Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Bir Kuzey Macerası
Bir Kuzey Macerası

Bir Kuzey Macerası

Jack London

Hayatını kendisinden koparılan karısını bulmaya adamış bir adam, ufacık bir yer sandığı dünyanın aslında kocaman, hoyrat ve ne denli sert olduğunu göreceği ömürlük bir…

Hayatını kendisinden koparılan karısını bulmaya adamış bir adam, ufacık bir yer sandığı dünyanın aslında kocaman, hoyrat ve ne denli sert olduğunu göreceği ömürlük bir yolculuğa çıkar. Hava soğuk, doğa zorlu, şartlar yorucudur; sefalet çeker, aç kalır, ayazda uyur. Maden kazar, gemilerde çalışır ve sevdiği kadının izini sürer. Dünyanın kenarından tam içine düştüğü bu maceranın sonuysa sandığından çok daha farklı olur. Kahramanlar çetin yollardan geçer, zorlu engeller atlatır. Ne var ki sevda en zorlusudur o yolların. Hikâyesidir bu da denizleri aşıp bir kaşık suda boğulan bir âşığın.

1

Kızaklar gıcırdayan koşumlara ve liderlerin şıngırdayan çanlarına ebedî ağıtlarını yakıyordu. Fakat köpekler de insanlar da ses çıkaramayacak kadar yorgundu. Yeni yağan kar yolu kaplamıştı; dörde bölünmüş ve çakmak taşını andıran donmuş bir geyikle yüklü kızağın ayakları epey bir mesafe katettiklerinden yumuşak yüzeye insana özgü bir inatçılıkla tutunuyordu. Karanlık çökmüştü çökmesine ama o gece kamp kurulmayacaktı. Dingin havada kar taneleri lapa lapa değil de zarif biçimlere bürünmüş minik kristaller hâlinde yağıyordu. Hava sıcacıktı, eksi yirmi derece civarlarındaydı lakin bu kimsenin umurunda değildi. Meyers ve Bettles şapkalarının kulaklıklarını kaldırmışken Malamut Çocuk eldivenlerini bile çıkarmıştı. Köpekler ikindi başında yorgunluktan ölse dahi tekrar hareketlenmeye başladı.

Zeki olanlar arasında bile bariz bir huzursuzluk hâkimdi; dizginlenen koşumlarının verdiği sabırsızlık, hareketlerinde belirsiz bir telaş vardı; hepsi kulaklarını dikiyor, havayı koklayıp duruyordu. Ağırkanlılıklarına sinirlenen kardeşlerinin arkadan gelen sinsi ısırıklarıyla hareketleri daha da alevlendi. Hafif diş darbeleriyle paylanan köpeklerin yardımı da bu huzursuzluğun yayılmasına yardımcı oldu. Sonunda kızağın başındaki lider köpek memnuniyet belirten tiz bir çığlık koparıp karların üzerine çökerek koşumlara yüklendi. Diğerleri de onu takip etti. Kayışlar gerilip koşumlar toplandı ve kızakların öne atılmasıyla birlikte sürücüler dümen sırıklarına yapışıp, ayaklarını kızakların ayakları altında ezilmesinler diye artan bir süratle çekmeye koyuldu.

Günün yorgunluğunu üzerlerinden atarak köpekleri daha hızlı ve güçlü çekmeye teşvik ettiler. Hayvanlar da neşeli cıyaklamalarla karşılık vererek hızla çöken karanlığın içerisinden tangır tungur ilerlemeye koyuldu. Adamların anayoldan çıktıkça sırayla, “Sağ! Sağ!” diye komut verdiği kızakları rüzgâra kapılmış yelkenliler gibi tek ayağı üzerine yatıyordu. Sonra yüz metre kadar ilerleyince kulübenin, içeride gürül gürül yanan Yukon sobasının, dumanı üstünde çayın ve kendisinin hikâyesini anlatmakla meşgul, ışıklar süzülen parşömen kaplı pencereler göründü.

Fakat kulübenin içi epey bir kalabalıktı. Otuz tane Sibirya kurdu hep bir ağızdan onlara meydan okudu ve bir o kadarı da kızağın en önündeki köpeklere saldıracak gibi oldu. Kapı açıldı ve içeriden kırmızı Kuzeybatı Polisi üniformasıyla birisi çıktı; dizlerine gelen kürklü canavarlara elindeki köpek kamçısının tersiyle tarafsız ve teskin eden türden bir adalet dağıttı. Sonra adamlar tokalaştı ve Malamut Çocuk kendi kulübesinde bir yabancı tarafından işte böyle karşılanmış oldu. Yukon sobasını yakıp çayları koyması ve onu karşılaması gereken Stanley Prince, misafirleriyle ilgileniyordu.

İçeride onu aşkın insan vardı; Kraliçe’nin kanunlarını uygulamak yahut mektuplarını ulaştırmak konusunda hizmet eden diğerlerinden ayrı kılan pek bir şey yoktu onları. Farklı yerlerden geliyorlardı ama ortak yaşamları onlara ortak bir görünüm de kazandırmıştı: İnce ve dayanıklıydılar; kasları seyahat ederken gelişmiş, yüzleri güneşte yanmıştı; art niyetsiz, sabit, dürüst bakışları vardı. Kraliçe’nin köpeklerini sürüyorlar, düşmanlarının kalbine korku salıyorlar, verdiği maaşla kıt kanaat geçiniyorlar ve mutlu mesut yaşayıp gidiyorlardı. Görüp geçirmişler, zor işler becermişler ve aşklar yaşamışlardı ama bundan haberleri bile yoktu.

Ev bu insanlarla dolup taşıyordu. İkisi Malamut Çocuk’un ranzasına uzanmış, Fransız atalarının Kuzeybatı topraklarına girip Kızılderili kadınlarla çiftleştikleri ilk günlerden kalma şarkılarını söylüyordu. Bettles’ın ranzası da benzer bir istilanın altındaydı ve kürk tacirlerinden* açgözlü üç dört tanesi ayak parmaklarını ranzadaki battaniyelerin altında hareket ettirip dururken bir yandan da Wolseley’in Hartum Harekâtı’na** tekne birlikleriyle katılmış birinin anlattığı hikâyeyi dinliyorlardı. O yorulduğunda sözü, Buffalo Bill’in*** Avrupa başkentlerine düzenlediği turnelerde gördüğü sarayları, kralları, lortları ve leydileri anlatan bir kovboy aldı. Kaybedilmiş bir savaşta beraber savaşmış iki melez**** bir köşede koşumları tamir ederken Kuzeybatının isyanlarla kasıp kavrulduğu ve Louis Riel’in kral olduğu günlerden bahsediyorlardı. Herkes birbirine kaba saba el şakaları yapıyor, bu el şakalarından daha da kaba küfürler havada uçuşuyordu; gruptakiler yolda ya da nehirde atlattıkları büyük tehlikeleri, bu olayların yalnız mizahi bir yanları varsa ya da o sırada komik olaylar yaşamışlarsa onlar üzerinden anlatıyordu. Prince yüce ve coşkulu şeyleri günlük hayatın rutininde sıradan ve önemsiz şeyler olarak gören tarihin şahitlerine, bu taçsız kahramanlara dalıp gitmişti. Kıymetli tütününü aralarında müsrif bir şekilde dolaştırdıkça hatıraların paslı zincirleri gevşiyor; unutulmuş yolculuklar hususi faydalar için yeniden canlanıyordu.

Konuşacak bir şey kalmayıp gezginler son pipolarını doldurarak sıkıca sarıldıkları uyku tulumlarını serdiğinde Prince oradakiler hakkında daha çok bilgi almak için eski yoldaşının yanına gitti. “Kovboyun ne olduğunu zaten biliyorsun,” dedi makosenlerini çözmeye başlayan Malamut Çocuk. “Yanında yatan Britanya kanını da tahmin etmek zor değil. Diğerlerine gelecek olursak, hepsi de orman tüccarlarının** çocukları ama başka hangi kanla karıştıklarını Tanrı bilir. Kapının yanında yatan ikisi asıl melezler, diğer bir deyişle orman tüccarlarının piçleri. Şu yün şal dolanmış çocuğun kaşlarına ve çenesinin kıvrımına bir baksana; Kızılderili annesinin dumanlı çadırından içeri süzülmüş bir İskoç’u görmemek imkânsız. Başının altına pelerinini koymuş şu yakışıklı herif de Fransız melezi, konuşmasını duydun; yanında iki Kızılderili’nin yatmasından pek de hoşnut değil. Melezler Riel’in önderliğinde ayaklandığında saf ırklar isyanı bastırdı, gördüğün gibi o gün bugündür de birbirlerine pek düşkünler.” “Sobanın kenarında suratını asmış duran şu adam kim peki?

İngilizce bilmediğine yemin edebilirim. Bütün gece ağzını açmadı.” “Yanlışın var; İngilizcesi gayet iyi. Konuşulanları dinlerken gözlerinin nasıl da hareket ettiğini gördün mü? Ben gördüm. Diğerleriyle hısım ya da akraba değil. Herkes kendi lehçesiyle konuştuğunda tek kelime anlamadığı belliydi. Ben de nereden geldi diye merak ediyordum. Haydi öğrenelim.” Malamut Çocuk hakkında konuştukları adama bakıp, “Ateşe odun at!” diye seslenince adam derhâl denileni yaptı. “Belli ki söyleneni yapmayı öğrenmiş bir yerlerde,” dedi Prince alçak bir ses tonuyla. Malamut Çocuk başıyla onaylayıp kar hediklerini çıkardı ve yatan adamların arasından sobaya yöneldi. Islak ayakkabıları sobanın üzerine, odadaki diğer adamların ayakkabılarının yanına astı. “Dawson’a ne zaman varırsın?” diye sordu tereddütle. Adam cevap vermeden önce bir süre süzdü onu. “Yüz yirmi kilometre diyorlar. Ne diyorsun? Belki iki gün.”

Konuşması hafif şiveliydi ama ne duraksıyor ne de kelimeleri hatırlamaya çalışıyordu.
“Buralara daha önce geldin mi?”
“Hayır.”
“Kuzeybatı Bölgesi’ne?”
“Evet.”

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Roman (Yabancı)
  • Kitap AdıBir Kuzey Macerası
  • Sayfa Sayısı56
  • YazarJack London,
  • ISBN9786057843142
  • Boyutlar, Kapak12,5 x 19,5, Karton Kapak
  • YayıneviParodi Yayınları / 2021

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Kızıl Veba ~ Jack LondonKızıl Veba

    Kızıl Veba

    Jack London

    Yıl 2013… Hızlanan kalp atışları, yükselen ateş ve kasılmalar; kızıla çalan yüzler ve vücutlar… Derken telaşsız bir uyuşukluk ağır ağır vücudu kaplıyor, kalbe ulaştığındaysa...

  2. Vahşetin Çağrısı ~ Jack LondonVahşetin Çağrısı

    Vahşetin Çağrısı

    Jack London

    Vahşetin Çağrısı, hiç kuşkusuz Jack London’un başyapıtları arasında sayılır. Genç bir yazarken, zengin olma hayaliyle Alaska’da altın arama serüvenine katılan Jack London, hiç altın...

  3. Ademden Önce – Before Adam ~ Jack LondonAdemden Önce – Before Adam

    Ademden Önce – Before Adam

    Jack London

    Jack London az rastlanır anlatı yeteneğiyle kendisini ilgilendiren birçok farklı alanda eser verdi. Ademden Önce, ilk insanın çarpıcı öyküsüyle, genetik kodlanmayı, rüyaları ve ilkel...

Men-e-men Birazoku

Aynı Kategoriden

  1. Deja Vu ~ John HartDeja Vu

    Deja Vu

    John Hart

    “SAYFALARI ÇEVİRİRKEN NEFESİNİZİN KESİLDİĞİNİ HİSSEDECEKSİNİZ.” Wall Street Journal “HART GÖZ ALICI, YENİ BİR YETENEK.” Entertainment Weekly “NEFİS… DERİNLİKLİ VE SIRLARLA DOLU BİR ROMAN.” Publishers...

  2. Khimaira ~ John BarthKhimaira

    Khimaira

    John Barth

    “‘İki keredir benim hikâye anlatıcısı olduğumu söylüyorsun,” dedi; “ama ben Dünyazat’tan başka hiç kimseye hikâye anlatmadım, hem uyumadan önce ona anlattığım hikâyeler de herkesin...

  3. Saplantı ~ Jennifer L. ArmentroutSaplantı

    Saplantı

    Jennifer L. Armentrout

    Luxenler ve Arumlar, Lux serisinden bağımsız da okunabilecek Saplantı’da çok daha baştan çıkarıcılar. Ukala, zorba ve tapılası bir adam. Korunmaya muhtaç, küfürbaz ve ateşli...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur