Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş sürecinin temellerini atan devlet olarak gösterilebilecek Selçukluların kısa sürede kat ettikleri yolu, elde ettikleri başarıları inceleyen kitap, alanında Türkçe yayımlanmış, iddialı bir çalışma. “Selçukluların Asya ve Anadoludaki başarısının sırrı neydi?”, “Haçlı Seferlerinde ne gibi taktikler uygulanmıştı?”, “Bizans gibi köklü bir imparatorluğa karşı, bu devlet nasıl olup da üstünlük sağlamıştı?” gibi sorulara yanıtlar veren eseri, Doç. Dr. Muharrem Kesik, birinci el kaynakları araştırarak yazdı. Föy metni; Çağrı Bey kitabı ile Selçuklu Tarihine giriş yapan Timaş Tarihte serinin ikinci kitabı At Üstünde Selçukluları anlatıyor. Her anlamda Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş sürecinin temellerinin atıldığı devlet olarak gösterilebilecek Selçuklular, anlaşılmayı ve araştırılmayı bekleyen bir alan olması itibariyle dikkatleri zaten üzerine çekiyordu. İşte tam da kısa sürede bu kadar başarılı bir yükselişe geçen bir devletin başarısının sebeplerine eğilen At Üstünde Selçuklular, özgün bir çalışma olması itibariyle bu alandaki iddiasını ortaya koyan bu eser akıcı ve rahat üslubuyla Selçukluları günümüze taşıyor. Kitapta, devlet ve idari sistemlerine dair yapılan genel bir değerlendirmeyle giriş yapılan Selçuklular tarihinde, esas olarak ordu sistemi ve savaş taktikleri üzerinde yoğunlaşılıyor. “Selçukluların Asya ve Anadoludaki başarısının sırrı neydi?”, “Haçlı Seferlerinde ne gibi taktikler uygulanmıştı?”, “O zamanlarda bile uygulanmış casusluk faaliyetlerinin Selçuklular neresindeydi?” ve belki de en önemlisi Bizans gibi köklü bir imparatorluğa karşı bu devlet nasıl üstünlük sağlamıştı?… Bu ve bu tarz soruların cevabını merak edenler için Selçuklu tarihi üzerine uzman Doç. Dr. Muharrem Kesik birinci el kaynakları araştırdı ve yazdı: At Üstünde Selçuklular…

İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ………………………………………………………………….13

GİRİŞ…………………………………………………………………….19

I. BÖLÜM TÜRKİYE SELÇUKLULARI’NDA ORDU-DEVLET İLİŞKİSİ VE ORDUYU OLUŞTURAN UNSURLAR

DÂİMÎORDU………………………………………………………………….26

YARDIMCI KUVVETLER………………………………………………..36

TÜRKİYE SELÇUKLU ORDUSUNDA EMÎRLER

(BEYLER=KUMANDANLAR)…………………………………………43

ATABEG…………………………………………………………………………..52

SELÇUKLU KUMANDANLARININ SALTANATA

MÜDAHALELERİ……………………………………………………………54

KUMANDANLARIN CEZALANDIRILMASI…………………56

KUMANDANLAR ARASINDA YAŞANAN REKABET

VE BUNUN ACI SONUÇLARI………………………………………..64

TÜRKİYE SELÇUKLU ORDUSUNUN DÜZENİ……………..66

ORDUNUN SAYISI VE GÜCÜ………………………………………..67

TÜRKİYE SELÇUKLU SULTANLARI’NIN PARALARI (SİKKELERİ) ÜZERİNDE SAVAŞÇI FİGÜRLERİ…………….70

II.BÖLÜM SAVAŞTA KULLANILAN SİLÂHLAR

HAFİF SİLÂHLAR…………………………………………………………..72

SAVUNMA SİLÂHLARI………………………………………………….87

KUŞATMA SİLÂHLARI…………………………………………………..90

ZEREDHÂNE (SİLÂH DEPOSU/SİLÂHHÂNE)……………..94

AT VE EĞİTİMİ……………………………………………………………….96

III.BÖLÜM SAVAŞ TAKTİK VE HİLELERİ

SELÇUKLULARIN TERCİH ETTİKLERİ SAVAŞ TAKTİK VEHİLELERİ…………………………………………………………………103

IV.    BÖLÜM SAVAŞ UYGULAMALARI

SAVAŞ ÖNCESİNDEKİ UYGULAMALAR……………………113

SAVAŞ SIRASINDAKİ UYGULAMALAR……………………..136

SAVAŞ SONRASINDAKİ UYGULAMALAR…………………142

HAZARDA (SAVAŞ DIŞINDA) YAPILAN İŞLER………….157

V.    BÖLÜM SAVAŞ TÜRLERİ

KUŞATMA SAVAŞLARI………………………………………………..160

SAVUNMA SAVAŞLARI………………………………………………..178

MEYDAN SAVAŞLARI………………………………………………….204

YILDIRMA-YIPRATMA VE ANI SALDIRI (PUSU)……….206

VI. BÖLÜM

DONANMANIN OLUŞUMU, DENİZ SEFERLERİ,

GEMİ YAPIMI VE TERSANELER

İLK DONANMALAR VE İLK DENİZCİLİK

FAALİYETLERİ……………………………………………………………..215

DONANMA KUMANDANLARINA

VERİLEN UNVANLAR…………………………………………………235

SELÇUKLULARDA TERSANE VE GEMİ YAPIMI………..236

SONUÇ……………………………………………………………….247

BİBLİYOGRAFYA………………………………………………….249

İNDEKS………………………………………………………………263

ÖNSÖZ

Türklerin savaşçı bir millet olduğu ve savaşı adeta bir sanat haline getirdikleri konusunda hiç şüphe yoktur. Onların bu özelliği İslâmiyet sonrasında da aynı şekilde devam edebilmiştir. 1040’ta Horasan’da devlet kuran Büyük Selçuklular da savaşçı özellikleri ile dikkat çekmişlerdir. Onların Anadolu’daki uzantıları olan Türkiye Selçukluları ise Anadolu topraklarının kazanılmasında ve savunulmasında özellikle Bizans ve Haçlı orduları karşısında gösterdikleri kahramanlıklar ve elde ettikleri başarılar ile göz doldurmuşlardır. Onların ortaya koydukları savaş oyunları hile ve taktikleri bugünkü millet ve devletlere de örnek teşkil etmektedir. Bu nedenle Batı’da Savaş tarihçileri bu konular üzerinde bilimsel araştırmalar yaparak bu konuyu çok farklı boyutlarda ele almaya çalışırlarken bizdeki çalışmaların zayıflığı hatta yetersizliği üzücüdür.

Fakat her şeye rağmen son yıllarda Ortaçağ tarihi konularına ilgi artış göstermektedir. Artan bu ilgi elbette bir Ortaçağ tarihçisi olarak bizleri de memnun ediyor; Ancak Batı’da yapılan çalışmalarda, bu çalışmalara halkın gösterdiği ilgi de yüksek, özellikle son birkaç yıl içinde yurdumuzda da savaş, ordu, savaşta kullanılan silahlar, okçuluk vs. konularda eserler yayımlanmaya başlandı. Artık yurdumuzda siyasî tarih konuları yanında ekonomi, kültür, teşkilat konuları da halkın ilgisini çekmeye başladı. Kılıç kullanmak, mızrak atmak, ok atmak, ata binmek Türklerin günlük sıradan yapageldikleri işler iken bugün bu faaliyetler ata sporu olarak görülüp bu şekilde tanımlanmaktadır. Bu geleneksel spor branşlarında çalışma yapılmaması ve bireysel gayretler dışında bu konuya devletin önem vermemesi de bir başka üzücü durumdur. Ancak

son zamanlarda bazı gayretkeşler hem bu konularda araştırmalar yapmakta hem de bu spor dallarında gençleri eğitmeye uğraşarak bu ata sporlarını yaşatmaya ve yaygınlaştırmaya çalışmaktadırlar. Geleneksel Türk Okçuluğu konusunda yaptığı çalışmalar ve bu konuda yeni nesli eğitmeye çabalamasından dolayı burada hemen Murat Özveri’nin adını zikretmeliyiz.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Araştırma Merkezi tarafından 2007 yılında “Eskiçağ’dan Modem Çağ’a Ordular” konulu bir seminere katılmış ve burada “Türkiye Selçuklularında Savaş Geleneği Hile ve Takdikleri” başlıklı bir tebliğ sunmuştum. Bu tebliğ ile ilgili araştımalarımı sona erdirdiğimde gördüm ki, bu başlık altındaki çalışma araştırıldıkça derinleşiyor, yani sınırları bir tebliğ konusunu aşarak kitab boyutuna kadar varmakta idi. Bu nedenle o günlerde bu çalışmayı bıraktığım yerden devam ettirip mutlaka tamamlayıp bir kitap haline getirmeye karar vermiştim. Timaş Yayınları Tarih Proje Editörü Sayın Adem Koçal Bey, benimle temasa geçip de bu konu hakkında bir eser yazmam konusunda bir teklif getirdiğinde son derece mutlu oldum. Böylece 2007’de bıraktığım yerden çalışmama devam ederek elinizdeki bu kitabı yazdık.

Çok güvenilir olmayan ve muğlak ifadeler taşıyan kaynak bilgilerini değerlendirmeye tâbi tutmadık. Özel isim olarak kullanılan ve aslı Arapça olan tamlamaların yazımında Türkçe söyleniş biçimini dikkate aldık. Yani gerçekte İzzüddîn, Alâüddîn, Seyfüddîn olarak telaffuz edilen özel isimlerde Türkçede alışılagelen teleffuzun yazımını tercih ederek bu isimleri İzzeddîn, Alâeddîn, Seyfeddîn şeklinde yazdık. Sadece, bugün kullanılmayan özel isimlerin yazımında Arapça telaffuzun yazımına bağlı kaldık.

Hazırladığımız bu eserin hem tarih meraklılarının hem akademik çalışma yapan meslekdaşlarımızın ve hem de Tarih bölümlerinde okuyan öğrencilerimizin çalışmalarında kolaylık sağlayacağını ümit ediyoruz.

Kitabı gözden geçirerek inceleme lütfunda bulunan hocam Prof. Dr. Erdoğan Merçil’e çok teşekkür ediyorum.

Bir tarihçi olarak yetişmemde çok büyük pay sahibi olan ve mesleğin zorluk ve sıkıntılarına karşı her zaman güç aldığım hocam Prof. Dr. Abdülkerim Özaydm’a, hem bu sebeple hem de kitabı inceleme lütfunda bulunduğu için çok büyük bir teşekkür borçluyum. Çalışmalarım sırasında bazı araştırma eserlerin temini konusunda bana yardımcı olan değerli meslekdaşım ve arkadaşım Yrd. Doç. Dr. Emine Uyumaz’a, ve teknik konularda yardımlarından ötürü öğrencilerim; Şeyhmus Nayır, Hüseyin Kavak ve Özgür Büyüksolak’a teşekkür ederim. Özellikle Okçuluk alanındaki çalışmalarının sonuçlarını bizimle paylaşan ve okçuluk konusunda verdiği teknik bilgi ve görsel malzemeden dolayı kıymetli arkadaşım Dr. Murat Özveri’ye teşekkürü bir borç bilirim.

Son olarak bu kitabın yayıma hazırlanmasında büyük pay sahibi olan Proje Editörü Adem Koçal’a, Editör Tuğçe İnceoğlu’ya başta olmak üzere tüm Timaş Yayınları çalışanlarına teşekkür ederim.

Muharrem Kesik

Beyazıt 2011

GİRİŞ

Tarih boyunca her millet kendini diğerlerinden farklı yapan özellikleriyle ön plana çıkmıştır. Türk milletini de farklı kılan pek çok özellik vardır; misafirperverliği, doğruluk ve adalet anlayışı, atalara saygısı, vatan sevgisi, ezileni koruması, teşkilâtçılığı gibi pek çok hususiyet bunlar arasında sayılabilir, ancak bir özellik var ki adeta Türk milleti ile özdeşleşmiş durumdadır; o da savaş sanatında gösterdikleri ustalık ve gelişimdir. Bu yüzden dünya tarihinde savaş sanatı ve askerî kültür bakımından dikkat çeken milletlerin başında da Türkler gelmektedir. Ancak bu şöhretlerine karşın onların savaş sanatında ve askerî kültürde gösterdikleri maharet ve gelişim layıkiyle araştırılmış ve incelenmiş değildir. Diğer yandan ilk Müslüman-Türk devletlerinde ve Selçuklularda savaş, ordu teşkilâtı, orduyu meydana getiren unsurlar, aldıkları savaş düzeni, kullanılan silâhlar, savaş taktik ve gelenekleri konusunda yapılan çalışmaların henüz çok yetersiz ve sığ olduğunu da kabul etmek gerekir. Son zamanlarda bu konulara yönelik tez çalışmalarındaki artış dikkat çekmektedir. Bu eksikliğimizin farkına vardığımızın bir göstergesi olması bakımından, bu artış sevindiricidir.

Türkiye Selçuklu Devleti de savaş meydanlarında çağının en güçlü orduları ve askerî birlikleriyle başarılı bir şekilde mücadele eden bir siyasî teşekkül olarak dikkat çekmektedir. Bizans (Doğu Roma) İmparatorluğu sınırında kurulan ilk Müslüman-Türk devleti olması ve Anadolu’nun İlk Türk denizcilik faaliyetlerinin başladığı bir dönem olması nedeniyle Türkiye Selçuklu Devleti’nde ordu, savaş ve savaş gelenekleri konusunu çalışmanın Türk ve dünya savaş litaratürüne katkı sağlayacağını ve “savaş kültür ve tarihi” meraklılarının ilgisini çekeceği düşüncesiyle bu konuda sade, anlaşılır ve kesin bilgileri aktaran bir kitap hazırlamaya çalıştık. Çalışma konumuzun iyi anlaşılabilmesi için ilk Türk-Islâm devletleri ve Selçuklulardan önceki dönemde hüküm süren Türk devletlerinin ordu ve savaş sistemleri ve askerî kültürlerine bir göz atmak herhalde konuyu daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.

Türklerin İslâmiyet’ten önceki devirlerde kurdukları devletlerde hemen her Türk savaşçı olduğundan ve askerliğe özel bir meslek gözü ile bakılmadığından Türk ordusunun diğer milletlerden en büyük farkı ücretli olmayışı ve dâimiliği idi. Ancak; daha çok ticaret işleri ile meşgul olan Hazar Hakanlığı’nda ücretli yabancı asker kullanılmıştır. “Ordu” kelimesi aslında devleti idare eden hükümdarın bulunduğu yeri (saray) veya oturduğu şehri ifade ediyordu. Şimdiki anlamını ise çok sonraları almıştır. Bugünkü anlamı ile orduya “Sü” denilmekteydi. “Kumandan” kelimesinin eski Türkçe karşılığı ise “Buğ” idi. Başkumandan anlamında da Başbuğ kelimesi kullanılırdı.Merkez orduları, barış devresinde yetkili bir kumandanın (başbuğ) idaresi altında bulunurdu. En büyük askerî birlik 10.000 kişiden ibaret olup, bu birliğe Tabgaçlar, Göktürkler ve Uygurlarda “tümen” adı veriliyordu. Tümenler 1000, 100 ve 10 kişilik birliklere ayrılmıştı ve her birinin başında ayrı bir kumandan bulunuyordu. Türk tesirindeki yabancı milletlerin ordularında da görülen bu 10’lu teşkilâta ilk olarak Asya Hun İmparatoru Mo-tun devrinde rastlanmaktadır. Sağ ve sol (veya Doğu ve Batı) başbuğlarının yüksek idaresi altında yetiştirilen ve onların emirlerinde savaşlara katılan ordunun bu 10’lu sistem içinde, onbaşılardan tümenbaşılara doğru belirli bir kumanda zincirinde birbirine bağlanması, temel özelliği askerî olan eski Türk siyasî kuruluşlarını kabîle kalıbından kurtarıp devlet hüviyetine sokuyordu. Diğer bir deyişle devletin sahibi bulunan unsuru savaşta ve barışta ortak gâyeler etrafında birleştiriyordu. Böylece aslında bodun ve boyların sıkı iş birliğinden doğan Türk devletinde sağlamlık ve devamlılığı sağlayan unsur, askerî teşkilât olarak ortaya çıkıyordu.2

Eski Türk ordularında başlıca silâh, ok ve yay idi. Miğfer ve zırh da giyen bozkır insanı at sayesinde süratli manevra kabiliyetine sahip olduğu için uzaktan savaşı tercih ediyordu. Türklerin çeşitli yayları vardı. Bunlardan gerilmesi en zor fakat vurucu gücü en fazla olanı tersine gerilmek suretiyle kullanılan çift kavisli refleks(reflexe) yaylardı. Oklar da çeşitli idi. Bunlar arasında Hunlar’ın yaptığı ve ilk kez Mo tun zamanında kullanıldığı bilinen ıslıklı(vızıldayan) oklar en etkili olanı idi. At üzerinde dörtnala giden dört istikamette ok atmakta mahir olan Türkler, düz, yivli ve çengelli temrenler(ok uçları) kullanıp iyi kement atmasını da bilir, yakın muharebede kargı, mızrak, süngü, kalkan ve kılıç kullanır ve birliklerine göre değişik renklerde bayraklar taşırlardı. Kutsal Türk sancağı, tuğ idi.

Savaş meydanlarında süvariler, atların renklerine göre, belirli kanatlarda yer alıyorlardı. Eski Türklerin savaş zamanında en çok çekindikleri husus, yağmur yağması sonucu yayların ıslanarak işe yaramaz hale gelmesi idi. Asya Hunlarından beri bozkırlı Türklerin gece seferlerinde dolunay zamanını yani aydınlık geceleri tercih etmelerinin bu sebebten kaynaklandığı düşünülmektedir.

Okçu süvarilerden kurulu Türk savaş birlikleri, at ile sağlanan sürat sayesinde, ağır hareketli ve sıkı saflar halinde kütle muharebesi yapan yabancı ordular karşısında üstünlük kazanıyorlardı. Kendi taktiklerini uygulamak için ordularını dâima taarruz esasına göre düzenleyip, yetiştiren Türklerin savaşında en belirgin özellik, düşman cephesinde şaşkınlık yaratan baskın şeklindeki taarruzlarıydı. Böylece birkaç saat içinde netice almayı tercih ederlerdi. Uzunca bir süre savaşmak gerektiği zamanlarda ise çarpışmanın ve savaş sahasının gereklerine göre tam bir hareket serbestliği içinde sürekli dağılır ve birleşirlerdi. Bozkır savaş tarzını, görerek tasvir etmelerine rağmen iyi kavrayamayan Batılı ve Doğulu yazarlara “düzensiz, telaşlı” gibi görünen bu akıcılık Türk ordusunun en büyük yeteneği idi. işte bu esaslar üzerine kurulu bozkır savaş usulünün iki önemli özelliği bulunmakta idi. Birincisi Sahte ric’at (bir savaş taktiği uyarınca geri çekilme ve kaçma) İkincisi de pusu (yani düşmana geri çekiliyormuş izlenimi vererek çember içine almak üzere pusu kurulan yere kadar çekmek: “kurt oyunu”) idi. Bu savaş usulüne, Türk yurdunun adından dolayı “Turan taktiği” denilmiştir. Türkler, kazandıkları büyük savaşların çoğunda, üstün bir fiziki güç yanında müthiş derecede kuvvetli bir iç teşkilâtlanma ve disiplini gerektiren bu savaş taktiğini uygulamışlardır.

Türklerin eskiden beri uyguladıkları harp stratejisi keşif seferleri ve yıpratma savaşları olmak üzere iki temele dayanıyordu. Ele geçirilmesi planlanan ülkelerin önceden küçük müfrezelerle gözden geçirilmesi, bu memleket ne kadar uzak olursa olsun, ilk şart idi ve akıncılar vasıtasıyla düzenlenen keşif mahiyetindeki bu seferler bazen yıllarca sürerdi. Bu keşiflerden olumlu sonuç alındıkdan sonra yıpratma harekâtına girişilirdi. Küçük akıncı müfrezelerinin dışında daha kalabalık ve hızla hareket edebilen kuvvetlerce, düşmanın yığmak merkezlerine, önemli yol kavşaklarına, yiyecek ve malzeme depolarına yöneltilen bu harekâta, düşman, savaş enerjisini kaybedinceye kadar devam edilirdi. Keşif ve yıpratma seferleri sırasında, düşmanın maneviyatını bozmak maksadı ile çeşitli korkucu ve inanılmaz söylentilerin yayılmasına da gayret gösterilirdi. Türk ülkesini emniyet altında tutmak için ve ani baskınları önlemek için sınır boylarında belirli bir genişlikte olup, insan ve askerden arındırılmış bir alan bırakmak Türklerin savunma önlemlerinden biri olarak dikkat çekmektedir. Motun’un Türk devleti sınırında bulunan böyle bir araziyi düşman tarafına vermediği bilinmektedir. Attila “Anatolios Barışı”nda Tuna’nın güneyinde beş günlük bir mesafeyi kaplayan toprak parçasının Bizanslılar tarafından boşaltılmasını şart koşmuştu.

Türklerde ata binmek, ok atmak herkesin günlük yaptığı sıradan uğraşlardı. At yarışları, cirit ve gülle atma, güreş, doğan ve şahin gibi yırtıcı kuşlarla avlanma mücadele azmini kuvvetlendirirdi ve zinde kalmalarını sağlardı. Kadınların da katıldıkları, günümüzde futbol, golf ve polo oyunlarına benzetebileceğimiz çeşitli top oyunları oynarlardı. Türklerin at yarışları ve bu saydıklarımız dışında en önemli sporu avcılıktı.Özellikle binlerce vahşi ve zararlı hayvanın telef edildiği sürek avları gerçek bir savaş tatbikatı niteliğindeydi. M.Ö 62 yılında Hun hükümdarının idaresinde düzenlenen böyle bir sürek avına 100.000 süvarî katılmıştı.

Uzun seferler sırasında çeşitli güçlüklere ve değişik iklim koşullarına kolayca adapte olabilen Türk ordusu dayanıklılığı, gücü ve silâhlarının üstünlüğü nedeniyle yabancı milletler tarafından sıklıkla taklit edilmiştir. Romalılar V. yüzyıl boyunca ordusunu Türk ordusuna uydurmaya çalışmışlardı. Bu tarihlerde ordularında 10’lu sistem belirmeye başladı, dahası ok ve yay da Roma askerlerinin başlıca silâhı oldu. Ordusunda Türk usûlüne göre geniş çaplı düzenleme yapan Bizans İmparatoru Herakleios’un (610-641) “Tactica” adlı eserinde ve 700 yılma doğru Mauriacus tarafından yazılan “Strategikon” adlı eserde yine bir başka Bizans İmparatoru Leon Phylosophos’un (886-912) “Tactica” adını taşıyan kitabında

Göktürk, Avar, Bulgar ve Pe-çeneklerin silâhları, teçhizâtı, savaş usûlleri tanıtılmakta ve Bizans ordusunda buna dayalı yenilik yapılması gerekliliği üzerinde durulmaktadır.

Eski Türk askerleri seferlerde ve savaşlarda silâhlarını ve yiyeceklerini yanlarında taşırlardı. Halbuki başka ordular bu mühimmatı taşımak için çok sayıda araba kullanıyorlardı. Et ihtiyaçlarını karşılamak için de ordunun arkasından binlerce sığır sevk ediyorlardı. Bu durum ordunun hareketini fazlasıyla yavaşlatıyordu. Türkler ise genellikle yiyecek ihtiyaçlarını yanlarına aldıkları et konservelerinden karşılamaktaydı. Çinliler ve Avrupalı bazı milletler et kurutmayı, yani konserve yapmayı Türklerden öğrenmişlerdi.

Türkler, Müslümanlığı benimsedikten sonraki dönemde ise bir yandan çoğu İslâmiyet’e ters düşmeyen eski ananelerini devam ettirmişler bir yandan da girdikleri bu farklı çevrede karşılaştıkları yeniliklere ayak uydurmuşlardı. Şüphesiz İslâmiyet öncesinden taşıdıkları pek çok savaş metod ve kurallarını İslâm savaş kültürü ile birleştirmesini bilmişlerdir. Bu nedenle İlk Müslüman-Türk devletleri ve Selçukluların ordu teşkilâtı ve savaş sistemleri genel olarak birbirine yakındır. Büyük Selçuklular’ın bir şubesi olarak görebileceğimiz Türkiye Selçukluları da bu genel tablonun içinde sayılmalıdır.

 

 

Yayım tarihi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıAt Üstünde Selçuklular (Türkiye Selçuklularında Ordu ve Savaş)
  • Sayfa Sayısı272
  • YazarMuharrem Kesik
  • ISBN9786051148229
  • Boyutlar, Kapak14x21 cm, Karton Kapak
  • YayıneviTİMAŞ YAYINLARI / 2011

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur