Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

9786055513375Sosyoloji, dönüşümlü olarak kendi çalışmasının nesnesiyle yani toplumla yakın ilişki içindedir. 21. yüzyılın sonlarındaki ani ve büyük toplumsal değişimin ardından, kuramsal referans çerçevemizin, kültürdeki, ekonomideki ve toplumdaki yeni düzenlemeler için uygun olup olmadığı ile ilgili kapsamlı bir tartışma vardır. Sosyoloji ayrıca, yakın zamandaki kuramsal – örneğin “kültürel dönüm”, postmodernizm, yapı-çözüm, küreselleşme ve kimlik ile ilgili – kaygıların yirmi birinci yüzyıldaki toplumsal süreci yeterince kavrayıp kavrayamadığına ilişkin sorularla yüzleştirilmiştir. Buradaki önemli konu, güncel toplumsal problemler ve kuramlar ile Marx’ın, Durkheim’ın, Weber’in ve Simmel’ın bıraktığı mükemmel miras arasındaki ilişkidir.
Cinselliği Kuramlaştırmak, direkt olarak bu tartışmalar içerisinde konumlandırılmıştır ve cinselliğe ilişkin olarak toplumsalın merkeziyetini belirten, özellikle sosyolojik bir yaklaşımı şekillendirir. Bu maksatla, Jackson ve Scott, kültürel, edebi ve felsefi yaklaşımlar içerisinde yer alan bazı yeni kuramsal trendlerin etkisini dengelemektedir. Buna ek olarak, toplumsal cinsiyetin modern cinsel yaşam biçimlerini kavramak açısından sürmekte olan önemini savunmakta ve modern Batılı toplumlardaki gündelik cinsel yaşamları etkileyen cinselliğin, sosyal oluşumuna ilişkin yönlerinin önemini de vurgulamaktadırlar. Burada cinsellik, yalnızca “seks eylemleriyle” ya da cinsel kimliklerle sınırlandırılmamış, duyguları ve ilişkileri kendimizi tanımlama biçimlerinin yanı sıra, başkalarının da bizi cinsel olarak tanımlayıp tanımlamadıklarını söyleme biçimlerini de kapsamaktadır. Jackson ve Scott, özellikle evrimsel psikolojide biyolojik belirlemeciliğin giderek büyüyen toplumsal etkilerine ve sosyologların cinselliği etkin bir biçimde sorgulamadaki başarısızlıklarına değinmektedir. Cinselliğin, biyolojik olarak belirlenmiş olmadığını öne sürmekte ve onun, insanlık hallerini ya da toplumsal düzeni kurucu bir niteliği olmadığını da eklemektedirler. Popüler bir evrimsel psikoloji olarak yeniden ortaya çıkan sosyo-biyoloji eleştirisi, yakın gelecekte giderek daha önemli hale geleceği kabul edilen bir konu açısından oldukça önemli bir katkıdır.
Ülkemizde bu alanda yayınlanmış ilk kuramsal çalışma olan bu kitap, yazarların, cinselliği toplumsal olarak tartışmaya açık bir alan haline getiren yöntemler üzerine düşünmeyi önermektedir. Nesnelleştirilmiş bir cisimleşme olarak bedenin toplumsallığına yönelik, çok yönlü bir kavrayışı savunmaktadır. Cinsellik açısından bu, bedenleri cinsel nesneler olarak görmek anlamına gelmemekte aksine, bedenlerin, arzuların nesneleri olarak yorumlanabileceğini ve cinselliğe göre davranabileceklerini ifade etmektedir. Bu, bir yandan feminist ve kültürel kuramlarla meşgul olurken, bir yandan da sosyolojik bir yaklaşımın verimliliğini ön plana çıkaran, gündelik yaşamın cinsellikleri üzerine önemli bir kuramlaştırmadır. Ülkemizde bu alanda eksik olan bir alanı kapatmayı hedefleyen bu tartışmanın verimli tartışmaları da beraberinde getirmesini umuyoruz.

 

İÇİNDEKİLER
Editörün Önsözü
Teşekkür
Yayımcının Teşekkürü
Giriş: Cinselliğin Toplumsallığını Savunmak
1) Cinselliği Kavramsallaştırmak: Kinsey’den Queer’e ve Ötesine
2) Feminist Angajmanlar: Kişisel Olanı Politikleştirme ve Teoriyi Meydana Getirme
3) Modernite ve Hoşnutsuzlukları
4) Heteroseksüellik Hâlâ Zorunlu mudur?
5) Risk, Denetim ve Gözetim: Çocukluk Döneminin Sınırları
6) Geç Modernitede Cinsel Benlik
7) Bedenselleşmiş Pratikler ve Cinsel Haz
8) Sıradan Cinsellik Üzerine Son Düşünceler
Kaynakça

 

Editörün Önsözü
Sosyoloji, dönüşümlü olarak kendi çalışmasının nesnesiyle yani toplumla yakın ilişki içindedir. 20. yüzyılın sonlarındaki ani ve büyük toplumsal değişimin ardından, kuramsal referans çerçevemizin, kültür, ekonomi ve toplumdaki yeni düzenlemeler için uygun olup olmadığıyla ilgili kapsamlı bir tartışma yapılmaktaydı. Sosyoloji ayrıca, yakın zamandaki, örneğin “kültürel dönüm”, postmodernizm, yapı-çözüm, küreselleşme ve kimlikle ilgili kuramsal kaygıların 21. yüzyıldaki toplumsal süreci yeterince kavrayıp kavrayamadığına ilişkin sorularla yüzleştirilmiştir. Buradaki önemli konu, güncel toplumsal problemler ve kuramlarla Marx, Durkheim, Weber ve Simmel’ın bıraktığı mükemmel miras arasındaki ilişkidir. Sosyoloji, kurucularını unutmaya karşı hâlâ gönülsüzdür ve klasik geleneğin devam eden anlamlılığı, hem güçlüdür, hem de problemlidir. Güçlüdür çünkü klasikler, güncel problemlerin analizinde kullanılabilecek ve yeniden yorumlanabilecek kavrayışlardan, kavramlardan ve analizlerden oluşan zengin bir kaynağa sahiptir. Fakat aynı zamanda da problemlidir çünkü klasiklerin toplumsal dünyası, büyük ölçüde Birinci Dünya Savaşı öncesindeki endüstriyel, ataerkil, imparatorluğa özgü ve Avrupalı yüksek burjuva toplumlarının oluşturduğu bir dünyadır. Bu milenyumda oluşturulan kavramları, sömürge-sonrası, sanayi-sonrası ve Sovyet sosyalizminin yükselişine ve çöküşüne tanıklık eden, küreselleşmiş bir toplumsal dünyanın sorunlarıyla nasıl ilişkilendirebiliriz? 21. yüzyıldaki toplumsal teori, hoşgörüsüzlüğün çatlamış ve ayrık temeline maruz kalan, küreselleşmiş kültürle, politikayla ve ekonomiyle bir arada olan, yeniden dirilen nasyonalizmini ve onun dini bağlarının çağdaş paradoksunu kaçınılmaz olarak kavrama sorunuyla yüzleşmektedir. Sosyoloji, kimliğe, kültüre, tarihe ve topluma yönelik uygun bir anlayışı yeniden nasıl şekillendirir? Bunlar, Cinselliği Kuramlaştırmak çalışmasının değinmeyi amaçladığı, sosyolojiye yönelik en büyük sorunlardan bazılarıdır.
Bu çalışma, toplumsal teoriyi dönüştüren yöntemleri ve güncel sorunların nasıl ortaya çıktığını detaylarıyla açıklamayı amaçlamaktadır. Bu çalışmadaki her bölüm, kendi başlığına uygun şekilde başlıca düşüncelere, yeniliklere ve kuramsal kavramlara ilişkin özlü ve güncel bir bakış sunmaktadır. Büyük kuramsal konulara yönelik kapsamlı bir tanıtım koleksiyonu sağlayan bu çalışma, toplumsal teorideki yeni gelişimlere dair bir eleştiri getirmek üzere tasarlanmıştır. Bu çalışmanın odak noktası, modernliği, postmodernizmi, yapısalcılığı ve postyapısalcılığı; kültür ve ekonomiyi; küreselleşmeyi; feminizmi ve cinselliği; anı, kimlik ve toplumsal dayanışmayı da içeren toplumsal teoriye ilişkin olarak, son zamanlarda yapılan araştırmaların ve öğretimin ana konularını yansıtan konu başlıklarına dönük teorik zemin sunmak amacıyla düzenlenmiştir. Bu çalışma, akademik açısından da kolaylıkla ulaşılabilir olmanın yanı sıra, yazarlarının da koşullarla ve kuramsal açıdan tanımlanmış alanlara yönelik gelecekteki gelişmelerle ilgili, kişisel ve programa dayalı ifadelerini geliştirmelerini sağlamaktadır.
Cinselliği Kuramlaştırmak, direkt olarak bu tartışmalar içerisinde konumlandırılmıştır ve cinselliğe ilişkin olarak toplumsalın merkeziyetini belirten, özellikle sosyolojik bir yaklaşımı şekillendirir. Bu maksatla, Jackson ve Scott, kültürel, edebi ve felsefi yaklaşımlar içerisinde yer alan bazı yeni kuramsal trendlerin etkisini dengelemektedir. Buna ek olarak, toplumsal cinsiyetin modern cinsel yaşam biçimlerini kavramak açısından sürmekte olan önemini savunmakta ve modern Batılı toplumlardaki gündelik cinsel yaşamları etkileyen cinselliğin, sosyal oluşumuna ilişkin yönlerinin önemini de vurgulamaktadırlar. Burada cinsellik, yalnızca “seks eylemleriyle” ya da cinsel kimliklerle sınırlandırılmamış, duyguları ve ilişkileri kendimizi tanımlama biçimlerinin yanı sıra, başkalarının da bizi cinsel olarak tanımlayıp tanımlamadıklarını söyleme biçimlerini de kapsamaktadır. Jackson ve Scott, özellikle evrimsel psikolojide biyolojik belirlemeciliğin giderek büyüyen toplumsal etkilerine ve sosyologların cinselliği etkin bir biçimde sorgulamadaki başarısızlıklarına değinmektedir. Cinselliğin, biyolojik olarak belirlenmiş olmadığını öne sürmekte ve onun, insanlık hallerini ya da toplumsal düzeni kurucu bir niteliği olmadığını da eklemektedirler. Popüler bir evrimsel psikoloji olarak yeniden ortaya çıkan sosyo-biyoloji eleştirisi, yakın gelecekte giderek daha önemli hale geleceği kabul edilen bir konu açısından oldukça önemli bir katkıdır. Cinsellikle ilgili, “varlığımızın içsel gerçeği ya da hayatın en anlamlı deneyimlerinin kaynağı” şeklindeki görüşlerden uzak durarak, cinselliği toplumsal hayatın sıradan gerçeklikleri içerisinde konumlandırma amacındadırlar. Bu bağlamda, Jackson ve Scott, cinselliğin psikanalitik kısıtlamalarıyla ilgilenmekte ve bu kısıtlamaları sorgulamaktadır. Cinselliğe yönelik sosyolojik açıklamaların – eğer toplumsal imaj üzerinde etkili olacaklarsa – gündelik deneyimleri anlamlı kılmak zorunda olduğunu öne sürmektedirler. Bu maksatla, George Herbert Mead’in geliştirdiği toplumsal benlik kavramlaştırmasını benimsemişlerdir. Cinsiyetçi olmanın ve cinsiyetçi hale gelmenin çeşitli biçimlerini dikkate alan, çok yönlü ve esnek bir insan unsuru kuramının temelini oluşturan Mead’e yönelik, incelikli bir yeniden yorumlama sunmaktadırlar. Mead’den yararlanarak, yeni modernliğin sosyolojik ikilemlerine değinmektedirler ve Mead’e göre kişiselliği mümkün kılan benliğin ve düşünümselliğin, toplumsal içerisinde yer aldığını belirtmektedirler. Bu, geleneksel kültürel beklentilerden ve varoluşa ilişkin kanıksanmış ve alışılagelmiş yöntemlerden dolayı, benliği akıntıya bırakılmış olarak imgeleyen yeni modernliğin kavramlarına ters düşmektedir.
Jackson ve Scott, Mead’in, insanların yeni yaşam biçimlerine nasıl uyum sağladıklarına, bu yaşam biçimlerini nasıl hayata geçirdiklerine ve yaşam tercihlerinin benliği nasıl değiştirdiğine ilişkin, süreçsel ve olumsal bir perspektif sunduğunu belirtmektedir. Bu simgesel etkileşimci yaklaşım, yakın ilişkilerle ilgili, daha yeni tarihli olan eleştirel sosyoloji analizleriyle, örneğin, Beck’in, Giddens’ın ve Butler’ın, benlik, beden ve cisimleşme teorileriyle birbirine karışmıştır. Jackson ve Scott, yeni modernliğin güncel teorik tartışmalarına yönelik eleştirel bir analiz ortaya koymaktadır. Düşünümsellik üzerine yaptıkları vurgu, benliği, sabitleştirilmiş bir yapıdan ziyade, daima “süreç içerisinde” olarak kuramlaştırmaya yardımcı olmaktadır ve sürekli düşünümselliğinden dolayı özne olan benlik ile, nesne olan benlik arasındaki diyaloğu geliştirmektedirler. Böylece cinsel benlik, yerleri toplumsal olarak belirlenmiş biyografilerin ve benlik ile diğerleri arasında süregiden etkileşimin bir ürünü olarak görülmektedir ve zamansal olarak, geçmiş ile şimdiki zaman arasındaki yorumlayıcı etkileşim üzerinden konumlandırılmıştır. Benlik, toplumsaldan ayrı değildir, fakat toplumsalın bir boyutudur, çünkü, toplumsallığı mümkün kılan düşünümsel benliklere ve kendimizi diğerlerine göre konumlandırma becerimize sahiptir.
Bu kuramlaştırma, yazarların, cinselliği düşünümsel öz-oluşumun tartışmaya açık bir alanı haline getiren yöntemler üzerine düşünmesini sağlamaktadır. Nesnelleştirilmiş bir cisimleşme olarak bedenin toplumsallığına yönelik, çok yönlü bir kavrayış geliştirirler. Cinsellik açısından bu, bedenleri cinsel nesneler olarak görmek anlamına gelmemekte, aksine bedenlerin, arzuların nesneleri olarak yorumlanabileceğini ve cinselliğe göre davranabileceklerini ifade etmektedir. Bu, bir yandan feminist ve kültürel kuramlarla meşgul olurken, bir yandan da sosyolojik bir yaklaşımın verimliliğini ön plana çıkaran, gündelik yaşamın cinsellikleri üzerine önemli bir kuramlaştırmadır.

Larry Ray
Sosyoloji Profesörü
Kent Üniversitesi

 

Giriş:
Cinselliğin Toplumsallığını Savunmak

Bu kitap, 1990’ların ilk yıllarında başlayan ortak çalışmanın sonucudur. Niyetimiz her zaman, cinselliği kuramlaştırmakla ilgili ayrıntılı bir kitap üzerine çalışmak olmuştu ve bu amaçla yayınladığımız makaleler, bu nihai hedefe katkıda bulunmaktaydı. Dolayısıyla, bu kitabın ortaya çıkması, beklediğimizden çok daha uzun sürmüştür. Sonuç olarak bu kitap, daha önce yayımlanmış çalışmalarımıza dayanmaktadır ve bu çalışmaların genişletilmiş bir versiyonudur. Fakat yeni ve yayımlanmamış maddeler eklenerek, bu çalışmalar yeniden işlenmiş ve yeniden şekillendirilmiştir. Bu kısa giriş kısmı, nerede durduğumuzun ve geliştirmek istediğimiz kuramlaştırma biçiminin bir ifadesini yansıtmaktadır.
Cinsellik konusunda “toplumsal olanın” merkeziliğini vurgulamak ve bu alana ilişkin daha kültürel, daha edebi ve daha felsefi kuramların etkisini dengelemek adına, cinselliğe yönelik oldukça çarpıcı bir sosyolojik yaklaşım geliştirme ihtiyacı, bizi motive etmiştir. Sosyologlar, cinselliğe ilişkin radikal kuramların geliştirilmesinde, özellikle de cinselliğe yönelik özcü anlayışların sorgulanmasında bir hayli etkili olmuştur. Ancak, cinselliğin toplumsal olarak yapılandırılmasına yönelik bu eski argümanlar, kültürel anlamda çok daha fazla biçim değiştirmiş olan postyapısalcı ve queer kuramların etkisinden dolayı gölgede kalmıştır. Daha yeni olan bu katkılar, analitik olan bazı yeni araçlar sunmaktadır, fakat aynı zamanda birçoğu da, daha önceki görüşlerin, özellikle de gündelik cinselliğin ve cinselliği toplumsallığın daha kapsamlı modelleri içerisine yerleştirmenin kuramlaştırılmasına yönelik olanakların unutulmasının bir sonucu olarak, ortadan kalkmıştır (bkz. Birinci Bölüm). Bize göre kuram çalışması, sıradan ve gündelik cinselliği anlamlandırmaya yönelik olmalıdır, dolayısıyla cinsellikle ilgili ampirik olarak bilinenlerle uyumlu olmalı ve ampirik olarak nelerin bilinebileceğine ilişkin bir rehber görevi görmelidir. Bu yüzden biz, yüksek derecede soyutlama içeren ve günlük hayatla hiçbir bağlantısı olmayan kuram biçimlerinden kaçındık.
Cinselliği, kesinlikle insanlık durumunun ve toplumsal düzenin temeli olarak görmüyoruz. Cinselliği, varlığımızın içsel gerçekliği olarak ya da yaşamın en anlamlı deneyiminin kaynağı olarak görmek yerine, onu, toplumsal yaşamın sıradan gerçekliğinin içerisine yerleştirmek istiyoruz. Bu yüzden ilgimizin ana kaynağı, cinselliğin “eşsizliğini” yani cinselliği rutin toplumsallıktan ayrı tutan koşulları sorgulamaktır. Fakat cinsellik derken neyi kastederiz? Bize göre cinsellik, önceden belirlenmiş bir varlığı ifade etmemektedir; toplumsal tanımlamanın ve erotik olduğu düşünülen tüm arzuları, tüm uygulamaları ve tüm kimlikleri kapsayan erotik yaşamın bir ürünüdür. Bu, cinselliğin “gerçek” olmadığı anlamına gelmez; elbette toplumsal manzaramızın bir parçasıdır. Ancak, cinsellik kavramı, bilakis zor anlaşılır ve değişken olmaya devam eder, çünkü, erotik ve dolayısıyla da cinsel olduğu düşünülen şeyler, kesinlikle sabit değildir. Bununla birlikte cinsellik, “cinsel ilişkilerle” ya da cinsel kimliklerle sınırlandırılamaz, fakat başkaları tarafından cinsel ya da cinsel değil şeklinde tanımlanmamızı ve kendimizi de bu açıdan tanımlamamızı sağlayan durumları, hisleri ve ilişkileri kapsar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıCinselliği Kuramlaştırmak
  • Sayfa Sayısı336
  • YazarStevi Jackson,Sue Scott
  • ÇevirmenSelen Serezli
  • ISBN9786055513375
  • Boyutlar, Kapak13,5x19,5, Karton Kapak
  • YayıneviNotaBene Yayınları / 2012

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur