Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Epistemik Adaletsizlik
Epistemik Adaletsizlik

Epistemik Adaletsizlik

Miranda Fricker

“Adalet” felsefe tarihinin en eski ve en merkezî konularından biri, ancak epistemik, yani bilgi temelli uygulamalarımızın etik boyutunu ortaya çıkarmak için odak noktamızı “adaletsizliğe”…

“Adalet” felsefe tarihinin en eski ve en merkezî konularından biri, ancak epistemik, yani bilgi temelli uygulamalarımızın etik boyutunu ortaya çıkarmak için odak noktamızı “adaletsizliğe” kaydırmaya ne dersiniz?
Ortaya koyduğu kavramsal çerçeve ile çığır açan kitap, epistemik adaletsizliğin yaşamın pratik boyutlarında ve toplumsal adaletsizlik modeli içindeki yerini gösteriyor. Fricker’ın yer yer romanlar ve filmler üzerinden ilerlettiği epistemik adaletsizlik tartışması, sadece etik ve epistemoloji ilişkisini değil, etik ve politika ilişkisini de ortaya koyduğu için önem taşıyor.

Bu kitap, etik ve epistemoloji arasındaki yeni alanları keşfederken, toplumsal iktidar, toplumsal cinsiyet normları, hukuk ve bilginin soykütüğü gibi birçok alana ışık tutuyor.

İçindekiler

Sunuş:
Epistemik Adaletsizlikle Mücadele Etmek 11
Önsöz 23
Giriş 27
Birinci Bölüm
Tanıklığa Dayalı Adaletsizlik 38
1.1. İktidar 39
1.2. Kimliğe Dayalı İktidar 46
1.3. Tanıklığa Dayalı Adaletsizliğin Temel Meselesi 50
İkinci Bölüm
Güvenilirlik Ekonomisinde İş Başında Olan
Önyargı
70
2.1. Kalıp Yargılar ve Önyargıya Dayanan Kalıp Yargılar 70
2.2. Önyargının Ötesine Geçmiş Tanıklığa Dayalı
Adaletsizlik mi?
86
2.3. Tanıklığa Dayalı Adaletsizlikten Kaynaklı Haksızlık 89
Üçüncü Bölüm
Erdem Epistemolojisine Dayanan Bir Tanıklık
İzahına Doğru
113
3.1. Diyalektik Konumun Taslağını Çizmek 113
3.2. Sorumluluk Sahibi Dinleyici 123
3.3. Ahlaki ve Epistemik Temelli Erdemli Algılama 130
3.4. Duyarlılığı Eğitmek 144
İçindekiler
Dördüncü Bölüm
Tanıklığa Dayalı Adaletin Erdemi 150
4.1. Önyargıyı Ortadan Kaldırmak 150
4.2. Tarih, Suçlama ve Ahlaki Düş Kırıklığı 168
Beşinci Bölüm
Tanıklığa Dayalı Adaletin Soykütüğü 183
5.1. Hakikatin Üçüncü Temel Erdemi 183
5.2. Düşünce ve Etik Karışımı Bir Erdem 199
Altıncı Bölüm
Özgün Anlamlar: Haksızlığı Yeniden Ele Almak 212
6.1. Sessizliğin İki Türü 212
6.2. Eksiksiz Bir Bilen Kişi Fikri 230
Yedinci Bölüm
Hermeneutik Adaletsizlik 237
7.1. Hermeneutik Adaletsizliğin Temel Meselesi 237
7.2. Hermeneutiğe Dayalı Marjinalleştirme 245
7.3. Hermeneutiğe Dayalı Adaletsizliğin Yarattığı Haksızlık 258
7.4 Hermeneutiğe Dayalı Adaletin Erdemi 269
Sonuç 279
Kaynakça 281
Dizin 291

Önsöz

Ahlak felsefesini konu edinen her kitapta adaletle ilgili en az bir bölüm; bütünüyle adalet meselesine vakfedilmiş birçok kitap vardır. Ama adaletsizlik nerededir? Kuşkusuz, vaazlar… drama ve kurmaca adaletsizlik dışındaki şeylerle çok az ilgilenir ama sanat ve felsefe adalet meselesinden uzak duruyormuş gibi görünür. Bu ikisi adaletsizliğin basitçe adaletin yokluğu olduğunu ve neyin adil olduğunu bir kere öğrendiğimizde bilmemiz gereken her şeyi zaten bileceğimizi çantada keklik sayarlar. Gelgelelim bu kanaat yanlış olabilir.

Sadece adalete göz dikilirse çok fazla şey kaçırılır. Adaletsizlik duygusu, adaletsizliğin kurbanlarını tespit etmenin güçlükleri ve birbirimize yaptığımız adaletsizliklerle yaşamayı öğrendiğimiz pek çok yordam, tıpkı kişiye özel adaletsizliğin kamu düzeyinle ilişkisi durumunda olduğu gibi göz ardı edilme eğilimindedir. Judith Shklar, The Faces of Injustice, s. 15.

Dönem dönem etikçiler ahlak felsefesinin bir zamanlar pozitivist dil incelemesi rejiminin hükmü altında içe doğru infilak ettiği duruma şöyle bir göz atıp öznenin kendini aşamalı bir şekilde keşfettiği inancıyla rahat bir nefes alabilirler. Bunu büyük ölçüde ahlak psikolojisi diyebileceğimiz şeye; bir başka deyişle, insanların etik değerleri gerçekten deneyimlemesine dikkat çekerek yapmışlardır genellikle. Bu sayede canlı deneyime daha yakından bakılmasıyla felsefenin can çekişmekte olan bir bölgesi yeniden hayata döndürülmüştür. Ben kimi zaman epistemologların yakınlarda kavramsal analiz rejimi altında yürütülen epistemolojiye benzer bir geriye dönük değerlendirme yapıp yapmayacaklarını merak ediyorum. Benzerlikler biraz fazla vurgulanabilir, ama bana öyle geliyor ki epistemoloji fiili epistemik pratiklerle daha yakından bir ilişki geliştirmeye dönük birtakım çabalar sayesinde, bir zamanlar ahlakta söz konusu olduğu gibi, kapsam olarak aşama aşama genişletilip canlandırılmaktadır.

Elinizdeki kitap bu çabalara yapılmış bir katkıdır; öyle ki itici gücü epistemik psikolojiyi daha bir ciddiye aldığımızda –yani esas meselemiz olarak bilginin sayesinde kazanıldığı ya da gerçekten kaybedildiği insani pratikleri aldığımızda– epistemolojinin önünde açılan olanakların anlamıdır. Daha belirgin bir şekilde ifade edersem şahsi ilgim zorunlu olarak toplumsal bakımdan konumlanmış özneler tarafından gerçekleştirilen epistemik pratiklere dönüktür. Söz konusu edilen toplumsal bakımdan konumlandırılmışlık kavramı sahnenin merkezine sosyal kimlik ve iktidar meselelerini koyar ve bu epistemik yaşamda belli bir etik boyutun –adalet ve adaletsizlik boyutunun– ifşa edilmesinin önkoşulunu oluşturur. Elinizdeki kitapta araştırılan felsefe sahası budur.

Bu araştırma adaleti değil, daha çok adaletsizlik meselesini ele almayı amaçlamaktadır. Judith Shklar’ın da işaret ettiği gibi, felsefe adalet hakkında fazla konuşur ama adaletsizlik hakkında çok az şey söyler. Bu kanaati sanat adına ileri sürmekte kesinlikle haksız olsa bile, felsefe hakkında vurguladığı nokta hem doğru hem de fazlasıyla önemlidir. Felsefenin ayırt edici niteliği merkezde insani varlıklar ve bu varlıkların gerçekleştirdikleri etkinliklerin rasyonel idealizasyonlarıyla meşgul olmasıdır. Filozoflar şeyleri doğru düzgün anlamanın mahiyetini kavrama konusunda fazlasıyla isteklidirler. İyi güzel fakat söz konusu rasyonel ideallere ancak çok düzensiz bir biçimde yaklaşabilen insan pratiklerini anlamak istiyorsak, bu noktada kalmamamız gerekir. Adalete odaklanmak, adaletin norm ve adaletsizliğin talihsiz bir sapma olduğu izlenimini yaratacaktır. Ama bu açıkça oldukça yanlış olabilir. Keza apriori bir adalet kavrayışı üzerinden adaletsizliği her zaman bir olumsuzluk olarak anlamamız gerektiği izlenimini uyandırır. Fakat o kadar açık olmasa da anlamaya giden yol kimi zaman tam tersi istikamet olabilir. Benim burada özel olarak ilgilendiğim mesele epistemik etkinlik alanında iş başında olan adaletsizliktir. Ben bu alanda adaletsizliğin normal olduğu alanların varlığına ve epistemik adaletin bünyesinde neleri barındırdığını ortaya koymanın –hatta epistemik adalet diye bir şeyin var olduğunu anlamanın– tek yolunun epistemik adaletsizliğin negatif alanına bakmak olduğuna inanıyorum kesinlikle.

Bu kitap, söz konusu negatif alanın incelenmesine adanmıştır. Kitabın içeriği, Sanat ve Beşeri Bilimler Araştırma Kurulunun verdiği izin sayesinde Birkbeck Koleji bünyesindeki The School of Philosophy’nin sunduğu araştırma izni esnasında tasarlandı ve ben her iki kuruma da destekleri adına minnettarım. Temel fikirlerden bazıları ilk olarak birkaç sene önce British Academy Postdoctoral Fellowship (1997-2000) [Britanya Akademisi Post-Doktora Bursu] aldığımda ortaya çıktı ve sundukları bu fırsat ve imtiyaz adına kendilerine teşekkürlerimi sunuyorum. Üçüncü Bölümün bir kısmı “Epistemic Injustice and a Role for Virtue in the Politics of Knowing’, Metaphilosophy, 34, nos. 1/2 (Jan. 2003), 154-73 ve yeniden baskısı; M. Brady and D. Pritchard (eds.), Moral and Epistemic Virtues (Oxford: Blackwell, 2003), 139-58’deki tartışmanın geliştirilmiş bir hâli olsa da, bu bölümler burada ilk kez kamuoyuna sunulmuştur.

Dördüncü ve Altıncı Bölümlerin her biri ise “Rational Authority and Social Power: Towards a Truly Social Epistemology”, Proceedings of the Aristotelian Society, 98, no. 2 (1998), 159-77’den yankılar taşıyor. Yedinci Bölümdeki malzemenin büyük bir kısmı ise şurada yayımlanmıştı: “Powerless and Social Interpretation”, Episteme, 3, 1-2 (2006). Birmingham, Cambridge, Dundee, Hull, Leeds, Oxford, Sussex ve Warwick üniversitelerinde, LSE’de ve Londra Üniversitesi’ndeki Birkbeck Koleji’nde düzenlenen araştırma seminerlerinde ve Toronto Üniversitesi’nde senelik düzenlenen 2006 Episteme konferansında buradaki fikirlerin çeşitli permütasyonlarını kamuoyuna sunmuştum. Bu vesileyle katılımcılara paha biçilemez yapıcılıktaki yorumları ve soruları için en içten şekilde teşekkürlerimi sunuyorum. Bilhassa da taslak hâlindeki bölümleri okuyup yorumda bulunma nezaketi gösteren meslektaşlarıma ve dostlarıma fazlasıyla minnettarım; Jen Hornsby, Susan James, Sabina Lovibond ve Kate Summerscale; Anne Kelleher’e, Keith Wilson’a ve Oxford University Press’in (o zamanlar anonim olan) iki okuyucusuna, Chris Hookway ve Rae Langton’a tamamlanmış taslaklar üzerine yaptıkları son derece yararlı ve cesaret verici yorumları için özellikle minnettarım. Daktilo yazısı üzerinde olağanüstü dikkatli çalışması için Jean van Altena’ya teşekkür ederim. Son olarak, editörüm Peter Momtchiloff’a yürekten teşekkürlerimi sunuyorum.

Mıranda Frıcker 

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarın Diğer Kitapları

Men-e-men Birazoku

Aynı Kategoriden

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur