Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Kitapları dünyada 10 milyonun üstünde satılan ve 33 dile çevrilen Fransa’nın en çok satan yazarı Musso’dan soluk soluğa okuyacağınız sıra dışı bir roman…

“Fırtınalı bir gecenin ortasında, sırılsıklam ve çırılçıplak, terasımda belirdi.

– Nerden çıktınız siz?

– Düştüm.

– Nereden düştünüz?

– Kitabınızdan düştüm. Hikâyenizden düştüm yani!”

İlham perisini kaybeden ünlü yazar Tom Boyd’un hayatına aniden, romanlarının kahramanı Billie girer.

Billie güzeldir, umutsuzdur ve eğer Tom yazmayı bırakırsa ölecektir.

Yaşamın yalnızca bir romana bağlı olmasına dair canlı ve etkileyici bir serüven.

***

Anneme…

Eğer hayat vermiyorsa ya da bizi daha hırsla içirmeyi başaramıyorsa, kitaplar neye yarar?
Henry Miller

Giriş

Kitabını beğendiğimiz için yazarın hayatıyla ilgilenmek, ciğerini beğendiğimiz için ördeğin hayatıyla ilgilenmeye benzer.

Margaret Atwood
(USA Today – 6 Şubat 2008)

“MELEKLER ÜÇLEMESİ” AMERİKA’YI BÜYÜLEDİ.

Genç bir kadın ve onun koruyucu meleği arasındaki bu imkânsız aşk hikâyesi, yılın edebiyat başarısı. Şaşırtıcı bir olayın şifre çözümü.

Doubleday Yayınevi’ndeki herkes şaşkın. Kimsenin tanımadığı otuz üç yaşındaki Tom Boyd’un yalnızca 10 000 adet basılan ilk roma­nı, birkaç ayda yılın en çok satan kitabı oldu. Üç ciltlik fantastik hikâyenin ilk kitabı, A/l elekler Şirketi, yirmi sekiz hafta en çok satanlar listesinin başında kaldı. ABD’de üç milyondan fazla sattı ve neredey­se kırktan fazla dile çevrildi.

Roman, Los Angeles’ın hem romantik hem fantastik atmosferin­de, genç bir tıp öğrencisi olan Dalilah ile çocukluğundan beri yanın­da olan koruyucu meleği Raphael arasındaki imkânsız aşkı anlatıyor Ama bu doğaüstü çerçeve, tecavüz, organ bağışı veya delilik gibi çok hassas konuları işlemek için sadece bir vesile.

Harry Potter veya Alacakaranlık tarzındaki Melekler Şirketi, belli bir okur kitlesini çok zengin bir mitoloji etrafında bir araya getirdi. En coşkulu okurlar, kendi şifreleri ve çeşitli teorileri olan gerçek toplu­luklar meydana getirdi. İnternette,Tom Boyd’un yarattığı karakterle­re yüzlerce site adandı. Mütevazı yazar, Los Angeles’ın kalabalık ma­hallesi MacArthur Park’tan genç bir öğretmen. Başarıyla tanışmadan önce Boyd, on beş yıl önce kendisinin de eğitim aldığı lisede, zor ko­şullardaki gençlere edebiyat dersi veriyordu.

İlk romanının başarısından sonra, Doubleday’le iki devam kitabı ve… iki milyon dolar için bir kontrat imzaladıktan sonra öğretmenliği bıraktı.

***

Okyanus kıyısındaki ev

Bazen bir kadın bir enkazla karşılaşır ve onu sağlam bir erkeğe çevirmeye karar verir. Bazen başarır. Bazen bir kadın sağlam bir erkekle karşılaşır ve onu bir enkaza çevirmeye karar verir. Her zaman başarır.Cesare Pavese

Tom, aç kapıyı!

Ses rüzgârda yitip gitti ve yanıtsız kaldı.

Tom! Benim, Milo. İçerde olduğunu biliyorum. Çık şu delik­ten, Tanrı aşkına!

Malibu
Los Angeles eyaleti, Kaliforniya
Sahilde bir ev

Beş dakikayı aşkındır Milo Lombardo, en iyi arkadaşının evi­nin terasma açılan kepenkleri yorulmadan yumrukluyordu.

Tom, aç yoksa kapıyı kıracağım! Bunu yapabileceğimi bili­yorsun!

Daracık gömleği, biçimli takım elbisesi ve burnunun üzerine yerleştirdiği güneş gözlüğüyle Müo’nun kötü bir gün geçirdiği yüzünden belliydi.

Başta, zamanın Tom’un yaralarını iyileştireceğini sanmıştı, ama iyileşmek şöyle dursun, genç adamın durumu daha da kö­tüleşmişti. Son altı aydır kendini altın kafesine kapamayı tercih ederek evinden neredeyse hiç çıkmamış, ev ve cep telefonlarına da cevap vermemişti.

Tom tekrar söylüyorum, bırak da içeri gireyim!

Milo her akşam gelip lüks dairenin kapısını yumrukluyor, ama komşuların hakaretlerinden ve Malibu Colony’nin zengin sakin­lerinin huzurunu gözeten güvenlik görevlilerinin müdahalesin­den başka bir karşılık alamıyordu.

Ama bu defa durmayacaktı. Çok geç olmadan bir şeyler yap­malıydı.

Harika, bunu sen istedin! diye seslendi ceketini çıkarırken. Ar­dından LAPD’de çalışan çocukluk arkadaşı Carole’ün ona verdiği levyeyi çıkardı.

Milo arkasına bir göz attı. Kumsal, sonbahar güneşinin altında uyukluyordu. Tüm kıyı şeridine yayılmış lüks villalar, istenmeyen misafirlerin denize ulaşımım engellemek istercesine bir duvar ör­müşlerdi adeta. Birçok iş adamı ile medya ve eğlence sektörü yıl­dızı burayı mesken edinmişti. Sinema yıldızlan Tom Hanks, Sean Penn, DiCaprio ve Jennifer Aniston’ın da burada evleri vardı.

Milo ışıktan kamaşan gözlerini kırpıştırdı. Elli metre ötede, di­reklerin üzerine dikili bir kulübenin önünde, gözlerine bir dürbün dayamış, yüzme şampiyonu havalarındaki mayolu züppe, Pasi­fik’in güçlü dalgalarının avantajından yararlanan sörfçülerin gö­rüntüsünden hipnotize olmuşa benziyordu.

Engel tanımayan Milo işe koyuldu.

Levyenin kıvrık ucunu, çerçevenin dar aralıklarından birine soktu ve ahşap kepenklerin çıtalarını parçalamak için tüm gü­cüyle itti.

Arkadaşlarımızı kendilerinden korumaya gerçekten hakkı­mız var mı, diye sordu kendi kendine, evin içine süzülürken.

Ama bu düşünce bir saniyeden uzun sürmedi: O, Milo’nun bu dünyadaki tek arkadaşıydı -Carole hariç- ve Milo ona acısı­nı unutturmak, yeniden yaşam sevinci kazandırmak için her şeyi denemeye kararlıydı.

Tom?

Küf kokulu loş zemin kat derin bir uykuya gömülüydü. Mutfak­taki lavaboya kirli tabaklar yığılmış ve salon bir soygunda altüst edilmiş gibiydi: ters dönmüş mobilyalar, yere saçılmış giysiler, kı­rık tabak ve bardaklar… Milo pizza kutularının, Çin yemeği amba­lajlarının ve boş bira şişelerinin üzerinden atlayarak odaları ha­valandırmak için tüm pencereleri açtı.

L şeklindeki ev iki katlıydı ve bodrumunda bir havuzu vardı.

Dağınıklığına rağmen, ahşap mobilyaları, san parkeleri ve doğal ışıklandırmasıyla evin huzurlu bir atmosferi vardı. Vintage de­korasyon, Malibu’nun milyarderler için parıltılı bir mekân değil de, sörfçüler için basit bir plaj olduğu zamanlara özgü geleneksel mobilyalar ile modem mobilyaları birleştirmişti.

Kanepeye cenin pozisyonda kıvrılmış Tom’un görüntüsü ürkü­tücüydü: derbeder, solgun ve Robinson Crusoe sakalıyla kaplan­mış yüzü, romanlarının arka kapaklarına basılan entelektüel fo­toğraflarına hiç benzemiyordu.

Kalk ayağa! diye seslendi Milo.

Kanepeye yaklaştı. Sehpanın üstü buruşturulmuş veya katlan­mış bir sürü reçeteyle doluydu. Reçeteler, Beverly Hills’te yerli jet sosyeteye yasal sayılabilecek psikoaktif maddeler sağlayan, “ünlülerin psikiyatrı” Dr. Sophia Schnabel tarafından yazılmıştı.

Tom, uyan! diye bağırdı Milo arkadaşının başucuna gelerek.

Yere ve masanın üzerine saçılmış ilaç şişelerinin etiketlerini kuşkuyla inceledi: Vicodin, Valium, Xanax, Zoloft, Stilnox… Ağrı kesicilerin, kaygı gidericilerin, antidepresanların ve uyku hapları­nın korkunç karışımı. XXI. yüzyılın öldürücü kokteyli.

Tanrı aşkına!

Zehirlenmesinden korkarak, Tom’u daldığı yapay uykudan çe­kip çıkarmak için omuzlarından sarstı.

Erik ağacı gibi silkelenen yazar sonunda gözlerini açtı.

Evimde ne halt ediyorsun sen? diye mırıldandı.

iki dost

Kırık bir kalbe yardım etmeye çalışanların tekrarladığı söylevi ver­dim, ama sözcükler işe yaramadı. (…) Söyleyeceğiniz hiçbir şey, sevdi­ği kişiyi kaybettiği için karanlığa gömülmüş kişiyi mutlu etmeyecektir.

Richard Brautigan

Evimde ne halt ediyorsun sen? diye mırıldandım.

Endişelendim Tom! Aylardır bir yığın sakinleştiriciyle buraya kapanarak serseme döndün.

Bu benim sorunum! diye söylendim doğrularak.

Hayır Tom. Senin sorunun benim de sorunum. Arkadaşlığın bu olduğunu sanıyorum, öyle değü mi?

Kanepede ellerimle yüzümü kapayarak utanç ve umutsuzlukla omzumu silktim.

Her neyse, dedi Milo, bir kadının seni bu duruma sokmasına izin vermemi bekleme benden!

Sen benim babam değüsin! diye karşüık verdim ayağa kalk­maya davranarak.

Başım döndü, dik durmakta güçlük çekiyordum, kanepenin ar­kasına yaslanmak zorunda kaldım.

Doğru, ama ya Carole ve ben sana yardım etmek için burada olmasaydık, ne olacaktı?

Yanıt vermeden ona sırtımı döndüm. Üzerimde hâlâ iç çama­şırlarım olduğu halde odadan geçip kendime bir bardak su almak için mutfağa gittim. Milo da peşimden gelerek büyük bir çöp tor­bası çıkardı ve buzdolabını açarak içindekileri ayıklamaya başladı.

En azından tarihi geçmiş yoğurtla intihar etmeye niyetlenme­mişsin. Bu süt ürünlerinden kurtulmam tavsiye ederim, dedi şüp­heli bir koku yayan beyazpeynir parçasını atarken.

Sana zorla yedirmiyorum ya!

Ve bu üzüm… Bunu aldığında Obama başkan olmuş muydu?

Ardından çöpleri, ambalajları ve boş şişeleri toplayarak otur­ma odasını düzenlemeye başladı.

Neden bu şeyi saklıyorsun? diye sordu sitem edercesine. Aurore’un fotoğraflarını slayt olarak gösteren dijital çerçeveyi işa­ret ediyordu.

Çünkü burası BENİM EVİM ve BENÎM EVİMDE sana hesap verecek değilim.

Olabilir, ama bu kız seni paramparça etti. Sence de onu tah­tından indirmenin vakti gelmedi mi?

Dinle Milo, sen Aurore’u asla sevmedin…

Bu doğru, ondan pek hoşlanmazdım. Ve şunu söyleyeyim, so­nunda seni terk edeceğini en başından beri biliyordum.

Ah, öyle mi? Nedenini öğrenebilir miyim?

Uzun süredir içinde tuttuğu duygular şimdi ağzından düşman­ca dökülüyordu:

Çünkü Aurore bizim gibi değil! Çünkü bizi küçümsüyor! Çün­kü o doğuştan çok zengin. Çünkü hayat bizim için her zaman bir kavgayken, onun için bir oyun olmuş…

Bu kadar basitmiş gibi… Onu tanımıyorsun!

Ona tapınmayı kes! Sana ne yaptığına bir bak!

Hiç böyle bir şey yaşamadığın belli oluyor! Takıldığın sürtük­leri saymazsak, senin hayatında aşka hiç yer olmadı!

İstemeden ses tonumuz yükselmişti ve sözlerimiz birer tokat gibi patlıyordu.

Ama bu hissettiğin şeyin aşkla bir alakası yok! diye aniden parladı Milo. Bu başka bir şey: yoğun bir acı, yıkıcı bir tutku…

Ben en azından risk alıyorum, oysa sen…

Ben risk almıyor muyum? Empire State Binası’nın tepesin­den paraşütle atladım. Videosu internette dolaşıyor…

Bu sana ne getirdi?

Milo aldırmadan sayıp dökmeye başladı:

Peru’nun sıradağlarında kaydım, Everest’in tepesinden yamaç paraşütüyle atladım, K2’ye tırmanan birkaç insandan biriyim…

Kamikazecilik oynamak için. Evet, çok güçlüsün. Ama ben, sana sevmenin riskinden bahsediyorum. Ve sen bu riski asla al­madın, onunlayken büe…

SUS! diye öfkeyle bağırdı, sözümü kesmek için tişörtümün yakasına yapıştı.

Birkaç saniye yumruklan sıkılı, öfkeli bakışlarla kaldı, ta ki ak­lı başına gelene kadar. Buraya bana yardım etmeye gelmişti ve şimdi suratımı yumruklamanın eşiğindeydi…

Özür dilerim, dedi yakamı bırakırken.

Omuzlarımı silktim ve okyanusa bakan geniş terasa çıktım.

Üzeri, aylardır su vermeye gücüm olmadığından ölmüş bitkilerle dolu, sahile inen merdivenleri vardı evin.

Işıktan korunmak için, tik ağacından yapılma bir masanın üze­rinde unutulmuş eski bir Ray-Ban Wayfarer gözlüğü taktım ve kendimi sallanan sandalyeye bıraktım.

Milo mutfakta bir tur attıktan sonra iki fincan kahveyle yanıma geldi, birini bana uzattı.

Pekâlâ, çocukluğu bırakıp ciddi ciddi konuşalım! diye önerdi kalçasını masaya dayayarak.

Bakışlarımı dalgalara dikerek sustum. O anda, tek bir isteğim vardı: Ne söyleyecekse bir an önce söylemesi ve gitmesi. Böylece beni gerçeklikten çekip çıkaracak bir avuç hap almadan önce, kafamı küvete sokup üzüntümü kusmaya gidebilirdim.

Birbirimizi ne zamandır tanıyoruz Tom? Yirmi beş yıl mı?

Yaklaşık olarak, dedim bir yudum kahve alarak.

Yeniyetmeliğimizden beri ve sen her zaman mantıklıydın, di­ye başladı Müo. Aptallık yapmamı az engellemedin. Sen olmasay­dın ya hapse düşmüş ya da ölmüş olurdum. Sen olmasaydın Carole asla bir polis olamazdı. Sen olmasaydın, anneme ev alamaz­dım. Neyse, her şeyi sana borçlu olduğumu biliyorum.

Sıkılarak sözlerini elimin tersiyle savuşturdum.

Beni dışarı çıkarmak için yağcılık yapmaya geldiysen…

Bu yağcılık değil! Her şeye direndik Tom: uyuşturucuya, gangsterlerin şiddetine, sefil bir çocukluğa…

Bu sefer hedefi on ikiden vurmuş, beni sarsmayı başarmış­tı. Başarıya ve sınıf atlamama rağmen bir yanım hâlâ on beş ya­şındaydı ve MacArthur Park Mahallesi’nden uzaklaşmamıştı; ne mahallenin torbacılarından, ne marjinal tiplerinden, ne merdi­ven boşluklannda yankılanan çığlıklardan ne de her yere hâkim korkudan.

Başımı çevirdim, bakışlarım okyanusta kayboldu. Su berraktı ve turkuvazdan laciverde kadar değişen tonlarda parlıyordu. Sa­dece birkaç uyumlu ve düzenli dalga Pasifik’e hareket veriyordu.Gençliğimizin kaosuyla tezat bir sakinlikti bu.

Biz temiziz, diye sürdürdü Milo. Paramızı dürüstçe kazandık.

Ne gömleğimizin altında silah ne de paramızda kokainin izi var…

Bunun konumuzla ilgisi ne?

-Mutlu olmak için her şeyimiz var Tom! Sağlık, gençlik, tutkuyla sevdiğimiz bir iş. Her şeyi bir kadın yüzünden mahvedemezsin. Bu çok aptalca! O buna değmez. Acım, gerçek mutsuzlu­ğun kapımızı çalacağı güne sakla.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıKağıt Kız
  • Sayfa Sayısı312
  • YazarGuillaume Musso
  • ÇevirmenGülçin Şahin
  • ISBN9786050900668
  • Boyutlar, Kapak13,5 X 21,5 cm, Karton Kapak
  • YayıneviDoğan Kitap / 2011-4

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları

Bere Kafalar'ın Macelarını Kaçırmayın!

Çocuklar için şiddet, argo, küfür ve zararlı içerik barındırmayan eğlenceli videolar yapmaya söz verdik.



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur