Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Erdemle Kırbaçlanan Kadın
Erdemle Kırbaçlanan Kadın

Erdemle Kırbaçlanan Kadın

Marquis De Sade

Marquis de Sade… İnsanların ruhundaki kötülüğü, çarpıklığı haykırdıkça toplum dışına itilen, doğa-toplum ilişkisini çağının çok ötesinde değerlendirdiği için sevgisiz bırakılan bir bilinç. Sadizm olarak…

Marquis de Sade… İnsanların ruhundaki kötülüğü, çarpıklığı haykırdıkça toplum dışına itilen, doğa-toplum ilişkisini çağının çok ötesinde değerlendirdiği için sevgisiz bırakılan bir bilinç. Sadizm olarak bilinen bir ayrıksılığa adı verilen büyük bir yazar ve… bir klasik.

Erdemle Kırbaçlanan Kadın… Sade’ı Sade yapan bütün özellikleri içeren roman. İyilik/kötülük çatışmasının irdelenmesinde alışılagelmiş bütün değer yargılarını zorlamak amacıyla yazılmış bir roman… Dinin arkasına sığınmış Hıristiyan din adamlarının yaptığı kötülüklere rağmen, toplumun bu gibi adamların peşinden gitmesi, zengin-yoksul eşitsizliği, insanların genel geçer kurallara ve duygulara aykırı bütün duygularını saklaması ve bütün kötü insanların -nedense- hep galip gelmesi, hatta iyiliklerin yalnızca kötülüklerle ödüllendirilmesi nedeniyle Sade’ı sonunda yaratıcısından bile kuşkuya düşüren roman.

Ne ahlaksız, sapık, iğrenç… ne de ahlaklı ve erdemli olan bir yazarın, iki yüz yılı aşkın bir süredir ikiyüzlülükten kurtulamayan insanları anlatan roman…

Bana sorarsanız, felsefenin zaferi ne şurda, ne burda; Tanrı, insanlar üzerinde elde etmeyi arzuladığı sonuçlara ulaşmak için karanlık yollardan geçiyor; kimileri, bundan esinlenerek, O’nun insanoğlunu büyük bir zorbalıkla yönettiği kanısında; dolayısıyla Âdem soyu, Yaratıcı’sının çizdiği, kendi kendine belirlediği nice davranış içinde bocalayarak mutsuzluğun çalkantılarıyla debelenip duruyor; O’nun buyruklarını yorumlarken zorlama kurallar koyuyoruz ve Kader’i, Yazgı’yı, Alınyazısı’nı hâlâ tanımlayamadığımızdan bin çeşit ad veriyoruz bu kavrama; Kader’in garip, önüne geçilmez yaptırımlarını, istemini çözümlediğimizde felsefenin gerçek utkusuyla karşılaşacağız.

Çünkü bizler, insanoğulları, kendi toplumsal yasalarımızdan yola çıkar ve bu yasalar için ta çocukluğumuzdan beri ruhumuza işlenen saygıdan hiçbir zaman ayrılmazsak, ne acıdır ki, başkalarının bozuk, kötü ahlakı yüzünden alçaklar ve reziller güzelim gülleri toplar, iyiler ve dürüstler yalnızca kanatıcı dikenlerle sarmaş dolaş olurlar; bu durumda, azıcık inançsız kişiler, azıcık zayıf iradeliler, bu hüzün verici düşüncelerin üstesinden gelebilecek kadar erdemli, kutsanmış olmayanlar “Kendini akıntıya bırakmak, karşı koymaktan yeğdir” diye düşünmezler mi?

Gene bu kişiler, ahlaksızlığın tam anlamıyla hüküm sürdüğü bu çağda, kötülükle savaşmak için erdemin güçsüz bir silah, en güvenli yolunsa ötekilerin, sapkın kalabalığın ardından yürümek olduğunu söylemezler mi? Biraz daha okumuşlarına gelince, onlar da edindikleri bilgileri kötüye kullanarak Zadig’in meleği Jesrad gibi “Her şeytanlıktan bir iyilik doğar” demezler mi? Kötü dünyamızın kusurlu kapısında iyilik kadar cin çarpmışlık da olduğuna göre, dengenin sağlanabilmesi için, iyilerle eşit sayıda kötülerin de bulunması gerektiğini, dolayısıyla da falanın ya da flanın iyi ya da kötü olmasının son hesaplaşmada pek fark etmeyeceğini akıllarından geçirmezler mi? Kötülük iyiliği eziyorsa, zenginlik neredeyse her zaman kötülükle sarmaş dolaşsa, bu durumun tanrısal yetkeye adamakıllı uyduğunu da göz önüne alarak, zenginleşen kötülerin yanına koşmayı, yıkımdan yıkıma sürüklenen iyilerle birlik olmaktan çok daha yeğlememiz gerekecek.

İmdi, felsefenin bu tehlikeli afra tafrasını önlemek; içinde hâlâ bazı iyi ilkeler bulunan bir insana mutsuz erdem örnekleri gösterilerek sanki erdemin doğru yolunda kendisine en cömert hurma dalları, en göz kamaştırıcı ödüller verilmişcesine, bu ruhu yeniden yeniden iyiliğe yöneltmek ana amaçlardan biri olmalıdır. Bir yandan erdemine alabildiğine bağlı kalan yumuşak ve duygulu kadını, öte yandan yaşamı boyunca erdemi hor gören kişinin sahip olduğu göz kamaştırıcı servetleri uzun uzadıya anlatmak çok acımasız bir davranıştır kuşkusuz ama bu iki karşıt görüntünün taslaklarından bir yarar sağlanacaksa, bunları halka açıklamış olmak neden suçlu kılsın bizi?

Tanrı’nın buyruklarına boyun eğişin pek de flozofça olan dersini, bu boyun eğişteki bilmeceye yakın gelişmeleri, uğursuz uyarıları şaşkınlıkla okuyan erdemli bilgiç, bütün anlattıklarımızda görevlerimizi yerine getirmeye zorlamak amacıyla bizim değil de, yanımızda bulunan, görevlerini en iyi biçimde yerine getiren insanların cezalandırıldığı konusunda bir karara varırsa üstüne üstlük bir de vicdan azabı mı çekeceğiz? İşte bizi yazmaya zorlayan başlıca nedenler… Okurlarımızdan kendilerine anlatacağımız hüzün dolu serüvenleri, çaresiz Justine’in başına gelen yıkımları, sağduyuları el verdiğince, biraz daha dikkat ve ilgiyle izlemelerini diliyoruz.

Servetini büyüleyici güzelliğine, bir sürü ahlakdışı davranışlara ve çevirdiği çeşitli dolaplara borçlu olan Kontes de Lorsange, Venüs rahibeleri kadar güzel bir kadındı. Yalnızca Cythéré arşivlerinde bulunan saygısızlıkla elde ettiği unvanları, bunları kendisine veren kişi tarafından büyük bir safıkla korunuyordu. Esmer tenli, hayat dolu, uzun boylu, olağanüstü anlamlı kara gözlü, son derece akıllı olan bu kadının inançsızlığı ihtiraslara ayrı bir renk katıyor ama bir yandan da, bugün, geçmişin iman dolu kızını aratıyordu. Çok iyi bir eğitim görmüştü aslında; Saint-Honoré Sokağı’ndaki büyük bir tüccarın kızıydı, kendinden üç yaş küçük olan kızkardeşiyle birlikte Paris’in en ünlü manastırlarından birinde eğitilmiş; ne bir öğüt, ne bir öğretmen, ne iyi kitaplar ne de herhangi bir sanat esirgenmişti kendisinden.

Bir genç kızın iffeti için pek de uğursuz olan o çağda her şeyini bir gün içinde kaybetti. Korkunç ifasının çıkmaza sürüklediği babaları, çocuklarını karısına bırakarak İngiltere’ye kaçmakta buldu kurtuluşu; bu acılara daha fazla dayanamayan anneleri Manş’ı geçerken ölen kocasının yola çıkışından sekiz gün sonra hayata gözlerini yumdu. Hayatta kalan bir iki akraba, kızları ne yapacaklarını görüşmek üzere toplandılar; miras paylaştırıldığında çocuklara yalnızca yüzer ekü düştüğünü görünce de güle güle gibisinden kapıları ardına kadar açmayı, paylarına düşen yüzer eküyü ceplerine koyup onları kaderleriyle başbaşa bırakmayı kararlaştırdılar.

O zamanlar Juliette diye çağrılan Kontes de Lorsange’ın karakteri de, düşünceleri de anlattığımız hikâyenin geçtiği, yani aşağı yukarı otuz yaşlarında bulunduğu çağdaki kadar olgunlaşmamıştı daha; zincirlerini kıran acı terslikleri bir an olsun düşünmeden, görünürde özgürlüğe kavuşmanın zevkine kaptırdı kendini. On iki yaşına yeni basmış olan, karamsar ve melankolik, büyük bir sevecenlik ve şaşkınlık verici bir duyarlıkla bezenmiş, ablasının sanatı ve kurnazlığı yerine bir sürü tuzağa düşmesine sebep olacak safığa, yürek temizliğine, iyi niyete sahip olan kızkardeşi Justine’se durumunun bütün korkunçluğunu fazlasıyla hissediyordu. Juliette’ten çok daha değişik bir yüze sahipti bu genç kız: Birincisinin çizgilerinde düzenbazlık, ikiyüzlülük, koketlik dikkati çekiyor, ikincisinin görünümündeki iffet, incelik ve çekingenlik herkeste hayranlık uyandırıyordu.

Bu bakire havası, ilgiyle parıldayan iri mavi gözleri, göz kamaştırıcı teni, ince ve haff vücudu, dokunaklı ses tonu, temiz ruhu, yumuşak karakteri, bembeyaz dişleri, güzel kumral saçları, tüm bunları bir tuval üstünde gerçekleştirmek isteyen bir ressamın fırçasından kaçamayacak kadar yapmacıksız güzelliği ve sevimli hatlarıyla işte tepeden tırnağa albenili bir genç kız. İhtiyaçlarını gönüllerinin çektiği yerden karşılayabilmeleri için yüzer ekülerini yanlarına vererek manastırı terk etmeleri için yirmi dört saatlik bir süre tanındı onlara. Kendi kendinin efendisi olmaktan mutlanan Juliette bir an için Justine’in gözyaşlarını dindirmeye çalıştıysa da, başaramayacağını anlayınca avunduracağı yerde paylamaya başladı kardeşini, onu budalalıkla suçladı, bu yaşa, bu güzel yüzlere sahip tek bir genç kızın açlıktan öldüğüne şimdiye dek hiç raslanılmadığını söyledi; baba evinden kaçan, şimdi bir vergi tahsildarıyla evli bulunan ve Paris’te zengin, gösterişli bir hayat süren komşularından birinin kızını gösterdi örnek olarak. Justine bu çirkin örnekten dehşetlere kapıldı, Juliette’in, ona ballandıra ballandıra anlattığı, övüp durduğu o iğrenç yaşama tarzını seçtiğini görünce de onunla aynı yerde kalmayı kesinlikle reddetti.

İki kızkardeş bu denli değişik amaçlara sahip olduklarını görünce yeniden görüşmek için söz vermeksizin birbirlerinden ayrıldılar. Büyük bir hanım olacağını ileri süren Juliette, erdemli ve bayağı eğilimleriyle adını lekeleyecek olan bu küçük kızla görüşmeye nasıl razı olabilirdi; Justine’se, kendi bakımından, rezilce zevk ve eğlencelere düşkün bir toplumun kurbanı olmaya mahkûm bu ahlaksız kızın yanında törelerini tehlikeye atabilir miydi?

Böylece ikisi de kendilerine bir çıkar yol aramaya koyuldular ve hemen ertesi gün, önceden kararlaştırıldığı üzere, manastırı terk ettiler. Justine, küçükken kendisini sevmiş olan annesinin terzisi durumuyla ilgilenir sandı. Kadını bulmaya gitti, acıklı durumunu bütün ayrıntılarıyla anlattı ona ve kendisinden iş istemesiyle kapı dışarı edilmesi bir oldu. “Ah Tanrım!” dedi zavallı küçük yaratık, “dünyada attığım ilk adım bu acılara mı sürükleyecekti beni… Eskiden beni severdi bu kadın, öyleyse neden kovuyor şimdi?.. Ah, ah! Çünkü öksüz ve yoksulum… çünkü tek kuruş gelirim yok ve ne yazık ki, kendilerinden geleceği umulan yardım ve hediyelere göre değerlendiriliyor insanlar.

Bunun üzerine bölgenin papazına gidip bazı öğütler istedi ondan ama iyiliksever din adamı bölgesinin çok kalabalık olduğunu, dolayısıyla sadakalardan pay almasına olanak bulunmadığını üstü kapalı bir biçimde anlattı; bununla birlikte kendisine hizmet etmek isterse onu evinde barındırmaktan büyük zevk duyacağını da sözlerine ekledi; ama aziz peder bunları söylerken eliyle genç kızın çenesinden tutmuş, bir kilise adamı için fazlasıyla uzun sayılan bir öpücük vermişti kendisine. Justine bunun ne anlama geldiğini çok iyi anladığından hızla geri çekilerek:

“Sizden ne sadaka istiyorum, ne de yanınızda hizmetçilik yapmak arzusundayım, Mösyö” dedi, “bunları dilenemeyecek kadar üstün bir mevkii kaybedeli çok az bir zaman oldu; sizden gençliğimin ve acılarımın gerektirdiği öğütleri istiyorum yalnızca, sizse bunları bir günah karşılığında satmak istiyorsunuz bana…” Bu sözlere öfkelenen papaz kapıyı açıp kabaca kovar onu; daha ilk günde iki kez geri çevrilerek yalnızlığa mahkûm edilen Justine, kapısına tabela iliştirilmiş bir eve girer, möbleli küçük bir oda kiralar, kirasını peşin öder, en azından, durumunun ve mutsuz yıldızının kendisini karşılaşmak zorunda bıraktığı acılara rahatlıkla kaptırır kendini.

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Tanrıya Karşı Söylev ~ Marquis de SadeTanrıya Karşı Söylev

    Tanrıya Karşı Söylev

    Marquis de Sade

    Fransız edebiyatçı ve filozof Marquis de Sade’ın bu kitabı, Tanrı’yı özgün ve benzersiz bir durumdan yola çıkarak düşünmektir. Ona göre ateizm, şiddetli ve çelişik...

  2. İkinize de Yer Var ~ Marquis De Sadeİkinize de Yer Var

    İkinize de Yer Var

    Marquis De Sade

    “Kendisinden söz etme fırsatı bulacağımız Matmazel de Villeblanche ‘doğadaki sapmalar arasında o yarı filozofları, hiçbir şey anlamaksızın her şeyi incelemeye, çözümlemeye çalışan o yarı...

  3. Aşkın Suçları ~ Marquis De SadeAşkın Suçları

    Aşkın Suçları

    Marquis De Sade

    “ ‘Bakın işte’ der Courval’a, ‘yeryüzünde zavallı Florville’den daha suçlu, daha günahkâr biri olmadığına şimdi inanıyor musunuz? Beni tanı, Senneval, hem kız kardeşin olan...

Bebhome Kahve

Aynı Kategoriden

  1. Miras ~ Miguel BonnefoyMiras

    Miras

    Miguel Bonnefoy

    Fransa’daki bağları amansız bir salgınla kuruyup giden bir bağcı sağ kalan son asma kökünü cebine koyar ve onu California’ya taşımasını umduğu gemiye biner. Fakat...

  2. Sırçalan ~ Jill HathawaySırçalan

    Sırçalan

    Jill Hathaway

    Zihninizde saklı olan sırları yok edin, çünkü onları çalabiliyorum! Başka zihinlerde uyanabilmek bir hediye mi yoksa bir lanet mi? Sylvia, ani uyku nöbetleri geçiren...

  3. Doğunun Limanları ~ Amin MaaloufDoğunun Limanları

    Doğunun Limanları

    Amin Maalouf

    ‘Bana içimin derinliğinde ne olduğum sorulduğunda, bunda herkesin içinin derinliğinde ağır basan tek bir aidiyetin, bir bakıma kişinin derin gerçekliğinin, doğarken ebediyen belirlenen ve...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur