Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Cesur yeni Dünya bizi ‘Ford’dan sonra 632 yılına’ götürür. Bu dünyanın cesur insanları kapısında “Cemaat, Özdeşlik, İstikrar” yazan Londra Merkez kuluçka ve Şartlandırma Merkezi’nde üretilirler. Kadınların döllenmesi yasak ve ayıp olduğu için, ‘annelik’ ve ‘babalık’ pornografik birer kavram olarak görülür. Toplumsal istikrarın temel güvencesi olan şartlandırma hipnopedya uykuda eğitim ile sağlanır. Hipnopedya seyesinde herkes mutludur; herkes çalışır ve herkes eğlenir. “Herkes herkes içindir.”

ÖNSÖZ

Kronik vicdan azabı, rutin ahlâkçıların hemfikir olduğu gibi, hiç de istenmeyen bir duygudur. Eğer kötü bir davranışta bulunduysanız, pişman­lık duyun, elinizden geldiği kadar durumu düzel­tin ve bir dahaki sefere daha iyi davranmaya ba­kın. Ne sebeple olursa olsun hatanızın üzerinde kara kara düşünmeyin. Temizlenmenin yolu ça­murda yuvarlanmak değildir.

Sanatın da kendi ahlâk anlayışı vardır ve bu ahlâkın kurallarının çoğu bildiğimiz etik kuralla­rıyla aynı, ya da en azından benzerdir. Örneğin, kötü sanat eserlerimizden duyduğumuz vicdan azabı, kötü davranışlarımızdan dolayı hissettiği­miz vicdan azabı denli istenilmezdir. Kötü olan yanları belirlenmeli, açıklanmalı ve mümkünse gelecekte bunlardan kaçınılmalıdır. Yirmi yıl öncesinin yazınsal kusurlarına uzun uzadıya kafa yorup yanlışları olan bir eseri, ilk yazıldığında ya­kalayamadığı mükemmelliğe ulaştırmak için ya­mamaya kalkışmak, ortayaşını, gençliğinde yine kendi olan o farklı kişinin işlediği, miras bıraktı­ğı sanatsal günahları onarmaya çalışarak harca­mak -bütün bunlar kesinlikle boşunadır, abesle iştigaldir. İşte bu yüzden, bu yeni Cesur Yeni Dünya eskisiyle aynı. Bir sanat eseri olarak epey bir kusuru var; ancak bunları düzeltmek için ki­tabı yeniden yazmam gerekir -ve olasıdır ki ye­niden yazma sürecinde, daha yaşlı, farklı bir in­san olarak, öyküdeki bazı kusurların yanı sıra üs­tün yanlarını da çıkarıp atmam gerekecek. Böylece, sanatsal vicdan azabının çamurunda yuvar­lanmanın cazibesine karşı koyup iyiyle kötüyü kendi hallerine bırakmayı ve başka şeyler düşün­meyi yeğliyorum.

Ancak, bu arada, öyküdeki en ciddi kusurdan hiç olmazsa söz etmekte fayda olduğunu düşü­nüyorum. Vahşi’ye yalnızca iki seçenek sunulu­yor, Ütopya’da delice bir yaşam, ya da bir kızılderili köyünde ilkel yerli hayatı, ki bu bazı yönleriyle daha insanca bir yaşam, ama diğer yönle­riyle aynı tuhaflık ve anormallikte. Kitabın yazıl­dığı günlerde bu düşünceyi; özgür iradenin in­sanlara, bir tarafta delilik diğer tarafta cinnet ara­sında seçim yapabilsin diye verildiği düşüncesini eğlenceli bulur ve büyük olasılıkla da doğru ol­duğunu düşünürdüm. Fakat dramatik etki için, Vahşi, yarı bereket mezhebi yarı Pen itente  zalim­liği bir dinin inananları arasında yetiştirilişinin sağlayamayacağı kadar mantıklı konuşturulmuştur. Gerçekte, Shakespeare okumuşluğu dahi böylesi söylemleri haklı çıkaramaz. Ve tabii, ka­panışta, akıldan uzaklaşmaya zorlanıyor; özün­deki Penitenteizin kendini gösteriyor, manyakça bir kendine işkence ve umutsuz bir intiharla son buluyor. ‘Ve böyle sefilce ölüp gittiler sonsuza dek’ -elbette bu da öykünün yazarı olan keyif­lenmiş, Pironik estetin inancını pekiştirmiş oldu.

Bugün akıl sağlığının imkânsız olduğunu’gös­termeyi hiç de arzulamıyorum. Aksine, akıl sağlı­ğının daha ziyade az bulunan bir fenomen oldu­ğu konusunda geçmişteki denli emin ve hüzünlü olmakla birlikte, bunun başarılabileceğine inan­maktayım ve daha fazla başarıldığını görmek is­terim. Birkaç yeni kitapta böyle sözler etmiş ve de her şeyden önemlisi, akıllıların akıl sağlığı ko­nusunda ve akıl sağlığına ulaşma yolları üzerine söylediklerini bir antolojide derlemiş olduğum için, saygın bir akademik eleştirmen bana, kriz dönemindeki bir entelektüel sınıfın başarısızlığı­nın üzücü bir belirtisi olduğumu söyledi. Sanırım bununla, bu profesör ve meslektaşlarının, başarı­nın sevindirici belirtileri oldııkları ima ediliyor. İnsanlığa hizmet edenler onur ve anımsanmayı hak ederler. Profesörler için bir Panteon inşa edelim. Bu tapınağı Avrupa ya da Japonya’nın yerle bir olmuş kentlerinden birinin kalıntıları arasına yapar ve mahzen mezarın girişinin üzeri­ne, iki metrelik harflerle şu basit sözcükleri kazırdım:          DÜNYA            EĞİTMENLERİNİN ANISINA

ADANMIŞTIR. SI MONUMENTUM REQUIRIS CIRCUMSPICE.

Ancak geleceğe dönecek olursak… Şu anda ki­tabı yeniden yazmak durumunda olsaydım, Vahşi’ye üçüncü bir seçenek sunardım. İkileminin ütopyacı ve ilkel boynuzları arasında akıl sağlığı olasılığı bulunurdu -Cesur Yeni Dünya’dan gel­me sürgün ve sığınmacılardan oluşan, Ayrıbölgenin sınırları içinde yaşayan bir toplumda, bir dereceye kadar gerçekleşmiş bir olasılık. Bu top­lumda ekonomi merkezsiz ve Henry George’gil, politika ise Kropotkin-vari ve dayanışmacı olur­du. Bilim ve teknoloji, insanı (günümüzde ve Ce­sur Yeni Dünya’da fazlasıyla olduğu üzere) uyum sağlamaya ve köleleşmeye zorlayan şeyler olmaktan çıkıp, Şabat gibi, insan için yaratılmışçasına kullanılırdı. Din insanın Mutlak Sonu’nun bilinçli ve zekice takibi, içkin Tao ya da Logos’un, aşkın Nirvana’nın ya da Brahma’nın bir­leştirici bilgisi olurdu. Yaşamın baskın felsefesi de bir tür Yüce Faydacılık olurdu ve bu felsefe­de En Büyük Mutluluk prensibi Mutlak Son pren­sibinin yanında ikincil kalırdı -yaşamın her olumsallığında ilk sorulacak ve yanıtlanacak soru şu olurdu: “Ben ve diğer bireylerin oluşturabile­ceği en büyük çoğunluğun bu düşüncesi ya da eyleminin, insanın Mutlak Son’unun başarılması­na nasıl bir etkisi ya da katkısı olacaktır?”

İlkel yerlilerin arasında büyüyen Vahşi, (kitabın bu yeni varsayılan yazımında) kendini akıl sağlığını aramaya adamış özgürce işbirliği yapan bireylerden oluşan bir toplumun doğası üzerine ilk elden bir şeyler öğrenme fırsatı verilene dek Ütopya’ya götürülmezdi. Böyle değiştirildiğinde, Cesur Yeni Dünya sanatsal ve (eğer böylesi kap­samlı bir sözcüğü kurmaca bir eser için kullanmak yerinde olursa) felsefî bir tamlığa kavuşurdu; şim­diki formuyla bunlardan yoksun olduğu apaçıktır.

Fakat Cesur Yeni Dünya gelecek hakkındadır ve sanatsal ya da felsefi nitelikleri ne olursa ol­sun, gelecekle ilgili bir kitap bizi ancak, geleceğe dair kehanetleri akla uygun şekilde gerçekleşebilirse ilgilendirir. Modern tarihin eğik düzleminde on beş yıl ileride şu an bulunduğumuz noktada, gelecekle ilgili kehanetleri ne kadar akla yakındır? Bu acı dolu aralıkta 1931’in öngörülerini doğrula­yan ya da geçersiz kılan neler olmuştur?

Öngörü konusunda büyük ve apaçık bir eksik­lik kendini hemen belli etmektedir. Cesur Yeni Dünya nükleer füzyondan hiç bahsetmez. Hiç bahsetmemesi aslında oldukça tuhaftır; çünkü atom enerjisi, kitabın yazılışından önceki yıllarda popüler bir tartışma konusu olmuştu. Eski dos­tum Robert Nichols bu konu üzerinde başarılı bir oyun bile yazmıştı ve hatırlıyorum da, yirmilerin sonunda yayınlanan bir romanda bu oyundan şöyle bir söz etmiştim. Dediğim gibi, Fordumuz’dan’ sonraki yedinci yüzyılın Füze ve helikopter motorlarının parçalanmış çekirdek enerji

– ‘Fordumuz’ İngilizcede Our Ford diye söylenmekledir ve bu da ‘Rabbimiz, Efendimiz, Yüce Tanrı’ anlamına gelen ‘Our Lord’ sözünü çağrıştırmakladır, siyle çalışmamaları çok tuhaftır. Bu dikkatsizlik bağışlanası olmayabilir; ama en azından kolayca açıklanabilir. Cesur Yeni Dünyanın  konusu bili­min bu türden gelişmesi değildir; bilimin insanla­rı birey olarak etkilediği yönüyle gelişimidir. Fi­zik, kimya ve mühendisliğin zaferleri, sözü edil­meden benimsenir. Özgül olarak betimlenmesi gereken bilimsel gelişmeler, biyoloji, fizyoloji ve psikolojide gelecekteki araştırmaların sonuçlarının insanlara uygulanmasıyla ilgili olanlardır. Ya­şamın niteliği, sadece yaşam bilimleri sayesinde köklü bir biçimde değiştirilebilir. Madde bilimle­ri, yaşamı yok edecek ya da yaşamı imkânsız de­recede karmaşık ve rahatsız kılacak biçimde uy­gulanabilirler; ancak, biyolog ve psikologlar tara­fından araç olarak kullanılmadıkça, yaşamın do­ğal biçim ve özelliklerini değiştirmek için kulla­nılamazlar. Atom enerjisinin açığa çıkarılması in­sanlık tarihinin büyük bir devrimidir, ancak (ken­dimizi parçalara ayırıp tarihi noktalamazsak) en son ve en nüfuz edici devrimi değildir.

Bu gerçekten de devrimci devrim, dış dünyada değil, insanların ruhları ve bedenlerinde gerçekleşmelidir. Devrimci bir dönemde yaşamış olan Marquis de Sade, doğal olarak, bu devrimler te­orisini kendi özgün deliliğini ussallaştırmak için kullanmıştır. Robespierre devrimin en yüzeysel türünü, politik devrimi başarmıştı. Biraz daha de­rine inecek olursak, Babeuf ekonomik devrime soyunmuştu. Sade, kendisini, salt politik ve eko­nomik devrimin ötesinde, gerçekten devrimci bir devrimin havarisi olarak görüyordu -birey olarak bedenleri, artık, herkesin ortak cinsel mülkiyeti olacak olan ve zihinleri, tüm doğal güzelliklerin­den, geleneksel uygarlığın zahmetle edinilmiş yasaklamalarından arındırılacak erkekler, kadın­lar ve çocukların devriminin üzerinde. Şüphesiz, Sadizm ile gerçekten devrimci devrim arasında zorunlu ya da kaçınılmaz herhangi bir ilişki yok­tur. Sade zır deliydi ve devriminin az çok bilinç­li amacı, evrensel kaos ve yıkımdı. Cesur Yeni Dünya’yı yöneten insanların aklı (akıl sözcüğünü mutlak anlamıyla kullanacak olursak) yerinde ol­mayabilir; ancak deli değiller ve amaçları anarşi değil, toplumsal istikrardır. İşte bu toplumsal is­tikrara ulaşmak için bilimsel yöntemlerle, kişisel, nihaî, gerçekten devrimci devrimi yürütüyorlar.

Fakat bu arada, belki de sondan bir önceki devrimin ilk aşamasında bulunmaktayız. Bir son­raki aşaması atom savaşı olabilir, ki o durumda, gelecekle ilgili kehanetlere kafa yormamız gerek­mez. Savaşmaktan tümüyle vazgeçmesek bile, en azından onsekizinci yüzyıldaki atalarımızın yaptı­ğı gibi akılcı davranmaya yetecek denli aklımızın yerinde olduğunu söylemek boşboğazlık -olmaz. Otuz Yıl Savaşları’nın akla hayale gelmedik deh­şeti insanlara bir ders vermiştir ve yüzyıldan uzun bir süredir Avrupa’nın politikacıları…

 

Yayım tarihi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıCesur Yeni Dünya
  • Sayfa Sayısı348
  • YazarAldous Huxley
  • ISBN9789756902165
  • Boyutlar, Kapak115 - 185, Karton Kapak
  • Yayıneviİthaki Yayınları / 2010

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur