Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Milletler ve Milliyetçilik; 1780’den Günümüze Program, Mit, Gerçeklik
Milletler ve Milliyetçilik; 1780’den Günümüze Program, Mit, Gerçeklik

Milletler ve Milliyetçilik; 1780’den Günümüze Program, Mit, Gerçeklik

Eric J. Hobsbawm

On dokuzuncu ve yirminci yüzyıl tarihi denince akla gelen ilk isimlerden biri olan E.J. Hobsbawn, Milletler ve Milliyetçilik´te, milletin icadını, tam da yok olmaya…

On dokuzuncu ve yirminci yüzyıl tarihi denince akla gelen ilk isimlerden biri olan E.J. Hobsbawn, Milletler ve Milliyetçilik´te, milletin icadını, tam da yok olmaya başladığı bir tarihsel andan geriye bakarak anlatıyor. Kitap, artık milliyetçiliğin tarihi üzerine bir klasik haline gelmesinin yanında, bir Marksist tarafından milletlerin gelişimi üzerine yazılmış en iyi çalışmalardan biri olma özelliğini taşıyor. Hobsbawn, milletin nesnel ya da öznel, sabit bir tanımının verilemeyeceğini, çünkü tamamen modern bir kurgu olduğunu ve sürekli değişen bir özellikte olduğunu belirtiyor. Böylece milletlerin “hakiki” bir etnik temele dayanıp dayanmadığı tartışmasını bir kenara bırakıp, kavram olarak milletin politikadaki ve toplumdaki değişim ve başkalaşımlarının izini iki yüzyıl boyunca sürüyor. 

Yazar milliyetçiliği, siyasal ve milli birimlerin örtüşmesi gereğini savunan bir hat olarak tanımlayarak yola koyuluyor. Yaygın yaklaşımı izleyip İrlanda veya Polonya gibi ezilen milletlerden yola çıkmak yerine öncelikle Fransa ve İngiltere gibi en erken ulus devletleri ele alıyor ve bu milletlerin icadını aslında hiç de bilmediğimizi gösteriyor. Bu noktada dilin rolünü etraflıca tartışan Hobsbawn, bu devletlerin kuruluş aşamasında halkın ancak küçük bir azınlığının “milli” dili bildiğini ve milli/dilsel birliğin ancak bir lehçenin diğerlerine siyasal güç, zorunlu eğitim ve ekonomik zorla hakim gelmesiyle sağlandığını gösteriyor…

***

İçindekiler

TÜRKÇE BASIMA ÖNSÖZ…7
ÖNSÖZ…12
GİRİŞ…14
I. YEPYENİ BİR ŞEY OLARAK DEVLET:
DEVRİMDEN LİBERALİZME…29
II. POPÜLER ÖN-MİLLİYETÇİLİK…64
HÜKÜMETLERİN PERSPEKTİFİ…102
MİLLİYETÇİLİĞİN DÖNÜŞÜMÜ. 1870-1918…125
MİLLİYETÇİLİĞİN ZİRVESİ, 1918-1950…158
YİRMİNCİ YÜZYILIN SONUNDA MİLLİYETÇİLİK…194
Dizin…228
Haritalar…239

Türkçe Basıma Önsöz

Elinizdeki kitap 1989’da bitirilip 1990’da yayımlanmıştı ve asıl olarak 1985’te verilen bir dizi konferansa dayanmaktadır. Dolayı­sıyla, Doğu Avrupa’daki Sovyet iktidarının ve SSCB’nin çöküşüy­le baş göstermiş olan “milli mesele”nin patlayıcı gelişmeleri üzeri­ne bir yorum olarak tasarlanmadığı tasarlanamayacağı açıktır. Kitabın amacı daha genel kapsamlıydı; yani, umarım güncel ilinti­si de olan fikirler ve düşünceleri barındırmakla birlikte, uzun dö­nemli bir tarihsel perspektifteki milliyetçilikle ilgilidir.

Aynı nedenlerle bu kitap özgül devletlerin özgül milli ve etnik problemlerini ayrıntılı olarak ele almak amacını da gütmüyordu. Okurlar gerek Osmanlı İmparatorluğu gerekse cumhuriyet Türkiyesi hakkında bazı değinmelerle karşılaşacaklardır, ama bunlar ge­çerken düşülen notlardan pek öteye gitmezler.

Bununla birlikte, 1980’den beri meydana gelen gelişmeler o ka­dar geniş kapsamlı ki, bunların önemi hakkında muhakkak bir şey­ler söylenmelidir. Şimdilerde korkunç bir politik ve etnik istikrar­sızlık ve belirsizliğe sürüklenmiş olan bölgenin merkezinde yer al­dığından Türkiye’nin durumu hakkında da bir iki söz söylenmeli­dir.

Sovyet iktidarının ve SSCB’nin çöküşünün “milliyetçi” ya da etnik boyudan hakkında dikkat çekilecek ilk nokta, yaygın inancın tersine, herhalde Yugoslavya dışında bu çöküşe milliyetçiliğin ne­den olmadığıdır. Sovyet iktidarı Moskova’da sapasağlam durduk­ça, yerel Rus karşıtı milliyetçiliğin çok derin kökler salmış olduğu uydu devletler, örneğin Polonya bile, Moskova’ya başkaldıracak konumda değillerdi ve bunu ciddi şekilde denememişlerdi. Eski Sovyet egemenlik alanında milliyetçi hükümetlerin ve hareketlerin ortaya çıkması, Moskova’nın geri çekilmesinin nedeni değil, sonucuydu. O ana kadar Batı Almanya’da olsun Doğu Almanya’da ol­sun, Almanların yeniden birleşmesi ciddi biçimde akla bile gelmi­yordu. Yine, Moskova’da merkezi iktidarın çözülmesine kadar, çok etnik gruplu devletlerin hepsinde olduğu gibi SSCB’de de, var olan milli ve etnik gerginlikler Sovyetler Birliği’nin birliğini riske atmı­yor ve attığına da inanılmıyordu. Baltık devletleri dışında cumhuri­yetlerden herhangi birinin 1980’lerin sonlarına gelinmeden önce ayrılmayı mı istedikleri, yoksa ayrılığın pratik olabileceği bir duru­mu mu öngördükleri oldukça kuşkuludur. SSCB’nin sırtını yere ge­tiren milli baskı değil, 1991’de merkezi iktidarın çöküşüdür.

Dikkat çekilecek ikinci nokta, eski Sovyet bölgesindeki patlayı­cı nitelikli milli ve etnik sorunların kaynağının özünde, Versailles, Saint-Germain, Trianon, Sevres ve Brest-Litovsk anlaşmalarının, yani Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa ve Ortadoğu’daki yerleşimin yarım kalan işlerinin yattığıdır. Avrupa’yı etnik-milli doğrultuda yeniden düzenlemeye yönelik bu saçma girişimin bazı sınırlılıkları metin içerisinde tartışılmıştır. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra çok etnik gruplu üç arkaik imparatorluktan ikisi (Habsburg ve Osmanlı) dağılmıştı. Üçüncüsü olan Çarlık Rusyası ise Ekim Devrimi’yle üç çeyrek yüzyıllık ek bir süre kazandı, ama şimdilerde benzer bir çözülme sürecine girmiş bulunmaktadır. An­cak, daha somut olursak, bugünkü patlayıcı nitelikli milli-etnik so­runlar, 1918 sonrası döneme aittir, çünkü bu sorunlar 1914’ten ön­ce büyük önem taşımıyorlardı ve bazı örneklerde zaten taşıyamaz­lardı. Çeklerle Slovakların, Sırplar, Hırvatlar ve Slovenlerin tek bir devlette birleşmesine kadar, hiç kimse onların potansiyel çatışma unsuru olduklarından kaygılanmıyordu. Transilvanya konusunda Rumenlerle Macarların, Moldavya konusunda Rumenlerle Ruslann çatışması, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Büyük Romanya’nın kuruluşuna kadar kimsenin uykusunu kaçıran bir konu değildi. Bal­tık milliyetçiliği, çan kaygılandıran milli sorunların en önemsiziy­di. 1917 Kurucu Meclis (daha sonra Bolşevikler tarafından dağıtıl­mıştı) seçimlerine göre değerlendirirsek halk da fazla destek vermi­yordu. Brest-Litovsk Anlaşması’nın peşinden Türklerin ve Alman­ların müdahalelerine kadar Transkafkasya ayrılıkçılığının sözü bile geçmiyordu. Buna karşılık, bölgede varlığı uzun süredir kabul gö­ren ve politik bakımdan ciddi sayılan Ukrayna ve Makedonya’daki gibi “milli” problemler, o devletlerin birliğinin başka nedenlerle çöktüğü 1991 ’e kadar, SSCB’nin olsun Yugoslavya’mn olsun istik­rarsızlığa sürüklenmesinde hiçbir rol oynamamıştı. Eski milliyetçi­liklerin görünüşte canlandığı durumlarda bile eski ve yeni milliyet­çilikler arasında fiili tarihsel sürekliliğe çok az rastlanır. Milliyetçi­lik örneğinde sık sık gözlendiği üzere, geçmiş icat edilir ya da ye­niden icat edilir. Bir Çek uzmanın belirttiği gibi: Nasıl on dokuzun­cu yüzyıl Çek milliyetçileri Hussçu* olduklarını iddia ediyorlarsa, komünist dönem sonrası Çek milliyetçileri de on dokuzuncu yüzyıl militanlan olduklannı iddia etmektedirler.

Söylenecek üçüncü şey bellidir. Muazzam büyüklükteki Avras­ya bölgesinin Balkanlaşması (belki de duruma uygun düşen terim “Lübnanlaşma”dır), yeni devletlerin hepsinin etnik, dilsel ve kültü­rel homojenlik iddiasında bulunduğu sürece, ne istikrarlı ne de ka­lıcı bir politik düzen yaratılmasına izin verir. Her durumda, fazla büyük olmayan, hatta minimal* boyutlu önemli sayıda devletin ku­ruluşu sonucunda, kendilerini savunmaktan aciz olan devletlere yö­nelik saldırganlığa karşı güvenceler sunan bir milletlerarası düze­nin varlığı öngörülüyor. Ancak, 1991’ de Sırbistan ile Hırvatistan arasında çıkan çatışmanın kanıtladığı gibi, bölgenin büyük kısmın­da böylesi bir milletlerarası düzen artık yürürlükte değildir. 1918’den sonraki Avrupa haritasını etnik-dilsel milliyetçilik teme­linde yeniden çizme denemesi, bu girişimin ancak çeşitli halkların topluca sürülmesi ve/veya katliam ve jenosid pahasına başarıya ulaşabileceğini kanıtlamıştı. Günümüzde bir kere daha görülmekte­dir bu. Şimdi yeni bir istikrarsızlık, insanlık dişilik ve savaş çağıy­la yüz yüzeyiz. Ayrılıkçı etnik-dilsel milliyetçilik etkili bir millet­lerarası düzen yaratamadığından, sonunda bunun yerini başka bir istikrar ilkesi alacaktır. Bu değişimin gerçekleşmesi uzun sürebilir. Bu arada biz de, eski Habsburg İmparatorluğu sakinlerinin geçmi­şe baktıklarında imparatorluğun yok oluşunu kederle hatırlamaları gibi, Doğu Avrupa ile eski SSCB’de yaşayan insanların çöküşten önceki günleri kederle hatırladıklarını saptayabiliriz.

Türkiye, kendi iç etnik sorunlarıyla, kendi devletinin sınırlan dışına taşan hem eski hem de yeni bir Türk diasporasıyla bu istik­rarsızlık alanının göbeğinde bulunuyor. Ne yazık ki bazı Türklerin, Rus Devrimi ile şimdi ortadan kalkmış bulunan SSCB’nin istikrar­lı dönemi arasındaki yıllarda su yüzüne çıkan panturancı emelleri canlandırarak bu istikrarsızlığı körüklemeleri tehlikesi de vardır. Asya’daki eski Sovyet cumhuriyetlerinin çeşitli halklarıyla etnik ya da dilsel yakınlık iddialarına dayalı politik emeller, bu kitapta se­rinkanlı biçimde analiz etmeye çalıştığım milliyetçi ideolojinin mistifikasyonlanının bir parçasıdır. Tarihçiler olacakları pek fazla etkileyemezler. Gene de, büyük küçük milli şovenizmin tehlikeleri konusunda uyanda bulunabilirler. Ayrılıkçı küçük millet şoveniz­mine karşı koyulmalıdır. Ancak Büyük Rus milliyetçiliği, Sırp genişlemeciliği ve Türk yayılmacılığı dahil olmak üzere aynı türde di­ğer fenomenlerin canlanmasına da karşı koyulmalıdır.
1991

Son bölüm, kitabın ilk basımının metninin tamamlanışından sonraki gelişmeleri değerlendirmek amacıyla genişletilmiş ve bü­yük ölçüde yeniden kaleme alınmıştır.

Londra, Mart 1992

Önsöz

Bu kitap, Mayıs 1985’te Belfast’daki Queen’s University’de verme onuruna eriştiğim Wiles konferanslarıma dayanmaktadır. Konferansın yeri zaten konusunu akla getiriyordu. Düzenleyicilerin katılımcılardan istedikleri dört konferans metninin oldukça yoğun olan içeriğini burada okura kolaylık sağlamak düşüncesiyle kitabın bütününe yaydım. Sonuçta, eşit olmayan uzunlukta beş bölüm, bir giriş bölümü ile bazı sonuç düşüncelerimi topladığım son bölüm­den oluşan bir kitap çıktı ortaya. Müsveddemi de, kısmen bazı ye­ni materyalleri değerlendirmek amacıyla, ama esas olarak çağrılı olan uzmanlarla yapılan tartışmalar (katılma şansına kavuşanlar açısından Wiles Konferansları’nın asıl cazip yönlerinden birisi budur) ışığında yeniden gözden geçirdim. Bu konferansları düzenle yen ve tartışmalara katılan herkese, bilhassa Perry Anderson, John Breuilly, Judith Brown, Ronan Fanning, Miroslav Hroch, Victor Kieman, Joe Lee, Shula Marks, Terence Ranger ve Göran Therbom’a, eleştirileri ve teşvik edici öğütleri, özellikle Avrupa dışı milliyetçilik konusuna daha fazla kafa yormamı sağladıkları için minnettarım. Bununla beraber, burada, konunun ağırlıkla Avrupa merkezli olduğu ya da en azından “gelişmiş” bölgelerde merkez­lendiği on dokuzuncu yüzyıl ile yirminci yüzyıl başlarındaki dö­nemde yoğunlaştım. Milletler ve milliyetçilik hakkında görüş alış­verişine girip soru soracak zamanı bulduğum için bana başka ko­şullarda edinemeyeceğim fikir, bilgi ya da kitap referansları akta­ran başka pek çok kişi de vardır. Haksızlık yapma riskini göze ala­rak bunlar arasında, Kumari Jayawardene ile Helsinki’de bulunan World Institute for Development Economics Research’teki diğer Güney Asyalı araştırmacıları ve bu çalışmalardan bir kısmını öğre­nip tartışmış olan Ne w York, New School for Social Research’teki meslektaşlarımla öğrencilerimi ayırıyorum. Elinizdeki kitapla ilgi­li araştırmalarım büyük ölçüde Leverhulme Vakfı Emeritus Bursu sayesinde gerçekleşmiştir ve burada Leverhulme Vakfı ’nın sağladığı cömert yardımları büyük bir takdirle karşıladığımı ifade etmek isterim.

“Milli mesele” pek iyi anılmayan bir tartışma konusudur. Ben konunun tartışmalı olan yönünü azaltmaya çalışmadım. Gene de bu konferans metinlerinin, basılı halleriyle, kavramayı denedikleri ta­rihsel olgular üzerindeki çalışmaları geliştireceğini umuyorum.

Londra, 1989

GİRİŞ

Nükleer bir savaştan sonraki günlerden birinde, galaksiler arası bir tarihçinin, kendi galaksisindeki alıcıların kaydettikleri uzaktaki küçük felaketin nedenini araştırmak üzere artık ölü durumdaki bir gezegene ayak bastığını düşünün. Bu tarihçi (dünya ötesi fizyolojik üreme üzerinde spekülasyon yürütmekten kaçındığımdan erkek ya da kadın demiyorum), gelişkin nükleer silah teknolojisinin eşyalar­dan ziyade insanları yok edecek biçimde tasarlanması nedeniyle korunmuş bulunan gezegen kütüphaneleriyle arşivlerine başvursun. Gözlemcimiz, bir süre inceleme yaptıktan sonra, yeryüzü gezege­nindeki insanın tarihinin son iki yüzyılının, “millet” terimini ve bu terimden türetilen sözcükleri anlamadan kavranamayacağı sonucu­nu çıkaracaktır. “Millet” terimi insanların ilişkilerinin önemli bir…

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarın Diğer Kitapları

  1. İlkel Asiler – 19. ve 20. Yüzyıllarda Toplumsal Hareketin Arkaik Biçimleri Üzerine İncelemeler ~ Eric J. Hobsbawmİlkel Asiler – 19. ve 20. Yüzyıllarda Toplumsal Hareketin Arkaik Biçimleri Üzerine İncelemeler

    İlkel Asiler – 19. ve 20. Yüzyıllarda Toplumsal Hareketin Arkaik Biçimleri Üzerine İncelemeler

    Eric J. Hobsbawm

    Eric J. Hobsbawm’ın klasikleşmiş eseri İlkel Asiler, köylü isyanlarından binyılcı hareketlere, mafia‘ya, İspanyol anarşizminin isyancılığı ile köylü tasavvurlarına, İtalyan fasci‘leri ile komünist hareketin ilişkisine,...

Bebhome Kahve

Aynı Kategoriden

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur