Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Sıradaki Kıyamet
Sıradaki Kıyamet

Sıradaki Kıyamet

Chris Begley

Kıyamet nasıl kopacak? Gök yarılıp dağlar savrulduğunda, denizler kaynayıp yıldızlar atıldığında mı? Yoksa nükleer bir savaş, göktaşı çarpması veya büyük yanardağların patlamasıyla mı? Belki de…

Kıyamet nasıl kopacak?

Gök yarılıp dağlar savrulduğunda, denizler kaynayıp yıldızlar atıldığında mı? Yoksa nükleer bir savaş, göktaşı çarpması veya büyük yanardağların patlamasıyla mı? Belki de bir patlamayla değil, iniltiyle kopacak. Nasıl olursa olsun, elimizdeki tarihsel ve arkeolojik kanıtlar yıkılmaz denen görkemli uygarlıkların bile çöktüğünü gösteriyor. Biz de bugün küresel salgınlar, iklim değişikliği ve savaşlarla boğuşuyoruz: Esaslı bir kıyametin tüm alametleri sanki mevcut gibi. Kitaplar, filmler ve diziler de durmadan uygarlığımızın ani çöküşünün ardından olacakları hayal edip bize korkutucu manzaralar sunuyorlar. Sıradaki kıyamete hazırlanıyoruz. Ama belki de yanlış kıyamete hazırlanıyoruz.

Antropolog, su altı arkeoloğu ve vahşi doğada hayatta kalma uzmanı Chris Begley, bugün toplumumuza egemen olan çöküş kaygısının, tüketim kültürünün de etkisiyle büyük felaketlerin doğasını ve sonuçlarını çarpıtmamıza neden olduğunu savunuyor. Geçmişteki çöküşlerin genellikle ani olaylar olmadığını gösterirken, günümüzün hazırlıkçı furyasının barındırdığı bozuk toplumsal ve ahlaki kabulleri açığa çıkarıyor. Popüler kültürün pompaladığı kıyamet algısının gelecekte yaşanması olası felaketlerde bize neden köstek olacağını izah ediyor. Bize, olası felaketlerden sağ çıkabilmek için neler yapabileceğimize dair ipuçları verip pratik önerilerde de bulunuyor.

İÇİNDEKİLER

TEŞEKKÜR | 11
ÖNSÖZ | 13
GİRİŞ | 17
I. KISIM
GEÇMİŞ: KIYAMETİN ARKEOLOJİSİ | 23
1
İŞLER NE ZAMAN BOZULUR? | 30
2
İŞLER NEDEN BOZULUR? | 58
3
İŞLER NASIL BOZULUR? | 85
II. KISIM
ŞİMDİ: KIYAMETİ HAYAL ETMEK | 111
4
KIYAMET FANTEZİLERİ | 118
5
KIYAMET KORKULARI | 149
6
KIYAMETİ OKUMAK VE YAZMAK | 173
III. KISIM
GELECEK: SIRADAKİ KIYAMET | 189
7
OLASI SENARYOLAR | 192
8
KİMLER, NEDEN SAĞ KALIR? | 213
SONUÇ | 271
KAYNAKÇA | 282
DİZİN | 296

TEŞEKKÜR

Kıyametten kendi başımıza sağ çıkmayacağız, aynı şekilde belirli bir topluluğun yardımları olmasaydı ben de bu kitabı yazamazdım. Her şeyden önce, eşsiz bakış açısı benimkini şekillendiren eşim Soreyda Benedit Begley’ye teşekkür etmek isterim. Salgın sırasında hem evimizin işlerine hem de ikimizin üstlendiği yeni sorumluluklara yön verirken bir de bu projeyi tamamlama yükünü benimle paylaştı. Ona ve bana aralıksız yoldaşlık eden çocuklarımız Bella, William ve Aaron’a da minnettarım. Evimizin kıyamet filmleri ve sağ kalma kılavuzlarıyla dolup taşmasına ve bizzat yaşadıkları çarpıcı toplumsal değişimler hakkındaki bitmek bilmez konuşmalara katlandılar.

Başta Kentucky’den Bill Sharp, Steve ve Kim McBride ve Gwynn Henderson ile Honduras’tan George Hasemann, Gloria Lara Pinto, Pastor Gomez ve Boyd Dixon olmak üzere, bana birçok şey öğretmiş tüm arkeologlara teşekkür ederim. Yakın geçmişte birlikte çalıştığım su altı arkeologları Peter Campbell ve Roberto Gallardo’ya da minnettarım.

Walt McAtee ve Cliff Westfall hem bu kitabın şekillenmesine katkıda bulundular hem de konuyla ilgili saatler süren tartışmalara katlandılar. Harcadıkları zaman ve çabalar için onlara minnettarım.

İlk taslaklar hakkında yaptıkları yorumlar daha sonraki versiyonların önemli ölçüde iyileşmesini sağladı.

Bu kitap için röportaj yaptığım herkese teşekkür etmek isterim: Ricardo Agurcia, Catherine Besteman, Heath Cabot, Craig Caudill, Kara Cooney, Josephine Ferorelli, Alejandro Figueroa, Gwynn Henderson, Scott Hutson, Takeshi Inomata, Patricia McAnany, Guy Middleton, Riccardo Montalbano, Adam Nemett, Chris Pool, Karen Ritzenhoff, Dahlia Schweitzer, Bianca Spriggs ve Mantha Zarmakoupi. Onlarla yaptığım sohbetler, sıradaki kıyamet hakkındaki düşüncelerimi şekillendirdi ve karmaşık görüşlerini berrak, anlaşılır bir dille sunmamı kolaylaştırdı. Bu proje üzerine benimle konuşmakla yetinmeyip salgın sırasındaki ve sonrasındaki hayat hakkındaki tartışmamıza radyo programım Future Tense’te de devam eden Kara Cooney, Bianca Spriggs ve Dahlia Schweitzer’a ayrıca teşekkür etmek isterim.

Son olarak yayın temsilcim Leslie Meredith’e, bana ulaşıp bu projeyi öneren Basic Books’taki editörüm T. J. Kelleher’a ve akademik yazılarımın hitap ettiğinden daha geniş bir kitleye ulaşabilmem için bana kılavuzluk eden redaktörüm Rachelle Mandit’e de teşekkür ederim.

ÖNSÖZ

Hiçbir şey sonsuza kadar sürmez. Fizik yasaları bizi kargaşaya düşmeye zorlar, biz de buna boyun eğeriz. Her değişim bir sonrakini tetikler, öyle ki bu dönüşümler hayatlarımıza ve toplumlarımıza iyice işler. Bu değişimler köklü ve çarpıcı, bazen de kıyamet gibi olabilirler. Birçoğumuz bu kıyamet gibi değişimler hakkında epey düşünürüz. Böyle bir şey henüz olmamışsa bile kendimizi sıradaki kıyametin eli kulağında olduğuna inandırırız. Sanırım her kuşak sonun yakın olduğu hissine kapılıyor. Zaman zaman da haklı çıkıyor.

Köklü değişimlerin etkileri kalıcıdır ama dünyanın dönüşümden önceki hâlini de anımsarız. Mitik bir geçmiş, her şeyin yerli yerinde olduğu, romantikleştirilmiş bir devir yaratırız. Ben bir arkeoloğum ve toplumların nasıl oluşup dönüştüklerini araştırıyorum. Honduras’ın yağmur ormanlarında bu değişimlerin insanları yüzyıllar sonra bile nasıl derinden etkilediğine tanık oldum.

“Kayıp Şehir’in hikâyesini bilir misin?” diye sordu, Don Cipriano. Eliyle işaret ederek “Tam da şurada” dedi. Cipriano ve ben oturmuş kamp ateşini izliyor, kahve suyunun kaynamasını bekliyorduk. Yıllar boyu arkeolojik araştırmalar yaptığım Honduras’ın Miskito Sahili’nde, yağmur ormanının derinliklerindeydik. Neredeyse bir haftadan fazladır yürüyor, onun bana gösterdiği arkeolojik sahaları belgeliyorduk. Elbette Kayıp Şehir’in hikâyelerini duymuştum. Herkes Kayıp Şehir hikâyesi anlatıyor, hatta birçok kişi orayı bulduğunu ileri sürüyordu.

“Gidip görebilir miyiz?” diye sordum; kuşkularım vardı ama başka bir antik sahayı görme fırsatı beni meraklandırmıştı.

“Hayır” diye yanıtladı Cipriano. “Yapamayız. Orası İspanyollar geldiğinde bütün tanrıların sığındığı yer. Tanrılarımızın ve dört bir yandan ilk insanların.” Cipriano bir Pech’di, yani 1000 yıl önce bu arkeolojik sahaları inşa eden halkın soyundan gelen bir yerli grubuna mensuptu. Pechlerle çalışıyordum çünkü onlar yağmur ormanını herkesten daha iyi tanıyorlardı. Yaklaşık bir yıldır onun köyünde yaşıyordum. Cipriano anlatmaya devam etti: “Tanrılar yalnızdır, şehri ziyaret ettiğinde her biriyle konuşman gerekir, yoksa öfkelenirler ve oradan ayrılmana asla izin vermezler. Bu da yedi dilin tümünü bilmek demek. Biz ise bilmiyoruz.” Yedi yerli dilinin hepsini bilen tek kişi bile yoktu.

“Oraya hiç gittin mi?” diye sordum. Cipriano hüsranını ve heyecanını güçlükle gizleyerek bana baktı: “Hayır. Dillerle ilgili söylediklerimi anlamadın mı? Oraya gitmiş olsaydım hâlâ orada olurdum. Ama nerede olduğunu biliyorum.” Durakladı ve siniri geçerken omuzları da düştü, sanki tüm enerjisi kaybolmuş gibiydi. Sesinin tüm canlılığı gitmişti.

“Belki bir gün gidebiliriz” dedi. “Bilmiyorum …”

Onun bu ani teslimiyeti beni şaşırtmıştı. Belli ki gitmek istiyordu ama gidemeyeceğini de biliyordu. Oraya gitmek idealleştirilmiş bir geçmişe yolculuk etmek gibi olurdu. Oraya asla dönemezdi.

Bunun hakkında bir daha hiç konuşmadık, ben de oraya asla gitmedim onun için neden bu kadar önemli bir yer olduğunu anlıyorum. Kayıp şehir efsanesi, Beyaz Şehir efsanesi yüzyıllarca eskidir. İspanyol versiyonları Pech hikâyeleriyle iyice bütünleşmiştir. Günümüzde bu hikâyeler bir zamanlar epey zengin olup cangılda kaybolan büyük bir şehri anlatır. Özgün Pech hikâyelerinde ise burası bir şehir değildir. Onlar burası için Kao Kamasa veya Beyaz Ev deyimini kullanmayı tercih ederler. Pech diline aşina olmayan yabancılar bu adı yanlış tercüme etmişlerdir. Özgün hikâyede şehrin büyüklüğü veya zenginliği hakkında hiçbir ipucu bulunmaz çünkü bu önemli değildir. Önemli olan buranın tanrıların evi olması ve Pechlerin geleneksel anayurdunda yer almasıdır.

Bölgede etkileyici birçok arkeolojik saha bulunur ama bura onun halkının atalarının yurdunu temsil eder. Bura geleneksel dünyalarının çöküşünden ve Avrupalılar tarafından etrafa dağıtılmalarından önce yaşadıkları yerdir. Bura toplumlarının parçalanmadan önceki hâlini yansıtır. Cipriano’nun buraya gitmeye çekinmesinden ve bura hakkında konuşma arzusundan çıkardığım kadarıyla önemli olan buranın yeri değil yitirilen şeylerin kendisiydi: Yağmur ormanında asla bulunamayacak bağımsızlık ve onur. Mesele mekân değildi, mitik, yarım yamalak anımsanan, kısmen hayal edilen, çöküş öncesi bir geçmişti.

Cipriano için bu uzak olay sadece geçmişle de ilgili değildir. Onun mitik bir geçmiş imgesi şimdiyi inşa ederken dayanak olarak kullandığı çerçeveyi şekillendirmişti. Ona göre şimdi olup bitmiş olabileceklerin –olanların– çarpık ve grotesk bir versiyonudur. Bu uzak, çöküş öncesi geçmiş imgesinin böyle bir gücü varsa, çöküş sonrası geleceğimize dair tasavvurlarımız nasıldır?

Geleceği nasıl düşündüğümüz önemli çünkü bu o geleceği şekillendiren bir şeydir. Cipriano’nun geçmiş tasavvuru onun şimdiyi görüşünü etkiler, geleceği düşünme şeklimiz bizi şimdi belirli şekillerde davranmaya iter ve bu eylemler de geleceği etkiler. Şimdi çevreme baktığımda kıyamet gibi bir geleceği hayal ettiğimizi görüyorum. Bunun hakkında yazıyoruz, filmler çekiyoruz ve buna hazırlanıyoruz. Her şeyin parçalanıp dağıldığını düşünüyoruz. Benimsenmesi hem sancılı hem de keyifli olan, incelikli kıyamet fantezileri yaratıyoruz. Bu fanteziler felaketlere hazırlanma şeklimizi etkiliyor ve olası geleceklere özgü değişkenleri belirliyor.

Peki, bunu neden yapıyoruz? Rahatça anlaşılacağı gibi, belki de gelecekten kaygı duyuyoruz. Muazzam güçlüklerle karşı karşıya geliyoruz, daha fazlası da ufukta görünüyor. Yine de sanki bundan fazlası da var. Nitekim görünüşe göre fanteziler kurmaktan keyif de alıyoruz. Fantezilerimiz tarihimizi, arzularımızı ve korkularımızı yansıtıyor. Bu fanteziler yarattığımız hikâyeleri şekillendiriyor. Bu hikâyeler de geleceğimizi etkiliyor.

Çoğu arkeolog gibi ben de durmadan dönüşen toplumları ve “çöküşler” diye adlandırdığımız bazı feci dönüşümleri araştırıyoruz. Arkeologlar bu değişimlerin nasıl ve neden gerçekleştiğini ve insanların hızlı veya köklü değişmelere nasıl tepki verdiğini araştırırlar. Birçok arkeolog bu konuya aşinadır, hatta bazıları bu konuyu araştırmalarının merkezine koyar. Ben de her şey parçalanıp dağıldığında aslında neler olup bittiğini ve hayalgücümüzün hangi noktada yetersiz kaldığını inceliyorum. Fantezilerimiz bu gibi olayların geçmişte fiilen nasıl gerçekleştiğiyle tutarlı değil. Kitaplardaki ve filmlerdeki kıyamet anlatıları gerçek felaketlere hiç benzemiyor. Olayların nasıl gerçekleştiğine dair eğlendirici ve elverişli olan ama isabetli olmayan bir görüşe sahibiz. Yanlış felakete hazırlanıyoruz.

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Popüler Bilim
  • Kitap AdıSıradaki Kıyamet - Sağ Kalma Sanatı ve Bilimi
  • Sayfa Sayısı304
  • YazarChris Begley
  • ISBN9786258242010
  • Boyutlar, Kapak13.5 x 21 cm, Karton Kapak
  • YayıneviFol Kitap / 2022

Yazarın Diğer Kitapları

Men-e-men Birazoku

Aynı Kategoriden

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur