Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Nefret Söylemindeki Zarar
Nefret Söylemindeki Zarar

Nefret Söylemindeki Zarar

Jeremy Waldron

“Bu kitap … modern hukuk felsefesi ve önde gelen davaların zarif bir sentezi olduğu kadar Ronald Dworkin, C. Edwin Maker gibi önde gelen hukuk…

“Bu kitap … modern hukuk felsefesi ve önde gelen davaların zarif bir sentezi olduğu kadar Ronald Dworkin, C. Edwin Maker gibi önde gelen hukuk teorisyenlerinin pozisyonlarını eleştirmektedir…”
S. B. Lichtman, Choice

“Bu kısa, anlamlı kitapta Waldron, okuyucudan –en azından– nefret söyleminin, hedef aldığı kişilerin gözünden nasıl hissedildiği üzerine düşünmelerini ister… Öyle ki bu şekilde, herkes ‘evinden çıktığında ayrımcılığa veya hakarete uğramayacağını veya terörize edilmeyeceğini bilebilsin.’”
Kate Tuttle, The Boston Globe

“Liderlerimizin nefret söylemini kullanmaktan kaçınmaları gerektiğini söylemekle birlikte nefret söylemini kullanan herkesi kınamaları gerektiğini de zarif ve ikna edici şekilde savunmaktadır…”
John Paul Stevens, The New York Review of Books

“Waldron’un incelemesi öncelikli olarak nefret söylemi düzenlemelerinin felsefi bir savunmasıdır.”
Daniel Townshend, The American Prospect

“Bu müthiş bir kitap. Karmaşık düşünceleri ulaşılabilir ve ikna edici bir şekilde iletmektedir.”
Katharine Gelber, Times Higher Education

“Waldron’un nefret söylemi ve –kadının karalanması bakımından– pornografi arasında kurduğu benzerlik özellikle kayda değerdir.”
Kirkus Reviews

İçindekiler
Sunuş 13
Teşekkür 19
Birinci Bölüm
Nefret Söylemine Yaklaşım 21
1. Onur ve Güvence 21
2. İki Kitap İnceleme Hikâyesi 26
3. Benim Mütevazı Niyetim 32
İkinci Bölüm
Anthony Lewıs’in Nefret Ettiğimiz Düşünceler İçin
Özgürlük Kitabı
39
Üçüncü Bölüm
Nefret Söylemine Neden Gruba Yönelik Hakaret
Demeli?
56
1. Nefret Söyleminin Çağrıştırdığı Anlamlar 56
2. Grup Karalama 62
3. Hakaret Çeşitleri 65
4. Suç Oluşturan Hakaret ve Düzensizlik 71
5. Beauharnais v. Illinois (1952) 72
6. Bireyler ve Gruplar 78
7. Grup İtibarına Yönelik Saldırı 82
8. Beauharnais ve New York Times v. Sullivan
Karşılaşması
88
Dördüncü Bölüm
Nefretin Görünüşü 92
1. İyi Düzenlenmiş Bir toplum Nasıl Görünür? 92
2. Rawls ve Düşünce Özgürlüğü 96
3. Politik Estetik 98
4. İyi Düzenlenmiş Bir Toplumda Nefret ve Hukuk 106
5. Güvence 110
6. Pornografiyle Analoji 117
7. Rakip Toplumsal Faydalar 121
8. Açık ve Mevcut Tehlike 125
9. Hukukun Üstünlüğü ve Bireylerin Rolü 126
11. Geçiş ve Güvence 129
Beşinci Bölüm
Onurun Korunması veya Rahatsız Edilmekten
Korunma
133
1. Onur Kırıcılık ve Rahatsız Olma Arasındaki Ayrım 133
2. Karışıklıklar 139
3. Irksal Sıfatlandırmalar 144
4. Dinsel Nefret ve Dinsel Rahatsız Olma 147
5. Aldırış Etmemek 157
6. Kimlik Politikasının Tehlikeleri 161
7. Onur Kavramı Çok mu Muğlaktır? 167
Altıncı Bölüm
C. Edwın Baker ve Otonomi Argümanı 175
1. Düşünce Özgürlüğünün İstisnaları 175
2. Dürüst Bir Vaka Ortaya Koymak 179
3. ‘İçeriğe Dayalı’ Bir Sınırlama 183
4. Fikirler Pazarı 188
5. Koz olarak Düşünce Özgürlüğü 190
6. Ed Baker ve Kendini Açığa Vurma 193
Yedinci Bölüm
Ronald Dworkın ve Meşruluk Argümanı 206
1. Dworkin’in Argümanı 207
2. Dworkin’in Argümanı Sınırlandırılabilir mi? 215
3. Meşruluğun Anlamı Nedir? 217
3. Meşruluk Bir Derecelendirme Meselesi midir? 220
4. Ciddi Bir Uyuşmazlığın Sona Ermesi 225
5. Robert Post, Toplum ve Demokrasi Üzerine 231
6. Hükümete Güvensizlik Duyulması 235
Sekizinci Bölüm
Tolerans ve İftira 239
1. Osborne’nin Davası 239
2. Tolerans Anlayışı 243
3. Nefret Söylemi Üzerine Philosophesler 246
4. Toplumsallaşabilirlik 256
5. Yorumlama ve Kazı 258
6. Kötüleme Üzerine Voltaire 264
7. Tolerans Literatürü ve Nefret Söylemi Literatürü 269
Dizin 272

Sunuş

Nefret söylemi ve ifade özgürlüğü tartışmalarına baktığımızda, bu iki kavram arasında karşı konulmaz bir gerilim olduğunu görürüz. İlkinin sınırlanması –demokratik bir toplumda– ifade özgürlüğüne karşı bir saldırı olarak görülürken, ikincisinin mutlak anlamda ve sınırsızca korunması nefret söylemi türünden ifade biçimlerinin korunması anlamına gelir. Özellikle demokratik toplum bağlamında ve genel tartışmalara bakıldığında ifade özgürlüğünü savunan argümanların baskın geldiği görülür. Çünkü bu türden argüman ifade özgürlüğünün sınırlanmasının topluma daha büyük zarar getireceğini gözler önüne serecek güçtedir. Tarihsel olarak baktığımızda da ifade özgürlüğünün yokluğunda ortaya çıkan baskıcı toplumlar buna büyük bir kanıt oluşturur. Nefret söyleminin kısıtlanması gerektiğini savunan argümanlar bu türden güçlü argüman ve örneklemelere karşı, nefret söylemiyle gelen zararı (hukuksal anlamda da) ortaya koymakla ve ifade özgürlüğünün sınırlanmasını bu bağlamda haklı göstermekle yükümlüdürler. Aksi takdirde nefret söyleminin kısıtlanmasıyla feda edilen hep ifade özgürlüğü ve demokratik toplum yapısının kendisi olarak görülecektir.

Dolayısıyla nefret söyleminin verdiği zararı göstermek konusunda bir açık bulunmaktadır: bu da bu yönde verilecek tüm yasal sınırlamaları haksız göstermektedir. Bu açığı kapatan en önemli filozoflardan biri Jeremy Waldron ve elinizde tuttuğunuz kitabıdır. Waldron (reddemeyeceğimiz bir güçte) nefret söyleminden gelen zarardan söz eder. İfade özgürlüğünün sınırlanmasını kabul etmese bile demokratik yapının ilkelerini benimsemiş her bir kişi –Waldron’un sözünü ettiği– nefret söylemiyle gelen zararı kabul edecektir. Bahsi geçen zarar tam da demokratik toplumların göz ardı etmemesi gereken bir zarardır.

Waldron, demokratik toplum düzeni bakımından ele alındığında, bir söylem biçiminin sınırlanmasının ideal bir durum olmadığını kabul eder. Fakat nefret söylemini sınırlayan toplumların bu sınırlamaları kabul etmeleri nedeniyle onları haksız gösterecek bir durumun da ortaya çıkmadığını belirtir. Aksine, bu sınırlamaları yasa olarak geçirmek onların demokratik bakımdan bir sorumluluğudur. Çünkü, Waldron, insan hakları ve demokratik toplum düzeni bağlamında ülkelerin pozitif bir sorumluluğa (affirmative requirements) sahip olduğunu dile getirir. Örneğin Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmesi devletlere bu türden bir sorumluluk yükler. Bu bir bakıma şu anlama gelir: Demokratik bir toplumun koşullarından biri de belirli durumlarda devletlerin, belirli içerikleri barındıran belirli söylem biçimlerini kısıtlaması gerektiğidir. Çünkü bahsi geçen belirli durumlarda bir ifadenin sınırlanması demokratik toplumun korunması ve gereklerinin yerine getirilmesi için –belirlenen koşullar altında– haklı ve zorunlu görülmektedir. Örneğin asayişi/kamu düzenini bozan (breach of the peace) ifade biçimleri bu durumlardan biridir. Waldron açısından baktığımızda ise nefret söylemiyle tehlikeye atılan (ki demokratik yapının her bir vatandaşı için eşit ölçüde sağlaması gereken) özel türden bir güvence (assurance), toplumsal bir fayda olan bir kapsayıcılık (public good of inclusiveness), eşit vatandaşlık onurudur (the dignity of equal citizenship). Bahsi geçen öğeler demokratik bir toplumda her vatandaşın sahip olması ve yasal olarak korunması gereken ögelerdir. Eğer toplumun bir kısmı nefret söylemiyle karalanarak eşit vatandaşlık statüsünden yararlanamıyorsa hukuksal ve demokratik bakımdan bir sorun ve zarar ortaya çıkar. Bu türden eşitsizliklerin yaşandığı bir toplum demokratik olamayacaktır. Nefret söylemi ifadelerini engellemek demokratik bir toplumun sorumluluklarından biridir. Waldron, bu türden düzensizlikler toplumu tehdit ettiğinde belirli ifade biçimlerinin sınırlanmasının demokratik bir toplumun görevlerinden biri olduğunu düşünür. Dolayısıyla içeriğe dayalı sınırlamaların (content-based restriction) bazılarının demokratik bir topluma doğrudan yarar sağlayacağını savunur.

Bu türden bir bakış açısının karşısına Amerikan demokratik yapısını koyduğumuz zaman demokratik toplumun sorumlulukları ve haklı gördüğü ilkeler tamamen değişir. Çünkü bu türden sınırlamaların –içeriğe dayalı sınırlamalar– devletin tarafsızlığını yok ederek demokratik topluma zarar vereceği düşünüldüğü için tehlikeli görülür. Amerikan sistemi demokratik yapıyı Birinci Anayasa Değişikliği Maddesi’ne (First Amendment) dayanan, neredeyse mutlak anlamda bir ifade özgürlüğü üzerinden belirler. Bu da ifade özgürlüğü olarak belirlenen tüm ifade biçimlerinin istisnasız korunmasının demokratik bir devletin sorumluluğu olduğu anlamına gelir. Dolayısıyla, Amerikan bakış açısında neredeyse mutlak bir özgürlük anlayışı söz konusudur. Fakat bu durumda, sınırlanan hiçbir ifade yok mudur, diye sorabiliriz. Bahsi geçen Anayasa maddesinin koruduğu ifade özgürlüğünün altına düşmeyen çok az ifade biçimi vardır. Bu türden bir koruma altına düşmeyen ifade biçimleri örneğin; kavga eden kelimeler (fighting words) , çocuk pornosu (child pornography), müstehcenlik (obscenity) vb. türünden ifade biçimleridir. Örneğin ırkçı veya bir gruba yönelik karalayıcı ifadelerin çoğunluğu (sınırlı sayıdaki korunmayan ifade biçimlerinden ögeler taşımadıkları sürece) ifade özgürlüğü altında korunmaktadır. Görüleceği üzere Amerika’da ifade özgürlüğünün alanı oldukça geniş, sınırlanan ifade biçimlerinin alanı ise oldukça dardır.

Burada önemli olan konulardan biri bu türden ifade biçimlerinin –Amerika’da– Yüce Divan (Supreme Court) tarafından belirli testlere tabii tutulmasıdır. Örneğin konuyu değerlendiren eyalet yasasının verdiği karar, Yüce Divan’a geldiğinde, öncelikle davanın ele alınacağı kategori belirlenir. Bu kategoriler, sıkı inceleme/irdeleme (strict scrutiny), orta inceleme/irdeleme (intermediate scrutiny) ve rasyonel temel (rational basis) testlerine tutulur. İfade özgürlüğüyle ilişkili davalar genelllikle ilk iki kategori içinde değerlendirilir. Ardından konu o konu bakımından belirlenmiş olunan ölçütler üzerinden ele alınır, örneğin bunların bir kısmı –ki Waldron da kitabın içinde bu ölçütlerden söz eder– açık ve mevcut tehlike (clear and present danger), ihmalkârlık (negligent), art niyet (maliciously) türünden ölçütler üzerinden değerlendirilir. Fakat şu da unutulmamalıdır ki, bahsi geçen kriterler tek bir zamanda tüm davalar için geçerli olmamıştır, zamanla ve Amerika’nın Anglo-Sakson hukuk (common law) ölçütleri içinde gelişmiştir. Yüce Divan’ın yaptığı ise eyalet yasalarınca kişiyi mahkûm eden yasanın (bizim konumuz bakımından) Birinci Anayasa Değişikliği Maddesi’ni ihlal edip etmediğine bakmaktır.

Nefret söylemini sınırlayan yasaları kabul etmiş ülkelerde, nefret söylemi davanın hükmünü ağırlaştıran bir nitelik taşır. Bununla birlikte Amerika’dakine nazaran daha geniş bir alanı kapsar. Kitap içinde de görüleceği üzere Waldron rahatsız olunan (offensive) ve kimlik politikaları (identity politics) üzerinden yapılan ifade biçimleriyle grupların karalanması (group defamation) ve gruplara iftira atılması (group libel) arasında ayrım yaparak ikinci türden ifade biçimlerinin (grupların karalanması ve gruplara iftira atılmasının) yasaklanması gerektiğini düşünür. Amerikan demokratik sisteminde her iki grup da ifade özgürlüğü bağlamında korunur. Çünkü örneğin en azından ilki çok öznel, ikincisiyse zararın bulunması açısından muğlaklık taşır.

Bu durumda ifade özgürlüğü bağlamında en azından iki yaklaşımdan söz edebiliriz. İlki mutlakçı yaklaşım (absolutist approach) diğeri ise dengeleyici (balancing approach) yaklaşımdır. İlki ifade özgürlüğünün mutlaklığı üzerinden ilerler. Waldron’u nefret söylemi tartışmaları içinde dengeleyici yaklaşım içinde konumlandırabiliriz. Bu yaklaşıma göre hakların korunma ve sınırlandırılmasının birbirleriyle ilişki içinde ele alınması beklenir. Örneğin eğer nefret söylemi eşit vatandaşlık onuruna (the dignity of equal citizenship), toplumsal bir fayda olan bir kapsayıcılığa (public good of inclusiveness) ve her ikisinin de güvencesine zarar veriyorsa demokratik bir toplumun gereği olan ifade özgürlüğünün kısıtlanması zorunludur. Çünkü Waldron’a göre ifade özgürlüğünün belirli bir anlamda kısıtlanması tamamen kısıtlandığı anlamına gelmez, Dworkin’e ve Baker’a verdiği karşılık hatırlanacak olursa, aksine hak ve sınırlandırma meselesinin aslında bir derecelendirme meselesi olduğunu ve birine bu hakkın sağlanmasının diğerinin o hakka sahip olmasını engellemeyeceğini (non-crowdably) savunur. Yani nefret söyleminin kısıtlanması, zorunlu olarak ifade özgürlüğünün sınırlanması anlamına gelmemektedir. İnsanlar konuşmalarının tonunu değiştirerek kendilerini hâlâ ifade edebileceklerdir.

Yukarıda sözü edilen konular, Waldron’un duruşunu daha iyi anlayabilmek için yeterli gibi görünmektedir. Waldron’un savunduğu nefret söylemi düzenlemelerine bakılırken bahsi geçen iki ana görüş arasındaki farklılıklar göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca terimlerin İngilizce karşılıkları parantez içinde verilerek ana metinde karşılaşılacak kavramların orijinal kullanımlarına dair bir fikir verilmesi amaçlanmıştır.

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Felsefe Hukuk Felsefesi
  • Kitap AdıNefret Söylemindeki Zarar
  • Sayfa Sayısı280
  • YazarJeremy Waldron
  • ISBN9786257307550
  • Boyutlar, Kapak13.5 x 21 cm, Karton Kapak
  • YayıneviFol Kitap / 2021

Yazarın Diğer Kitapları

Bebhome Kahve

Aynı Kategoriden

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur