Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Kürt Ergenekonu – Derin PKK’nın Gizli Kodları

Şamil Tayyar

Kürt Ergenekonu – Derin PKK’nın Gizli Kodları

Ortaya çıkış öyküsü nasıl yazılırsa yazılsın, PKK ve Abdullah Öcalan, 12 Eylül düzeninin oyun kurucusu olarak sahaya sokuldu ve hâlâ pozisyonunu koruyor…
PKK, birçok derin ve gizli hesabın ciro edildiği bir platform.”

60’lı yılların sonunda sağcı olarak tanınan, eylemlerde boy gösteren Öcalan nasıl birden bire sol örgütlerin içerisine girdi?

Hapse giren Öcalan’ı devlet nasıl bir operasyonla kurtardı?

Öcalan’a ev arkadaşlığı yapan subaylar kimlerdi? Diğer tüm arkadaşları tutuklanırken ona neden dokunulmadı?

Abdullah Öcalan’ın yanından ayırmadığı MİT mensubu Pilot Necati’nin sırrı ne?

Devlet 12 Eylül darbesinin gerçekleşeceğini PKK’ya neden önceden duyurdu? Diğer tüm örgütler 12 Eylül’de zarar görürken PKK bu işten nasıl kazançlı çıktı?

Sarıkız, Yakamoz, Ayışığı, Eldiven planlarını üretip, Balyoz darbe planını devre dışı bırakan Ergenekon bu süreçte yeraltına inip PKK’yı sahalara sürdü. Argümanları neydi? Hangi ataklarda bulunuldu, sonuç ne oldu?

Perinçek, neden ‘savaşan’ Öcalan’a ‘kardeşim’ derken, barış çağrısı yapan Öcalan’a ‘hain’ dedi? Aralarındaki Türk-Kürt savaşı anlaşması mı bozulmuştu?

Şemdin Sakık’a ‘Öcalan’ın başına bir şey gelseydi Yalçın Küçük’ü yeni liderimiz olarak kabul etmeye hazırdık’ dedirtecek kadar PKK içerisinde etkin olan Yalçın Küçük’ün örgüt içindeki rolü ne?

Ergenekon’dan tutuklu JİTEM komutanı Veli Küçük’ün PKK ile nasıl bir ilişkisi var?

Öcalan’ı defalarca ipten alan devlet adamlarının amacı ne?

Öcalan ve Karayılan arasında bir iktidar mücadelesi var mı? Bu çekişmede İran’ın rolü ne?

Bir devlet denemesi olan KCK yapılanmasının kodları neler?

PKK, bir Kürt-İslam sentezi mi yaratmaya çalışıyor? BDP’nin din ile ilgili çıkışının nedeni ne?

Usta gazeteci Şamil Tayyar, ‘Fırat’ın ötesindeki’ Ergenekon yapılanmasına elinizdeki kitapla ilk defa ışık tutuyor…

***

GİRİŞ

PKK ŞANSLI BİR ÖRGÜT MÜ?

Hemen baştan keselim, kitapla ilgili ilk itirazın isimden kaynaklanacağını rahmin ediyorum. “Kürt” ve “Ergenekon” sözcüklerinin yan yana getirilmesine, bazı Kürt milliyetçileri de Türk milliyetçileri de tepki gösterebilir. Bir taraf “Türkler için kutsal olan Ergenekon’u neden Kürtlere yamıyorsunuz” diyebilir, diğer taraf “Pisliğe bulaşmış bir örgüt ismini neden Kürtlere yakıştırıyorsunuz” serzenişinde bulunabilir.

Bir gazeteci, yeni siyasetçi olarak, bu riski satın aldım.

Maalesef, ülkemizdeki etkin ve etnik taassup, soruna yaklaşımı her zaman özünden uzaklaştıran bir anlayışı içinde barındırır; ideolojik körlük, bu taassubu besler, güçlendirir. Tabuların yıkılması, statükonun darmadağın edilmesi, demokrarik ve şeffaf yönetimlerin etkinleştirilmesi adına bazen bu tür şoklara ihtiyaç vardır.

Kaldı ki Ergenekon, devlet içindeki derin unsurların, kendilerince bulup üstlendikleri ve örgüte koydukları bir isimdir. Savcının, yargıcın veya polisin, bir niyete bağlı olarak Silivri’de yargılanan şahısların boynuna astığı bir yafta değildir. Adını “Ergenekon” olarak açıklayanlara, başka bir isimle hitap edilmesi beklenemez.

PKK açısından da durum pek farklı değil. 1978 yılında bir misyonla ortaya çıkan örgüt, bugün Kürt sorunundan uzaklaşan, varlığını korumayı önceleyen, 36 ülkede örgütlenmiş, çok sayıda gizli servisin mutfağında yemek pişiren çok uluslu bir şirket hüviyetindedir. Bu nedenle PKK, artık bir iç mesele değil uluslar arası bir sorundur.

Bununla birlikte PKK, jakoben bir harekettir, toplumsal dinamiklerin ortaya çıkardığı bir örgüt değildir. Bundan dolayı PKK’nın forse ettiği eylemler, Kürt isyanı metaforu içinde değerlendirilemez.

Derin devletin bilgisi ve kontrolü altında tohumları atılan örgüt, bir toplumsal kalkışmanın ürünü olsaydı, 1984 yılında başladığı kanlı eylemleri (Şemdinli ve Eruh) Kürt halkının kanı üzerinden planlamazdı.

Çıkış noktası farklı olsa, kan ve şiddet üzerinden korku yaratarak etkileme gücünü arttırsa da PKK’nın bugün taban tuttuğu ve kitleselleştiği gerçeği göz ardı edilemez. “Kürtlerin tek temsilcisi” ve “Devlet/PKK ikili yönetim” algısını büyük ölçüde oluşturdu. Bugün Kürt siyasetçisi, entelektüeli ve aydını PKK vesayeti altındadır.

Vesayet zinciri kırılmadan Kürtlerin kendi özgür iradelerini seçim sandığına arzu ettikleri şekilde yansıtmaları ve Kürt sorununun çözümüne aktif katılımları çok zordur. Aynı şekilde; devlet kurumları ve siyasilerin, çözüm üretme pratiği güçleşir.

Türkiye’nin bu kanayan yarası tedavi edilecekse, önce silahların susması elzemdir. Elbette, çok sayıda ülkenin müdahil olduğu bu sürecin kısa zamanda “silahları bırakma” noktasına gelmesi beklenemez. Ama akan kanın durması, temel şarttır.

PKK mı şanslı, Türkiye mi aciz?

Türkiye, geçmişte bu fırsatları yakaladı. Ne var ki barışa yaklaşıldığı anlarda bir “gizli el” devreye girerek, barış sürecini akamete uğrattı. Geçmiş tecrübeler içinde en kritik süreç, 1993-1999 yıllarında yaşandı.

Gizli servislerin ve Ergenekon’un kontrol altına aldığı PKK içindeki farklı gruplar, barış projelerini sürekli sekteye uğrattı. Abdullah Öcalan ise örgütün lideri olarak, kimi zaman barış projelerine kapı aralasa da çoğu kez senaryonun önemli unsuru haline geldi.

PKK’yı kurmadan önce MİT içindeki bazı unsurlarla içli dışlı olan, 1979’da Suriye’ye kaçarken yine aynı çevrelerden destek gören Öcalan, 12 Eylül askeri darbesiyle birlikte (MİT’ten) özerkliğini ilan etti. Bu gelişme, PKK’yı, sanılanın aksine özgürleşrirmedi. Yalnızca MİT’le bağlarını inceltti, buna karşın yabancı gizli servislerin kucağına itti. Bu yönüyle bakıldığında, bağımsızlıktan ziyade, el değiştirmeden söz edilebilir.

Ancak öcalan ve PKK yönetimi, bu ilişkileri, “kullanılmak” gibi görmek yerine “stratejik işbirliği” olarak değerlendirdi. Öcalan’ın ifadesiyle, onlar kullanmak istedi ama kendisi onları kullandı. Kesin olan şu ki bu karşılıklı kullanım, Türkiye düşmanlığı paydasında biçimlendirildi.

PKK liderinin İmralı’da avukatlarına yaptığı açıklamalarda açıkça görüldüğü gibi, Türkiye, hangi stratejik bloğa yanaşırsa PKK hemen karşısına çıkmaktadır. Türkiye’nin sorunlu komşuluk ilişkileri, Osmanlı bakiyesi olarak devraldığı tarihsel düşmanlıklar ve Soğuk Savaş döneminin sona ermesi gibi küresel dönüşümler, Türkiye karşısında PKK’ya daha avantajlı bir konum sağladı. Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un “PKK şanslı bir örgüt” sözü, bu açıdan haklı ve yerindedir.

Sorunu tersinden ele alıp değerlendirirsek Türkiye, tarihin akış yönünü iyi hesaplayamadığı ve pozisyon alamadığı için, dış desteklere ilaveten sürekli kendini yenileyen ve dinamik bir yapı oluşturan PKK karşısında aciz kaldı. Teröristle mücadele yıllarca askere havale edildi, yeni pozisyonuyla vesayet rejimini güçlendiren asker ipine sımsıkı sarıldı, siyaset kurumu ise durumdan vazife çıkarıp tribünde kalmayı yeğledi.

PKK’nın Eruh ve Şemdinli’de kanlı eylemlere başladığı 1984 yılındaki çıkışı, 1989 yılında Berlin duvarının yıkılması, 1991’de Sovyetler Birliği’nın dağılması, aynı yıl yaşanan birinci Körfez savaşı, 1993-1994 karanlık dönemi, 1996’da Kuzey Irak’ın tam denetim altına alındığı günler, 1998’de Kürt liderlerinin (Talabani ve Barzani) Amerika’ya davet edilmesi, 1999’da Abdullah Öcalan’ın yakalanması, 1 Mart (2003) Tezkeresi ve ABD’nin Irak’ı işgali gibi kırılma anları, Tîirkiye tarafından iyi okunamadı ya da derin oyunlarla baş edilemedi.

PKK ise gizli servislerin eğitici kadrolarının desteğiyle sürekli kendini yeniledi, terör eylemlerinin dozunu ayarlayarak örgüt tabanını canlı tuttu, modern silah teknolojisini takip ederek eylem gücünü artırdı, çağın yükselen değerleri medya ve iletişim ağını iyi kullandı, güçlü lojistik merkezler oluşturdu, zamanla halk tabanına oturdu.

Öcalan’ın baskıcı tutumu ve infaz mekanizması, örgüt kadroları üzerine karabasan gibi çökse de bu birliktelikler dava arkadaşlığına olan inancı besledi.

Kongrelerde örgütün geçmiş dönemlerine ait değerlendirmeler ve özeleştiriler yapıldı, gelecek dönem faaliyetlerine ilişkin hedefler belirlendi, yeni komite ve birlikler kuruldu, Merkez Komite ve Merkez Disiplin Kurulunun seçimleri yapıldı. Militanların eğitim durumu, örgüt içi disiplin, faaliyet alanlarının belirlenmesi ve lojistik destek ihtiyaçlarının karşılanması gibi konular mercek altına alındı.

Tasfiyesi planlanan kadroların soruşturulması, yargılanması ve infazına ilişkin kararların alınması, örgütün yurt içi ve yurtdışındaki değişik alanlarda faaliyet gösteren kadrolarının belirlenmesi, yurtdışında kamuoyu oluşturabilmek için faaliyet gösterilen ülkelerin üst düzey bürokratları, siyasileri ve gizli servislerle temas kurulmasına kadar birçok ayrıntı, bu zeminde değerlendirildi.

PKK kararı 5 ay gizlendi

O nedenle, “PKK şanslı bir örgüt” diyenlere ve tarihin akış yönünü keşfedemedikleri için yarışta geri kalanlara, PKK’nın 1978’den günümüze kadar geçirdiği başkalaşım sürecini iyi anlatmak gerekir.

Bilindiği gibi, örgülün birinci kongresi, aynı zamanda kuruluş toplantısı, 27 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Fis köyünde gerçekleştirilen toplantıdır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin çeşitli il ve ilçelerinde yaklaşık 3 yıl boyunca ilişki ve irtibatlar kurup geliştiren, kadro temin eden ve kitle desteği sağlamaya çalışan Kürdistan Devrimcileri isimli grup, MİT içindeki bazı unsurların teşviki ve desteğiyle o gün örgütleşti. PKK böyle doğdu.

Abdullah Öcalan’ın yanında Cemil Bayık, Şahin Dönmez, Mehmet Hayri Durmuş, Haki Karer, Mehmet Turan, Mehmet Cahit Şener, Ferzande Tagaç, Ali Haydar Kaytan, Mazlum Doğan, Hüseyin Topgüder, Ali Gündüz, Sakine Cansız, Kesire Yıldırım, Duran Kalkan, Ali Çetiner, Faruk Özdemir, Abbas Göktaş vc Abdullah Kumral gibi isimler vardı. Mehmet Karasungur, Sedat Bilici, Abdullah Ekinci, Suphi Karakuş, Resul Altınok ev sahibi, Seyfettin Zoğurlu kurucu delege olmalarına rağmen toplantıda yoklardı.

Kurulması planlanan partinin programı 1977 yılı Ekim sonlarında, tüzüğü 1978 yazında hazırlandı. Partinin kuruluş bildirgesi ise 1978 Aralık-1979 Ocak arasında Öcalan tarafından, Diyarbakır’da gizlendiği evde yazıldı.

Öcalan’ın, Marksist/Sol örgütlerdeki gibi genel sekreterlik (birinci adam) görevini üstlendiği bu yeni yapıda Cemil Bayık ikinci adam (genel sekreter yardımcısı) oldu. Ancak bu roplantı, bir partinin kuruluş kongresinden ziyade, bir grubun genel hedeflerini örgütlenme yönünde gerçekleştirdiği eğitim çalışması gibiydi. PKK, kuruluş kararını 1979 yılı Temmuz ayına kadar gizledi.

Taban çalışmaları yapılan Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin, Batman, Diyarbakır, Elazığ, Tunceli, Bingöl ve Ağrı gibi illerden başlamak suretiyle komiteler oluşturuldu. Bölge temsilcisi olarak Gaziantep’e Ali Çetiner, Şanlıurfa’ya Mehmet Hayri Durmuş, Adıyaman’a Ali Haydar Kaytan, Mardin’e Baki Karer, Siirt’e Mehmet Cahit Şener, Tunceli ve Erzincan’a Yıldırım Merkit, Elazığ ve Malatya’ya Hüseyin Topgüder, Bingöl-Muş ve Erzurum’a Resul Altınok, Van ve Hakkari’ye Çetin Güngör, Kars’a Abbas Göktaş ve Ağrı’ya Mehmet Turan tayin edildi.

Rol model Filistinliler

12 Eylül askeri darbesinden kısa süre önce uluslararası pazara açılan PKK, darbenin ardından derlenip toparlandıktan sonra 20-25 Ağustos 1982 tarihleri arasında Şam’da 2. Kongreyi topladı. Kongreye Abdullah Öcalan, Kesire Öcalan, Duran Kalkan, Selahattin Çelik, Çetin Güngör, Cemil Bayık, Halil Ataç, Murat Karayılan, Sabri Ok, Ali Ömürcan, Şahin Kılavuz, Meral Kıdır, Saime Aşkın, Ali Haydar Kaytan, İbrahim Aydın, Osman Öcalan, Abdullah Ekinci, Mustafa Çimen ve diğer önde gelen örgüt mensupları katıldı.

Yurt dışına bağlı olarak sürdürülen siyasi ve askeri faaliyetlerin asgari olarak tamamlandığı, 1. Konferanstan (1981) itibaren geçen bir yıllık sürede, örgütün Suriye, Lübnan ve Avrupa’da önemli gelişmeler sağladığı belirtildi. Bu nedenle yurt dışında daha fazla beklemenin örgüt kadrolarını yıpratmaya ve yozlaştırmaya neden olacağı düşüncesiyle Kuzey Irak üzerinden Türkiye’ye bir an önce geçilmesi, tamamlayıcı kararların Kuzey Irak ve yurt içinde sürdürülmesi kararlaştırıldı.

Yurt içi faaliyetlerin sınırdan iç bölgelere doğru keşif-istihbarat kolları tarzında ve en fazla bir yıllık hazırlık süresini kapsayacak şekilde başlatılması, hemen ardından örgüt tarafından planlanan demokratik bağımsız Kürdistan Devleti’nin silahlı bir mücadele sonucu inşa edilmesi görüşü benimsendi. Bu bağlamda, 1983 yılından itibaren eğitim gören militanların eylem için Türkiye’ye gönderilmesine kararı verildi.

Eylem için sahaya inecek PKK’lıların rol modeli, kamplarında gerilla eğirimi aldıkları Filistinlilerdi. İlk aşamada, Botan kırsalında harekete geçmeyi, yöre halkı içerisinde güvendikleri köylerde dar komiteler kurmayı, küçük askeri hedefler seçerek keşifler yapmayı ve bölgede yaşayan köylü gençleri kazanmayı planladılar.

Ancak, örgütü kuran kadroların ağırlıklı olarak üniversiteli olması, büyük şehirlerde yaşadıkları için dağ şartlarına yabancı kalmaları, halk desteği, lojistik ve cephane imkanının yetersizliği ilk aşamada örgütün çalışma şartlarını zorlaştırdı.

İlk büyük operasyon

PKK 3. Kongresi, başta Suriye ve Lübnan olmak üzere çeşitli alanlarda bir yıla yakın sürdürülen hazırlıkların sonucunda 26-30 Ekim 1986 tarihleri arasında Lübnan’ın Suriye sınırına yakın Helve kampında yapıldı. Bu kamp, 1992 yılına kadar örgütün yönetim ve eğitim merkezi oldu, 1993’te ise tasfiye edildi.

Bu kongre ayrıca, 1984-1986 arasında Kürt halkına yönelik kanlı eylemler nedeniyle örgüt içinde isyana kalkışan muhaliflerin tasfiye edildiği bir toplantıya dönüştü. Örgüte yeni katılan ve sınırlı sayıdaki üst düzey elemanlar, suçlu ilan edilen diğer örgüt mensuplarının başına muhafız tayin edilerek, güven duygusu aşılandı.

Öcalan tarafından belirlenen örgüt stratejisine, taktikler ve örgütlenme modeline övgüler düzüldü, ancak uygulayıcı konumundaki örgüt elemanları eleştirildi. Öcalan, kendisi tarafından gerçekleştirilen taktik ve başarıları ön plana çıkarırken, dönem içerisindeki faaliyetlerin uygulayıcılarından sağ kalabilenleri, hain, işbirlikçi ve ajan ilan etti.

Örgüt içi yargılamaya tabi tutulup ölüm cezasına çarptırılan yönetici düzeyindeki bazı örgüt mensupları, Öcalan’ın özel affıyla “sempatizan” olarak görevlendirilip alt kadroya düşürüldü. Bu dönemde Duran Kalkan, Selahattin Çelik, Ali Haydar Kaytan, Kesire Öcalan, Ali Ömürcan, Abdullah Ekinci tasfiye edildi. Bunlardan Kalkan, Çelik, Kaytan, Kesire Öcalan “sempatizan” düzeyine indirildi, Ömürcan idam cezasına çarptırıldı, 6 ay sonra affedildi, Ekinci yargılama sırasında intihar etti.

Öcalan, bu kongredeki tasfiye hareketini şöyle izah etti: “Bir yandan provokasyon birçok unsuru kemiriyor, bunun tedbirini almak gerekiyor. Diğer yandan ise kayıplar var. Bunların yerlerinin doldurulması ivedi olarak kendisini dayatıyor. Kadroları eğitmek ve yeniden hazırlamak için Kongre gibi çözümleyici gibi bir platforma ihtiyaç var”

Örgüt disiplinini sağlamak ve militanlar üzerinde otorite tesis etmek amacıyla Hezen Parastina Parti-Parti Koruma Gücü (HPP), dışa yönelik istihbarat toplamak için TEV-SAL isminde iki ayrı istihbarat ünitesi kuruldu. Daha önce örgütçe suçlu ilan edilen, daha sonra affedilip örgüt faaliyetlerine katılmaları sağlanan militanların görevlendirildiği HPP isimli istihbarat örgütü, örgüt içi tasfiyelerde etkin bir şekilde kullanıldı. TEV-SAL ise pratikte pek işlemedi.

Kongrede. 3 bölgeye (eyalet) ayrılan faaliyet alanları Botan, Mardin, Güney Batı (GAP Ruha), Orta (Amed), Garzan, Serhat, Kuzey (Dersim) olmak üzere 7’ye çıkarıldı. Daha önce birinci eyalette Hakkari, Van, Ağrı, Kars vardı. Halil Ataç’ın sorumluluğundaki eyaletin merkezi Çukurca ve Şemdinli’ydi. Selahattin Çelik’in yönettiği ikinci eyaletin sınırları, merkezi Şirvan olmak üzere Erup, Şırnak, Pervari, Beytüşşebap, Uludere, Sason, Kurtalan, Kozluk, Batman, Baykan, Bingöl, Muş ve Siirt’in bir kısmını kapsıyordu. Ali Ömürcan’ın yönettiği üçüncü eyalet, Bingöl, Tunceli ve Diyarbakır’ın bir kısmından ibaretti.

Bu kongrede geçmişe yönelik değerlendirmelerin yanı sıra geleceğe yönelik planlamalar da önemli yer tuttu. Bu çerçevede askeri, siyasi ve örgütsel düzeydeki temel taktikler 3. Kongrede alınan genel kararların özünü oluşturdu. Ancak askeri ve siyasi örgütlenmeye ilişkin taktik kararlar, daha çok silahlı eylemlerin tırmandırılmasına yönelikti.

PKK, bu kongreyle ciddi bir açılıma girerken, Türkiye, bu değişimi anlamakta zorlandı ve “çapulcu” edebiyatıyla sınıfta kaldı.

2000 yılında Kürt Devleti

1990 Ağustos’unda Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesiyle başlayan Körfez’deki yeni süreci yakından izleyen ve temkinli olmaya çalışan PKK, Rus hinterlandındaki (Suriye, Lübnan, İran, Irak) coğrafyada artık varlığını daha güçlü hissetmeye başladığı Amerika’ya karşı izlenecek politikaları belirlemek üzere, 26-31 Aralık 1990’de 4. Kongresi’ni topladı. Toplantının adresi, Kuzey Irak’taki Haftanin’di.

Geçmişin muhasebesi yapılırken, Körfez kriziyle doğan yeni şartların örgüt açısından nasıl değerlendirileceği sorusuna cevap arandı. Mehmet Cahit Şener’in divan başkanlığında toplanan örgüt, 3. Kongre ve 2. Konferansta alınan kararları revize ederek yeniledi. İlk defa, kurulması planlanan Kürt Devleti’nin 2000 yılına kadar inşa edilmesi hedefi konarak, takvim verildi.

Bu amaçla, ilk aşamada, halk isyanını modere etmek, eş zamanlı kitlesel ve silahlı eylemlerle kurtarılmış alanlar oluşturmak için yeni tedbirler alındı. Bölgede “egemenlik hakkını devletle paylaşan yeni bir güç” algısının oluşturulması planlandı.

Ayrıca, Marksist-Leninist ideolojiyi benimseyen sosyalist güçler, gelişmiş Batılı demokrasilerdeki barış hareketleri ve insan hakları savunucularıyla stratejik ittifaklar oluşturulması, buna ilave olarak Doğu ve Güneydoğu’daki Kürt kökenli vatandaşlar ile korucuların kazanılması yönünde karar alındı. Kararı etkin kılmak için koruculara yönelik af düzenlemesine gidildi, bu yönde yazışma, mektup ve bantlarla kampanya düzenlendi.

Dönüm noktası

Birinci Körfez Savaşı şartlarını lehlerine yorumlayarak 1990 sonunda yeni Kürt Devleti inşası için 10 yıllık bir perspektif çizen PKK, 7-27 Ocak 1995 tarihleri arasında Kuzey Irak’ta gerçekleştirdiği 5. Kongrede, 20 yıllık mücadele tarihinin dönüm noktasında oldukları düşüncesinden hareketle, yeni stratejiler üretti. Önceki dönemi “Diriliş Dönemi” olarak gören örgüt, yeni dönemi “Kurtuluş Dönemi” olarak tanımladı.

Yayım tarihi

“Kürt Ergenekonu – Derin PKK’nın Gizli Kodları” için bir cevap

  1. Her Türk vatandaşının okuması gereken bir kitap.30 yıldır süren PKK terörünün bugünler nasıl kurulduğunu ve bugünlere kadar nasıl geldiğini anlatan değerli bir kitap.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıKürt Ergenekonu - Derin PKK'nın Gizli Kodları
  • Sayfa Sayısı384
  • YazarŞamil Tayyar
  • ISBN6051148212
  • Boyutlar, Kapak13,5x21, Karton Kapak
  • YayıneviTimaş / 2011

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları

Bere Kafalar'ın Macelarını Kaçırmayın!

Çocuklar için şiddet, argo, küfür ve zararlı içerik barındırmayan eğlenceli videolar yapmaya söz verdik.



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur