Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Osmanlı’da Ahlak Buhranı
Osmanlı’da Ahlak Buhranı

Osmanlı’da Ahlak Buhranı

Çiğdem Oğuz

Birinci Dünya Savaşı’nda Toplum, Siyaset ve Toplumsal Cinsiyet Çok çeşitli orijinal kaynaklara dayanan bu çalışma, bize Birinci Dünya Savaşı sırasında bir İslam İmparatorluğu olarak…

Birinci Dünya Savaşı’nda Toplum, Siyaset ve Toplumsal Cinsiyet

Çok çeşitli orijinal kaynaklara dayanan bu çalışma, bize Birinci Dünya Savaşı sırasında bir İslam İmparatorluğu olarak Osmanlı’nın meşruiyeti açısından çok önemli olan genel ahlak meselesine ilişkin tartışmaların ve bu konudaki gerçeklerin tam ve çok katmanlı bir resmini sunuyor.
Erik Jan Zürcher, Leiden Üniversitesi

Az araştırılmış bir konu hakkında muhteşem bir sosyal ve kültürel tarih kitabı. Ahlaki gerileme ve Müslüman kimliği tartışmalarına odaklanan, cinsiyet ve aileye ilişkin politikaları araştıran Oğuz, bize Birinci Dünya Savaşı sırasındaki Osmanlı iç cephesi ve bunun yol açtığı sosyokültürel dönüşüm hakkında özgün ve uzun zamandır beklenen bir analiz sunuyor.
Daniela L. Caglioti, Naples Feredico II Üniversitesi

Bu kitabın, Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı yıllarına ait sağlam empirik verilerini kullanarak, birbiriyle yarışan ahlak vizyonlarının ve ahlaki kriz üzerine artan söylemin kriz, çürüme, kargaşa ve dönüşüm içindeki bir toplumun durumunu nasıl ve neden yansıttığını anlamak için büyük bir katkı sunduğuna inanıyorum.
M. Asım Karaömerlioğlu, Boğaziçi Üniversitesi

Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında yaşanan siyasi ve toplumsal krizin nedenlerini ve çözümlerini arayan ve bugünkü Türkiye’ye miras kalan birçok fikrî cereyan ortaya çıktı. Her kesim kendi reçetesinde önce toplumun ahlak buhranına çare aradı. Çiğdem Oğuz, ideolojilerin uğrak noktası hâline gelen bu tarihsel olguya geç dönem Osmanlı siyasi düşünce tarihinden günümüz Türkiyesi’ne derinlikli bir bakış sunuyor.

İÇİNDEKİLER

Şekiller ve Haritalar 10
Teşekkür 11
Kısaltmalar 14
1
Giriş 19
2
Ahlak Üzerine Entelektüel Tartışmalar ve Ahlak
Buhranı Yorumları: Dinî Ahlaka karşı Seküler
Ahlak
55
3
Genel Ahlak, Fuhuş ve Kültürel Algılar 124
4
Söylem ile Gündelik Gerçekler Arasında Ahlak 176
5
Ahlaki Çöküşün Merkezindeki Aile: Osmanlı
Müslüman Ailelerinin Korunmasını ve Islahını
Hedefleyen Mevzuat
206
6
Geçmişten Günümüze Ahlak Buhranı Üzerine Bir
Tartışma ve Sonuç
262
Kaynakça 284
Dizin 312

1
Giriş

Birinci Dünya Savaşı tarihyazımında cephe gerisine yönelik akademik ilginin artmasından çok daha önce, Türk akademisyen ve aynı zamanda savaş yıllarına tanıklık eden bir gazeteci olan Ahmed Emin (Yalman), tanınmış eseri Birinci Dünya Savaşı’nda Türkiye kitabında “Savaşın Ahlakı” başlıklı bir bölüm yazmıştı. Bu bölümde, Türkiye halkının ahlaki açıdan, savaşın ekonomik ve toplumsal etkilerine direnmeye karşı herhangi bir hasmından çok daha az hazırlıklı olduğunu ve savaşın getirdiği mahrumiyetin toplumda ahlaki bir düşüklüğe yol açtığını ileri sürmüştü.1 Farklı ideolojik kökenlere sahip birçok başka Osmanlı Türk entelektüeli, 20. yüzyılın şafağında sürekli ahlak buhranı meselesinden bahsetmişti, onlara göre bu buhran Birinci Dünya Savaşı yıllarında doruk noktasına ulaşmıştı. Peki, bu ne anlama geliyordu ve bu sorun nasıl ortaya çıkmıştı? Ve sonuç olarak asırlık bir imparatorluğun dağılmasına yol açan bir savaşın ortasında ahlakın tartışılmasını nasıl anlamlandırabiliriz?

Bu çalışma, ahlak buhranı polemiklerini ve bu polemiklerin Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı cephe gerisindeki ön koşullarını açıklamayı amaçlıyor ve ahlakla ilgili tartışmaların bu özel dönemde önemli siyasi, toplumsal ve kültürel tezahürleri olduğunu ileri sürüyor. Burada “ahlak”, dönemin toplumsal ve siyasi çalkantılarını deneyimleyen Geç Dönem Osmanlı toplumunun kültürel ve sosyal dönüşümünü görmenin anahtar kavramıdır.

Bu konuya dair ilgim, aynı zamanda ahlakın modern Türkiye’nin toplumsal ve siyasi ortamındaki merkezî konumundan da kaynaklanmaktadır. Yaşam tarzı hakkındaki tartışmalarla iç içe geçmiş güçlü bir ahlak söyleminin Türk kimliğinin bir parçası olduğu ileri sürülebilir. Her Türk vatandaşı, “Avrupa’nın teknolojisini benimseyeceğiz, ahlakını değil” düsturunu bilir. Buna ek olarak, “din”, “ataerkillik” ve “gelenek” terimlerini işe koşan ahlaki söylemler gündelik hayatta –özellikle Türkiye’nin taşra kentlerinde– hüküm sürmekte ve böylece mevcut toplumsal düzene yönelik potansiyel meydan okumaları bastıran önemli bir dinamik oluşturmaktadır. İlerleyen bölümler, günümüz Türk toplumunun fay hatlarının, Geç Dönem Osmanlı İmparatorluğu’nun sosyopolitik bağlamında nasıl temellendiğini farklı şekillerde tasvir etmektedir.

Birinci Dünya Savaşı, sadece imparatorluğun topraklarının dağılmasına değil, yanı sıra imparatorluğun Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerine kurulacağı sosyokültürel dönüşüme de yol açmıştır. Geç Dönem Osmanlı entelektüellerinin Müslüman-Osmanlı kimliğinin önemli bir parçası olan ahlaka dair sürekli devam eden tartışmalarına rağmen bu alan, birkaç çalışma dışında, Osmanlı-Türk tarihyazımında genellikle bakir kalmıştır. Diğer yandan ahlak tartışmalarının dinle, özellikle de İslam’la yakından ilişkili olması nedeniyle, konu ilahiyatçılarca uzun uzadıya çalışılmıştır.2 Bu tür çalışmaların tekrarlanan bir özelliği, ahlaka dair Geç Dönem Osmanlı metinlerini (özellikle Osmanlı İslam âlimleri, ulema tarafından yazılmış metinleri), tarih dışı, hayat boyu rehber edinilecek zamansız metinlermiş gibi ele almalarıdır. Oysa bu ahlak metinlerine yakından bakıldığında, söz konusu dönemin sosyal ve siyasi koşullarından kaynaklanan entelektüel tartışmaların bağlamı ortaya çıkmaktadır. Bu durum, sözü geçen metinlerdeki söylemlerin etkilerinin sadece ortaya çıktıkları dönemle sınırlı kaldıkları anlamına gelmez. Ahlaka dair bu tarihî tartışmalar, bugün tartışılan kültürel ve toplumsal kodların üslubunu ve tutumlarını da şekillendirmiştir. Günümüzdeki ahlak tartışmaları, Türk toplumunda –ve ayrıca diğer Ortadoğu ülkelerinde– ideolojik ve kültürel çatışmalara paralel olarak hâlâ devam etmektedir.

Geç Dönem Osmanlı İmparatorluğu’nda ahlak buhranı olarak nitelenen bu konuda çalışmaya başladığımda, aklımda daha sonra fikrimi değiştirmek zorunda kaldığım iki varsayım vardı. İlk varsayımım, “ahlak buhranı” kavramının ekonomik zorluklar sebebiyle fuhuşun yaygınlaşmasından kaynaklanan toplumsal paniğin bir yansıması olduğuydu. İkinci varsayımım ise Osmanlı cephe gerisinde genel ahlakın korunmasına yönelik birçok cezaî tedbir alınmış olduğu yönündeydi. Bu son varsayımın ortaya çıkma nedeni, kısmen savaş döneminin olağandışı yapısından aldığı otoriter güçle Osmanlı Devleti’ni yöneten tek partiden –İttihat ve Terakki Cemiyeti’nden (İTC)– kaynaklanıyordu. İlk varsayımımdaki fuhuşun aslında ahlaki tartışmaların ana başlığı olduğu doğruydu ancak fuhuş ile ahlaksızlık arasındaki nedensel bağlantının yönü, varsaydığım gibi değildi. Yani birbirine paralel birçok söylemde fuhuş, ahlaki çöküşün sebebi olarak kabul edilmemiş, daha ziyade bu çöküşün sonuçlarından biri olarak ele alınmıştı. Ayrıca fuhuşun tanımı, varsaydığımdan daha genişti ve her türlü ahlaka aykırılığı içeriyordu. Yanı sıra bu durum fuhuşun, daha geniş bir ahlaki çöküş tartışmasının küçük bir parçası olduğu anlamına geliyordu. İkinci varsayımımdaki İTC Hükümeti’nin, genel ahlakın muhafaza edilmesinin büyük öneminin tamamen farkında olduğu doğruydu; ancak tartışmalar ne kadar hararetli olursa olsun, hükümet hiçbir zaman cezaî tedbirler –en azından beklendiği kadar sert tedbirler– getirmemişti. Savaş döneminde yeni tedbirlerin getirileceğine dair birçok söylentiye rağmen hükümet, genel ahlakın ihlallerini geniş bir çerçevede tanımlamış ve son kararı mahkemelerin takdirine bırakmıştı.

Bununla birlikte ahlaki kaygılar, gerçekten de devletin aileye müdahalesinde önemli bir rol oynamıştır. Osmanlı vatandaşlarının onurunu korumak, seferberlik çabaları çerçevesinde önemliydi. İmparatorluğun itibarı ve Müslüman kimliğinin zarar görmesine dair kaygılarla yakından ilişkili olan fuhuş ve fuhuşa bağlı ahlaksızlıkların ortadan kaldırılması sırasında, savaşın toplumsal yıkıcılığına dair korkular, devlet müdahalesinin sınırlarının yeniden gözden geçirilmesini öncelikli hâle getirmiştir. Bazı durumlarda, kadın ticareti ve fuhuş biçimindeki ahlak dışı davranışlar, milli güvenlik gerekçesiyle kovuşturulmaya tabi tutulmuştur. Yine de, 1920’deki içki yasağı ve 1930’daki fuhuş yasağı dâhil, genel ahlakın korunmasında medet umulan cezai tedbirleri icra edecek olan, şaşırtıcı bir biçimde, savaş döneminin İTC Hükümeti değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin Ankara Hükümeti olmuştur. Bu çalışmanın detaylı argümanlarını sunmadan önce, okuyucuya kavramsal ve bağlamsal bir çerçeve sunmak istiyorum.

Oxford Sözlüğü, ahlakı, “Kötü ve iyi ya da doğru ve yanlış davranış arasındaki ayrımla ilgilenen ilkeler” olarak tanımlar.3 Osmanlı Türkçesinde ise ahlak kelimesi, Arapça kökenli “huluk” veya “hulk” kelimelerinin çoğul hâlidir. Şemseddin Sami’nin meşhur sözlüğü Kâmûs-i Türkî ise ahlakı “. . . ya yaratılış ya da eğitim yoluyla insanların sahip olduğu ruhani ve içsel durum” olarak tanımlar.

Bu temel tanımları aklımda tutarken, bir ahlak felsefesi analizinden kaçındığım kadar, ahlakın katı bir tanımını yapmaktan da kaçınıyorum ve bunu konuyu bir tarihsel bağlama oturtma çabasıyla yapıyorum. Bu çalışma, okuyucunun ahlak görüşünü katı bir tanımla kısıtlamak yerine, ahlak ile etik arasındaki Hegelci ayrımı aşan geniş bir ahlak anlayışını takip etmektedir. Bir sosyal ve kültürel tarih çalışması olarak birincil kaynaklarda ahlak ya da ahlaksızlık olarak nitelendirilen veya tanımlanan her şey, analizimizin kapsamına girmektedir. Bu kapsam, yapılan çalışmanın felsefi ve sosyolojik analizlerin önemini inkâr ettiği anlamına gelmediği gibi, aksine bu analizlerden sosyolojik analizlerin ahlaki çalışmalarda tuttuğu ayırt edici yere bağlı olarak Osmanlı entelektüellerinin çalışmalarının daha iyi anlaşılması yolunda sosyolojik analizden faydalanmaktadır. Çalışma boyunca ahlakı, savaşın daha geniş bağlamında hem dışsal hem içsel gelişmeleri kapsayan birçok aktörün dâhil olduğu tartışmalı bir alan olarak değerlendirdim. Bu aktörler, devlet elitlerinden sıradan insanlara ve askerlerden entelektüellere kadar çeşitlilik göstermektedir.

Benzer şekilde çalışma, “ahlak buhranı”nın tek bir tanımını sunmaktan da kaçınmaktadır. Bunun yerine, bu kavramın biçimsel açıdan soyut olduğunu, ancak belirli olguları tanımlamada kullanıldığı zaman anlaşılacağını iddia ediyorum. Ahlak buhranının sadece fuhuşun yayılmasının bir sonucu olduğunu düşünen genel kanının aksine bu çalışma, geniş bir ahlak anlayışı ile toplumsal, kültürel ve siyasi dinamikleri kapsayan özgün bir bakış açısı önermektedir. “Ahlak buhranı” kavramı, genellikle Osmanlı Müslümanlarında, kamu yararı pahasına bireysel menfaatlerin izinden gitmenin ortaya çıkardığı ahlaki ve toplumsal değerlerin bozulmasına atıfta bulunmak için kullanılır. Bildiğim kadarıyla dönemin ahlaka dair yorum yapan hiçbir entelektüeli, ahlak buhranının varlığını reddetmemiştir. Ancak bu entelektüellerin [ahlaki] çöküşe dair tanımları ve çözümleri farklıdır. Birinci Dünya Savaşı’nın bağlamı, tartışmaların özelliklerine dair derin bir anlayış sağladığından, ahlaki çöküşün belirli ön koşullarını savaş bağlamıyla sınırlandırmaya çalışacağım.

Osmanlı İmparatorluğu tarihine kısa bir bakış, 19. yüzyıldan çok daha önceki toplumsal ve siyasi hayatta da ahlaki söylemlerin önemli bir yeri olduğunu gösterir. Örneğin nasihatnâmeler (nasihat edebiyatı), erken modern Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ahlaki söylemlere ve saiklere örnek teşkil eder. 16. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan ve 18. yüzyıla kadar devam eden bu edebî tür, görgü kurallarını öğretmeye ve devlet adamlarına çeşitli konularda tavsiye vermeye çalışmıştır. Bunlar, Machiavelli’nin Prens’i gibi Avrupalı edebî eserlerin benzeridir. Bu türün yazarları, dünya düzeninin (nizâm-ı âlem) aksamasına ve devletin gücünün zayıflamasına yönelik bir söyleme eşlik eden, artan yozlaşmayı ve toplumsal ve ahlaki hayatın bozulmasını vurgulayan katı bir ahlaki söylem kullanır. Abou-El-Haj, bu hikâyelerde yer alan erdemli ve açgözlü karakterler arasındaki “ahlaki kutuplaşma”nın, aslında yönetici elitler arasındaki siyasi mücadelelere atıfta bulunduğunu iddia eder. Koçu Bey ve Mustafa Ali gibi nasihatnâme yazarları, siyasal iktidarlarını yeni toplumsal sınıflar karşısında kaybederlerken, memnuniyetsizliklerini bu literatür aracılığıyla açıkça ifade etmişlerdir.6 Nasihatnâmelerin ve ahlaki söylemlerin yükselişi, piyasalaşma, vergilendirme ve toprak sistemi açısından büyük dönüşümlerin ve krizlerin ortaya çıktığı sosyoekonomik bir bağlamın ürünüdür. Ek olarak toplumsal cinsiyet, bu ahlaki söylemlerin merkezindedir. Bu durum, 16. yüzyılın en ünlü nasihatnâmelerinden biri olan, Kınalızâde Ali Efendi’nin Ahlak-ı Alâî’sinde [Üstün Ahlak] açıkça tasvir edilir. Baki Tezcan tarafından da tartışıldığı gibi Kınalızâde’nin eseri, esasen toplumsal “sınıflar” arasındaki “denge fikri”ne dayanır ve siyasal düzenin bekasını ataerkil ailenin korunmasıyla ilişkilendirir; çünkü ikincisi –ataerkil ailenin korunması– hane halkı üyeleri arasındaki hiyerarşinin kurulması için gereklidir. Aynı düzeyde önem taşıyan bir başka husus da elitlerin yüksek ahlak standartlarına dair beklentilerindeki toplumsal hiyerarşidir. Benzer şekilde 18. yüzyıldaki giyim kurallarıyla ilgili ahlaki söylemler, etnik ayrımlar, sınıf ve cinsiyet ayrımı temelinde toplumsal düzeni muhafaza etmeyi uman egemen sınıfların düşüncelerinden doğmuştur. Böylece Osmanlı Devleti, özellikle toprak kayıplarını takip eden krizlerden sonra, düzeni yeniden tesis etmenin aracı olarak ahlaki otoriteyi kurumsallaştırmıştır. Kırlı; kahvehane, meyhane vb. kamusal alanları hedef alan tüketim yasalarının doğuşunda siyasi kriz bağlamının önemine vurgu yapar.

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Tarih Türk-Osmanlı
  • Kitap AdıOsmanlı'da Ahlak Buhranı
  • Sayfa Sayısı320
  • YazarÇiğdem Oğuz
  • ISBN9786256584051
  • Boyutlar, Kapak13.5 x 21 cm, Karton Kapak
  • YayıneviFol Kitap / 2023

Yazarın Diğer Kitapları

Bebhome Kahve

Aynı Kategoriden

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur