Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

kotu-cocuklar-soluk-soluga-m-leington-optimum-kitapBir kız, iki erkek ve bir aşk üçgeninin ateşli hikayesi Olivia Townsend özel biri değildir. Okul ücretini çıkarmak için çalışan, babasının işlerini yürütmesine yardım eden sıradan bir kızdır. Babasını terk edecek ikinci kadın olmamaya kararlıdır, kendi hayatını askıya alması gerekse bile… Olivia için, yapması gereken şeyler bellidir. Fakat, Cash ve Nash Davenport ile tanıştıktan sonra her şey karmaşık hale gelir. Onlar kardeştir. Hem de ikiz. Cash, onun bir erkekte istediği her şeye sahiptir. Tehlikeli ve ne olursa olsun onu yatağa atmayı isteyen seksi, kötü bir erkektir. Olivia’yı baştan çıkarır ve tek bir öpücükle, kötü olduğunu unutturur. Nash, onun bir erkekte ihtiyaç duyduğu her şeydir. Başarılı, sorumluluk sahibi ve son derece tutkulu bir erkektir. Ama o, Liz’in zengin ve güzel kuzeni Marissa ile birliktedir. Yine de bu, Olivia’nın ona baktığında erimesini durdurmaz. Tek bir dokunuşla, neden asla birlikte olamayacaklarını unutturur. Olivia, onların bir şey sakladığını öğrenince, siyah beyaz olan her şey grileşir. Olabildiğince hızlı bir şekilde kaçmasını gerektiren bir şey… Ama kaçmak için çok geçtir. Olivia artık olayların içindedir. Ve aşıktır. İkisine de. İki kardeş de Olivia’nin kalbini titretir. İki kardeş de Olivia’yı heyecanlandırır. Olivia ikisini de ister. Ve onlar da Olivia’yı. Peki, Olivia nasıl bir seçim yapacak?

***

BİR

Olivia

Başım hafiften keyifli bir şekilde dönüyor. Shawna’ nın bizim için sipariş edip durduğu içkilerin adlarını bile hatırlayamıyorum. Sadece lezzetli olduklarım bili­yorum. Ve öyle sertler ki! İnanılmaz!

“Striptizci ne zaman geliyor? Oynaşmaya hazırım!” diye bağırıyor Ginger. Salt Springs, Georgia’da birlikte çalıştığımız Tad’s Sports Bar and Grill’in çatlak, dobra, erkek avcısı barmaidi o. Doğal ortamında bile yeterin­ce vahşiyken bir de Atlanta gibi tuhaf bir şehirde, yeni bir ortama sokulduğunda tam bir kaplana dönüşüyor. Gırrr!

Bana bakıp pis pis sırıtıyor. Boyalı saçları loş ışıkta asit sarısı gözüküyor ve uçuk mavi gözleri şeytani parıl­tılar yayıyor.

Anında işkilleniyorum.

“Ne?” diye soruyorum şaşkın şaşkın.

“Müdürle önceden konuştum. Shawna’nın, striptiz­cinin giyeceği şu can sıkıcı kıyafetleri çıkarmaya yar­dım etmek zorunda kalması için gereken yapılacak.” Deli gibi kıkırdıyor. Gülmeden edemiyorum. Arızalı bu kadın.

“Bekarlığa veda partisi olsun olmasın, başka bir adamın kıyafetlerini çıkarırsa Ryan onu öldürür.” “Hiçbir zaman haberi olmayacak ki. VIP odada ka­lan V1P odada olur,” diye geveliyor ağzında.

“VIP odada olan VIP odada kalır, demek istedin herhalde?”

“Ben de öyle dedim.”

Kıs kıs gülüyorum. “Ah, pekâlâ.”

Nörotoksik1 içkisinden bir yudum daha almasını izlerken kıkırdıyorum. Tercihimi içki yerine suyumdan yana kullanıyorum. Birimizin zihnini biraz olsun berrak tutması gerekiyor. O, ben olayım bari. Hem bu gecenin tek amacı Shawna. Onu, yapılabilecek en iyi partiyle ev­lilik hayatına uğurlamak istiyorum. Bunun, onun beni eve taşımak ya da ayakkabılarından kusmuk temizle­mek zorunda kalmasını içerdiğinden şüpheliyim.

Vıp kapısının çalınmasıyla hepimiz başlarımızı o yöne doğru çeviriyoruz. Kızlar anında gülmeye, bağır­maya ve ıslık çalmaya başlıyor.

Ey Tanrım, umarım bu gelen polis falan değil de striptizcidir.

Kapı açılıyor- ve içeri şimdiye dek gördüklerimin en yakışıklısı olduğunu düşündüğüm bir adam giriyor. Yirmili yaşlarının başlarında gibi gözüküyor, çok uzun boylu ve sanki bir futbol oyuncusunun vücuduna sahip – geni; bir göğsü ve omuzları, güçlü kollan ve bacakla­rı, ince bir beli var. Tepeden tırnağa simsiyah giyinmiş. Ama tüm bunların içinde en etkileyici yeri yüzü.

Öyle muhteşem ki!

Kısa saçları açık kumral ve biçimli yüzü, tam bir mükemmellik örneği. Bakışları odayı tararken gözle­rinin ne renk olduklarını söyleyemiyorum ama koyu olduklarım görebiliyorum. Nihayet bakıştan bana ulaş­tığında konuşmak üzere aralıyor ağzını. Gözleri gözle­rime kenetleniyor ve bakışları sabitleniyor.

Tamamen büyülenmiş durumdayım. O gözlere ba­karken, hala ne renk olduklarında karar kılamıyorum ama neredeyse siyah görünüyorlar. Arkasındaki kapı­dan sızan ışıkta bile mürekkep havuzlarına benziyorlar. Beni izler gibi yana eğiyor başını azıcık.

Beni tedirgin ediyor bu hareketi. Heyecanlandırıyor da. Nedenini bilmiyorum. Tedirgin ya da heyecanlı ol­mak için bir sebebim yok. Ama öyleyim. Gergin hisset­meme neden oluyor. Kıvranır gibi. Hararetli.

Ginger, ayağa kalkıp adamın arkasındaki kapıyı hızla kapatıyor ve onu odanın ortasına sürüklerken hala birbirimize bakıyoruz.

“Hadi bakalım, Shawna. Gel de bekârlığın kıçına tekmeyi usulüne göre bas!”

Diğer kızlar bağrışmaya ve tezahürata başlıyorlar. Shawna gülümsüyor ama başını sallayarak reddediyor. “Hayatta olmaz! Yapamam ben böyle bir şey.” Gitgide daha ısrarcı bir hal alan nedimelerden ikisi onu ellerin­den tutup çekerek ayağa kaldırmaya çalışıyor.

Shawna, başını şiddetle iki yana sallayıp geriye doğ­ru yaslanarak onlardan kaçıyor. “Hayır, hayır, hayır! İstemiyorum. Sizden biri yapsın.”

Kendini kurtarmak için kollarım kımıldatmaya başlıyor ama kızlar bileklerim öyle bir kuvvetle kav­ramışlar İd. Bana baktığında iri iri açılmış kahverengi gözleri bilmem gereken her şeyi söylüyor. Böyle bir şeyi yapma düşüncesiyle büsbütün korkmuş dununda.

“Liv, yardım et!” Ne yapmamı istiyorsun? der gibi bir hareketle kaldırıyorum ellerimi. Başıyla, Ginger’ın arkasındaki iriyarı, seksi yaratığı işaret ediyor. “Sen yap!”

“Kafayı mı yedin sen? Bir striptizciyi soymam ben!”

“Nolur! Biliyorsun ki ben senin için yapardım bunu.”

Ve yapardı da. Lanet olsun.

Nasıl oluyor da dünyanın en beceriksiz ve utangaç kızı böyle şeyler yapmaya itiliyor ki?

Sık sık yaptığım gibi kendi kendime veriyorum ce­vabı.

Çünkü Olivia enayinin teki!

Derin bir nefes alıp doğruluyor ve çenemi inadına biraz daha yukarı kaldırarak seksi striptizci çocuğa yö­neliyorum. Hala o dumanlı, kömür gözlerle izliyor beni.

Ona doğru adımımı attığımda kaşlarından birini çok yavaşça kaldırıyor.

Bir ısı dalgası beni yalayıp geçiyor.

Şu tehlikeli içkiler yüzünden olmalı, diye düşünü­yorum. öyle olmak zorunda.

Kızarmış ve biraz da soluksuz kalmış hissediyorum kendimi ama yine de bir adım daha atıyorum.

Seksi Striptizci Çocuk, geriye çekilerek uzaklaşı­yor Gingerttan. Ve tamamen bana dönüyor. Kollarını göğsünde birleştiriyor ve tek kaşı hala merakla havaya kalkmış vaziyette bekliyor. Bu işi kolaylaştırmayacağı belli. Tıpkı Ginger’ın istediği gibi tüm işi bana bırakıyor.

Planlanmış gibi tam da o anda, tüm gece boyunca odayı dolduran müzik daha da yükseliyor. Başları ağır, seksi bir şarkı. Bu müzik insanları havaya sokmaya ya­rıyor hiç şüphesiz. O kadifemsi gözlere yaklaştıkça, kal­bimin her atışını hisseder gibi bir hali var.

önünde durduğumda yukarıya bakmak zorunda kalıyorum. 1,65’lik boyum onun upuzun bedeninden neredeyse 30 santim kısa.

Daha yakından bakma imkanım olduğundan göz­lerinin kahverengi olduklarını görüyorum. Koyu, çok koyu kahverengi. Neredeyse siyah.

Günahkar.

Kızlar onun tişörtünü çıkarmam için tezahürata başladıkları sırada neden aklıma özellikle bu kelimenin geldiğinin merakıyla donup kalıyorum. Kızların heye­canlı yüzlerine, sonra tekrar ona bakıyorum tereddütle. Kollarını aheste aheste açıp yanlara doğru uzatarak vü­cudundan uzaklaştırıyor.

Ağzının bir köşesi seğiriyor. Yüz ifadesi ve beden dili, meydan okumayla dolu. Bunu yapacağıma ihtimal vermediğinin farkına varıyorum. Muhtemelen kimse ihtimal vermiyor.

Ve işte tam da bu yüzden yapacağım.

Müziğin temposunun gergin kaslarımı gevşetmesi­ne izin verip Seksi Striptizci Çocukun tişörtünü panto­lonunun kemerinden kurtarmak için ileri uzanırken bir gülümseme yerleştiriyorum yüzüme.

İKİ

Cash

Vay canına, ne güzel kız!

Bu kızın siyah saçlarına; muhtemelen yeşil, parlak gözlerine; çekici, kiiçük bedenine ve hafiften utangaç duruşuna baktıkça, keşke şu odada yalnız olsaydık di­yorum.

Tişörtümü kemerimden kurtarmaya çalışan elleri belimde dolaşırken, gülümsemesi dudaklarından silin­miyor. Tişörtü kurtarmayı başarıp yukarı doğru çek­meye başlıyor.

Ama sonra duraklıyor. Bir an için tereddüt ettiği­ni görüyorum. Yapmakta olduğu şeyden ve kendinden emin olmadığını belli etmemeye çalışıyor.

Bakışlarımı o berrak gözlere dikiyorum. Durmasını istemiyorum. Ellerini tenimde hissetmek istiyorum. Bu yüzden de derinlerde bir yerde gömülü olduğuna dair bahse gireceğim o vahşi kediyi yemlemek umuduyla sataşıyorum ona.

“Ah, hadi ama. Bütün marifetin bu mu?” diyorum fısıldayarak.

Gözleri, gözlerimi delip geçiyor ve ben hangimizin kazanacağını görmek için nefesimi tutmuş bekliyorum. Güç dengesinin yer değiştirmesiyle ve bu değişim onun gözlerine yansırken, büyülenmiş vaziyette izliyorum onu. Biraz daha parlak, biraz daha cüretkar bir hal alıyor gözleri. Cesaretini bu kadar çabuk toplayan birini daha görmemiştim. Azim işte. Pes etmeyi, geri adım at­mayı reddeden bir yönü var bu kızın. Zorluklara pabuç bırakmıyor. Ve bu tavrı, deli gibi seksi tişörtümü yukarı doğru sıyırmaya başladığı esna­da gözlerini benimkilerden ayırmıyor. Daha da yalan­laşınca parfümünün kokusunu alıyorum. Tatlı, misk içeren bir koku. Seksi. Tıpkı kendisi gibi.

Tişörtümü başınım üzerinden çekip çıkarmak için vücudunu benimkine yapıştırıp parmak uçlarında yük­selmek zorunda kalıyor. Memelerinin göğsüme baskı yaptığını hissedebiliyorum. Bu işi onun için kolaylaş­tır abilirdim. Ama yapmıyorum. Bana sürtünmesinin verdiği his hoşuma gidiyor. Bunu hayatta mahvetmem.

Tişörtümü çıkarır çıkarmaz geri çekilip gözlerini üzerimde gezdiriyor. Bundan utanıyor. O kadarı belli. Bakmak istiyor gibi ama biraz da çekiniyor ki her nasıl­sa bakışlarını daha bir tahrik edici kılan da bu. Eminim şu odadaki her bir göz beni, bizi izliyor ama benim hissedebildiğim yalnızca onunkiler. Tenimi yalayıp ge­çen alevden dudaklar gibi. Yakıcı ve somutlar. Ya da en azından bana böyle hissettiriyorlar.

Derin bir soluk alıyorum ve gözleri karnıma iniyor. Sonra biraz daha aşağıda titreşiyor. Bakması gereken­den daha uzun sürüyor belki ama benim ondan bakma­sını istediğim kadar uzun değil.

Sertleşmeye başlıyorum.

Gözleri irileşiyor ve dilini dışarı çıkarıp ıslatmaya o tatlı, küçük ağzını öpmekten kendimi alıkoymak için dişlerimi sıkmak zorunda kalıyorum.

Sonra odaya ışık doluveriyor. Bu da biiyüyü bozma­ya yetiyor.

Bir adamın sesini duyuyorum. Gerçekten tepesi at­mış bir adamın sesini,

“Hey, ne oluyor burada?” Jason bu. Neden öfkeli ol­duğunu biliyorum.

Gözlerimi kızın gözlerinden ayırmak kolay değil. Onu nereye kadar zorlayabileceğimi görmek istememe neden olan utangaç, tereddütlü bir heyecan var içlerin­de. Ama yapmıyorum. Onu daha fazla zorlamıyorum yani. Bunun yerine önce jfason’a, sonra da ağzı sulanan kadınlar güruhuna bir göz gezdirmek için kafamı çevi­rerek bakışlarımı kaçırıyorum. Oyun bitti.

Kahretsin, öylesine bir aldatmaca için gayet yolun­daydı işler.

Bana çevrilmiş bir grup yüzün arasında gülümsü­yorum. “ Hanımlar, bu Jason. Bu gece sizi o eğlendire­cek”

Jason kapıyı kapatıp etrafımdan dolanırken tüm gözler ona çevriliyor. Tişörtümü tutan kıza bakıyorum. Kafası karışmış. Ve haklı da.

“Bizi eğlendirecek derken?” diye soruyor, şaşkın ba­kışlarını bana çevirerek

Hemen cevap vermiyorum ona. Biliyorum ki pek yakında çözecek meseleyi. Az evvel olan şeye dair par­çalan birleştirmeye çalışarak Jason’ı süzüyor…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıKötü Çocuklar - Soluk Soluğa
  • Sayfa Sayısı300
  • YazarM. Leighton
  • ÇevirmenBanu Belgi
  • ISBN9786054688166
  • Boyutlar, Kapak14 x 21 cm, Karton Kapak
  • YayıneviOptimum Kitap / 2014

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur