Bir Çift Yürek

Haziran 3, 2012 Klan Yayınları, Roman (Yabancı), Roman(çeviri)

Bir Çift Yürek, Amerikalı bir kadının Avustralya’da yaşadığı ruhsal yolculuğun öyküsüdür. Göçebe kültürden Aborijinler eşliğinde, kabilenin kendilerini adlandırdıkları şekliyle, “Gerçek İnsanlarla” birlikte dört ay süren ve çölü boydan boya katettikleri uzun bir yürüyüşe çıkar. Bu süre boyunca, çölün çorak coğrafyasındaki bitkiler ve hayvanlarla uyum içinde yaşamayı öğrenir. Olağandışı insanlardan oluşan bu toplulukla birlikte yaptığı yolculukta Morgan, bu insanların 50.000 yıllık kültürlerinin felsefesi ve bilgeliğiyle tanışır. Macerasının ilk gününden itibaren bu çetin yolculuğun zorluklarıyla mücadele etmek zorunda kalır. Dayanıklılığının hergün sınandığı bu zorlu yolculukta, karşılaştığı her zorlukla birlikte ruhu da değişime uğrar. Aborijinler onu, büyük bir alçakgönüllülükle kendilerinden biri olarak kabul eder ve onun şefkat dolu öğretmenleri olurlar. Öğretmenlerinden, her insanın eşsiz niteliklerini ve içsel ruhunu takdir etmeyi ve kutlamayı öğrenirken bir yandan da güçlü doğal şifa yöntemlerine tanık olup onların canlılarla ilgili farkındalıklarının ne kadar derin ve anlamlı olduğunu da anlamaya başlar.

Bir Çift Yürek, yazarın kendi bastırdığı ilk basımından itibaren uluslararası bestseller olmuş ve tüm insanlığa eşsiz, zamanın derinliklerinden gelen güçlü bir mesaj iletmiştir. Eğer tüm varlıkların, aynı evrensel birliğin bir parçası olduğunu anlarsak, dünyamızı yokoluştan kurtarmak için halen geç kalmış sayılmayız. Varolan her şey inanılmaz derecede güzel ve hassas bir karşılıklı bağımlılık dengesinde bulunmaktadır. Eğer bu mesajı alabilirsek, o zaman bizim yaşamlarımız da Gerçek İnsanlar’ınki gibi bu yüce amaçla dolabilir.

Teşekkürler

Çok özel iki kişi olmasaydı, bu kitap var olamazdı… Bu iki ruh beni kanatlarının altında korumaya aldılar ve yükseklere uçmam konusunda sabırla yüreklendirdiler. Bu nedenle Jeannette Grimme ve Carri Garrison’a, ulaşılması olanaksız derinliklere varmama yönelik bu edebi yolculuğu benimle paylaştıkları için özel bir teşekkür sunuyorum.

Paylaşım yeteneği ve, “sözleri her zaman çevirmediysem de tek amacım onların zihinlerine tercüman olabilmekti,” diye yazarak bana cesaret aşılayan yazar Stephen Mitchell’e teşekkür ediyorum.

Her biri nitelikli bir yazar/konferansçı olan gerçek insanlar Og Mandino’ya, Doktor Wayne Dyer’a ve Doktor Elisabeth Kubler-Ross’a teşekkür ediyorum.

Yaşamını öğretmen olmaya adadığı için, genç Marshall Ball’a teşekkür ediyorum.

Ve ayrıca, Nola teyzeye, doktor Edward Stegman’a, Georgia Lewis’e, Peg Smith’e, Dorothea Wolcott’a, Jenny Decker’e, Jana Hawkins’e, Sandford Dean’a, Nancy Hoflund’a, Hanley Thomas’a, Saygıdeğer Marilyn Reiger’e, Saygıdeğer Richart Reiger’e, Walt Bodine’e Jack Small’a, Jeff Small’a ve Arrow Baskıdan Wayne Baker’e, Harper- Collins’ten Stephanie Gunning ve Susan Moldow’a ve Robin Bern, Candice Fuhram ve de özellikle MM Co. Başkanı Steve Morgan’a çok teşekkürler.

YAZARDAN OKURA

Bu kitap yaşanmış bir deneyimin meyvesidir ve anlatılan olaylardan hemen sonra yazılmıştır. Az sonra sizlerin de göreceği gibi, elimde not tutabileceğim bir defter yoktu. Bu kitabın bir roman olarak satılmasının nedeni, minik aborijin kabilesini herhangi bir yasal sorundan koruyabil-mektir. Kimliklerinin belirlenmesini istemeyen dostlarıma bir saygı işareti olarak bazı ayrıntıları elemek yoluna gittim. Bunu yaparken bir amacım da kutsal mekanımızın gözlerden ırak kalabilmeyi sürdürmesiydi.

Halk kütüphanesine kadar gitmenize gerek kalmaması için metinde en önemli tarihsel bilgilere yer verdim. Ve sizlerin Avustralya’ya dek bir yolculuk yapmanıza da gerek olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim, çünkü Aborijinlerin sergiledikleri özel durumlar her Amerikan kentinde ra-hatlıkla rastlanabilecek türdendir: gözlerinizi, işsizlik oranının yüzde ellinin üstünde olduğu getto mahallelerinde yaşayan kara derili insanlara çevirmeniz yeterli olacaktır. Bu insanların, çalışanlarıysa en katlanılmaz işleri yüklenmişlerdir ve onları köklerine bağlayan kültürle her türlü ilintiyi yitirmiş durumdadırlar. Amerikan kızılderilileri gibi onlar da belli bölgelerle sınırlanmış durumdalar ve kuşaklardan beri kutsal ayinlerini uygulama özgürlüğüne sahip değiller.

Ne var ki sizlerden gizlemeyeceğim bir şey varsa o da, bu kitap, yani “Mutant’a Mesajdır!”

Amerika, Afrika ve Avustralya değişik ırklar arasındaki ilişkileri iyileştirmek yolunda çalışmalar gösteriyor gibi, ama Avustralya’nın en iç noktalarında, anakaranın en çorak topraklarında, hâlâ yavaş, düzenli ve kadim bir yüreğin atışının sesi duyuluyor. Orada ırkçılık kavramından ha-beri olmayan çok özel bir kabile, sadece öteki insanlar ve doğa ile ilgileniyor. Bu sese kulak vermek ve onu anlamak, insan olmayı ya da insanın var oluşunu daha iyi anlamak anlamına geliyor.

Bir tartışma ortamı yaratma niyeti gütmeyen ve kendi olanaklarımla bastırdığım bu metin, pek çok görüş ayrılığını ortaya çıkardı. Okurken sizler de pek çok değişik sonuca varabilirsiniz. Örneğin, okur, çevirmenim olarak söz ettiğim kişinin geçmiş yıllarda hükümetin kurallarını ve ya-salarını çiğnemiş bir kişi olduğunu sanabilir; nüfus sayımları, vergiler, oy hakkının kullanımı, toprağın ve madenlerin işlenme yetkileri, doğum ve ölümlerin bildirimleri ve benzeri gibi yükümlülüklerden kurtulmak için kaçtığını ve kabilenin öteki üyelerinin de aynı yollara başvurmalarına yardımcı olduğunu düşünebilir. Benden, bu kişinin adını açıklamam ve bir grup insanı çöle götürerek, kabile ile yürüdüğüm yolları göstermem istendi. Bunları reddettim! Yasaların kurduğu düzenin dışında yaşayan bu insanlara yardımcı olmakla, onların kimliklerini açıklamamakla ve ger-çekte var olmayan bir kabileyi varmış gibi anlatarak yalan söylemekle suçlanabilirim.

Tüm bunlara yanıtım şu olacaktır: ben, burada tüm Avustralya Aborijinleri adına değil, sadece anakaranın yüreğindeki çorak topraklarda yaşayan ve Yabanıl İnsanlar ya da Kadim Kişiler adıyla tanınan tek bir kabile adına konuşuyorum. Onları görebilmek için yanlarına bir kez daha gittim ve Amerika Birleşik Devletleri’ne 1994 Ocak ayından az önce döndüm. Hayır dualarını ve bana yüklenen görevi yürütmekteki yöntemlerim konusunda onaylarını yeniden aldım.

Sevgili okur, şunu söylemek istiyorum: Öyle görünüyor ki, yeryüzünde kendine amaç olarak sadece eğlenmeyi seçen insanlar var. Sen, kendinin de bu insanlardan biri olduğunu düşünüyorsan, kitabı oku, eğlen ve hoş bir gösteri seyretmişçesine yoluna devam et. Az sonra dile getireceklerim sana kurgusal bir roman gibi gelebilir, ama gene de hayal kırıklığına uğramayacaksın, paranın karşılığını alacaksın.

Oysa, eğer mesajı işitebilme yeteneğine sahip kişilerden biriysen, onun güçlü ve yüksek sesini duyacaksın. Mesajı içinde, yüreğinde, aklında ve ta iliklerinde hissedeceksin. Biliyor musun, bu uzun yürüyüş için seçilen kişi sen de olabilirdin ve inan bana pek çok kez keşke yerimde bir başkası olsaydı diye aklımdan geçirmiştim.

Her birimizin içinde, gelişmemize katkıda bulunan deneyimleri yaşadığımız kuytu bir nokta vardır; yazgı benim bu deneyimi gerçek bir kuytuda, Avustralya anakarasının ta yüreğindeki çölde yaşamamı istedi. Yolu oraya düşmüş bir insan neler yaşar ve neler yaparsa, ben de öyle yaptım.

Bu sayfaları çevirirken, sözünü ettiğim insanlar umarım senin de yüreğine dokunabilirler. Ben bunları İngilizce yazıyorum ama onların gerçeğinin sesi yoktur.

Benim önerim, mesajın tadını çıkartman, sana iyi gele ni yudumlaman ve geri kalanı tükürmen; dünyanın yasası da bu değil mi zaten?

Çöl insanlarının geleneğine göre, yeni bir adım daha var, bu da yeni bir yetenek edindiğimin göstergesidir.

Sevgilerimle,

Gezgin Dil

Avustralya’da yaşadıklarımdan esinlenerek yazdığım bu yapıt kurgusal bir kitaptır. Yaşananlar, Afrika’da, Güney Amerika’da veya uygarlığın gerçek anlamının hâlâ canlı tutulduğu, herhangi bir başka yerde de geçebilirdi. Benim öykümden kendi mesajını bulup çıkartmak okura düşüyor.

Marlo Morgan

Onur Konuğu

Bazı uyarılar gönderilmiş olmalı, ne var ki ben hiç birini alamadım. Olaylar çoktan harekete geçmişti; yırtıcı hayvanlardan oluşan küme kilometrelerce uzaklıkta oturmuş, kurbanını bekliyordu. Az önce boşalttığım valizim, ertesi gün, “talep edilmedi” etiketi takılarak emanet deposuna kaldırılacak ve aylarca orada kalacaktı. Yabancı bir ülkede sırra kadem basan pek çok Amerikalıdan biri olmak üzereydim.

Boğucu bir ekim sabahıydı ve ben Avustralya’nın beş yıldızlı bir otelinin önündeki avluda durmuş tanımadığım bir rehberi beklemekteydim. Uyarıları sezmekten uzak mı uzak yüreğim sevinçle cıvıldıyordu. Kendimi alabildiğine iyi hissediyordum ve bir o kadar da heyecanlıydım! İçten içe mutlak olarak emin olduğum bir şey vardı:bu benim şanslı günümdü.

Derken üstü açık bir cip, dairevi giriş yoluna saptı. Kızgın parke taşlı yolun üzerinde kulakları tırmalayan otomobil lastiklerinin sesini işittiğimi anımsıyorum. Yolu sınırlayan erguvan renkli yapraklardan sıçrayan su paslı metale sıçradı. Cip durdu ve otuz yaşlarında bir aborijin olan şoför, bana doğru baktı ve bir el işaretiyle, “gelin,” dedi. O, sarı saçlı bir Amerikalı kadını almaya gelmişti. Ben ise, Aborijinlerden oluşan kabilelerin toplantısına gitme beklentisi içersindeydim. Üniformalı kapı görevlisinin mavi gözlerinden durumu onaylamadığı açıkça belliyken, biz birbirimize kimliklerimizi açıklamadan aramızda anlaşmıştık bile.

Yüksek topuklu ayakkabılarımın araca binmemi güçleştirmesinden önce de fazlasıyla şık bir tarzda giyinmiş olduğumu anlamıştım. Sağımda oturan genç şoför, şort ve rengi solmuş bir beyaz tişörtle çorapsız olarak bez ayakkabılar giymişti. Benim toplantı yerine götürülmem ayarlanırken, bu işlemin normal bir otomobille gerçekleştirileceğini, hatta Avustralya otomobil sanayiinin gururu olan bir Holden ile alınacağımı hayal etmiştim. Yarı açık bir araçla yolculuk etmek zorunda kalacağım bir an bile aklımdan geçmemişti. Her ne ise, bu karşılaşma için özensiz ve ba-kımsız değil, tam tersine olabildiğince şık giyinmeyi yeğlemiştim; ne de olsa benim onuruma bir şölen verilmekteydi!

Kendimi tanıttım, ama o kim olduğumu çok iyi bilirmişçesine bir onay işareti yaptı başıyla. Kapı görevlisinin önünden geçerken, adamın kaşlarını çattığını gördüm. Kentin yüksek kayalarla çevrili kıyı yollarına daldık, önlerinde verandaları bulunan evleri, süt ve süt ürünleri satan dükkanları, lokantaları ve bir tek ot tanesinin bulunmadığı beton parkları geçtik. Altı yola ayrılan sapağın göbeğinin çevresinden dönerken kapının koluna sıkı sıkı yapışmak zorunda kaldım. Buradan çıkınca güneşi arkamıza aldık ve şeftali rengi yeni tayyörüm ve renkli ipek gömleği’ min bana fazla geldiğini hissetmeye başladım. Gitmekte olduğumuz binanın kentin öte ucunda olduğunu düşünü yordum ama yanılıyordum. Denize paralel giden otoyola girdiğimizde toplantının kent dışında, benim öngördüğümden çok daha uzakta düzenlendiğini düşünmeye başladım. Ceketimi çıkarttım ve daha ayrıntılı bilgi almadığım için ne denli aptal olduğumu geçirdim aklımdan. Neyse ki çantamda bir saç fırçam vardı ve omuzlarıma kadar inen ve güneşten rengi açılan saçlarımı modaya uygun bir örgü ile toplamıştım.

Beni ilk kez telefonla aradıklarından bu yana merakım azalmamıştı ama fazla şaşırdığımı da söyleyemem. Ne de olsa yurttaşlardan başka övgüler de almıştım ve yürüttüğüm program büyük bir başarı kazanmıştı. Kent merkezlerinde yaşayan ve sık sık intihar eğilimi gösteren yarı kan Aborij inlerle çalışmış ve onların tatminkar bir ekonomik gelir edinmelerine yardımcı olmuştum. Böylesine bir girişimim eninde sonunda dikkat çekecekti. Ne var ki sonuçlar beni bile biraz şaşırtmıştı… Bugünkü karşılaşmayı düzenleyen kabile üçyüz kilometre ötede, anakaranın karşı kıyısında yaşıyordu ama rastlantısal olarak kulağıma çalınan sözler dışında Aborijin kabileler hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyordum ve birbirlerine bağlı bir topluluk mu yoksa, Amerikan Yerlilerinin çeşitli diller konuşması gibi farklı karakter özellikleri mi sergiledikleri hakkında hiçbir bilgim yoktu.

Benim gerçekten merak ettiğim ödül olarak ne alacağımdı: Kansas City’ye gönderip, diğerlerinin yanına koyduracağım yeni bir tahta oyma mı, yoksa sadece bir çiçek demeti mi? Hayır, hayır, otuzsekiz derece civarındaki bu sıcakta herhalde çiçek vermezlerdi. Dönüş yolunda çiçek-lerin tümü ölmüş olurdu zaten. Şoför, önceden anlaştığı…

Genel Bilgiler

Benim için ARA!

Cevap ver

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kapat

Pomstore.net | Keşfet ve Satınal