Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Gece Çökerken
Gece Çökerken

Gece Çökerken

Avner Wishnitzer

Osmanlı’nın izbe sokaklarına saptığımızda sokakta kimleri görmeyiz ki? İsyan hazırlığında olan yeniçerileri mi, hırsızları mı, sokak köpeklerini mi, işret âlemlerinin müdavimlerini mi? Gece sokakta…

Osmanlı’nın izbe sokaklarına saptığımızda sokakta kimleri görmeyiz ki? İsyan hazırlığında olan yeniçerileri mi, hırsızları mı, sokak köpeklerini mi, işret âlemlerinin müdavimlerini mi? Gece sokakta yürüyenler karanlığın perdesi altında gözlerden ırak kalabilirdi, peki ya kulaklardan?
Padişahın, deliksiz bir uykunun sadece ihtimaline sahip olabildiği gecede, yapay ışıkların nazarından, kolektif dikizden kaçan başka bir Osmanlı nizamı kurulurdu. Herkesin bilip de sustuğu, sadece karanlıkta kol gezen başka bir âlemdi bu. Gündüzün muktedir ve makbulü, yerini gecenin kendi muvazenesine bırakır, hiyerarşiler değişir, gözlerden uzak olmanın özgürlüğü, görememenin korkusuyla bir araya gelirdi. Deliksiz uykunun imkânını ancak sokaktakiler belirlerdi.
Başta İstanbul olmak üzere, 18. yüzyılın Osmanlı kentlerinde karanlık, gölge ve ışık farklı iktidar ilişkilerin

i, var olma biçimlerini ve gündelik hayatı belirleyen, görül(e)meyen ama hissedilen sınırlardı. Görülmek veya görülmemek ait olunan sınıfa göre lüks veya tehlike unsuru olabilirdi. Bu kitabın yazarı, bu iki ihtimalin bağlama göre padişahtan sokak serserisine, evinde derin uykusuna dalan mazbut mahallelilerden bekâr odalarının sakinlerine nasıl değiştiğini bizlere gösteriyor. Ayrıca, çeşitli arşiv kaynakları ve zengin edebî metinlerle farklı toplumsal grupların karanlık deneyimlerine bir nevi “ışık tutuyor”.

İçindekiler

Teşekkür 11
Giriş 14
1. Kısım
Geceye İlişkin Gerçeklikler
1
Huzursuz Etmek 39
2
Görünmeyeni Düzenlemek 88
3
Kentsel Bilinçaltı 142
4
Müphemlik ve Muğlaklık 186
5
Işığı Üretmek 236
2. Kısım
Geceye İlişkin Gerçeklikler
6
İktidarın Nuru 277
İçindekiler
7
Gece Muharebeleri 327
Sonuç veyaYeni Bir Gecenin Şafağı? 376
Ek:
Bu Kitapta Sicillerin Kullanımına Dair 390
Kaynakça 395
Dizin 439

Giriş

Her daim uyanık, aydınlatılmış ve her şeyi meydanda olan bir dünyada, geçmişin karanlığına bakışın bize kazandıracağı çok şey var. Çelişkili bir biçimde, Osmanlı gecelerini çalışmanın bize kazandırdığı en mühim şey, görünmezliğin faydalarını ve maliyetini fark etmektir. Bu kitap, 18. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda gündüz vakti gerçekleştirmesi pek de mümkün olmayan– iktisada, suça, siyasete, ibadete ve serbest zamana dair uğraşlar için gecenin biricik koşullar yarattığını gösterir. Gece rızk ve kardeşlik, haz ve kaçış sunar; güvenmeye, saklanmaya ve komplo kurmaya müsaade ederdi. Tüm bu imkânları, göze görünmez olabilmek yaratırdı.

“Karanlıkta olmak” elbette bilmemenin güvensizliğini içerirken tanınmamanın vaadini ve bilmiyor gibi davranmanın da faydalarını içeriyordu. Bu kitapta öne sürdüğüm üzere, erken modern dönemde bu saklanabilirlik, Osmanlı devlet ve toplumunda geniş kapsamlı sonuçlar doğurdu. Sanılanın aksine, gözden kaybolmaya çalışanlar, yalnızca toplumsal ya da dinî açıdan marjinal olanlar değildi. Başkalığa hatta yıkıma olanak sağlayan gece, hegemonyaya da hizmet etti. Karanlık, kurulu düzene açıkça meydan okumadan iktisadi, siyasi, toplumsal, dinî ve cinsel baskıların ortadan kaldırılmasına izin verdi. Aslında devlet, alkol tüketiminden ve fuhuştan alınan vergilerden doğrudan yararlanıyordu. Karanlıkta olanlar karanlıkta kaldığı müddetçe, satıcılar, müdavimler ve devlet görevlileri, bunların hiçbiri yaşanmamış gibi davranabilirdi. Bir diğer deyişle, gece herkesi saklayabilecek kadar karanlıktı. Gece, benliğin bir parçası olan ama yine de bilincin merkezinde yer almayan bir tür kolektif bilinçaltıydı.

Bu üretken ihmal, geceyi herkese eşit derecede açık olan pastoral bir fırsatlar diyarına dönüştürmedi. Daha zayıf ve fiziksel olarak daha kırılgan olanlar için görüşün zayıflaması ve bunun kamu güvenliği üzerindeki olumsuz etkileri, çoğunlukla, kapanma, bazen de korku ve şiddet anlamına geliyordu. Gece dışarı çıkanların ya başka şansı yoktu ya da gizlenebileceklerine, fiziksel güçlerine veya başkalarının onları koruyacağına güveniyorlardı. Bu kriterleri en iyi Osmanlıların bir zamanlar şöhretle anılan askerleri yeniçeriler karşılar.

Yeniçeriler silahlıydılar, silah kullanma eğitimi almışlardı ve güçlü bir topluluk dayanışması geliştirmişlerdi. Resmî manada düzenin bir kolu olan, asi ve dinî açıdan karşıt bu birlikler, bilhassa geceleyin esaslı bir düzensizlik kaynağına dönüştü. 18. yüzyılın sonuna gelindiğinde, askerî yenilgiler ve iç istikrarsızlıklar bağlamında, reform yanlısı çevreler daha merkezî ve ortodoks bir düzen için ısrar etmeye başladı. Yeniçerilerin asiliklerine, kentte yol açtıkları şiddete ve karşıt tasavvufi eğilimlerine ve ilişkili olarak tüm bunların örselenmeden gelişmesini mümkün kılan geceye daha az hoşgörü gösterir oldular.

1780’lerden itibaren yeniçeriler ile saray arasında karanlığın perdesi altında, ilan edilmemiş bir savaş başladı. Bu, Sultan II. Mahmud tarafından Haziran 1826’da ordunun kapatılması ve ardından Bektaşi tasavvuf düzeninin baskılanmasıyla sonuçlandı. Mahmud’un zaferi padişahın otoritesinin geceyi kuşatmasına direnen ve geceyi, muhalefet ve özgürlük kadar, bir şiddet ve güvensizlik aralığı olarak muhafaza eden güçleri ortadan kaldırdı. Kısa süre içinde, sultanın doğrudan otoritesi altında geceye dair yeni bir gerçeklik oluşmaya başladı. Bu çalışmada, gece “gerçek” tarihin sözde gerçekleştiği günler arasında karanlık bir koridor olarak ele alınıp reddedilmeyecek; gecenin erken modern Ortadoğu’nun temel toplumsal, kültürel ve siyasi süreçlerini şekillendirmede görünmez ama hayati –bir bakıma karanlık madde gibi olduğu gösterilecektir.

Gece Muharebeleri 

1809’un başlarında bir sabah, İstanbul’un çeşitli mahallelerinde uyanan düzinelerce sakin, kapılarında yeniçeri ocağının armasının işlenmiş olduğunu gördü. Takip eden gecelerde, özel mülklerin yanı sıra, kiliselerin ve sinagogların kapıları da benzer bir şekilde işaretlenmişti. İnsanlar bunu tehdit edici bir mesaj olarak yorumladılarsa da kimse bunun tam olarak ne anlama geldiğini ya da arkasında kimin olduğunu bilmiyordu.

Vakanüvis Cabi Ömer’e göre (ö. ~1814) “bir iki kişinin işi olmayan” bu gizli eylem ev sahipleri arasında büyük endişe yarattı. Bir gece, neredeyse 100 kapı işlenmişti. İnsanlar devriye gezen askerlerin sorumlu olduğunu düşündüler fakat kimse sebebini çözemedi.1 Mesele kaymakama intikal edince o da nihayetinde ocak komutanlarını sorguladı ama bir sonuca varılmadı. Karanlığa sessizlik eşlik ediyordu. Yeniçeri Ağası suçluları yakalama sözü verdiyse de ertesi sabah şafak vaktinde Bab-ı Âli’deki Divan-ı Hümayun odasının kapısına bir tehdit mesajı asıldığında o da tamamen çaresiz kaldı. Mesaj, Nizam-ı Cedid programının bilinen bir destekçisi olan Yusuf Ziya Paşa’nın (ö. 1817) sadrazam olarak atanmasını protesto ediyordu. “Kılıcımızdan kan damlıyor” yazan mesajın devamında sadrazam suikastla tehdit ediliyordu. O gece Bab-ı Âli’de nöbet tutan yeniçeriler, mesajı kimin gönderdiğini bilmedikleri iddia ediyor ve kaymakamın kendisini şafak vaktinde odanın kapısının önünde gördüklerini anımsıyorlardı. “Mesajı ona sorun,” belki de sadrazam olarak atanmak için kendisi yapmıştır diyorlardı.2 Neler oluyordu? Hikâyeyi aktaran vakanüvis ve onun okuyucuları olan bizler emin olamayız.

Bu anekdottaki en çarpıcı kısım, padişahın da karanlıkta el yordamıyla bir açıklama arıyor olmasıdır. Yeniçeriler burada avantajlı konumda görünüyor. Dayanışmalarına ve saklanabilirliklerine güvenen yeniçeriler, harekete geçer, isyan eder ve padişah da dâhil olmak üzere herkesi çaresiz ve endişeli bırakarak ortadan kaybolurlar. Karanlıkla bir işler dönüyordu fakat kimse bunun ne olduğundan emin değildi. Bu bölümde, muhafazakâr ve karşıt ritüelleri, düzeni ve bunların ihlallerini barındıran, serbest bir şekilde düzenlenmiş olan on sekizinci yüzyıl gecesinin, saray seçkinleriyle gecenin gayri resmi yöneticileri olan yeniçeriler arasında kademeli olarak nasıl bir muharebe alanına dönüştüğünü gösteriyorum. Yeniçeriler sarayla çatışma içinde olduklarında geceyi yalnızca hovarda zevkler ve ticaret için değil aynı zamanda komplo ve sabotaj için de kullandılar.

Karanlık onların “isyan protokolleri”nin hayati bir veçhesiydi.3 Bir kez harekete geçtiklerinde, yeniçeriler karanlığın örtüsü altında çabucak örgütlenir ve gölgelerden ortaya çıkarak güpegündüz padişaha karşı çıkarlardı.

 

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Popüler Tarih Tarih
  • Kitap AdıGece Çökerken
  • Sayfa Sayısı448
  • YazarAvner Wishnitzer
  • ISBN9786258242256
  • Boyutlar, Kapak13.5 x 21 cm, Karton Kapak
  • YayıneviFol Kitap / 2023

Yazarın Diğer Kitapları

Men-e-men Birazoku

Aynı Kategoriden

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur