cirion ile Eorl’ gibi kopuk parçaların bir araya toplanmasıyla kurulmaya çalışılmış bir hikâye değil; bırakın kaleme alınmış nihai bir formatı, Orta-Dünya tarihinin şu ana dek belirgin bir tanımı dahi ortaya konmamış başlıca evrelerinden birini anlatan bir öyküdür. Daha önce yayımlanmamış öykülerin ve taslak metinlerin bu kitaba dahil edilmesi, elinizdeki eseri yazarının -kendi kişiliğinde bir araya getirdiği hem çevirmen hem redaktör sıfatıyla- okuyucuya ‘rapor ettiği’ sabit ve diğer tüm etkenlerden bağımsız bir tarih olarak değil, yazarın zihninde giderek gelişip yayılan ve yön değiştiren bir kavram olarak algılamamıza yol açmaktadır. Yazarın çalışmalarını son derece detaylı bir öz eleştiriden geçirip çeşitli kıyaslamalara tabi tuttuktan sonra yayımlamaktan vazgeçmesiyle beraber, henüz yayımlanmamış eserlerinde Orta-Dünya üzerine bulunacak veriler, ‘bildik’ eserlerindekilerle çoğu zaman çelişecektir; sonuç olarak da, mevcut yapıya sonradan eklenecek yeni unsurların önceden yaratılmış olan dünyaya olan katkısı, o dünyanın yaratılma sürecine olan katkısının gölgesinde kalacaktır. Bu kitapta benim baştan beri benimsediğim yaklaşım da işte buydu; terminolojide yaptığım ufak değişiklikler -ki kitabın en belirgin özelliğini teşkil eden taslak-derlemesi formatınm terk edilememesi durumunda ortaya çıkacak olan uyumsuzluğun yaratacağı açıklama zorlukları ve kavram kargaşasının önüne geçebilmek için bu kaçınılmazdı- ve benzeri diğer küçük ayrıntılar dışında, önceden yayın yüzü görmüş mevcut eserlerle arasında tutarlı bir bağ kurabilmek için, bu kitabı oluşturan öykülerin içeriğinde herhangi bir değişiklik yapmadım, onun yerine kitap boyunca tespit ettiğim konu çatışmalarına ve anlatılan olayların birbiriyle çelişen varyasyonlarına dikkat çekmeyi tercih ettim. Metin kurgusunun her ne kadar kendine özgü sayılamayacaksa da yine de öncelikli hedeflerinden birinin hem eserin kendi içinde hem de konu bakımından kendisiyle bağlantılı diğer eserlerle uyumunun sağlanması olduğu Silmarillion ile ‘Bitmemiş Öyküler’ bu bakımdan belirgin ölçüde farklılık göstermektedir ve yukarıda bahsettiğim bazı noktalar haricinde, kitabın içerdiği birbiriyle çelişen konu varyasyonları arasında yaptığım ‘izinsiz’ tercihler de bir kenara bırakılırsa, Silmarillion’un yayımlanmış haline babamın sağlığında bizzat yayımladığı diğer eserleri ile aynı ölçüde değişmez bir referans olarak başvurdum.

İçeriği bakımından bu kitap tamamen anlatım üzerine (diğer bir deyişle; betimleme ve tanımlamalar üzerine) kuruludur: Orta-Dünya ve Aman hakkında felsefi ve kurgusal sayılabilecek tüm yazıları bu kitabın dışında tuttuğum gibi, zaman zaman onlara başvurma gereği doğduğunda bile böyle bir yolu tercih etmedim. Dünyanın İlk Üç Çağı ile paralellik gösterecek şekilde metni Bölümler’e ayırmak gibi basit bir model yoluyla uyumlu bir konu akışı temin etmeye çalıştım; fakat bunu yaparken, Amroth efsanesi ve onun ‘Galadriel ve Celeborn’un Öyküsü’ adlı bölümde geçen anlatımında da görüleceği üzere, kaçınılmaz olarak bazı zaman kesitlerini atladım. Dördüncü Bölüm aslında bir eklentiden öteye geçmiyor ve içeriğinde ‘öykü’ özelliği yok denecek kadar az olan birbiriyle tutarsız bazı makaleler ve genelleştirilmiş denemeler barındırdığından, ‘Bitmemiş Öyküler’ konseptine ters düşüyor. Drúedain hakkındaki bölüm ise, kendisinin de küçük bir kısmını oluşturan ‘Sadakat Taşı’ hikâyesi sayesinde bu eserde yer edinebilmiştir; aynı zamanda bu öykü beni Istari ve Palantíri ile ilgili bölümü de kitaba katmaya yöneltmiştir; çünkü bu iki başlık (özellikle de ikincisi) pek çok okurun merakla yaklaştığı ve hakkında daha çok şey öğrenmek istediği bir konuyu irdelemekteydi ve beklenenleri açıklamak için bu kitaptan daha uygun bir yer görünmüyordu.

Kitabın bazı yerlerinde notlar göze aşırı derecede fazla görünse de, en çok not yığılması olan noktalara (örneğin, ‘Ferah Çayırlar Felaketi’) dikkat edildiğinde, bunların editörden ziyade, kariyerinin sonraki evresinde yazdığı eserlerde ağ gibi örülü notlar yoluyla farklı konuları birbiriyle bağlantılı olarak betimleme tekniğine yönelmiş olan yazardan kaynaklandığı anlaşılır. Kitap boyunca hangi kısımların editörün hangilerinin ise yazarın elinden çıkma olduğuna açıklık getirmek için çaba gösterdim. Gerek notlarda gerekse ek metinlerde yer alan orijinal bilgilerin kabarıklığı yüzünden, Dizin bölümündeki sayfa referanslarını Giriş kısmı hariç kitabın tamamına yaymayı uygun buldum.

Kitabın geneli boyunca, (en başta Yüzüklerin Efendisi olmak üzere) babamın daha önce yayımlanmış eserleri hakkında okurun iyi düzeyde bilgi sahibi olduğunu varsayarak hareket ettim, çünkü aksini kabul etmek editörün kitaba olan müdahalesinin artırılması anlamına gelirdi ki bu zaten fazlasıyla yapılmıştı. Bununla beraber, okuru her defasında başka bir yerde referans arama zorluğundan kurtarma ümidiyle, Dizin’de yer alan başlıkların hemen hepsi için kısa tanımlamalara yer verdim. Eğer herhangi bir unsuru açıklamakta yetersiz kalırsam veya istemeyerek de olsa anlaşılması güç bir dil kullanmışsam, Bay Robert Foster’in benim de devamlı olarak başvurarak etkinliğine tanık olduğum Tam Tekmil Orta-Dünya Rehberi adlı eseri hayranlık verici bir kaynaktır.

Sayfa bazlı referanslardan Silmarillion‘a yapılmış olanlar söz konusu eserin kalın ciltli sürümü için, Yüzüklerin Efendisi‘ne yapılanlar ise cilt adı, kitap ve bölüm esasında geçerlidir.¹

İzleyen kısımda, kitabımızı oluşturan her bir bölüm için kaynakça niteliğinde belli başlı notlara yer verilmiştir.

BÖLÜM BİR
I
Tuor ve Onun Gondolin’e Gelişi Hakkında

Babam birden çok defa ‘Gondolin’in Düşüşü’nün Birinci Çağ’ın ilk öyküsü olduğunu vurgulamış ve gerçekten de onun bu tespitine aykırı hiçbir veriye rastlanmamıştır. 1964 tarihli bir mektubunda, bu öyküyü 1917 senesi içinde ‘hasta izni’ alarak ordudan ayrıldığı dönemde, ‘aklı pek de başında değilken’ yazdığına değinmiş, bunun dışında çeşitli seferlerde ise sözü edilen tarihi 1916 ve 1916-17 şeklinde belirtmiştir. 1944 yılında bana yazmış olduğu bir mektupta ise “Silmarillion‘u ilkin gramofon sesleri ve tıklım tıklım insanla dolu askeri barakaların ortasında yazmaya başlamıştım” der ki Gondolin’in Yedi İsmi’nin de aralarında bulunduğu bazı taslak çalışmaların, arka yüzünde askeri bir taburda geçerli olan kıdem zincirinin yazılı olduğu bir kâğıt parçasına karalandığı görülür. Bu öyküyle ilgili elimize geçen ve halen varlığını sürdüren ilk taslak, iki küçük okul defterini dolduracak uzunlukta olup, bunların ilk etapta kurşun kalemle hızla yazıldığı, sonradan ise çoğu noktası değiştirilmek suretiyle mürekkepli kalemle üzerinden geçildiği gözlemlenmektedir. Annem bu metni temel alarak büyük olasılıkla 1917 yılında düzgün bir kopya çıkardıysa da, tam olarak saptayamamakla beraber babamın Oxford’da o tarihte henüz tamamlanmamış olan ünlü Oxford Sözlüğü’nün oluşturulması için bir araya gelmiş kadroda yer aldığı 1919-20 süreci olarak tahmin ettiğim bir tarih aralığında bu kopya üzerinde de yoğun değişiklikler yapılmıştır. 1920 ilkbaharında, bir makalesini paylaşmak üzere mezun olduğu üniversite olan Exeter’in Yazı Kulübü’ne davet edilmiş ve orada ‘Gondolin’in Düşüşü’nü okumuştur. ‘Makale’sini dinleyicilere sunarken yapmak istediği konuşma için hazırlamış olduğu notlar bugün hâlâ elimizde. Bunlara bakıldığında, öncelikle dinleyicilerin karşısına eleştirel nitelikli bir makaleyle çıkmamış olduğu için özür diliyor ve şöyle devam ediyor: “Bu durumda, elimin altında hazır bulunan bir çalışmamı okuma ihtiyacı duydum ve uygun bir metin bulmak üzere umutsuzca çırpınarak nihayet bu öykümde karar kıldım. Daha önce günyüzüne çıkmamış bir öykü bu pek tabii… Hayal gücümün ürünü olan ve bir süreden beri zihnimin derinliklerinde büyüttüğüm (daha doğru ifade etmek gerekirse, yapılandırdığım) bir Elf aleminde geçen, tam bir hayat döngüsüne sahip olayları konu alıyor. Bu dünyayı anlatan öykülerin bazısı kargacık burgacık yazılmış notlardan ibaret… Bugün size sunmak üzere seçmiş olduğum öykü, içlerinde en iyisi değil belki, ama her ne kadar onu yüksek sesle okumaya çekinmeme sebep olacak kadar üstünkörü bir şekilde gözden geçirmişsem de, şu ana dek bütünüyle gözden geçirilmiş olan yegane öykü.” Tuor ve Gondolin Sürgünleri (sonraki adıyla ‘Gondolin’in Düşüşü’) şeklinde anılan bu öykü, babam muhtemelen 1926 ile 1930 yılları arasında Silmanllion’un (bu arada bu isim de, tesadüf eseri ilk defa The Observer gazetesine yazdığı 20 Şubat 1938 tarihli mektubunda geçmiştir) bir parçasını meydana getirmek üzere kısa ve konusu sadeleştirilmiş bir versiyonunu yazmışsa da, ta ki bu kitabın diğer bölümlerinde yer alan değiştirilmiş kısımlarla uyum sağlaması gereği ortaya çıkana kadar, yıllarca gözden uzak kalmıştır. Çok sonraları, aynı konu üzerine ‘Tuor ve Gondolin’in Düşüşü Hakkında’ başlığı altında şekli tamamen değiştirilmiş bir metin üzerinde çalışmaya başlamıştır. Bu öykünün Yüzüklerin Efendisi’nin tamamlandığı fakat yayına sürülmesinin halen şüpheli olduğu 1951 yılı içinde yazılmış olması kuvvetle muhtemel. Gençliğinde yazmış olduğu öykü ile tarz ve içerik bakımından fazlaca farklılık göstermesine rağmen onun pek çok belirgin özelliğini nüvesinde bulundurmayı sürdüren ‘Tuor ve Gondolin’in Düşüşü Hakkında’ adlı öykü, o tarihte çoktan basılmış olan Silmarillion’un o çok kısa 23. bölümünü oluşturan efsaneyi bütünüyle anlatabilecekse de, üzücü bir şekilde, Tuor ile Voronwë’nin son kapının önüne geldiği ve Tuor’un Tumladen adı verilen düzlüğün ötesindeki Gondolin’i gördüğü sahneden sonrasına geçmemektedir. Yazarın böyle yapmasının ardında yatan sebep hakkında bugün bile hiçbir ipucu bulunamıyor.

Elinizde tutmakta olduğunuz kitabın kapsamına alınan, bu son sözü edilen metindir işte. İsim karışıklığının önüne geçmek amacıyla bu öyküyü ‘Tuor ve Onun Gondolin’e Gelişi’ şeklinde tekrar adlandırdım; kaldı ki öykü şehrin düşüşüyle ilgili hiçbir bilgi içermiyor. Babamın çalışmalarında her daim gözlemlendiği üzere, bu öyküde de farklı anlatım tarzları kullanıldığı ve ayrıca öykünün kısa bir kesitinde (Tuor ve Voronwë nin Sirion Nehri’ne varışı ve onu geçişleri) birbiriyle çelişen yazı formatları bulunduğundan, birtakım kurgusal müdahale ve düzenlemelere ihtiyaç doğmuştur.

Tuor’un Gondolin’de geçici bir süre kalışı, Idril Celebrindal’la bir araya gelişi, Eärendil’in doğuşu, Maeglin’in ihaneti, şehrin

———

1     Silmarillion ve Yüzüklerin Efendisi’ne sayfa numarası gösterilerek yapılan göndermelerde eserlerin Türkçe çevirileri temel alınmıştır, ancak alıntı yapılan metinler K. Baran Özbek tarafından yeniden çevrilmiştir. Silmarillion, çev. Berna Akkıyal, İthaki Yayınları, 2012 (4. Baskı). Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği, çev. Çiğdem Erkal İpek, Metis Yayınları, 1999 (4. Baskı); Yüzüklerin Efendisi: İki Kule, çev. Çiğdem Erkal İpek, Metis Yayınları, 1999 (4. Baskı); Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü, çev. Çiğdem Erkal İpek, Metis Yayınları, 1999 (4. Baskı). Diğer göndermelerde orijinal metindeki sayfa numaraları korunmuştur. -yhn

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Fantastik
  • Kitap AdıBitmemiş Öyküler
  • Sayfa Sayısı755
  • YazarJohn Ronald Reuel Tolkien,Christopher Tolkien
  • ÇevirmenKemal Baran Özbek
  • ISBN9786053752417
  • Boyutlar, Kapak14x21, Karton Kapak
  • Yayıneviİthaki Yayınları / 2012

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Hobbit ~ John Ronald Reuel TolkienHobbit

    Hobbit

    John Ronald Reuel Tolkien

    Bir İngiliz Edebiyatı Profesörü olan J.R.R. Tolkien bundan yaklaşık yetmiş yıl kadar önce dünyaya bir kitap hediye etti. Bu kitapla birlikte insanlar ilk defa...

  2. Yüzüklerin Efendisi – Tek Cilt- ~ John Ronald Reuel TolkienYüzüklerin Efendisi – Tek Cilt-

    Yüzüklerin Efendisi – Tek Cilt-

    John Ronald Reuel Tolkien

    Dünya ikiye bölünmüştür, denir Tolkien’ın yapıtı söz konusu olduğunda: Yüzüklerin Efendisi’ni okumuş olanlar ve okuyacak olanlar. 1997 ile birlikte, çok sayıda Türkiyeli okur da...

  3. Silmarillion ~ John Ronald Reuel TolkienSilmarillion

    Silmarillion

    John Ronald Reuel Tolkien

    Tolkien’in en önemli çalışması olarak kabul edilen Silmarillion, onun yarattığı dünyanın özüdür. Kökleri Hobbit’ten önceye uzanır ve Yüzüklerin Efendisi’nde şekillenmeye başlayan bir dünyanın yaratılış...

Men-e-men Birazoku

Aynı Kategoriden

  1. Locke Lamora’nın Yalanları ~ Scott LynchLocke Lamora’nın Yalanları

    Locke Lamora’nın Yalanları

    Scott Lynch

    "Boğazında kanayan bir kesik olsa ve bir hekim o kesiği dikmeye çalışsa Lamora iğney­le ipliği çalar ve kahkahalar atarak geberip gider. Çocuk… çok fazla çalıyor." Camorr şehri, tarihi boyunca pek çok soysuzluğa, yolsuzluğa, uğursuzluğa, hırsızlığa tanıklık etmiş, büyülü atmosferinde her birini tek tek sindirebilmiştir; Camorr'un Belası'nın ismi şehrin nemli duvarlarında yankılanana dek…

  2. Beni Seç ~ Kiera CassBeni Seç

    Beni Seç

    Kiera Cass

    Bir prens nasıl tavlanır? Illéa ülkesinde tüm genç kızlar doğdukları günden beri sınıf atlamanın peşinde. Paha biçilmez mücevherlere, göz alıcı elbiselere ancak bu şekilde...

  3. Şehvetin Kölesi ~ Kresley ColeŞehvetin Kölesi

    Şehvetin Kölesi

    Kresley Cole

    Nefes kesen öpücüğü aklından çıkmıyordu… Lykae klanından Bowen MacRieve, eşinin ölümüyle yıkılmıştır. Acımasız savaşçı kalpsizleşmiş ve o günden sonra hayatına kimseyi sokmamıştır… ta ki...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur