Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Çember
Çember

Çember

Meşa Selimoviç

“Bir fikir, bu kadar kurban vermeye değer miydi?” “Eğer fikir değişim istiyorsa o zaman mücadele de istiyordur. Mücadele ise kurbanlar ister.” “Hangi mücadele bunca…

“Bir fikir, bu kadar kurban vermeye değer miydi?” “Eğer fikir değişim istiyorsa o zaman mücadele de istiyordur. Mücadele ise kurbanlar ister.”

“Hangi mücadele bunca kurbana değer ki?”

“Bizim kalbimizin ve aklımızın desteklediği mücadele!”

“En yakınlarını kaybetmek pahasına olsa da mı?”

Amaç ne olursa olsun yakınlarımızı feda etmeye hakkımız var mıydı?

Derviş ve Ölüm’ün ve Ada’nın yazarı Meşa Selimoviç’ten kendinden büyük bir şeyler arayan iyi ve kötü insanlara, değişime, yozlaşmaya, iyiliğe, aşka, aileye ve bizatihi tarihe dair yarım kalmış bir şaheser.

Her şeyin bir zamanı var, gökyüzünün altındaki her işin bir zamanı var. Doğumun bir zamanı var, ölümün de bir zamanı var. Fidan dikmenin de dikileni sökmenin de bir zamanı var. Öldürmenin de iyileştirmenin de, yıkmanın da inşa etmenin de bir zamanı var. Ağlamanın da gülmenin de bir zamanı var, hıçkırmanın da oynamanın da. Taş atmanın da toplamanın da bir zamanı var, sarılmanın da sarılmayı bırakmanın da. Akmanın da kaybetmenin de, korumanın da atmanın da bir zamanı var. Yırtmanın da dikmenin de bir zamanı var, zorluk çekmenin ve konuşmanın da. Sevmenin de bir zamanı var, nefret etmenin de savaşın da barışın da bir zamanı var.

3:1-8, “Vaiz”, Eski Ahit

1

Trenin kompartımanlarının birinde, bir başına düşüncelere dalmıştı, tekerlerin çıkardığı seslerle uyukluyordu. Uzun sürse de buna alışmış, bu düşünceler onun için sıradan bir hal almıştı. Erkek kardeşi ve kurbanı hakkındaki her şeyi öğrendiği, kardeşinin yaptığı şey yüzünden şaşkına döndüğü o günden beri böyleydi bu. Kompartımanda başka hiç kimsenin olmamasını seviyordu. Kompartımanda yalnız olmalıydı. Gerçi başkaları, özellikle de tanımadığı insanlar olduğunda ve konuşmak zorunda olmadığında anılarına dalıp giderdi. 

Kendi içinde hem başkaları hem kendi için kendi kendisiyle hesaplaşırdı. 

Başta sadece eylem vardı. Erkek kardeşinin gönüllü olarak seçtiği korkunç ve ihtişamlı ölüm vardı. Sonrasında ise sevgisinin ve şaşkınlığının yarattığı o karmaşık varlık belirmeden önce silueti, karakteri, düşüncesi ve bir bütün olarak şahsiyetiyle ölü adam da ortaya çıkmaya başladı. Bu şekilde onun içinde belki de aslında hiç var olmayan, o hayali ya da aslına hiç benzemeyen insan da yaşamaya başladı. Onu, kabul edilebilir, ama açıklanması zor olan acımasız kahramanlığın coşkusu yarattı. Bu deli adam, tüm yaşayanlardan daha canlıydı. Ancak sadece onun verdiği özelliklere sahipti. Bu hayali ama gerçek düşünce; güvenli olmayan bu dünyada kendi kendine güvene dair düşünceyi sağlamlaştırma ihtiyacı dolayısıyla, içinde ortaya çıkan bir sırrın açıklanması için hayal edilmişti. 

Sürekli dönüp durduğu birçok sorusunun cevabı, hayatın anlamına olan inancı ve birçok kararsızlığının haklı gerekçesi ve tesellisiydi. İlginçtir, hayal gücünün kaynağının yarattığı bu inandırıcı sır onunla sadece yaşamıyor, hayatını da etkiliyordu. Şaşkın vakitlerinde, ölmüş erkek kardeşine, “Nasıl davranmalıyım?” diye sorar, karar vermek için onun cevabını beklerdi. Kimi zaman sessiz ve sakin bir sohbet, kimi zamansa gürültülü bir kavga olurdu. Anlaşmazlığa daha sıkça düşerlerdi zira ağabey, katı bir sisteme dahil olmuş inançlarından daha zor geri adım atıyor, onları daha yavaş değiştiriyordu. Hayat onu hızla tüketiyordu.

Bu ölümde aslında üç kişiydiler. Erkek kardeşi dışında, anne ve babası da vardı. O ikisini unutmamıştı, ama bir şekilde onlar arka plana çekilmişler, soluk birer gölge olmuşlardı. Ön tarafı, görünür kısmı, oğullarına bırakmışlardı. 

Sayısız defa yaşadı bu kaybın faciasını. Kimsenin hakikatten haberi olmasa da artık her detayını ezbere bildiği, kafasında birçok kez dönüp dolaştırdığı o filmin gerçekliğine tamamen inanıyordu. Vladimir, üç dört gerçeğe göre, karmaşık bir deneyim içindeydi ve bundan çok da farklı bir şeyin yaşanmasının mümkün olmadığına emindi. 

Herkesin bildiği kadarıyla birkaç gerçek vardı: Yugoslav Genç Komünistler Birliği (SKOJ) üyesi bir komünist, komünist parti üyesi, Vladimir’in ağabeyi ve felsefe öğrencisi olan bu kişi; anne ve babasını, yaşadıkları eski evlerinin bodrumuna parti afişlerinin basıldığı bir baskı makinesi koymaya ikna etmişti. Bu kullanışlı baskı makinesi, partinin güçlü bir silahıydı ve Mladen’in 1941 yılında savaşçı birliklere katılmamasının sebebiydi. Oysa o, savaşçılara katılmayı her şeyden çok istiyordu. Ancak parti, onun bu işgal altındaki şehirde kalıp yasa dışı işlerle ilgilenmesine karar verdiğinde isteğini bastırmıştı. Daha doğrusu Vladimir, sonradan yarattığı karakterin parçalarını birleştirirken böyle olduğunu tahmin ediyordu. 

Mladen, halkın geleceğinin bu baskı makinesine, dünyanın geleceğinin ise bu devrime bağlı olduğunu düşünüyordu. Kendisiyle ilgili olan her şeyde, insan ahlakında, devrimin hedeflerinde, insanın dünya üzerindeki misyonunda maksimalist olan bu kişi, hayatın bir kader değil, bir seçim olduğunu düşünüyordu. Çünkü sıradan bir insan zorunda olduğu gibi, gerçek bir insan ise istediği gibi yaşıyordu. Direniş göstermeden kabul edilen hayat, sefil bir yaşantıydı. Oysa seçilmiş bir hayat özgürlüktü. İnsan kendi kararıyla, direnişiyle ve bir şeyleri kabul etmeyişiyle özgür oluyordu. Yabancı bir düşünce sistemini kabullenen kişinin kendi nedenleri yoktur ve kendi kararlarını da kendisi alamaz. Yabancı mantığı ve dayatılan düşünce tarzı reddedildiğindeyse tüm eylemler mümkün, tüm nedenler el altında kılınabilirdi. Kararın kendisi de bir eylemdi. Tıpkı katılma ve kararlılık gösterme eylemleri gibi. Bunlar bir şeye ait olmanın üç aşamasıydı, kendini unutmak ve fedakarlığa hazır olmak anlamına gelen özgürlüktü. Tüm bunlar en nihayetinde, dalgalanmalar ve duraksamalar olmaksızın, şartlı bir reflekse göre karar vermekti. Bu etkili kendi kaderini kendi tayin etme eyleminin bir amacı vardı. Zira nihai bir amaç olmaksızın tüm iyi nedenler ve değerli eylemler, özellikle de fedakarlık yapmaya hazır olmakla bağlantılıysa, düşünülemezdi. Bu, işçi sınıfının iktidarıydı. Vladimir, iktidar kelimesini de diktatör kelimesini de sevmiyordu. Zira onlar şiddeti, intikamı, adaletsizliği işaret ediyordu. Bu nedenle onun idolü, özellikle de son zamanlarda, proletarya toplumu ve proleter toplum ifadelerini kullanmaya başlamıştı. Aslında bu proletarya devleti ile aynıydı. Bu, bağımlılığı, adaletsizliği ve insan emeğini sömürmeyi sonlandıracak olan gelecekteki toplum için daha insani ve daha az sert bir isimdi. Bu hedefe göre işçi sınıfının çıkarları kalkınmanın dayanağı olacaktı, bu sayede emek sömürüsü sona erecekti. İşte bu hedef, yine işçi sınıfının yardımıyla gerçekleşebilirdi. Devrim mücadeleyi kazanır kazanmaz, iktidar onlara verilecekti. Hiç kimse onların adına hüküm sürmeyecekti. Hatta hükmet…

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Derviş ve Ölüm ~ Meşa SelimoviçDerviş ve Ölüm

    Derviş ve Ölüm

    Meşa Selimoviç

    Usta yazar Meşa Selimoviç’ten otuz değişik dile çevrilmiş, önemli edebiyat ödüllerine layık görülmüş bir başyapıt… Boşnak yazar Selimoviç’in1967’de yayımlanan Derviş ve Ölüm adlı romanı,...

Beriahome Harf Kupa

Aynı Kategoriden

  1. Güç Mitleri ~ Terry EagletonGüç Mitleri

    Güç Mitleri

    Terry Eagleton

    Tarihsel olanın, iktisadi değişimlerin, toplumsal dokudaki dönüşümlerin, kültürdeki farklılaşmaların izlerini edebiyatta, daha geniş olarak düşünüldüğünde sanatta sürmek mümkün müdür, yoksa edebiyat ya da sanat...

  2. Yatak Odasında Felsefe ~ Marquis De SadeYatak Odasında Felsefe

    Yatak Odasında Felsefe

    Marquis De Sade

    “Evet, ben bir libertenim, itiraf ediyorum, bu konuda akla gelebilecek her şeyi düşündüm; ama düşündüğüm, tasarladığım şeyleri elbette yapmadım ve kesinlikle de yapmayacağım. Ben...

  3. Narziss ve Goldmund ~ Hermann HesseNarziss ve Goldmund

    Narziss ve Goldmund

    Hermann Hesse

    Hermann Hesse’nin 1930 yılında yayımlanan romanı NARZISS VE GOLDMUND Ortaçağ’da yaşayan iki zıt karakterin sıradışı dostluğu ekseninde yaşam, ölüm, sanat, us, aşk, tutku ve...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur