Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Mina de Vanghel
Mina de Vanghel

Mina de Vanghel

Stendhal

Fransa’da yaşayan eğitimli, varlıklı genç bir Alman kadın olan Mina de Vanghel, evli bir adama âşık olur. Ancak bu aşk oyunu gerçek bir saplantıya…

Fransa’da yaşayan eğitimli, varlıklı genç bir Alman kadın olan Mina de Vanghel, evli bir adama âşık olur. Ancak bu aşk oyunu gerçek bir saplantıya dönüşür ve kadın kahramanı deliliğin eşiğine sürükler.

Mina karakteri geleneksel cinsiyet rollerinin tersine çevrilmesini temsil eden güçlü bir kadın olmanın yanı sıra ataerkil ve kadın düşmanı topluma dair somut gerçekliği de yansıtır.

Mina de Vanghel felsefe ve hayal gücü diyarında, Königsberg’de doğdu. 1814’te, Paris Muharebesi’nin sonlarına doğru Prusya Generali Kont de Vanghel saraydan ve ordudan ansızın ayrılmıştı. Bir akşam, emrindeki askerlerin zafer kazandığı kanlı bir muharebenin ardından, Champagne bölgesindeki Craonne’da kuşku düşmüştü yüreğine: Bir halkın, başka bir halkın kendi maddi ve manevi varlığına yön çizerken benimsediği mahrem ve akılcı tutumunu değiştirmeye hakkı var mıdır? Bu büyük soruyla cebelleşen general, bir yanıt bulana dek kılıcına davranmayacağına ant içip Königsberg’deki mülküne çekildi. Her adımı Berlin polisince takip edilen Kont de Vanghel bütün ilgisini felsefi tefekküre vermişti ancak biricik kızı Mina’ya hasretti. Birkaç sene sonra da kızına muazzam bir servet, dermansız bir anne ve sarayın gözünde yitirilmiş bir itibar bırakarak genç sayılabilecek yaşta öldü – ki itibar kaybı, mağrur Almanya’da az buz şey değildir. Mina de Vanghel’in –bu felaketi karşılayan bir paratoner olarak– Doğu Almanya’nın en soylu soyadlarından birini taşıdığı doğruydu. Henüz on altı yaşında olmasına rağmen babasının çevresindeki genç askerlerde uyandırdığı his daha şimdiden hayranlık ve heyecandı; bu genç subaylar, Mina’nın bakışlarına ara sıra yerleşen o hülyalı ve hüzünlü ışıltıya düşkündü.

Aradan geçen bir senenin ardından matemi sona erdi ama babasının ölümüyle düştüğü keder dinmedi. Madam de Vanghel’in arkadaşları o korkunç mu korkunç ince hastalık lafını mırıldanmaya başladılar kendi aralarında. Gelgelelim Mina de Vanghel matem süresi dolar dolmaz, uzaktan akraba olma şerefine nail olduğu yüce bir prensin sarayında boy göstermek mecburiyetindeydi. Kızının romanesk fikirlerinden ve yaşadığı derin ıstıraptan ötürü etekleri tutuşan Madam de Vanghel, grandükün topraklarının başkenti olan C…’ye doğru yola koyulurken, Mina’nın münasip bir evlilik ve belki birazcık da aşk marifetiyle kendi yaşına yakışan fikirleri tekrar benimseyeceğini umuyordu.

“Nasıl isterdim,” dedi kızına, “bu ülkede evlendiğini görmeyi!” “Bu nankör ülkede mi!” diye karşılık verdi Mina düşünceli bir edayla, “Babamın aldığı yaraların ve yirmi sene gösterdiği fedakârlığın karşılığını olabilecek en aşağılık biçimde, polis gözetimiyle ödeyen bir ülkede mi! Olmaz, din değiştirip bir Katolik manastırı köşesinde rahibe olarak ölürüm daha iyi!” Mina, saray hayatını yurttaşı Auguste Lafontaine’in romanlarından biliyordu yalnızca. Albani1 resimlerinden fırlamış bu sahneler, kralın yaverliğini yapan huysuz ama iyi yürekli genç bir albayın ayartmalarına hasbelkader maruz kalan zengin bir kadın vârisin aşklarını tasvir eder çoğunlukla.

Mihenk taşı para olan bu aşk, dehşete düşürüyordu Mina’yı. “Evliliklerinin birinci senesinde,” dedi annesine, “evliliği sayesinde koca tümgeneralliğe terfi ettiğinde, kadınsa müstakbel kraliçenin nedimesi olduğunda, böyle bir çiftin sürdüğünden daha bayağı, daha yavan bir hayat olabilir mi! İflas etseler mutluluklarından geriye ne kalır ki?” Auguste Lafontaine romanlarının kendisine hazırladığı engellerden bihaber olan C. grandükü, Mina’nın muazzam servetini sarayında tutmak istiyordu. İşin daha da fenası, yaverlerinden biri –belki de üstlerinin müsaadesiyle– Mina’ya kur yapıyordu. Almanya’dan kaçıp gitmeye karar vermesi için başka bir nedene ihtiyacı yoktu Mina’nın. Böyle bir şeye kalkışmaksa yeterince kolaydı. “Anneciğim,” dedi bir gün, “bu ülkeyi terk edip başka bir yerde yaşamak istiyorum.” “Sen böyle konuşunca bir ürperti geliyor üzerime, zavallı babanı hatırlatıyor bana gözlerin,” dedi Madam de Vanghel. “Pekâlâ! Yansız davranacağım, otoritemi hiç kullanmayacağım; fakat yabancı ülkelere seyahat etmek için gerekli izin kâğıdını grandükün nazırlarından rica etmemi bekleme benden.”

Mina çok bedbahttı. O alabildiğine hoş ve büyük mavi gözleriyle, güzide edasıyla kazandığı sükse, saray efradı Mina’nın yüce majestelerininkilere ters düşen düşünceler beslediğini öğrenince hızla sarsılmıştı. Bu minvalde bir seneden fazla bir zaman geçti, Mina o olmazsa olmaz izin kâğıdını almaktan umudunu kesti. Erkek kılığına girip pırlantalarını satarak hayatta kalmayı umduğu İngiltere’ye kaçma planları kurdu. Madam de Vanghel, Mina’nın ten rengini değiştirmek için epey tuhaf denemelere giriştiğini bir tür dehşetle fark ediyordu. Çok geçmeden de Mina’nın kendine erkek kıyafetleri diktirdiğini öğrendi. Mina ne zaman at sırtında gezintiye çıksa grandüke bağlı bir muhafızla karşılaştığını fark etti, gelgelelim babasından aldığı Almanlara has hayal gücü sayesinde bu gibi zorluklar onu kaçma girişiminden caydırmak şöyle dursun, bunu daha da cazip hale getiriyordu.

Mina farkına bile varmadan Kontes D.’nin gözüne girmişti; grandükün metresi Kontes D. insanın görüp görebileceği en fevkalade ve romantik kadındı. Bir gün kontesle at sırtında gezintiye çıkan Mina, kendisini uzaktan takip eden bir muhafızla karşılaştı. Sabrı tükenen Mina kaçış planını kontese açtı. Birkaç saat sonra Madam de Vanghel’in eline bizzat grandükün kaleme aldığı, Bagnères kaplıcalarından istifade etmesi için kendisine altı aylık izin tanıyan bir pusula geçti. Akşam saat dokuzdu, saat onda iki kadın yola koyulmuştu ve bereket ki ertesi sabah, grandükün nazırları uyanmadan sınırı geçmişlerdi. Madam de Vanghel ile kızı, Paris’e 182… kışı başında vardılar.

Mina diplomatların katıldığı balolarda büyük sükse yaptı. Birkaç milyonluk servetin bir Fransız çapkına kurban gitmesine ihtiyaten engel olmakla görevlendirildikleri söyleniyordu bu beyefendilerin. Almanya’da, Parisli genç erkeklerin kadınlarla ilgilendikleri sanılır hâlâ. On sekiz yaşındaki Mina, Almanların bu varsayımlarına rağmen, aklıselimin galip geldiği aydınlanmalar yaşamaya başladı; hiçbir Fransız kadınla dostluk kuramadığını fark etti. Tanıştığı her kadın onu aşırı bir nezaketle karşılıyor, altı haftalık bir tanışıklığın ardından, dostluğa ilk günkünden daha mesafeli oluyordu.

Hal ve tavırlarında Fransız inceliğini felce uğratan kaba ve nahoş bir şeyler olduğunu düşünüyordu ıstırap içinde. Böyle tartışmasız bir üstünlüğe bu kadar tevazunun eşlik etmesi görülmüş şey değildi. Keskin bir tezatlıktan ötürü, Mina’nın aldığı kararların coşkusu ve aniliği, çocukluğun tüm naifliğini ve sevimliliğini taşımaya devam eden yüz hatları altında gizleniyordu ve bu çehre, sağduyuya işaret eden o daha ağırbaşlı havayla asla bozulmuyordu. İşin doğrusu sağduyu hiçbir zaman Mina’nın karakterinin göze çarpan özelliği olmamıştı.

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Kırmızı ve Siyah ~ StendhalKırmızı ve Siyah

    Kırmızı ve Siyah

    Stendhal

    KÜÇÜK ŞEHİR Franche-Comte’nin en şirin kasabası diye adlandırılan Verrieres kırmızı kiremitlerle örtülü sivri çatılara sahip beyaz evleri, dönemeçleri bile gür kestane öbekleriyle kendini hemen...

  2. Parma Manastırı ~ StendhalParma Manastırı

    Parma Manastırı

    Stendhal

    General Bonaparte, 15 Mayıs 1796’da Lodi Köprüsü’nü geçen o genç ordusunun başında Milano’ya girdi İskender’le, Sezar’a bunca yüzyıl sonra bir halef çıktığını dünyaya gösterdi....

Men-e-men Birazoku

Aynı Kategoriden

  1. Parma Manastırı ~ StendhalParma Manastırı

    Parma Manastırı

    Stendhal

    General Bonaparte, 15 Mayıs 1796’da Lodi Köprüsü’nü geçen o genç ordusunun başında Milano’ya girdi İskender’le, Sezar’a bunca yüzyıl sonra bir halef çıktığını dünyaya gösterdi....

  2. Yolluk ~ Yavuz TürkYolluk

    Yolluk

    Yavuz Türk

    “Yüzme bilmem. Yükseklik korkum var. Loş ışıktan hoşlanırım. Küçükken iyi bilyalı yapardım. Bazıları bunu ‘tornet’ olarak bilir. Oğlumun ensesini öpmeyi severim. Hâlâ okumadığım Dostoyevskiler...

  3. Ayaşlı ile Kiracıları ~ Memduh Şevket EsendalAyaşlı ile Kiracıları

    Ayaşlı ile Kiracıları

    Memduh Şevket Esendal

    Memduh Şevket Esendal, 1934 yılında Vakit gazetesinde tefrika edilen, daha sonra yine aynı yıl kitap olarak yayımlanan romanı Ayaşlı ile Kiracıları’nda yeni yapılmış bir...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur