Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

İslamofobya (Batı’da Depreşen Hastalık)
İslamofobya (Batı’da Depreşen Hastalık)

İslamofobya (Batı’da Depreşen Hastalık)

Salih Yücel

Batı inanç özgürlüğü edebiyatı yaparken, bugün Müslümanlara neleri reva gördüğünü gözden geçirmelidir. Ayrıca kendi tarihine bakmalıdır. Şu andaki hali ile Kurtuba ile İstanbul’u, İşbiliyye…

islamofobya-salih-yucel-nun-yayinlariBatı inanç özgürlüğü edebiyatı yaparken, bugün Müslümanlara neleri reva gördüğünü gözden geçirmelidir. Ayrıca kendi tarihine bakmalıdır. Şu andaki hali ile Kurtuba ile İstanbul’u, İşbiliyye ile Mardin’i, Gırnata ile Şam’ı karşılaştırmalı ve ondan sonra konuşmalıdır.

İslam Peygamberinin, “Bir zımmiye eza eden bana eza etmiş gibi olur” sözü ile Şaron’un söylediği, “Gazze’de taş üstünde taş bırakmamalıyız. Bütün Gazze’yi dümdüz etmeliyiz” sözünü beraber düşünmelidir.

***

İÇİNDEKİLER

Giriş…7
İslamofobya nedir?…18
İslamofobyanın sebepleri…22

1. BÖLÜM
İslamofobyanın tarihi kökleri…27

2. BÖLÜM
Kimlik krizi ve entelektüel İslamofobya…53

3. BÖLÜM
Menfî Örnekler…83

4. BÖLÜM
îslamofobiya Örnekler…103

5. BÖLÜM
Politik İslamofobya…153

6. BÖLÜM
Medya ve Filmlerde İslamofobia…173

7. BÖLÜM
Çözüm…191

8. BÖLÜM
Bireysel olarak neler yapılabilir?…237

Giriş

Batıda daha önce sadece marjinal gurupların yaptıkları İslam ve Müslüman aleyhtarlığı Komünizmin yıkılması ile yavaş yavaş büyü­meye başladı. Medya ve bazı siyasi partilerin desteği ile 11 eylül te­rör olayından sonra katlanarak halkın çoğunu etkisi altına aldı. Pek çok araştırma ve anket sonuçlarına göre, günümüzde İslamofobya Müslümanların günlük hayatlarının bir parçası haline geldi. Minne­sota eyaletinin Demokrat ve Zenci Müslüman Federal Milletvekili Keith Alison un tabiri ile ABD de Müslüman olmak zenci olmaktan daha zor, hale geldi. Bilindiği gibi özellikle geçmişte zenciler ayı­rımcılıktan çok çektiler ve hala da çekiyorlar. Kısa adı CAIR olan Amerika İslam İlişkileri Konseyinin Kentucky Üniversitesi öğretim üyesi Profesör İhsan Bagby’in önderliğinde akademik bir heyetin ABD’deki 2016 cami idarecileri ile yaptığı ankete göre, idarecilerin çoğu ABD toplumunun İslama karşı toleranslı olmadığı ve saldırgan olduğu belirtildi. Yine bu ankete göre, dünyanın herhangi bir yerin­de terör olsa veya İslam ve Müslümanlar aleyhine medyada haberler çıksa İslamofobya hemen hortlamaktadır.

Yaklaşık 26 yıldır Batıda ailece yaşamamıza rağmen, bu araştır­mayı yapıncaya kadar İslam ve Müslüman aleyhtarlığının bu kadar yaygın olduğunun farkına varmamıştım. Halbuki 11 eylül, 2001 te­rör olayından sonra ABD’de ailece çok çeşitli sıkıntılar çektik. Fakat İslamofobyanın toplumun değişik katmanlarına bu kadar sirayet et­tiğini son iki bucuk yıldır konu ile alakalı okuduğum onlarca kitap, yüzlerce makale ve binlerce medya haberi neticesinde vakıf oldum.

Batıda yapılan ilmi araştırmalar ve anketler gösteriyor ki, islamofobya artık gün geçtikçe büyüyen bir problemdir. Southern Poverty Law Center’ın istihbarat kaynaklarına dayanarak yayınladığı raporu’na göre, ABD aşırı sağcı guruplarda bir patlama yaşanıyor. Son üç yıl’ da ortalama % 755 artı/ Almanya Anayasa Koruma Dairesinin (BfV) yeni müdürü Dr. Hans-Georg Maafien, ülkede şiddete hazır 9 bin 800 ırkçının bulunduğunu söyledi. Dr. MaaBen, “Aşırı sağcıların sayısı azalsa da, bunların arasında şiddete hazır militanların sayısı artıyor. Toplam 22 bin 400 aşırı sağcının yaklaşık yarısı şiddete hazır.’ dedi.

Georgetown Üniversitesi öğretim üyesi ve İslam konusunda dünyaca tanınan en büyük uzmanlarından biri olan Profesör John Espositoya göre, İslamofobya artık kangren olmuştur. California Üniversitesinde bir konuşma yapan John Esposito, Florida’da 13 tane üyesi olan bir kilisenin papaz olan ve Kuranı yakmak isteyen Terry Jones’ın medyada bu kadar yer verilmesi İslamofobyanın kangren olduğuna bir işarettir, dedi. Gazeteci yazar Ali Bulaç’a göre, “Me­deniyetler Çatışması ve İslamafobia” iki yanardağ gibi faaliyette. Başta ABD üzere Avrupa’da yükselmekte olan ırkçılık çatışmayı ve İslamafobyayı körüklemektedir.

Sedat Laçinere göre ise, özellikle 2001den bu yana İslam ve Müslümalara karşı sistematik kampanyalar yürütülmektedir. Bu kampanyalar sonucunda oluşan ve bazen de şiddet içeren Müslümanla­rın tepkileri ise Batıya ‘İslam düşmanlığı’ olarak geri dönmektedir. Hakaret kampanyalarını düzenleyenler Batı kamuoyuna dönerek ‘görüyorsunuz İslam bir şiddet dinidir. Tahammülsüzdür. Hatta teröristtir. Yahudi ve Hristiyan düşmanıdır. Bu şiddetin ve kötülükle­rin kaynağı dinin kendisidir” mesajlarını vermektedirler. Ne yazık ki bu mesajlar Batı kamuoyunda geniş bir alıcı kitlesi ile karşılaşmakta­dır.

Kısacası karşımızda İslam-Batı düşmanlığını körükleme mühen­disliği durmaktadır. Söz konusu kampanyalar sonucunda neredeyse tüm Avrupa Birliği ülkelerinde Müslüman düşmanlığı inanılmaz bir hızla arttı. Sedat Laçinere gore,ABD’de ise George Bush’un başkan­lığı boyunca Müslümanlarla savaş neo-conlar tarafından ‘haçlı sa­vaşı’ olarak görüldü. ‘Haçlı’ kelimesi Bush’un ağzından kaçırdığı bir kelime değildi. Tam aksine Hristiyan Siyonistlerin Müslüman dün­yasına temel bakış açısıydı. Bazı kimseler ABD öncülüğünde Neo- conların başlattiği terörle savaşı İslam ile Batı dünyası görüşünün çarpışması olarak değerlendiriyor.

İslamofobya probleminden dolayı sadece Batıyı suçlayıp bir ke­nara çekilmek problemi çözemeyeceği gibi, aksine problemi daha da büyütmektedir. Onun için İslamofobya öncelikle Müslümanların problemidir, sonra da Batılıların. Çünkü bu konuda en büyük sıkın­tıyı Müslümanlar çekmektedir. Eğer bu problemin halli için her­kes üzerine düşeni yapmazsa, gelecekte daha kötü olabilir, hatta bir Fransız filozofun ifadesi ile “ Paris, Berlin sokaklarında, Bosna’nın Srebrenika şehrinde de yaşanan katliamlar tekrar yaşanabilir. Onun için bu konuda Müslümanlar olarak önce iğneyi kendimize, sonra çuvaldızı başkasına batırmamız lazım, kanaatindeyim. İğneyi ken­dimize batırma kabilinden araştırmamın bir bölümünde İslamofobyaya bazen bilerek veya bilmeyerek bazı Müslümanların veya İslamı kendilerine maske yapmış, arkasında kim olduğu çok belli olmayan radikal gurupların da katkısı üzerinde durdum.

İslamofobyayı sadece aşırı sağ, veya bazı Evangelistlerin veya fundamentalist bazı Hıristiyanların yaptığını düşünmek çok gerçek­çi olmaz. İslamofobya, bu gün artık çocuk oyunları, çizgi filmleri, Hollywood filmleri, medyadaki komedi programlarından, eğitim ve akademik camiadaki bazı çalışmalara, Batıdaki felsefi düşünceler ve politika üretim merkezlerine ve think tank yani düşünce kuruluşları­na kadar hemen hemen her sahada varlığını hissettirmekte ve gitgide artmaktadır. Sanki dünyanın idare edilen merkezlerinden SSCB ve Kominizmin yıkılmasından sonra İslam ve Müslüman aleyhtar­lığı için düğmeye basıldı. Her sahada İslamofobya kendisini yavaş yavaş göstermeye başladı ve her yıl daha da büyüdüğü bu kitapta yayınlanan araştırma raporlardan da anlaşılacaktır.

Sosyolog Nilüfer Göle’ye göre, Avrupa’da yeni popülist sağ hare­ketler ve İslamofobya söylemleri yükseliyor, siyasi yelpazenin kena­rında köşesinde kalmış hareketler ve siyasi figürler kamuoyunun ilgi odağı oluyor, siyasetin merkezini belirleme riski taşıyor.

Bazı araştırmacılar ve devlet adamlarına göre, Müslümanların halihazırda karşılaştığı ayırımcılık ve nefret, ikinci dünya savaşı öncesi Avrupa’daki Yahudilere yapılanlara benziyor. Avusturya’nın “Demir Lady” lakaplı İçişleri Bakanı Maria Fekter, Zaman gazetesine verdiği demeçte, daha önce Yahudilerin maruz kaldığı hakaretamiz sözlerin artık Müslümanları hedef aldığını söyledi. Yine Zamana konuşan Almanya Adalet Bakanı Sabine Leutheusser-Schnarrenberger Avrupa’da artan ırkçı şiddet eylemlerinden dolayı endişelendiği­ni söyledi, “Dışlama ve ayrımcılık sorunlarının sadece toplumun uç kısımlarında olduğunu varsayanları uyarıyorum. Irkçılığın maalesef daha derin köklere sahip olduğunu unutmamalılar.” dedi. Bakana göre, şahsî eylem gibi görünen ırkçı saldırıları besleyen bir altyapı var. Almanya’daki Nazi eylemleri, Fransa’daki ırkçı saikle hareket et­miş suikastçı ya da Norveç’teki Anders Breivik, buzdağının sadece görünen kısmı.12 Gazeteci yazar Haşan Cemal de Batıda büyüyen İslamofobya’ya dikkat çekerek, Yahudilerin 2.dünya savaşından önce karşılaştıklarının aynısını bu gün Avrupa’da Müslümanlar karşılaşı­yor, diye yazdı. Nilüfer Göle, Maria Fekter ve Hasan Cemal haksız değiller. 2004’te yapılan bir araştırmaya göre, Avrupa’daki Müslü­manların %80 ayırımcılıkla karşılaşmış. ABD de durum bundan çok farklı değildir.

İslama şeytani bir din, Hz. Muhammed (sav)e burada ifade edemeyeceğim kadar ağır hakaret edenler, ortaçağda yaşayan bazı Hıristiyan fanatikler gibi, Müslümanlara terörist diyen, aşırı sağcı ve ABDUeki aşırı dinci liderler Frank Graham, Pat Roberson, Jerry Falwell gibiler, Michael Selise göre, “Pantagonda, Beyaz Saray’da ağırlanmakta ve bunların düşünceleri resmen olmasa da gayri resmi olarak bazı kimseler tarafından el altından desteklenmektedir.” An­cak gerek Pentagon ve gerekse Beyaz Saray’da İslamofobya’ya karşı pek çok bürokratın ve üst düzey askeri yetkilinin olduğu ve bunların probleme çare aradıkları ve bazı tedbirlere başvurdukları da bir ger­çektir. Ancak Medya ve akademik sahada bazı lobi gurupları İslam ve Müslüman düşmanlığı için ellerine geçen her fırsatı değerlendir­meye çalışmaktadırlar. Daniel Pipes, Ann Coulter gibi İslam ve Müslümana düşmanlıkta yeminli gibi olanlar her gün bir televizyonda veya bir konferansta boy göstermektedirler. ABD’de Müslim Public Affairs Konseyinin yaptığı bir araştırmaya göre, kendini İslam uz­manı diye tanıtan 25 kişilik listede çoğunun İslam konusunda bir eğitimlerinin olmadığı hatta içlerinde lise mezunu kişilerin bile ol­duğunu tesbit etti. Ancak konuya akademik ve ilmi olarak yakla­şanların sayısı da az değildir.

David R. Blank’a göre, bu gün Batıda bazı yazarların tıpkı orta­çağdaki Türk aleyhtarlığı düşüncesi gibi, günümüzde de Müslüman aleyhtarlığı hala Batı medyasında aynen mevcuttur ve halk kültü­ründe de popülerdir. Florida Teknoloji Üniversitesi Profesörü ve Ortaçağ İngiliz edebiyatı uzmanı Daniel J. Vitkus’a göre, Komünizmin yıkılmasından sonra Amerika medyası İslamı ortaçağdaki Hıristiyanların görüşüne benzer şekilde şiddet, zulüm, sapık, şehevi gibi bir din olarak sunmaya başladı. Serdar Demirel’e göre, Soğuk Savaşın bitmesiyle Batı bloğunda “Komünizm korkusu”, “İslâm korkusunla ağır ağır yer değiştirdi. Bu korku 11 Eylül terör eylemleriyle tavan yaptı. Daha sonraki gelişmeler de Batı halkları arasındaki İslâm kar­şıtı tarihsel korkuyu kollektif korkuya çevirdi ve “İslâmofobya”, bu­gün, Batı’da Müslümanların varlığını ve beraber yaşama inancını tehdit edecek boyutlara ulaştı. Gazeteci yazar Hüsnü Mahalli ise, İslamofobyanın nedenini genetik olarak görüyor. Ona göre, Batı bu coğrafyada Müslümanlara genetik nedenlerden dolayı nefret ediyor. Bu sebeplerden dolayı, hala İstanbul Fethinin, Kosova savaşlarının, Endülüs’ün ve Çanakkale’nin intikamını alma hesapları yapıyor. Bütün bunlar, Batıdaki aydınlanma çağından sonra kazandığı de­mokrasi, din hürriyeti, insan hakları gibi mefhumlarını terk ederek acaba Ortaçağ Hıristiyanlığına mı dönüyor sorusunu akla getiriyor.

Batı ülkelerinde, büyük medya kuruluşlarında İslamofobya 1990’lu yıllarda başlayıp 11 Eylül terör olayından sonra artık belli ke­simlerin resmi yayın politikaları olmuştur. Nitekim Renate Holub’un dediği gibi, Berlin duvarının yıkılmasından sonra İslam ve Müslü­man aleyhtarlığının başladığını söylemesi tesadüfi değildir.

İslam ve Müslüman aleyhtarlığı Batıdaki bazı üniversitelerde ilmi çalışmalar adı altında yürütülmektedir. Holywood’un artık bazı senaryolarının konusu da İslam ve Müslüman düşmanlığını oluştur­maktadır. Yani kısacası, İslamofobya artık 1990 yılından önce olduğu gibi sadece marjinal gurupların değil, derin devletlerin içinde yu­valanmış belli bir kesimin resmi veya gayri resmi politikası haline gelmiştir. Eski ABD başkanı George W. Bush, 11 Eylülden sonra yeni bir haçlı seferinin başladığını söylemişti. Askeri olarak Irak ve Afganistan işgal edilmesi neticesi yüzbinlerce Müslüman öldürüldü. Milyonlarca yetim ve dul geride kaldı. Savaşın yok ettiği iflas etmiş ekonomi yüzünden her gün Irak ve Afganistan da yüzlerce insan da hastalıktan, ilaçsızlıktan ölüyor. Herkes bunu görüyor, biliyor, ancak asıl yapılan tahribat kanaatimce 1990 yıllardan başlayarak 11 eylül terör olayı ile yeni Neo oryantalizmin medya, akademik ve entellektüel dünyasında başlatılması oldu. İslam ve Müslüman aleyhtarlığı popüler hale geldi. Binlerce kitap, onbinlerce makale yayınlandı ve hala yayınlamaya devam ediyor. Internet İslam ve Müslüman aleyh­tarlığının kaynağı oldu. Bu tahribat dünya barışına en büyük darbeyi vurdu ve bunun tamiri belki çeyrek asır hatta yarım asır ister.

İslamofobya öyle bir noktaya vardı ki, İslam ülkelerinde Batı ürünlerine alternatif olarak üretilen her şey Batıda bazıları ekonomik cihad olarak adlandırılıyor. Örneğin Avrupa Milli Güven­lik Enstitüsü öğretim üyesi Profesör Zachary Shore “Breeding Bin Ladens” adlı eserinde meşrubat endüstrisinde Zamzam Kola, Cola Turka, Kıble Kolayı izah ederken aynı şekilde Batı aleyhtarı ve Bin Ladin in Amerika mallarını boykot ile irtibatlandırarak ekonomik cihad olarak okuruna yansıtıyor. Hâlbuki ekonomide serbest piyasa kuralı Batının önemli ve değişmez bir prensibi olarak bilinir. Ancak bir Müslüman ülkenin veya müslümanların sahip olduğu herhangi bir şirketin bir şey üretmesini sokaktaki düz bir insan değil, Avrupa Milli güvenlik uzmanı olan bir akademisyen, Üsame Bin Ladin ve terörle irtibatlandırıyor. O zaman serbest piyasa deyince sadece ken­dileri için mi düşünüyorlar sorusunu akla getirir.

Bütün bunlara rağmen İslamofobya ile alakalı Batıda gayet müsbet fikirler ve güzel akademik çalışmalar da var. Bu çalışmaların bazı politikacıları etkilediğini de görmekteyiz. Türkiye’yi Mart 20’deki ziyaret öncesi Zaman gazetesine demeç veren Finlandiya Cumhurbaşkanı Tarja Halonen, son dönemlerde artış gösteren İslam karşıtlı­ğının Avrupa için tehlike oluşturduğunu söylemesi çok önemli bir tespittir. Buna benzer ifadeleri başka sağduyulu politikacılar da ifade etmiştir.

İslamofobya ile ilgili Batıdaki akademik çevrelerin çalışmaları doğrusu beni şaşırttı. Araştırmama başlamadan önce lehte ve doğ­ru tespitleri olan bu kadar kitap ve makale yayınlandığını bilmiyordum ve tahmin de etmiyordum. Hemen şunu da ifade edeyim ki, bu araştırmaların bir kısmı gayet akademik ve tarafsız araştırmalardan ibarettir. Ancak, şu da bir gerçektir ki, bu çalışmalar halihazırdaki dünyada İslam ve Müslümanların aleyhindeki konjöktür nedeni ile, Batıdaki medya, entellektüel çevre ve hükümetler nezdinde pek az yankı buluyor. Bazıları alarm zillerini çalıyorlar ama ilgililerden bu tehlikenin farkında olanlar çok az. İslam ve Müslümanlar aleyhine medyada o kadar çok haber var ki, müsbet manada yazılan bu akademik çalışmaların duyulma şansı ya hiç yok veya çok az. Örneğin sadece Norveç’te bir yıl içinde İslam ve Müslümanlar hakkında yaklaşık yetmiş yedi bin haber yapılırken ülkenin başbakanı hakkında yapılan haber yetmiş dört bindir. Haberlerin yaklaşık yüzde 90 Islamın ve Müslümanların aleyhinde olurken, Batı toplumun cad­delere dökülüp Müslümanları öldürmediğine şükretmek lazım. Bu tür haberler bazı kimselerde nefret duygusunu arttırmakta ve za­manla terör ve şiddete dönüştürmektedir. Nitekim 77 kişiyi öldüren Anders Brevick’in bu ülkede çıkması tesadüfi değildir. Kanaatimce Batılı toplumun eğitim seviyesinin yüksek olması, İslamofobyanın pek çok vahim neticelerine engel olmaktadır. Eğer Batılı Ortaçağda­ki gibi cahil olsaydı, bu kadar yalan yanlış haberlerden dolayı çoktan haçlı seferleri başlamış olurdu.

Ayrıca bazı siyasi liderlerin de konuya müsbet ve sağduyulu yak­laşımı daha vahim olayların çıkmasını engellemektedir. Bütün bun­ların yanında Batı ülkelerindeki hali hazırdaki kanunlar, ırkçılığa ve ayırımcılığa karşıdır. Bu ise, kan dökülmesine karşı şimdilik bir sigorta gibidir. Ancak bu ne kadar böyle gider, bilinmez. Batıda İslamofobya ile ilgili yayınlanan raporlar işin vahametini göstermekte ve bunu gören bazı devlet ya da hükümet adamları bazı tedbirler aldıklarıda bilinmektedir. Ancak bu kadar aleyhte propaganda karşısında bu tedbirlerin çok az etkisi olmaktadır.

İslam ülkelerindeki bazı hükümetlerde son yıllarda bu konu üzerinde farklı çalışmalar yapmaktadırlar. Özellikle İslam konferansı Teşkilatı (IKT), yeni adi ile İslam İşbirliği Teşkilatı (IİT) İslamofobyayı izleyen bir komite kurması ve bu izleme komitesinin hazırladığı raporları her yıl hükümet ve devlet yetkililerine ve dünya kamuoyuna sunması çok güzel bir çalışmadır, ancak yeterli değildir. Bununla birlikte IİT’nin son dört yıldır yayınlan raporları kısmen ses getirmeye başladığını da görmek mümkündür. Batı ülkelerindeki medyada yayınlanan bu kadar İslam ve Müslüman aleyhtarlığı, İs­lam ülkelerindeki medya ve akademik camia konuya ilgisiz kalmakta veya yeterince ilgi duymamaktadırlar. Tabii olarak bu konu ile alaka­lı yeteri kadar kamuoyu oluşturulmamaktadır. Konuyu araştırırken bu acı gerçeği de müşahede ettim.

Bu araştırmamı yaklaşık iki kusur yılda tamamladım. Konu ile ilgili özellikle İngilizce yazılmış, yüzün üzerinde kitap, yüzlerce makale ve binlerce medya haberini tetkik ettim. Ayrıca İslamofob­ya ile ilgili haberleri elimden geldiği kadar İngilizce, Türkçe ve kıs­men Arapça kaynaklardan takip ettim. Hemen şunu belirteyim ki, bu konuya en duyarlı olabilecek İslam ülkelerindeki muhafazakâr medya bile, Batıdaki İslamofobya hakkında çok az haber yapmakta veya konu ile ilgili haberleri yayınlama cesareti gösterememektedir. Yani İslamofobyanın dünyaya duyurulması konusunda Müslüman ülkelerindeki medya sınıfta kaldı diyemesek bile, sınıfı geçtikleri hiç söylenemez.

Bu araştırmayı yaparken daha ziyade Batıda yayınlanmış İngi­lizce kaynaklardan istifade ettim. İslamofobyayı 2008 yılından beri yakından takip eden, İslam Konferansı Teşkilatının web sitesi ve di­ğer yayınlanmış makale ve raporlar araştırmama ışık tuttu. Ayrıca, kısa adı CAIR olan ve merkezi Washingtonda bulunan fakat ABD de 40’ın üzerinde eyalette örgütlemiş bulunan “Council on American Tslamic Relations”, Amerika İslam İlişkileri Konseyinin İslamofob­ya ile ilgili raporları da benim için ikinci bir ana kaynak oluşturdu. Bütün bunlara ilaveten bu sahada çok değerli eserler vermiş, İsla­mofobya veya İslam konusunda uzman önemli Batılı bilim adamla­rından John Esposito, Michael Selis, Brigitte L. Nacos, Oscar…

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarın Diğer Kitapları

Men-e-men Birazoku

Aynı Kategoriden

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur