Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Kentukiler
Kentukiler

Kentukiler

Samanta Schweblin

Bir kentuki “sahip”i olmak yerine kentuki “olma”yı kim seçerdi ki? Samanta Schweblin’in bu son romanında insanların yeni takıntısı “kentuki” adı verilen oyuncaklar. Mahremiyet, gözetleme,…

Bir kentuki “sahip”i olmak yerine kentuki “olma”yı kim seçerdi ki?

Samanta Schweblin’in bu son romanında insanların yeni takıntısı “kentuki” adı verilen oyuncaklar. Mahremiyet, gözetleme, kimlik gibi kavramların öne çıktığı Kentukiler’de Arjantinli yazar, teknoloji-insan ilişkisi üzerinden insanların birbirleriyle ilişkilerine dair çarpıcı sorular yönelterek günümüzü mercek altına alıyor.

Sanal ve gerçek arasındaki çizgilerin ortadan kalktığı bir dünyada kim izleyen, kim izlenen konumda?

“Cihazı çalıştırmaya başlamadan önce
herkesin tehlikeli parçalarından
uzak durduğuna emin olunuz.”
Güvenlik Kılavuzu
Kazıcı kepçe JCB, 2016
“Orada yıldızların arasındaki başka insanların
öbür dünyalarından söz edecek misiniz bize?”
Ursula K. Le Guin, Karanlığın Sol Eli

İlk yaptıkları şey memelerini göstermekti. Üçü de yatağın ucuna oturup kameranın karşısında önce tişörtlerini, sonra teker teker sutyenlerini çıkardılar. Robin’in neredeyse gösterecek bir şeyi yoktu ama fark etmiyordu, dikkatini oyundan çok Katia ve Amy’nin bakışlarına yöneltmişti. South Blend’de hayatta kalmak istiyorsan iyisi mi güçlülerle arayı iyi tut, ona verilen öğüt buydu.

Kamera pelüşün gözlerine yerleştirilmişti, oyuncak arada sırada tabanında saklı tekerleklerin üzerinde dönüp ileri geri hareket ediyordu. Birisi onu uzakta bir yerden kumanda ediyordu, onun kim olduğunu bilmiyorlardı. Basit ve uyduruk bir pandaya benzese de aslında daha çok iki ayağının üstünde durabilsin diye bir ucundan kırpılmış ragbi topunu andırıyordu. Karşısında duran kim olursa olsun hiçbir şeyi kaçırmadan takip etmeye çalışıyordu, Amy onu memeler tam kameranın hizasına gelecek şekilde kaldırıp bir banka yerleştirdi. Pelüş Robin’indi ama onun olan ne varsa aynı zamanda Katia ve Amy’nindi zaten: Cuma günü ettikleri, üçünü ömür boyu birleştirecek kan kardeşliği yemini gereği böyleydi. Amy pelüşü tekrar yere bıraktı, mutfaktan getirdiği kovayı tepesine kapatıp tamamen hapsetti. Kova körü körüne, gerginlik içinde odada sağa sola hareket etti. Ortalığa saçılmış defterlere, ayakkabılarla giysilere çarptıkça daha da telaşlanıyordu sanki. Amy hızlı hızlı nefes alıp veriyormuş, heyecandan inliyormuş numarası yapınca kova da durdu. Katia da oyuna katılarak ikisi birlikte eşzamanlı uzun, bitmek bilmeyen bir orgazm taklidine giriştiler.

Nihayet kahkahalarını bastırabildiklerinde Amy Katia’yı uyardı: “Bunu senin numaran sayamayız.” “Tabii ki hayır,” dedi Katia, sonra ok gibi odadan fırladı. Koridorda uzaklaşırken, “Hazır olun!” diye bağırdı. Robin bu oyunlar sırasında genellikle kendini rahat hissetmiyordu; yine de Katia ve Amy’nin tavırlarındaki pervasızlığa, oğlanlarla konuşurken takındıkları tavra, saçlarının daima mis kokulu, tırnaklarının günün her saatinde kusursuz cilalı oluşuna hayrandı. Oyunlar çizgiyi aştığında onu denemeye tabi tutup tutmadıklarını sorguluyordu. Kızların tabiriyle “klan”a son katılan oydu, ikisiyle aşık atmak için epey ter döküyordu. Katia sırt çantasıyla döndü odaya. Kovanın önüne oturup pelüşü serbest bıraktı. “Buraya bak şimdi,” dedi kameraya, gözler onu takip etti. Robin onları gerçekten anlayıp anlamadığını merak etti. Dikkatle dinliyor gibiydi, kızlar İngilizce konuşuyordu bütün dünyanın yaptığı gibi. Belki de South Blend denen acayip sıkıcı kentte doğmanın tek iyi yanı İngilizce konuşmaktı, gerçi her an saati sormayı bile bilmeyen bir yabancıya rast gelmek olasıydı. Katia çantasını açıp beden eğitimi dersinin fotoğraflarını çıkardı. Amy ellerini çırparak bağırdı: “Küçük kaltağı mı getirdin yoksa? Gösterecek misin?”

Katia başını salladı. Dilinin ucu dudaklarının arasından görünür halde telaşla sayfaları çevirdi. İstediği fotoğrafı bulunca albümü sonuna kadar açıp pelüşün önüne tuttu. Robin başını uzatıp baktı. Klanın sırf zevkine peşine düştüğü biyoloji sınıfındaki tuhaf kız Susan’dı. Katia, “Ona hokka götlü diyorlar,” dedi, klana layık üst düzey bir şeytanlık kurgulamak üzereyken hep yaptığı biçimde dudaklarını bir-iki kez büzdü. “Onun üstünden bedavadan nasıl para kazanacağını göstereceğim,” diye belirtti kameraya doğru. “Robin güzelim, ben beyefendiye görevini açıklarken şu defteri tutuver.” Robin yaklaşıp defteri aldı. Amy merakla bakıyordu, Katia’nın ne planladığından habersizdi, kız telefonunu kurcalayıp bir video bularak ekranı pelüşün önüne koydu. Videoda Susan çorabını ve külotunu indiriyordu. Okulun tuvaletlerinde, klozetin arkasından çekilmişe benziyordu; ya çöp kovasına ya da duvara yerleştirilmiş bir kamerayla herhalde. Osurma sesleri gelince üçü de kahkahayı bastı, Susan sifonu çekmeden önce birkaç saniye dışkısına bakınca resmen zevkten çığlık attılar. Katia, “Canımın içi bu karı resmen para basıyor,” dedi. “Yarısı size yarısı bize, sorun şu ki artık klan ondan haraç alamıyor. İdarenin gözü üstümüzde.” Robin neden bahsettiklerini bilmiyordu, klanın en gizli kapaklı faaliyetlerinden ilk kez dışlanışı değildi bu. Birazdan Katia’nın numarası bitecek onunkine sıra gelecekti ve henüz bir şey düşünmemişti. Avuçları terledi. Katia bir kurşunkalemle defterini çıkarıp bir-iki şey not aldı. “İşte size hokka götün tam ismi telefonu, e-postası, açık adresi,” diyerek kâğıdı fotoğrafın yanına koydu. Amy sözümona küçükbeye hitaben kameraya göz kırparak, “Peki beyefendi bize parayı nasıl iletecek?” diye sordu. Katia tereddüt etti, “Bilmiyoruz ki kim bu Allahın cezası,” dedi Amy’ye. “Onun için memelerimizi göstermiyor muyuz?”

Katia yardım istercesine Robin’e baktı. Kendisine güvendikleri o kısacık anlardan biriydi; Katia’yla Amy’nin en çapkın halleriyle kendi aralarında çekiştikleri dakikalar… Amy alay etmeye devam ederek, “Adresini küçük beye nasıl ileteceğiz?” dedi. Robin, “Ben biliyorum,” diye atıldı. İkisi şaşkınlıkla ona baktılar. Bu da onun küçük numarası olacaktı, böylece sırasını savacağını düşünmüştü. Panda da döndü, neler olup bittiğini takip etmek istiyordu. Robin elinden defteri bıraktı, dolabına giderek çekmeceleri karıştırdı. Elinde bir ruh çağırma tablasıyla dönerek onu yere açtı. “Çık üstüne,” dedi. Pelüş üstüne çıktı tablanın. Tabanındaki üç plastik tekerlek sayesinde sorunsuzca kartona tırmanabilmişti. Ne olduğunu soruştururcasına alfabenin harfleri arasında gidip geldi. Her seferinde gövdesi bir harften daha fazlasını kapladığı halde tekerleklerinin arasında saklı olan kelime derhal ortaya çıkıyordu. Pelüş, yay şeklinde sıralanmış alfabenin ortasına yerleşti ve orada kaldı. Ruh çağırma tablasını nasıl kullanacağını gayet iyi bildiği belliydi. Robin, birden kızlar gidip de bu pelüşle baş başa kalınca ne yapacağını düşündü endişeyle, memelerini göstermiş, üstelik bir de nasıl iletişim kuracağını göstermişti. “Harika!” dedi Amy. Elinde olmadan yan yan gülümsedi Robin. Katia, “Üçümüzden kimin memeleri daha güzel sence?” diye sordu. Pelüş tablanın üzerinde harften harfe hareket etti. S A R I Ş I N I N Katia gururla gülümsedi, belki de bunun doğru olduğunu biliyordu.

Robin daha önce bu ruh çağırma tablası numarası nasıl da aklıma gelmedi diye düşündü. Bir haftadan uzun süredir pelüş odasında boş boş geziyordu. Onunla sakince sohbet edebilirdi, belki de özel biri, âşık olunası bir çocuktu, böylece bütün fırsatı kaçırmıştı. Katia, bir kez daha Susan’ın fotoğrafını gösterip, “Hokka göt anlaşmasını kabul ediyor musun?” diye sordu. Pelüş hareket etti, yine bir şey yazdı. O R O S P U L A R Robin kaşlarını çattı, incinmişti, gerçi belki de pelüşün onlara hakaret etmesi iyiye işaretti; yaptıklarının iyi bir şey olmadığının kendisi de farkındaydı. Katia ve Amy bakışıp gururla gülümseyerek dil çıkardılar. “Ay ne banal,” dedi Amy. “Bakalım daha neler diyecek beyimiz?” “Daha da neymişiz dildocuk?” diye cesaretlendirdi Katia. P A R A Y I Onu takip etmek zorlaşıyordu. B E N S İ Z D E N A L A C A Ğ I M Üçü de şaşkınlıkla bakıştılar. M E M E L E R K A Y D E D İ L D İ M E M E B A Ş I N A 4 0 0 D E N 2 4 0 0 D O L A R E D E R Amy ve Katia birkaç saniye tereddütle bakıştıktan sonra kahkahayı bastılar, Robin ise tişörtünü sinirle çekiştirirken yalancıktan gülüyordu. “Kimden alacaksın peki ha?” dedi Amy, sonra tişörtünü bir kez da kaldırır gibi yaptı. P A R A Y O K S A S U S A N A M A İ L G İ D E R Amy ve Katia ilk kez ciddileştiler. Robin hangi tarafı seçeceğini bilemedi, belki de pelüşü intikam peşindeydi. “Canının istediğini gösterebilirsin,” dedi Amy. “Şehirdeki en güzel memeler bizde, utanacak değiliz.”

Robin bunun kendisi için geçerli olmadığını biliyordu. Amy ve Katia beşlik çaktı. Derken pelüş tablanın üstünde neredeyse dans edercesine duraksız yazmaya başladı, art arda yazdığı kelimeleri Robin yetişip zorbela okuyabildi. R O B I N İ N A N N E S İ N İ N K A K A Y A P A R K E N V E K I Z K A R D E Ş İ N İ N M A S T Ü R B A S Y O N Y A P A R K E N V İ D E O S U V A R Tek tek harfleri takip etmek gerektiğinden gözlerini tabladan ayıramıyorlardı. B A B A S I N I N T E M İ Z L İ K Ç İ K I Z A B İ R Ş E Y L E R F I S I L D A R K E N Amy ve Katia her yeni hakareti sabırla takip ederken ağızları açık bakıyorlardı tablaya. R O B I N Ç I P L A K K E N A M Y H A K I N D A T E L E F O N D A K Ö T Ü Ş E Y L E R S Ö Y L E R K E N Amy ve Katia bakıştı. Sonra ona baktılar, artık gülmüyorlardı. R O B I N A M Y T AK L İ D İ Y A P A R K E N V E K A T I A T A K L İ D İ Y A P A R K E N O N L A R I Ö P E R K E N Pelüş yazmayı sürdürüyordu ama Katia ve Amy çoktan okumayı bırakmıştı. Ayağa kalkıp bir hışım eşyalarını alarak kapıyı çarpıp çıktılar. Pelüş, tablanın üstünde hareket etmeyi sürdürürken Robin Allahın cezası meretin nereden kapandığını bulmaya çalıştı. Bir açma kapama düğmesi yoktu, bunu daha önce fark etmişti, çaresizlikle başka seçenek de olmadığını gördü. Eline makas alıp ucuyla tabanını açmaya çalıştı. Pelüş kurtulmak istercesine tekerleklerini oynattı ama boşuna. Robin onu kırmanın bir yolunu bulamayınca yeniden yere bıraktı, o da derhal tablaya çıktı. Kız bir tekmeyle uzağa savurdu aleti. Pelüş çığlık atınca, telaşla o da bağırdı, bu zımbırtının yaygara koparabildiğinden haberi yoktu. Tablayı kaldırıp odanın ucuna attı. Kapıyı kilitleyip azman bir böceği yakalamak istercesine kovayla peşine düştü. Aleti kovanın içine kıstırmayı başarıp üstüne oturdu, birkaç saniye iki yanına sımsıkı tutundu, pelüş plastik kovaya her çarptığında ödü koparak soluğunu tuttu, ağlamaya başlaması an meselesiydi, kendine zor hâkim oluyordu.

Annesi akşam yemeğine çağırdığında iyi olmadığını, yemek yemeden yatacağını söyledi bağırarak. İçinde not kâğıtlarının, defterlerinin, kitaplarının durduğu sandığı da kovanın tepesine kapatarak onu iyice hareketsiz bıraktı. Aleti kırmayı başaramazsan onu kapatmanın tek yolu pilinin bitmesini beklemek demişti birisi. Böylece yastığına sarılıp yatakta beklemeye koyuldu. Kovanın içinde hapsolan pelüş dev bir sinek misali saatlerce yanlara çarpıp takır tukur ses çıkardıktan, bağırıp durduktan sonra sabaha karşı odanın içi katıksız bir sessizliğe gömüldü.

Ekranda bir dörtgen belirdi. Seri numarası talep ediliyordu, Emilia içini çekerek hasır sandalyesinde kaykıldı. Bu türde işlemler onu en fazla zıvanadan çıkaran şeylerdi. Neyse ki oğlu orada değildi, talimatları bir kez daha gözden geçirmek için gözlüğünü ararken arkasında sessizce, sabırsızlıkla bekleyen biri yoktu. Koridordaki çalışma masasında sırtının ağrısını azaltmak için oturuşunu dikleştirdi. Derin bir nefes aldı, sonra nefesini koyuverdi, her basamağını tek tek kontrol ederek kart şifresini girdi. Çocuğunun o türde bir saçmalığa kalkışacak zamanı olmadığını biliyordu yine de, evin koridoruna yerleştirdiği bir gizli kamera aracılığıyla, onu Hong Kong’daki o malum bürosundan gözetlediğini, maruz kaldığı âcizliği gördüğünü hayal etti – sağ olsa kocası da öyle yapardı. Emila oğlunun yolladığı son hediyeyi de satıp dairenin geciken aidatlarını yatırmıştı. Saatlerden, son moda çantalardan ya da spor ayakkabılarından pek anlamıyordu, yine de birkaç kat ambalaj kâğıdına sarılmış, kadife kutulara konmuş, imzalı evraklı her tür nesnenin emeklilikte borçlarını ödemek için yeterli geleceğini bilecek yaştaydı, ayrıca çocuğun annesi hakkında ne kadar az şey bildiğine de delaletti. Müsrif çocuğunu on dokuzuna geldiğinde fahiş ücretlerle ayartarak, sağa sola yollayarak ondan koparmışlardı. Artık onu kimse geri getirmezdi, Emilia suçu kime atacağını bilmiyordu.

Ekran “seri numarası kabul edildi” ibaresiyle bir kez daha kırpıştı; bilgisayarı son model değilse de ihtiyacını gideriyordu. Sonraki mesajda “kentuki bağlantısı sağlandı” deniyordu, hemen yeni bir program açıldı. Emilia kaşlarını çattı, anlamını çözemediğine göre bu mesajlar ne diye belirip duruyordu ki? Sinirine dokunuyorlardı, çoğunlukla oğlunun yolladığı cihazlarla ilgiliydiler. Bir daha asla kullanmayacağı aletleri anlamak için niye zaman kaybetsin – her seferinde aynı soruyu soruyordu kendine. Saate baktı. Neredeyse altı olmuş. Çocuk hediyeyi nasıl bulduğunu sormak için arayacaktı, son bir gayretle dikkatini toplamayı denedi. Programın ekranında şimdi bir tuş takımı görünüyordu, Hong Kong’daki o insanlar oğlunu alıp götürmeden önce çocuğun telefonunda oynadığı deniz savaşındaki gibi. Kontrol panelinin üstünde bir kutucukta “uyandır” eylemi görünüyordu. Onu seçti. Ekranın büyük kısmını kaplayan bir video açılırken kontrol tuşları bir kenarda küçük ikonlar haline geldi. Emilia videoda bir evin mutfağını gördü. Acaba oğlanın dairesi mi diye merak etti ama çocuğun evi asla ne bu kadar derli toplu ne de eşya dolu olabilirdi. Masadaki kirli bardak çanakların, bira şişelerinin altında gazeteler vardı. Arka taraftaki mutfak, benzer halde görünen küçük bir salona bağlanıyordu. Şarkıyı andıran usul usul bir mırıltı duyuluyordu, Emilia ne olduğunu anlamak için ekrana yaklaştı. Hoparlörleri eski ve cızırtılıydı. Ses tekrarlanınca bunun bir kadına ait olduğunu fark etti: Başka bir dilde konuşuyordu, tek kelimesini anlamadı. Emilia İngilizce biliyordu –o da ancak yavaş konuşulursa– ama bunun İngilizceyle alakası yoktu. Derken ekranda biri belirdi; saçları ıslak sarışın bir kız. Kız tekrar konuştu, program otomatik çevirmeni devreye sokmayı isteyip istemediğini sordu.

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Roman (Yabancı)
  • Kitap AdıKentukiler
  • Sayfa Sayısı224
  • YazarSamanta Schweblin
  • ISBN9789750762055
  • Boyutlar, Kapak12,5x19,5 cm, Karton Kapak
  • YayıneviCan Yayınları / 2023

Yazarın Diğer Kitapları

Bebhome Kahve

Aynı Kategoriden

  1. Yaşayanı Onarmak ~ Maylıs De KerangalYaşayanı Onarmak

    Yaşayanı Onarmak

    Maylıs De Kerangal

    Simon Limbres’in kalbi yirmi dört saat sonra Claire Mejan’ın bedeninde atacak. O gün yaşam, Simon’unölümünden ibaret olacak Simon’un sörf yapmak için uyandığı günün öyküsü bu. Sonrasında geri...

  2. Yamuk Okul’dan Yumuk Hikâyeler ~ Louis SacharYamuk Okul’dan Yumuk Hikâyeler

    Yamuk Okul’dan Yumuk Hikâyeler

    Louis Sachar

    Yamuk Okul’a hoş geldiniz! Kitapları milyonlarca çocuğa ulaşan Newbery Madalyası sahibi Louis Sachar, okurları, gerek mimarisi gerekse eğitim anlayışıyla tüm zamanların en sıra dışı okuluna...

  3. Büyük Dörtler ~ Agatha ChristieBüyük Dörtler

    Büyük Dörtler

    Agatha Christie

    Poirot’nun yatak odasının kapısında toza toprağa bulanmış bir adam durmaktadır. Zavallı adam Poirot’ya boş boş bakıp yere yığılır. Bir anda neye uğradığını anlamayan yaşlı...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur