Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Aşkın Suçları
Aşkın Suçları

Aşkın Suçları

Marquis De Sade

“ ‘Bakın işte’ der Courval’a, ‘yeryüzünde zavallı Florville’den daha suçlu, daha günahkâr biri olmadığına şimdi inanıyor musunuz? Beni tanı, Senneval, hem kız kardeşin olan…

“ ‘Bakın işte’ der Courval’a, ‘yeryüzünde zavallı Florville’den daha suçlu, daha günahkâr biri olmadığına şimdi inanıyor musunuz? Beni tanı, Senneval, hem kız kardeşin olan hem de Nancy’de baştan çıkardığın kızı tanı, oğlunun katilini, babanın eşini, anneni idama gönderen alçak, rezil yaratığı tanı…

Evet, baylar, işte görüyorsunuz suçlarımı; hanginize bakarsam bakayım yalnızca dehşetle karşılaşıyorum, ya sevgilimi görüyorum kardeşimde ya da babamın eşim olduğunu görüyorum. Eğer kendime bakacak olursam, oğlunu bıçaklayan, annesini öldürten iğrenç bir canavardan başka bir şey görmeyeceğim kendimde. Tanrı’nın bana bunca büyük acılar çektirtebileceğini düşünebiliyor musunuz? Yüreğimi parçalayan bunca acıdan sonra bir an bile olsun yaşayabileceğimi düşünebiliyor musunuz?.. Artık işleyebileceğim tek bir suç kaldı geriye: bu, herkesin intikamını alacak.’

FLORVILLE İLE COURVAL
ya da
KADERCİLİK

Mösyö de Courval elli beş yaşına yeni basmıştı; öylesine sağlıklı, öylesine genç görünüyordu ki, yirmi yaşında olduğunu rahatlıkla ileri sürebilirdi. Ahlaksız bir yaşam sürmek için uzun süre önce kendisini terk etmiş ilk karısıyla yalnızca sıkıntı dolu günler geçirmişti. En güvenilir tanıklıklara bakarak söz konusu yaratığın artık mezarda olduğuna kesinlikle inandıktan sonra aklı başında, iyi huylu ve geleneklere sıkı sıkı bağlılığıyla ilk evliliğindeki tatsızlıkları kendisine unutturabilecek bir genç kızla yaşamını birleştirmeye karar vermişti. Eşi gibi iki çocuğunda da yüzüne gülmemişti talih, kızını çok genç yaşta yitirmişti; oğlu da, tıpkı annesi gibi, ne yazık ki sırf sefahat hayatına dalmak amacıyla on beş yaşında terk etmişti kendisini. Mösyö de Courval bu canavarla arasındaki bütün bağları koparmak için onu mirasından mahrum etmeyi ve varlığının tamamını evlenmeyi düşündüğü yeni eşinden olacak çocuklarına bırakmayı planlıyordu. Yılda on beş binlik geliri vardı; eski çalışmalarının ürünü olan bu gelirini kendisini seven, kendisini sayan birkaç dostuyla birlikte bazan Paris’te, Saint-Marc sokağındaki güzel dairesinde, genellikle de yılın üçte ikisini geçirdiği Nemours yakınlarındaki küçük ve sevimli çiftliğinde namusuyla ve keyifle yiyordu.

Mösyö de Courval evlilik planını dostlarına da açtı, onların da bu tasarısını onayladıklarını görünce kendilerinden, hiç zaman yitirmeden çevrelerinde bir araştırma yapmalarını, dul ya da kız, otuz, otuz beş yaşlarında amaçlarına uygun birinin bulunup bulunmadığını gözlemlemelerini rica etti. Eski meslektaşlarından biri hemen ertesi gün gelip düşündüğü gibi birini bulduğunu haber verdi kendisine. “Sizin için bulduğum bu kızla ilgili iki olumsuz nokta var” dedi dostu. “Önce bu olumsuz noktalarından başlayayım anlatmaya, sonra da iyi yönlerini sıralayıp rahatlatayım sizi.

Annesiyle babasının olmadığı kesin ama onların kim olduğu ve genç kızın ebeveyinlerini nerede kaybettiği meçhul; hakkında bilinen tek şey, onun Mösyö de Saint-Prât’nın kuzini olduğu” diye açıklamalarını sürdürdü aracı; “Tanınmış bir insan olan M. de Saint-Prât kızın en küçük bir kuşkuya bile yer bırakmayacak övülesi yanlarını, bu övgüleri gerçekten fazlasıyla hak eden yanlarını sıralayacak size. Ailesinden kalan hiçbir varlığı, hiçbir geliri yok ama evinde bütün gençliğini geçirdiği, bütün eğitimini aldığı Mösyö de Saint-Prât’ın kendisine bağladığı dört bin franklık bir ödeneği var yalnızca; işte ilk olumsuz nokta bu. Gelelim ikincisine” diye sürdürdü Mösyö de Courval’ın dostu, “On altı yaşındayken gizlice sevişmiş biriyle, artık var olmayan bir erkek çocuk dünyaya getirmiş, çocuğunun babasını da bir daha hiç görmemiş. İşte hakkındaki bütün olumsuzluklar bunlar. Şimdi de iyi yönlerine gelelim.

Matmazel de Florville otuz altı yaşında ama ancak yirmi sekizinde gösteriyor; yeryüzünde onunkinden daha hoş, daha çekici, daha ilginç bir yüze rastlamak pek güç, neredeyse olanaksız: Çizgileri yumuşak ve zarif, teni zambak gibi bembeyaz, kestane rengi saçları topuklarına kadar uzanıyor; körpe dudakları öylesine özenle yaratılmış ki, birer ilkbahar gülü sanki. Çok uzun boylu ama vücudu öylesine güzel, hareketleri öylesine zarif ki, boyunun uzunluğu hiç aykırı kaçmadığı gibi yumuşak bir hava da veriyor genç kıza. Kolları, boynu, bacakları dökme kalıptan çıkmış gibi, uzun süre eskimeyecek, bozulmayacak bir güzelliğe sahip. Davranışlarına gelince, belki aşırı düzenli oluşu hoşunuza gitmeyecektir.

Kendini inzivaya çekmiş gibi, insanlarla birlikte olmaktan fazla hoşlanmıyor, çok dindar, yaşadığı manastırdaki görevlerine sıkı sıkıya bağlı, dinsel özellikleriyle çevresindekilere ne denli iyi örnek oluyorsa, kendisini tanıyanları zekâsının parlaklığı ve karakterinin güzelliğiyle de o denli büyülemekte… Tek kelimeyle, Tanrı’nın yaşlılık günlerinizi aydınlatmak için size gönderdiği bir ışık o, yeryüzünde bir melek.” Böylesine bir raslantıdan son derece memnun olan Mösyö de Courval için söz konusu kişiyi bir an önce görmekten daha ivedi bir iş olamazdı. Bu arzusunu yerine getirmesi için ricalarda bulundu dostuna. “Şöyle ya da böyle doğmuş olması umurumda değil” dedi, “iyi süt emmiş olduktan sonra onu dünyaya kim getirmişse getirmiş, bana ne bundan. On altı yaşında başından geçen olaydan da pek endişe duyduğumu söyleyemeyeceğim. Uzun yıllar bilgelik içinde yaşayarak bu hatasını onarmış bile. Kutsal dulun ayakları dibinde evleneceğim onunla:

Otuz, otuz beş yaşlarında biriyle evlenmeyi istediğime göre bu koşul zaten fazlasıyla yerine gelmiş oluyor, başlangıçtaki hatalarını da boşverin gitsin. Anlattıklarınızda beni rahatsız eden hiçbir şey yok. Sizin yapacağınız tek şey, benim bir an önce onu görmemi sağlamak, o kadar.” Mösyö de Courval’ın dostu, arkadaşının bu isteğini kısa sürede yerine getirdi, o ve söz konusu hanımefendi için evinde bir yemek verdi. Bu gönülçekici kızı daha görür görmez vurulmamak ne mümkün: Aşk’ın çizgileri altında beliren Minerva’nın hatlarıydı sanki. Neden orada bulunduğunu bildiği için de her zamankinden daha ölçülü davranıyordu, kibarlığı, hareketleri, duruşundaki soyluluk fiziksel albenisine, yumuşak huyuna, sağlam ve işlek zekâsına ekleniyor, genç kız bütün varlığıyla zavallı Courval’ın başını döndürüyordu.

Sonunda Mösyö de Courval işi tezelden sonuçlandırması için dostuna yalvardı. Bir, iki kez daha bir araya gelindi, bazan aynı evde, bazan Mösyö de Courval’ın, bazan da Mösyö de Saint-Prât’nın evinde. Sonunda, Matmazel de Florville, yeryüzünde hiçbir şeyin bu evlilik teklifinden duyduğu onur kadar kendisini mutlu edemeyeceğini ama yaşam serüvenlerini kendi ağzından anlatmadan böyle bir öneriye evet diyemeyeceğini, kibarlığın da bunu gerektirdiğini söyledi. “Size her şeyi tam anlatmadılar” dedi gönülçekici kız, “bu konularda sizi daha fazla bilgilendirmeden asla karınız olamam. Sizin gösterdiğiniz saygı benim için öylesine değerli ki, asla onu kaybedecek bir duruma düşmek istemem. Görünüşe bakarak benimle evlenirseniz bu evliliği asla hak etmiş sayılmam; ancak anlattıklarımdan sonra eşiniz olmayı hak ettiğime kesinkes inanırsanız, işte ben de önerinizi ancak o zaman kabul edebilirim.”

Mösyö de Courval kıza hakkındaki her şeyi bildiğini, taşıdığı endişelerin artık bundan böyle kendi endişeleri olduğunu, onu bu denli beğendikten sonra artık böylesine kaygılanması için hiçbir neden bulunmadığını söyledi. Ama boşuna, Matmazel de Florville direndikçe direniyordu; Mösyö de Courval yaşam serüvenini sonuna kadar dinlemedikçe, hakkındaki her şeyi öğrenmedikçe hiçbir şeyi kabul etmeyeceğini açıkladı. Kabul etmekten başka çare yoktu. Mösyö de Courval yalnızca tek bir şey elde edebilmişti:

Matmazel de Florville, Nemours yakınlarındaki topraklarına gelecek, bu arada evlilik töreni için bütün hazırlıklar tamamlanacak ve Matmazel de Florville’in öyküsünün bittiği günün hemen ertesinde eşi olacaktı… “Ama Mösyö, dedi zarif genç kız, “bütün bu hazırlıklar boşuna yapılıyor olabilir, öyleyse bunları şimdiden yapmanın ne gereği var? Ya sizi eşiniz olmaya layık olmadığıma inandırırsam?” “İşte bunu asla başaramayacaksınız Matmazel” diye yanıtladı namuslu adam, “beni inandıramayacağınız konusunda size meydan okuyorum. Haydi, lütfen bir an önce yola çıkalım ve yalvarırım size, yapmayı düşündüğüm şeylere karşı çıkmayı da bırakın artık.” Yapılacak başka hiçbir şey kalmamıştı. Her şey hazırlandı ve Courval’in evine gitmek için yola çıkıldı. Matmazel de Florville yalnız olmalarını istemişti, çünkü söyleyeceklerini yalnızca yaşamını kendisininkiyle birleştirmek isteyen kişiye açıklayabilirdi, bunları başka hiç kimse bilmemeliydi. Eve geldiklerinin ertesi günü bu güzel ve ilginç kadın Mösyö de Courval’dan kendisini dinlemesini rica etti ve yaşamındaki bütün olayları aşağıdaki sözcüklerle bir bir anlatmaya başladı.

Matmazel de Florville’in öyküsü

“Hakkımdaki düşünceleriniz Mösyö, yalnızca size anlatılanlarla sınırlı. Ailesinden geldiğim söylenen Mösyö de Saint-Prât’yı gördünüz, o da bunu doğrulama lütfunda bulundu. Bu konuda tamamen kandırılmış olduğunuzu söylemeliyim. Doğumum hakkında hiçbir şey bilmiyorum, ailemin kim olduğunu öğrenme mutluluğuna hiçbir zaman erişemedim. Beni, dünyaya geldiğimden birkaç gün sonra yeşil taftalarla kaplı bir beşiğin içinde, Mösyö de Saint-Prât’nın kapısı önünde bulmuşlar; beşiğime bir de imzasız mektup iliştirilmiş ve içinde şunlar yazıyormuş: On yıldır evlisiniz ve hiç çocuğunuz olmadı. Her gün bir çocuğunuz olsun diye yalvarıp duruyorsunuz.

Alın bu kız çocuğunu evlat edinin. Asla kanı bozuk bir çocuk değildir, dünyadaki evliliklerin en iffetlisinin meyvesidir o, ahlaksızlığın meyvesi değil, namuslu bir bebek olarak dünyaya gelmiştir. Eğer küçük kız hoşunuza gitmezse onu Kimsesiz Çocuklar Yurdu’na bırakabilirsiniz. Hakkında araştırma yapmaya kalkışmayın, hiçbir sonuç elde edemezsiniz. Size verebileceğim bütün bilgiler bu kadar. Kapılarının önüne bırakıldığım iyi insanlar beni hemen kabul ettiler, yetiştirdiler, gösterilebilecek bütün özeni gösterdiler, her şeyimi onlara borçlu olduğumu söyleyebilirim size. Adımın ne olduğu konusunda hiçbir bilgileri olmadığı için de Madam de Saint-Prât bana Florville adını vermeyi uygun gördü. Benim koruyucum olan bu kadının ölümünü görme mutsuzluğunu yaşadığım günlerde on beş yaşıma basmak üzereydim.

Bu kayıptan duyduğum acıyı anlatmaya kelimeler yetmez. Onun için öylesine değerli bir varlıktım ki, son nefesini verirken kocasından bana dört bin liralık bir ödenek vermesini ve beni hiçbir zaman terk etmemesini istedi. Her iki arzusu da hemen gerçekleştirildi, Mösyö de Saint-Prât bu iyiliklerini beni karısının kuzini olarak tanıtacak kadar ileri götürdü, elinizdeki sözleşmede de bu kimlikle yer aldığımı görüyorsunuz. Bununla birlikte, o evde artık daha fazla kalamazdım, Mösyö de Saint-Prât da bunu bana hissettirdi zaten: ‘Ben dul bir erkeğim ve hâlâ gencim’ dedi erdemli adam; ‘aynı çatı altında yaşamamız hiç hak etmediğimiz kuşkuların doğmasına neden olabilir. Mutluluğunuz ve tertemiz adınız benim için çok değerli, her ikisine de gölge düşsün istemem. Ayrılmak zorundayız Florville ama sizi hayatımdan çıkarmayacağım, ailemden çıkmanızı da istemiyorum. Nancy’de yaşayan dul bir kız kardeşim var, sizi onun yanına göndereceğim. Benim gibi onun da size dostlukla kucak açacağına sizi temin ederim. Böylece sürekli benim de gözümün önünde olacaksınız, sizi korumayı, eğitiminiz ve yaşamınızla ilgilenmeyi sürdürebileceğim.’

Bu haberi öğrendiğimde gözyaşlarımı tutamadım. Bu yeni acı, iyiliksever hanımımın ölümünden duyduğum kederi daha da artırdı. Sonunda, Mösyö de Saint-Prât’nın birbiri ardına sıraladığı nedenlere inanarak öğütlerine uymaya karar verdim ve Lorraine’e gitmek için yola çıktım. Beni bundan sonra birlikte yaşayacağım Mösyö de Saint-Prât’nın kız kardeşi Madam de Verquin’e teslim edecek olan, o kentten bir kadına emanet edilmiştim. Madam de Verquin’in evinin havası Mösyö de Saint-Prât’nınkinden çok farklıydı: Birinde erdem, din ve gelenekler ne denli egemense…

öbüründe havailik, haz düşkünlüğü ve başına buyrukluk dikkati çekiyordu. Madam de Verquin daha ilk günlerde benim bu küçük namuslu kız havamın hiç hoşuna gitmediğini, bir insanın Paris’ten böylesine kapalı, böylesine sıradan bir biçimde gelmesinin akıl alır gibi olmadığını söyleyip uyardı beni…

Temelde var olan bilgece tavrım pek gülünçtü ona göre ve eğer kendisiyle yaşamak istiyorsam bütün bu davranışlarımı değiştirmek zorundaydım. Bu başlangıç beni çok tedirgin etti, korkuttu: Size kendimi olduğumdan daha iyi göstermeye çalışmıyorum Mösyö; ama geleneklerden ve dinden uzaklaşan her şeyden oldum olası nefret etmişimdir, erdeme aykırı düşen her şeye düşman kesilmişimdir ve elimde olmadan yaptığım bazı hatalardan öylesine vicdan azabı çekmişimdir ki, bu dünyaya neden geldiğimi sorup durmuşumdur kendi kendime. Bu dünya için yaratılmış biri değilim ben, yabanıl ve ürkeğim; ruhuma ve kafa yapıma en uygun olan şey, münzevi bir hayat yaşamak. O yaşlarda daha tam yerine oturmamış, yeterince gelişmemiş olan bu düşünceler, Madam de Verquin’in kötü, zararlı öğütlerine kanmama, onun beni kandırarak kötülüğe sürüklemesine engel olamadı. Çevremdeki insanların yaşantıları, çevremin kendini hazza kaptırmış insanlarla dolu olması, gösterilen örnekler, verilen söylevler, her şey, evet, her şey o yola sürükledi beni; güzel olduğum söylendi, buna inanmaya cesaret ederek kendi mutsuzluğumu kendi ellerimle yarattım. O sıralarda Normandiya alayı kentte karargâh kurmuştu. Madam de Verquin’in evi buluşma yerleriydi. Kentin bütün güzel kadınları da oraya geliyor, kentteki bütün buluşmalar, ayrılmalar, yeni randevu ayarlamaları hep orada gerçekleştiriliyordu.

Mösyö de Saint-Prât’nın bu kadının davranışlarından bir nebze bile haberi olmadığına eminim. Eğer bilmiş olsaydı, geleneklerine bu denli sıkı sıkıya bağlı biri beni bu kadının yanına gönderir miydi hiç? Bu düşünceyle kendimi tuttum, şikâyette bulunmaktan, yakınmaktan vazgeçtim. Her şeyi söylemenin ne gereği vardı? Belki söylemek de geçmemişti içimden: Soluduğum kötü hava yüreğimi kirletmeye başlamıştı ve Kalipso Adası’ndaki Télémaque gibi Mentor’un fikirlerine kulağımı kapamıştım. Uzun zamandan beri beni kandırmaya çalışan ahlaksız Verquin, bir gün bana, Lorraine’e gerçekten böylesine tertemiz bir yürekle mi geldiğimi, Paris’te bıraktığım birkaç sevgiliyi hiç mi özlemediğimi sordu. ‘Yazıklar olsun! Madam’ dedim, ‘kuşkulandığınız bu suçları işlemek aklımın ucundan bir an olsun geçmemiştir, benim nasıl biri olduğumu sayın ağabeyiniz size açıklayabilir…’ ‘Suçlar ha!’ diye sözümü kesti Madam de Verquin, ‘Yalnızca böyle tek bir suç işlemişseniz, sizin yaşınızda bu fazlasıyla el değmemiş birisiniz demektir; umarım düzelirsiniz.’

‘Ah Madam, sizin gibi saygıdeğer birinin ağzından bu sözleri mi duymalıydım.’ ‘Saygıdeğer mi?.. Ah, cicim, dünyada insanlarda yaratmak isteyebileceğim en son duygudur bu, umurumda bile değil. Ben insanların içinde aşkı uyandırmak istiyorum… saygıya gelince, saygı uyandıracak yaşa gelmeme daha çok var. Beni izle, cicim, nasıl mutlu olacağını göreceksin… Hazır yeri gelmişken, Senneval’ı fark ettin mi?’ diye sordu kötü yürekli kadın, evine sık sık gelen on yedi yaşındaki genç subayı kastederek. ‘Evinize gelen herkese ne kadar dikkat ettiysem ona da o kadar dikkat ettim Madam’ diye yanıtladım; ‘herkese aynı kayıtsızlıkla, aynı ilgisizlikle baktığıma emin olabilirsiniz.’ ‘İşte senin hatan da burada, küçük dostum.

Bundan sonra zaferlerimizi seninle birlikte paylaşmak istiyorum… Senneval’a sahip olmalısın, benim işim bu, onu hazırlamak için çok çalıştım, seni seviyor, onu avucunun içine almalısın…’ ‘Ah Madam, gelin, bağışlayın beni bu işten! Kimse umurumda bile değil.’ ‘Umurunuzda olmalı, onun albayıyla birlikte ayarladık her şeyi, son sevgilimle.’ ‘Yalvarırım bu işe bulaştırmayın beni, sizin göklere çıkardığınız hazlara karşı en küçük bir eğilim yok içimde.’ ‘Olacak, kızım, her şey değişecek! Sen de bir gün bu hazlardan bizim kadar zevk alacaksın. İnsanın tanımadığı, bilmediği bir şeyden hoşlanmaması kadar doğal bir şey olamaz. Ama âşık olunmak için yaratılmış birini tanımamaya da hiç hakkınız yok.

Sözün kısası, bu olay tasarlandı ve bitti: Bu akşam Senneval size olan tutkusunu dile getirecek Matmazel, siz de fazla uzatmayın, yoksa çok kızarım… gerçekten çok kızarım.’ Saat beşte herkes geldi; hava çok sıcak olduğu için eğlenceler ağaçların altında düzenlendi, her şey öylesine iyi ayarlanmıştı ki Mösyö de Senneval’la bir anda başbaşa kalıverdik ve mecburen konuşmaya başladık. Sizden gizlememe hiç gerek yok Mösyö, bu sevimli ve akıl dolu genç adam yüreğini yakan ateşi itiraf eder etmez, elimde olmaksızın ona doğru sürüklendiğimi hissettim ve daha sonraları ona karşı neden böylesine bir yakınlık duyduğumu kendi kendime sorduğumda cevap olarak bir karanlıktan başka hiçbir şey bulamadım: Bu eğilimim sıradan bir eğilim gibi gelmiyordu bana, bir perde onun belirgin özelliklerini gizliyordu sanki. Öte yandan, yüreğim ona doğru kanatlanırken, görünmeyen bir güç sanki onu engellemeye çalışıyordu ve bütün bu karmaşa… birbiri ardı sıra gidip gelen bu anlaşılması güç düşüncelerin ortasında Senneval’i sevmekle iyi mi yaptığıma, yoksa bir an önce kaçıp gitmem mi gerektiğine bir türlü karar veremiyordum.

Bana aşkını itiraf edebilmesi için yeterince zaman tanındı ona… Tanrım! hem de çok fazla zaman tanındı: Ne denli hassas ve heyecanlı olduğumu görüyordu, bu heyecanımdan yararlandı, duygularımdan bir itiraf anlamı çıkardı, hoşuma gittiğini söyleyecek, üç gün sonra da zafer mutluluğunu yaşamasına imkân verecek kadar zayıftım. Kötülüğün, erdem karşısında kazandığı zaferlerden duyduğu şeytansı mutluluk gerçekten çok garip, anlatılabilir gibi değil. Benim için hazırladığı tuzağa düştüğümü öğrendiğinde Madam de Verquin’in coşkusu görülmeye değerdi. Benimle şakalaştı, eğlendi ve sonunda yaptığım şeyin dünyadaki en basit, en mantıklı şey olduğunu anlattı, geceleri sevgilimi hiç çekinmeksizin bu eve alabileceğimi söyledi… kendi sıkıntılarıyla kafası fazlasıyla meşgul olduğundan bu geliş gidişleri fark bile etmeyecekti, görünüşe göre tek bir kişiye bağlı kalacaktım, böyle bir erdeme sahip olduğum için hayranlık duyuyordu bana ama o üçlü bir ilişki yaşadığından ne benim kadar çekingen ne de benim kadar tedbirliydi. Böyle bir ahlak düşkünlüğünün iğrenç olduğunu, incelikten uzak, duygudan yoksun bir şey olduğunu, kadınlığımızı küçük düşürdüğünü, en aşağılık bir hayvan seviyesine indirgediğini söylemeye yeltendiğimde, Madam de Verquin bir kahkaha attı.

‘Gaule’lü kahraman, sana hayranlık duyuyorum’ dedi, ‘seni kınadığımı filan da sanma, senin yaşında incelikle duygunun, uğurlarında hazların kurban edildiği birer Tanrı olduğunu biliyorum. Benim yaşımdaysa durum hiç de öyle değil: Böyle hayallere inanmaktan tamamen vazgeçiyor insan, onların egemen olmasına daha az izin veriyor. En gerçek hazlar seni heyecanlandıran o saçmalıkların çok üstünde tutuluyor. Bize karşı hiçbir zaman bağlılık duygusu taşımayan insanlara biz neden bağlı olalım ki? En zayıf olmak yetmiyormuş gibi, bir de en aptal mı olalım şimdi? Böylesi eylemlere incelik katmaya çalışan kadın, çılgının biri olmalı… İnan bana, cicim, yaşın ve albenin elverdikçe zevklerini çeşitlendir, bu saçma direncini, acıklı ve yabanıl erdemini, o kendi kendini tatmin eden ama başkalarını hiç etkilemeyen erdemini bir yana bırak.’

Bu açıklamalar karşısında elimde olmaksızın titredim ama bunlarla mücadele etmeye hakkım olmadığını görüyordum. Bu ahlaksız kadının suçlu düşünceleri benim için gerekli olmaya başlıyordu, onu iyi kullanmak zorundaydım. Suçun yarattığı olumsuzluklar bir kaderdi sanki, bir kez suça bulaştı mı insan, en nefret ettiği şeylere bile sıkı sıkıya bağlanıyor. Böylece Madam de Verquin’in bütün istediklerini kabul ettim.

Senneval her gece gelip aşkının yeni kanıtlarını sergiliyordu. Düşünecek zamanı buluncaya dek altı ay bu sarhoşluk içinde geçti. Bu ilişkiden doğan kötü sonuçlar kısa sürede gözümü açtı; gebeydim, umutsuzluk içinde kendimi öldürmeyi düşündüm; bu hâlimi gören Madam de Verquin beni rahatlattı, yatıştırdı. ‘Yine de, görünüşü kurtarmak gerek’ dedi. ‘Benim evimde doğum yapman hiç uygun düşmez, Senneval’in albayıyla birlikte her şeyi ayarladık:

Genç adamı izine gönderecek, sen ondan birkaç gün önce Metz’e gideceksin, o da hemen ardından gelecek ve orada sevginin bu yasak meyvesini dünyaya getireceksiniz; sonra da, gittiğiniz gibi, birbirinizin ardı sıra buraya geri döneceksiniz.’ Kabul etmekten başka yapılacak bir şey yoktu. Size daha önce de söylediğim gibi Mösyö, insan bir kez bir hata işlemek talihsizliğine düşmeye görsün yazgısı hep başkalarının elinde oluyor, olayların akışına göre yön değiştiriyor; kişiliği üzerinde dünyadaki herkesin bir hakkı oluyor, tutkularının esiri olacak kadar kendinden geçti mi bir kez, artık yeryüzünde soluk alıp veren herkesin esiri olup çıkıyor.

Her şey Madam de Verquin’in söylemiş olduğu gibi ayarlandı; üçüncü gün Senneval’la ben, Metz’de, bilge bir kadının evinde bir araya geldik; Nancy’den ayrılırken bu kadının adresini almayı da ihmal etmedim. Ve orada bir erkek çocuk dünyaya getirdim. En sevecen, en ince duygularını dile getirmekten bir an olsun vazgeçmeyen Senneval, kendi deyişiyle varlığını iki katına çıkardığım için, sanki beni giderek daha çok seviyor gibiydi. Bana gösterilebilecek bütün ilgiyi gösterdi, oğlunu kendisine bırakmam için yalvardı, ona her türlü özeni göstereceğine yeminler etti, ancak bana karşı olan görevlerini yerine getirdikten sonra Nancy’ye geri dönmeyi düşünüyordu.

Tam yola çıkacağı anda, bana işlettiği bu günah yüzünden ne denli mutsuz olduğumu söylemeye cesaret ettim, bir kilisede yaşamımızı birleştirerek bu hatamızı düzeltmeyi önerdim ona. Böyle bir öneriyi hiç beklemeyen Senneval çok şaşırdı… ‘Çok üzgünüm’ dedi, ‘evlilik kararını kendi başıma veremem ki! Daha ergenlik yaşına gelmediğim için babamın izni olmadan nasıl evlenebilirim? Bu formaliteyi yerine getirmezsek, ne biçim bir evlilik olur bu? Ayrıca, Madam de Verquin’in kuzini (Nancy’de beni öyle biliyorlardı), ben sizin için uygun biri değilim, siz çok daha iyilerine layıksınız. Bana inanın Florville, yaptığımız hataları unutalım, ağzımı sıkı tutacağımdan emin olun.’ Hiç beklemediğim bu konuşma ne denli büyük bir hata yaptığımı acımasızca hissettirdi bana. Gururum cevap vermeme engel oldu ama acım giderek daha da büyüdü. Hatamın korkunçluğunu tam olarak o ana kadar anlamamış olmamın nedeni, bir gün sevgilimle evlenip bu hatayı düzeltebileceğimi ümit etmemdi, açıkça itiraf ediyorum. Ne saf kızmışım meğer! Beni aydınlatması gereken tek kişi olan Madam de Verquin’in, bütün ahlaksızlığına rağmen, zavallı bir kızın baştan çıkarılıp sonra da terk edilmesiyle eğlenebileceğini düşünmüyor, hayal bile etmiyordum, oysa erkeklerin gözünde bir onur, saygı uyandıran bir davranışmış bu.

Hayatımı uğruna bin kez feda edebileceğim birinin hem kurbanı olmuş hem de aptal yerine konmuştum. Hayatımdaki bu korkunç gelişme beni pekâlâ mezara götürebilirdi. Senneval yanımdan hiç ayrılmadı, hep aynı ilgiyi göstermeyi sürdürdü ama benim önerimden bir daha asla söz etmedi, ben de umutsuzluğumun temeli olan bu olaydan bir ikinci kez daha söz etmeyecek kadar gururluydum. Düzeldiğimi gördüğü anda da ortadan kayboldu, çekip gitti. Nancy’ye bir daha geri dönmemeye karar verdim ve sevgilimi son kez gördüğümü anladığımda, onun o gidiş anında bütün yaralarım yeniden deşildi; meğer bu son darbeyi de kaldıracak gücüm varmış… Alçak adam! Kendisini gözyaşlarımla ıslanmış göğsümden kopararak çekip gitti, tek bir damla bile gözyaşı dökmeksizin… İşte inanma çılgınlığını gösterdiğimiz o aşk yeminlerinin sonucu! Bizler ne denli duygusal olursak, bizi baştan çıkaranlar da bizleri o denli rahat terk edip giderler… Kalleşler!.. Bizim onları elimizde tutmak için kullandığımız yollardan yararlanıp uzaklaşıyorlar.

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Erdemle Kırbaçlanan Kadın ~ Marquis De SadeErdemle Kırbaçlanan Kadın

    Erdemle Kırbaçlanan Kadın

    Marquis De Sade

    Marquis de Sade… İnsanların ruhundaki kötülüğü, çarpıklığı haykırdıkça toplum dışına itilen, doğa-toplum ilişkisini çağının çok ötesinde değerlendirdiği için sevgisiz bırakılan bir bilinç. Sadizm olarak...

  2. Yatak Odasında Felsefe ~ Marquis De SadeYatak Odasında Felsefe

    Yatak Odasında Felsefe

    Marquis De Sade

    “Evet, ben bir libertenim, itiraf ediyorum, bu konuda akla gelebilecek her şeyi düşündüm; ama düşündüğüm, tasarladığım şeyleri elbette yapmadım ve kesinlikle de yapmayacağım. Ben...

  3. Tanrıya Karşı Söylev ~ Marquis de SadeTanrıya Karşı Söylev

    Tanrıya Karşı Söylev

    Marquis de Sade

    Fransız edebiyatçı ve filozof Marquis de Sade’ın bu kitabı, Tanrı’yı özgün ve benzersiz bir durumdan yola çıkarak düşünmektir. Ona göre ateizm, şiddetli ve çelişik...

Men-e-men Birazoku

Aynı Kategoriden

  1. Maymun Adası ~ Osamu DazaiMaymun Adası

    Maymun Adası

    Osamu Dazai

    “Ölmeyi düşünüyordum. Yılbaşında birileri bana bir top kumaş verdi. Yeni yıl hediyesiymiş. Kimonoluk bu kumaş, ketendi. Gri tonlarında, ince çizgilerle dokunmuştu. Bundan olsa olsa...

  2. Kurtlar İmparatorluğu ~ Jean Christophe GrangeKurtlar İmparatorluğu

    Kurtlar İmparatorluğu

    Jean Christophe Grange

    Her şey korkuyla başladı. Ve yine korkuyla sona erecek. “Gerçekten etkileyici bir yazar.” – The Guardian “Grange güçlü bir kalem. Onu seviyorum.” – Anita...

  3. Yer Altından Notlar ~ Fyodor Mihayloviç DostoyevskiYer Altından Notlar

    Yer Altından Notlar

    Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

    Elinizdeki notlar ve yazarı elbette ki uydurmadır. Yine de bu notların uydurucusunu ve toplumumuzun bugünkü durumunu ele alırsak; buna benzer insanların varlığını olağan karşılamaz,...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur