Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Foye Markisi Edward, hayatını bekâr bir genç çapkın olarak devam ettirmekten memnundur fakat kardeşinin vefatı her şeyi değiştirir. Soyunun devamı için Foye evlenmelidir. Hercai bir genç kadın tarafından kalbi kırıldığı için ileri yaşlı, görmüş geçirmiş, olgun bir kadın bulup onunla evleneceğine dair ant içer. Böylece hislerine tehdit oluşturacak hiçbir şey kalmayacaktır ortada.

Sabine Godard ise bir Oxford hocası tarafından eğitilmiştir. Geçmişinde yaşadığı bir olaya bağlı olarak artık erkeklerin kendisine dokunmasını bile reddetmektedir ve o olaydan sonra onu sadece yaptığı akademik çalışmalar mutlu eder olmuştur. Aslında o âşık olmak niyetinde değildir fakat Edward ile tanıştığında tutkuyla, mantığı arasında kalır. Birbirlerinin eski yaralarını iyileştirirken şehveti ve arzuyu da yeniden keşfederler… Ta ki olaylar onları, aşkları uğruna her şeyi tehlikeye atacak duruma getirene dek.

“Eğlenceli bir krallık dönemi romantizmi… Romance türünde kıymetli bir eser.”

-The Best Reviews-

“Tatlı bir şehvet yüklü.”

-Darque Reviews-

***

BİR

Her şey nasıl mı başladı?

Bu olay, 1809 yılının 3 Eylül’ünde, sabaha karşı saat iki dolaylarında gerçekleşti. Mekân, Buckingham Dükü’ne ait olan fakat Crosshaven Kontu tarafından doksan dokuz yıllığına kiralanan ve Kont’un şu an için yirmi üç yıldır yaşadığı evin arka salonuydu. Foye Markisi’nin küçük kardeşi olan Lord Edward Marrack’in de o gece orada bulunduğunun altını çizmek gerekir. Eski bir aile dostunun kızıyla nişanlanana kadar hovardanın tekiydi kendisi.

Crosshaven Kontu ise hâlâ hovardanın teki olmaya devam ediyordu…

Lord Edward Marrack, kendisine doğru yönelen şişeyi geri çevirerek daha fazla şarap almayı reddetti. Sandalyesine yaslanırken, arkadaşı Crosshaven Kontu -ki kendisi kaçınılmaz surette akşamın ilgi odağıydı- elini kaldırıp kayda değer bir vurgulamayla o iki sözcüğü söyledi: “Sabine Godard. ”

Salondaki diğer erkekler bundan etkilenmişe benziyorlardı. Çünkü o iki kelimenin ardından, Lord Edward dahil hiçbiri, Cross’un Sabine Godard isimli hanımefendiyi elde etmiş olduğundan bir an için bile şüphe etmedi.

O ana kadar genç bayanın şöhretine dil uzatmak mümkün değildi. Sabine Godard, çocukluğundan beri amcası tarafından yetiştirilen bir yetimdi. Kuleler kenti Oxford’da bir hayat kurmuşlardı. Henry Godard, yakın zamanda şehrin ünlü okulundan emekli olarak ayrılana kadar, orada öğretmenlik yapıyordu; aynı zamanda kendisi ünlü bir düşünürdü. Londra’ya gelmeleriyle birlikte Godard, Kral ve İmparatorluk için yaptığı fikri katkıları karşılığında şövalyelik nişanını alabilecekti.

Godardlar Londra’ya geleli çok uzun zaman olmamıştı ama Lord Edward, birçok kişiden Bayan Godard’ın güzelliğini dinlediğini anımsıyordu. Çok güzel ve bir o kadar da ulaşılmaz bir kızdı. Eğer Lord Edward’ın duyumları doğruysa Bayan Godard, amcasının daimi bakıcısı konumundaydı. Zaten kendi ebeveynleri tarafından yetiştirilmeyen tüm çocukların kaderi böyledir. Neticede amcası artık Sör Henry Godard olarak biliniyordu. Art arda tırmandıkları basamaklardan sonra gelinen nokta her ikisi için de kayda değer bir yükselişti.

Lord Edward, ulaşılmaz Bayan Godard’ın Crosshaven tarafından takip altında olduğunu da duymuştu. Crossha-ven Kontu’nun aynı zamanda hem meleksi hem de şeytani bir yakışıklılığı vardı. Tavırları nazik, zekâsı birinci sınıftı. Lord Edward, ortada başka bir şey yoksa sıradan bir arkadaşlık ilişkisini anlatarak insanları rahatsız etmeyi sevmezdi; fakat Crosshaven’ın ağzı, Lord Edward’a göre pek o kadar sıkı değildi. Bu gece bunu bir kez daha kanıtlıyordu.

Lord Edward, Cross’u fazlasıyla severdi aslında, ancak onun bu geceki palavralarıyla böbürlenme hali çok çirkindi. Hiç centilmence bir davranış değildi. Gecenin akışında kadehini art arda boşaltıp doldururken, saygın bir ailenin genç bir kızını ayarttığını insanlara ilan etmesi mazur görülemezdi.

Öte yandan doğru yoldan ayrılmış bir kız olarak Sabi-ne’in, işlediği suçun cezası olarak amcasının ona uygun gördüğü kadere terk edilmesinin en doğrusu olduğunu düşünmeden edemiyordu insan.

“Nasıldı?” diye sordu diğer delikanlılardan biri.

Cross parmak uçlarını öperek bu sayede kutsanan elini tavana doğru kaldırdı. Bunun üzerine bazıları Cross’un yatak odası marifetleri, diğerleri ise Sabine Godard ve Crosshaven’ın cinsel münasebet ve ateşli bir evlilik dışı ilişkiyle ilgili ona öğretmiş olabilecekleri hakkında birçok müstehcen yorum yaptı.

Lord Edward’a göre, otuz yaşına basmak üzere olan Cross, sahip olduğu tüm o kibirli ve afili unvanlara rağmen şeref ve edep namına öğrenecek çok fazla şeyi olduğunu kanıtlamıştı. Sevdiği birkaç adamla hoş bir buluşma olarak başlayan akşam, Lord Edward’ın gözüne artık çok da güzel görünmüyordu.

“Bir baştan çıkarma,” diye ortaya konuştu Lord Edward, “usulünce yapıldığında o süre zarfı içinde her iki tarafı da mutlu eder, ilişki sona erdiğinde de kimse küçük düşmez.”

“Ondan ayrıldığımı kim söyledi?” diye sordu Crossha-ven.

“Ben,” diye yanıtladı Lord Edward. “Biraz aklı olan herkes anlamıştır bunu herhalde.”

Crosshaven üzgün bir ifadeyle kafasını salladı. “Bir adam âşık olduğunda başına bu mu gelir gerçekten? Bilmesem, genç, güzel bir bayanla birlikte olmak istememekle itham ederdim seni.” Sonra göz kırparak ekledi: “Evlilik menfaati olmadan birlikte olmak demek istiyorum tabii.” Lord Edward’a doğru hafifçe gülümsedikten sonra kadehini alay edermişçesine havaya kaldırarak salonu süzdü. “Sabine Godard’a.”

“Şerefe, şerefe,” dedi içlerinden birkaçı. Birçoğu sadece şaraplarını tatmak istiyordu.

Crosshaven, Ren şarabından içiyordu. Bu sırada gözlerini Lord Edward’ın üzerinden ayırmadı. Onun kadehini kaldırmadığını fark etmişti. “Bu kadar sıkıcı olmaktan vazgeç Ned,” diye söylendi gözlerini devirerek Crosshaven. “Henüz evli değilsin, seni ihtiyar.”

“Doğru.” Fakat Ned üç ay içinde evlenmiş olacaktı. Bu hallerden, içerek ve kadınlarla yatarak geçen gecelerden, hayatta yaşanacak başka hiçbir şey yokmuş gibi yaşamaktan gerçekten bıkmıştı. Henüz evlenmemişti fakat Rosali-ne’in şu anda karısı olmasını dilerdi.

Lord Edward, kadehini bıraktı ve ayağa kalktı. Kendini bir anda dev gibi hissetmişti. Bunun bir sebebi vardı. Salondaki, oturan veya ayakta duran herkese tepeden bakıyordu. “İyi geceler beyler, lordlarım.”

“Ne?” dedi Cross. “Bu saatte mi gidiyorsun Ned? Henüz erken.”

Lord Edward arkadaşının davranış biçimini onaylamadığı gerçeğinden doğan gerginliği hafifletmek için gülümsemeyi denedi ama yapamadı. Üstüne üstlük sessiz de kalamadı. “Bir adamın şöhreti yolunda herhangi bir hanımefendinin lime lime edilen kişiliğinin hikâyesini dinlemek ilgimi çekmiyor.”

Hakir görülen gururuyla Cross gözlerini Lord Edward’a dikti. “Olması gerektiğinden daha iyi bir kız değil o.” “Doğru,” diye cevap verdi Lord Edward. “Fakat boşboğazlılığın en ağır neticelerine hep kadınlar katlanmak zorunda kalır. Bu gece o kızı baştan çıkardığın için alkışlandın ve erkekliğe biraz daha layık görüldün. Çapkınlığınla edindiğin ün, resmi olarak da tasdik edildi.”

Crosshaven ıslıklar arasında eğildi ve sırıtarak doğruldu. Salonda sırıtmayan tek kişi Lord Edward idi.

“Onun şerefi pahasına gerçeği kanıtlamak zorunda olmanın sebebi nedir? Kadınları baştan çıkarma konusundaki becerinle ilgili kimsenin şüphesi yok,” dedi Lord Edward ve içini çekti. Cross’a ders vermeye çalışmanın hiçbir anlamı yoktu. “Yarın uyandığında,” sesinde hüzünlü bir yumuşaklık vardı, “Bayan Godard için dünya pek hoş bir yer olmayacak. Kızı, işte böyle bir kadere mahkûm etmekten sakınmalıydın.”

“Olması gerektiğinden daha iyi bir kız değil o, Ned.” Crosshaven sarhoşların genellikle yaptığı gibi ayık davranmaya uğraşıyordu ancak gerçeklikten uzaktı. “Saygısızlık etmiyorum Lord Edward. Fakat kız hakkında söylediğim doğru. Olması gerektiğinden daha iyi biri değil.”

Lord Edward, Cross’u başını eğerek selamladı. Gülümsemiyordu; çünkü arkadaşıyla ilgili hayal kırıklığına uğramıştı. “Sen de öyle.”

Dışarıya çıkarken Lord Edward, Bayan Godard’ın hayatının böylesine, tamir edilemez bir biçimde mahvolmasının ne kadar üzücü olduğunu düşünüyordu.

Crosshaven’ın, kız üzerinden böbürlenerek anlattığı hikâyeler yarın öğlene kadar her yere ulaşmış olacaktı. Sabine Godard’ı kişisel olarak tanımıyordu fakat yakın zamanda onun ve amcasının içine düşecekleri rezillik hali onu rahatsız ediyordu. Her ikisi de Crosshaven’ın boşbo-ğazlılığının kurbanı olacaktı.

Şövalyelik nişanına henüz sahip olan Sör Henry Go-dard’ın, zavallı kızı sokağa atması muhtemeldi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıArkana Bakmadan
  • Sayfa Sayısı360
  • YazarCarolyn Jewel
  • ÇevirmenGüncem Topçu Güzel
  • ISBN9789944827188
  • Boyutlar, Kapak14 x 21 cm, Karton Kapak
  • YayıneviEpsilon Yayınları / 2013-11

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur