Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Pamphylia: Bereketli Ovada Halkların Ahengi
Pamphylia: Bereketli Ovada Halkların Ahengi

Pamphylia: Bereketli Ovada Halkların Ahengi

Aşkım Özdizbay, İpek Dağlı

Pamphylia, üç yönden de Toros Sıradağlarıyla çevrelenir. Güneyinde ise doğal bir sınır olan Akdeniz uzanır. Bölgenin çekirdeğini oluşturan ve günümüz Antalya ilinin düzlük kısmını…

Pamphylia, üç yönden de Toros Sıradağlarıyla çevrelenir. Güneyinde ise doğal bir sınır olan Akdeniz uzanır. Bölgenin çekirdeğini oluşturan ve günümüz Antalya ilinin düzlük kısmını kapsayan verimli ova, dağ ve deniz arasında korunaklı bir coğrafya sunar. Bölgeyi çevreleyen sıradağlar her ne kadar Pamphylia’yı komşu bölgelerinden yalıtan doğal bir engel oluştursa da bölgenin dört ırmağı bu engeli aşarak kuzey ile güney arasında iletişimi sağlayan köprü işlevi görür.

Pamphylia’nın dağ, ova ve ırmaklarından oluşan topografik çeşitliliği bölgenin karakterini şekillendirmiş ve farklı halkları bu coğrafyaya çekerek bir arada yaşamalarını sağlamıştır. Böylece çok katmanlı bir Pamphylia kültürü oluşmuştur. “Pamphylia” ismi “tüm halklar (kabileler) ülkesi” şeklinde çevrilebilir. Bu isim etnik kökenden ziyade, doğası gereği birçok farklı halkın ve kültürün bir arada var olduğu kapsayıcı bir toprak parçasını ifade eder.

Son çalışmalara göre Pamphylia ne salt Eski Yunan kültürüne ne salt eski Anadolu kültürüne ev sahipliği yapmıştır; aksine, kendine özgü kültürüyle isminin hakkını verir. Küçük Asya’nın diğer bölgelerinde olduğu gibi Pamphylia’nın sınırları da politik, ekonomik ve sosyal gelişmelere bağlı olarak zaman içerisinde değişmiş ve yeniden belirlenmiştir. Kitaptaki makaleler çoğunlukla bölgenin çekirdeğini oluşturan ovada, bu ovanın uzandığı denizin kıyısında ve ovanın üstünde yükselen dağlık alanda yer alan kentlerin ve kırsal yerleşmelerin tarihine ve arkeolojisine odaklanmıştır.

Pamphylia: Antik Anadolu’da
Halkların Ahengi 

Türkiye Cumhuriyeti’nde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde başlatılan ulusal arkeoloji çalışmalarının en önemli başarılarından biri, kuşkusuz Ordinaryüs Prof. Arif Müfid Mansel tarafından Pamphylia bölgesinde yürütülen klasik arkeoloji alanındaki araştırmalardır. Atatürk, 1925 yılında yurt dışına eğitim için gönderdiği öğrencilere iletilmek üzere çektiği telgrafta “Sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum, gür alevler halinde dönmelisiniz” öğüdünü veriyordu. Bu gençlerden biri olan ve arkeoloji eğitimini Berlin’de tamamlayıp yurda dönen Arif Müfid Mansel, Atatürk’ün isteğiyle 1930-1936 yılları arasında yurdun farklı yerlerinde öncü arkeolojik araştırmalar yürütür. Ve 1938 sonbaharına gelinir… Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Dolmabahçe Sarayı’nda hasta yatağındadır. Kırklareli/Vize Tümülüs kazıları için 1936 yılında görevlendirdiği Arif Müfid Mansel’in kazılardan çıkardığı eserleri görmek, incelemek istemektedir. Ancak, sağlığı buna izin vermez. Bunun üzerine Vize Tümülüs kazılarından çıkarılan bir grup eser Dolmabahçe Sarayı’na getirilir ve eserler hakkında bilgi aktarılır. Atatürk, anlatılanları dikkatle dinler, eserlerden bazılarına dokunarak onları hayranlıkla inceler.

Ardından Mansel’e dönerek son öğüdünü verir: “Kazılara devam ediniz, memleketimizin kültür zenginliklerini daha çok bulacaksınız.” Atatürk’ün ömrünün son döneminde yaşanan bu olay, onun kültür tarihine ve arkeolojiye olan derin ilgisinin, memleketin kültürel zenginliklerinin araştırılmasına ve yayımlanmasına verdiği önemin en somut kanıtlarından biridir. Atatürk’ün ölümünden sonra Gazi’nin son öğüdünü kendisine rehber edinen Mansel, Vize Tümülüs kazılarını tamamladıktan sonra 1943 yılının sonbaharında Pamphylia bölgesine bir araştırma gezisi düzenleyerek Perge, Sillyon, Aspendos ve Side kentlerinde incelemelerde bulunur.

1946 yılında Perge’de, 1947’de ise Side’de arkeolojik kazıları başlatır. O günden bugüne aynı heyecan ve motivasyonla devam eden, çok sayıda bilim insanı yetiştiren bu kazılar, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk metodik klasik arkeoloji kazıları olarak Türk arkeoloji tarihindeki yerlerini alırlar. Koç Topluluğu ve Tüpraş olarak Atamızdan aldığımız ilhamla ve köklerimizden aldığımız enerjiyle ülkemizin ekonomisine ve sanayisine katma değer yaratırken yurdumuzun kültürel zenginliklerinin araştırılmasına ve yayımlanmasına da destek oluyoruz. Yapı Kredi Yayınları’yla 2011 yılında, 12 kitaplık uluslararası bir yayın projesi olarak başlattığımız Anadolu Uygarlıkları Serisi kapsamında yayımladığımız Urartular, Frigler, Hititler, Pergamon, Lykialılar, Persler, Assurlular, Hellenistik ve Roma Dönemlerinde Anadolu, Karialılar, Bizans Dönemi’nde Anadolu ve İonialılardan sonra serinin 12. eseri Pamphylia: Bereketli Ovada Halkların Ahengi isimli kitapla sizleri antik Pamphylia bölgesinde yolculuğa çıkarıyoruz. Söz yine bereketli Anadolu topraklarında…

İbrahim Yelmenoğlu
Genel Müdür
Aralık 2023

Kültürlerin Kavşağında

Elinizdeki kitapla, Anadolu Akdenizi’nin güneyinde yer alan Pamphylia bölgesinin Paleolitik Dönemi’nden Bizans Dönemi’ne kadar uzanan tarihi sürecinde siyasi, dini, kültürel, sosyal ve ekonomik durumu hakkındaki en güncel arkeolojik ve tarihi verileri bir araya getirmeyi hedefledik. Batıda Lykia, kuzeyde Pisidia ve doğuda Kilikia bölgeleriyle komşu Pamphylia, üç yönden de Toros Sıradağlarıyla çevrelenir. Güneyinde ise doğal bir sınır olan Akdeniz uzanır. Bölgenin çekirdeğini oluşturan ve günümüz Antalya ilinin düzlük kısmını kapsayan verimli ova, dağ ve deniz arasında korunaklı bir coğrafya sunar. Bölgeyi çevreleyen sıradağlar her ne kadar Pamphylia’yı komşu bölgelerinden yalıtan doğal bir engel oluştursa da bölgenin dört ırmağı bu engeli aşarak, kuzey ile güney arasında iletişimi sağlayan köprü işlevi görür. Pamphylia’nın dağ, ova ve ırmaklarından oluşan topografik çeşitliliği bölgenin karakterini şekillendirmiş ve farklı halkları bu coğrafyaya çekerek bir arada yaşamalarını sağlamıştır. Böylece, elinizdeki kitabın alt başlığını oluşturan, ahenk içinde, çok katmanlı bir Pamphylia kültürü oluşmuştur. Küçük Asya’nın diğer bölgelerinde olduğu gibi Pamphylia’nın sınırları da politik, ekonomik ve sosyal gelişmelere bağlı olarak zaman içerisinde değişmiş ve yeniden belirlenmiştir. Bu nedenle antik kaynaklar bölgenin coğrafi sınırları hakkında farklı aktarımlar sunar. Pamphylia’nın en geniş sınırları Strabon ve Plinius tarafından batıda Phaselis, doğuda Korakesion olarak tanımlanmıştır ki bu kentler hem antik kaynaklar hem modern arkeolojik çalışmalar kapsamında Lykia ve Kilikia bölgeleri içinde de değerlendirilmektedir. Doğuda Korakesion sınırını aşan bazı kentlerin sakinleri kendilerini Pamphylialı olarak da tanımlamışlardır.

Kitaptaki makaleler çoğunlukla bölgenin çekirdeğini oluşturan ovada, bu ovanın uzandığı denizin kıyısında ve ovanın üstünde yükselen dağlık alanda yer alan kentlerin ve kırsal yerleşmelerin tarihine ve arkeolojisine odaklanmıştır. “Pamphylia” ismi, Küçük Asya’da Yunanca ile açıklanabilecek nadir bölge isimlerinden biridir ve “tüm halklar (kabileler) ülkesi” şeklinde çevrilebilir. Küçük Asya bölgelerinin birçoğu, İonia, Karia, Aiolis gibi, isminde belirli bir etnik vurgu taşırken, Pamphylia ismi etnik kökenden ziyade, doğası gereği birçok farklı halkın ve kültürün bir arada varolduğu kapsayıcı bir toprak parçasını ifade eder. Bununla bağlantılı olarak, antik metinlerde Troia Savaşı’ndan dönen Mopsos ve Kalkhas gibi bilicilerin önderlik ettikleri kalabalık bir topluluğun Pamphylia’ya gelerek kentler kurduğu aktarılır. Pamphylia’ya gelenlerin ve kentler kuranların sadece Akha (Myken) ve sonrasında Eski Yunan kökenli yerleşimciler oldukları yönündeki geleneksel düşünce, son araştırmalarla geçerliliğini yitirmiştir. Bu araştırmalara göre Pamphylia ne salt Eski Yunan kültürüne ne salt Eski Anadolu kültürüne ev sahipliği yapmıştır; aksine, kendine özgü kültürüyle isminin hakkını verir.

İlk insan faaliyetlerini Paleolitik Dönem’den itibaren izleyebildiğimiz Pamphylia’nın prehistorik dönemlerine ilişkin veriler genellikle bölgenin batı kısmında yürütülen arkeolojik çalışmalardan elde edilmektedir. Bu bağlamda Perge Akropolisi, Kalkolitik Dönem’den Bizans Dönemi’ne kadar kesintisiz bir kültürel süreklilik belgelemesi açısından değerlidir ve bu kültürel sürekliliği Pamphylia’nın diğer kentlerinde de görmeyi beklememiz şaşırtıcı olmayacaktır.

MÖ 2. binyılın sonuna tarihlenen çoğu filolojik kanıtın yanı sıra Perge Akropolisi’nden elde edilen arkeolojik veriler sayesinde bölgenin Tunç Çağı’nda özellikle Yunan Anakarası, Ege ve Akdeniz adaları, Levant ve Anadolu’nun iç bölgeleriyle canlı bir ticari ilişki içinde olduğu anlaşılmaktadır. Boğazköy’de bulunan ve MÖ 13. yüzyılın sonuna tarihlenen bir anlaşma metninde Pamphylia’nın büyük bir bölümünün Hitit devletine bağlı Tarhuntašša yönetim bölgesi sınırları içinde olduğu ifade edilir. Pamphylia kentlerinin kuruluşunun Troia Savaşı’ndan dönen Akhalı bilici ve kahramanlarla ilişkilendirilmesi, bununla birlikte kentlerin yerel bir dile (Sidece) ve lehçeye (Pamphylia lehçesi) sahip olması, farklı kültür ögelerinin birlikteliğinin bu dönemden itibaren bölgede oluşmaya başladığının bir göstergesidir. Pamphylia’nın birçok kentinde halihazırda ulaşılan en erken arkeolojik veriler Arkaik Dönem’de ortaya çıkar. Bu döneme tarihlenen farklı kökenli seramikler kentlerin dışa dönük ve hareketli karakterini yansıtır. Büyük göç dalgaları ve kolonizasyon hareketiyle artan ticari faaliyetler kentlerin demografik yapılarını da çeşitlendirmiş olmalıdır.

Klasik Dönem’e damgasını vuran Pers-Attika savaşları Pamphylia kıyılarına kadar ulaşmış, Eurymedon kıyısında yapılan muharebeyle Pamphylia kentlerinin Atina etkisine daha açık olduğu bir döneme girilmiştir. Klasik Dönem’de, Pamphylia kentlerinin çok katmanlı kültürel dokusu arkeolojik malzemeyle de iyice görünür hale gelir. Antik dünya için yeni bir çağın kapılarının açıldığı Büyük İskender’in Doğu Seferi sonrasında Pamphylia kentleri bu geniş imparatorluğun bir parçası olmuş; kültürel değişim kentleşme faaliyetlerine yansımış, kentler tam anlamıyla polis çehresine bürünmeye başlamıştır. Büyük İskender’in zamansız ölümüyle bir kaos ortamına sürüklenen imparatorluğun geniş coğrafyasında İskender’in generalleri arasında neredeyse 200 yıl sürecek bir iktidar mücadelesi yaşanmıştır. Bu mücadele stratejik öneme sahip Pamphylia bölgesine Ptolemaios ve Seleukosların egemenlik çekişmesi olarak yansımış, bu da, yeni nüfus yapısı ve yeni kültler gibi bir dizi değişimi tetiklemiştir. Pergamon Krallığı’nın Hellenistik Dönem’de Pamphylia’nın bir kısmı üzerindeki kısa süreli egemenliği, Attaleia’nın (modern Antalya) bir liman kenti olarak kurulmasıyla sonuçlanmıştır.

Büyük İskender’in generalleri arasındaki yıkıcı çatışmalar ve Pamphylia kıyılarını da büyük ölçüde etkileyen MÖ 1. yüzyılın korsanlık tehlikesi Roma’nın politik ve askeri hamleleriyle sonlandırıldıktan sonra, Pamphylia’da Roma etkisi gözle görünür derecede artmıştır. Roma İmparatorluk Dönemi’nde Pamphylia kentleri en görkemli dönemlerini yaşamış, MS 1. yüzyılda başlayan Pax Romana’nın sağladığı huzur ve refah ortamında Pamphylialılar kentlerini anıtsal yapılarla donatmış, yapıları heykel ve mozaiklerle süslemiş; kentler güç, güzellik, prestij, şan, şeref ve unvan açısından birbirleriyle rekabet eder hale gelmiştir. İmparatorluğun birçok bölgesi için bir kaos ve gerileme dönemi olarak tanımlanan MS 3. yüzyılda Pamphylia kentleri, imparatorluğun çatışma bölgelerinin ikmal yolları üzerinde olduğu için özel bir önem kazanmıştır. Perge, Hıristiyanlığın yayılma sürecinde Aziz Paulos’un rotası üzerinde yer almıştır.

Bu dönemde gerçekleşen dini, sosyal, kültürel dönüşüm ve değişim hem kentlerin hem kırsal yerleşmelerin sivil, kamusal ve dini mimarisine yansımıştır. Perge ve Side metropolitlik olmuştur. Bölgenin Geç Antikçağ’da ikinci bir parlak dönem yaşadığı söylenebilir. MS 7. yüzyıldaki Arap akınları sonucunda Pamphylia kentleri yavaş yavaş kale yerleşimlerine dönüşmeye başlamıştır. Pamphylia’nın en genç kenti, Attaleia varlığını Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemlerine kadar en uzun süre devam ettiren kenti olmuştur. Ord. Prof. Dr. Arif Müfid Mansel genç Türkiye Cumhuriyeti’nin arkeoloji alanındaki atılımlarının devamı niteliğinde, TTK’nın görevlendirmesiyle gerçekleştirdiği araştırma gezisi sonucu Pamphylia’nın arkeolojik potansiyelini ortaya koyan bir rapor kaleme almış ve gezdiği altı Pamphylia kenti için saptamalarda bulunmuştur. Mansel bölgenin kültürel özünü şu ifadelerle dile getirmiştir: “Bütün bu şehirlerdeki anıtlar, Romalılar devrine ait olmakla beraber, Romalı değillerdir. Bunlar Anadolu çocukları tarafından yapılmış öz Anadolu unsurlarıdır… Şu halde, Anadolu’nun bu verimli kültür bölgesindeki anıtların araştırılması bizim için milli bir vazifedir.” Arkeolojik araştırmalarla son 30 yıldır giderek berraklaşan bu yerel öz, Mansel’in 80 yıl önceki ileri görüşlü ifadelerinin adeta kanıtıdır.

Cumhuriyetimizin 100. yılında bölgede, bu satırların yazarlarının da yıllardır emek verdiği Pamphylia kazı ve araştırmalarının önemli bilimsel çıktılarla artarak devam ettiğini belirtmekten mutluluk duyuyoruz. Kitabı hazırlarken, bilimsel bilginin uluslararası boyutta dolaşımı ve paylaşımı ölçüsünde değerli olduğu bilinciyle, okuyucularımızın da çalışmaya katkı sağlayan bilim insanlarımızın uluslararası nitelikteki paylaşımlarından yararlanacağına inanıyoruz. Tüpraş ve Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık işbirliğiyle yayımlanan Anadolu Uygarlıkları Serisi, ülkemizin kültürel zenginliğini ve mirasını uluslararası düzeyde meraklılarına ulaştıran çok önemli bir misyonu üstlenmiştir.

Bu bağlamda elinizdeki Pamphylia kitabıyla serinin son eserini hazırlamak bize büyük bir sevinç vermiştir. Kitabın oluşmasına katkı sağlayan özverili yayın ekibinin hepsine şükranlarımızı sunarız. Yayın sürecini büyük bir sabır ve profesyonellikle yöneten proje koordinatörü ve seri editörü Nihat Tekdemir başta olmak üzere, kitabın redaksiyonunu üstlenen Derya Önder’e; düzelti okumalarını yapan Filiz Özkan’a, Merete Çakmak’a ve Derya Sayın’a; İngilizce çevirileri yapan G. Bike Yazıcıoğlu, Gülşah Günata, Burcu Akşahin, Liz Erçevik Amado, Selin Irazca Geray ve Senem Özden Gerçeker’e; kitabın girişindeki Pamphylia haritasını hazırlayan Olivier Can Henry’ye; grafik ve tasarım çalışmalarını üstlenen Nahide Dikel’e ve Arzu Yaraş’a; son olarak uzun yıllardır gerçekleştirdikleri çalışmalarla bölgenin bilimsel açıdan anlaşılmasına ve güncel çalışmalarını paylaştıkları makaleleriyle Pamphylia kitabına katkı sağlayan tüm yazarlarımıza teşekkür ederiz.

 

Eklendi: Yayım tarihi
dcanetwork_AWR-Brand Awr_CPM_Affiliate_The Veil DCANetwork_Affinity_Multi_Banner_1x1_The Veil DCANetwork_OSD0003HKJ
dcanetwork_AWR-Brand Awr_CPM_Affiliate_The Veil DCANetwork_Affinity_Multi_Banner_1x1_The Veil DCANetwork_OSD0003HKJ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Tarih
  • Kitap AdıPamphylia: Bereketli Ovada Halkların Ahengi
  • Sayfa Sayısı486
  • YazarAşkım Özdizbay, İpek Dağlı
  • ISBN9789750862489
  • Boyutlar, Kapak23.5 x 33 cm, Karton Kapak
  • YayıneviYapı Kredi Yayınları / 2024
dcanetwork_AWR-Brand Awr_CPM_Affiliate_The Veil DCANetwork_Affinity_Multi_Banner_1x1_The Veil DCANetwork_OSD0003HKJ

Yazarın Diğer Kitapları

Bebhome Kahve

Aynı Kategoriden

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur