Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Nasıl Darbe Yaptım? – Kenan Evren 12 Eylül’ü Anlatıyor

Ahmet Tahir Can

Nasıl Darbe Yaptım? – Kenan Evren 12 Eylül’ü Anlatıyor

12 EYLÜL SÜRECİNE DÂHİL HER ŞEY KENAN EVRENİN ANLATIMIYLA BU KİTAPTA!

12 Eylül e nasıl gelindi?
Darbenin ilk bildirisinde Evren neler söyledi?
Parti liderlerine gönderilen tebliğde ne yazıyordu?
Neden Turkeş’e özel bildiri gönderdi?
Evren, siyasi partileri nasıl ve neden kapattı?
Yeni anayasayı tanıtma konuşmalarında neler söyledi?
Halkı yeni anayasaya nasıl ikna etti?
12 Eylül anayasası nasıl kabul edildi?
Miting konuşmalarında neler söyledi?

***

İÇİNDEKİLER

Sunuş ………………………………………………….11
12 Eylül’e nasıl gelindi? ………………………………..15
Darbenin ayak sesleri; Milli Güvenlik Konseyi bildirileri ……17
Orgeneral Evren’in 30 Ağustos Zafer Bayramı
mesajı (30 Ağustos 1980) …………………………………21
…Ve darbenin ilk bildirisi (radyodan okunan) ……………..27
Evren’in Türk Silahlı Kuvvetleri’ne
yayınladığı mesaj (12 Eylül 1980) …………………………39
Parti liderlerine tebliğ (12 Eylül 1980) …………………..47
Türkeş için yayınlanan bildiri (13 Eylül 1980) ……………..49
…Ve sahnede Kenan Evren! ……………………………….51
Evren’in Radyo-Televizyon konuşması(l2 Eylül 1980) ………….53
Evren’in devlet başkanı olarak ant içmesi(l3 Eylül 1980) …….63
Evren’in basın toplantısı (16 Eylül 1980) ………………….65
Yerli basın mensuplarının soruları ve cevaplar ……………..75
Yabancı basın mensuplarının soruları ve cevaplar ……………81
Evren’in siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin
Radyo-TV konuşması (16 Ekim 1981) …………………………85
Yeni anayasayı tanıtma konuşmaları ………………………..91
12 Eylül anayasası nasıl kabul edildi? ……………………105
…Ve işte o miting konuşmaları ………………………….107
Rakamlarla 12 Eylül …………………………………….277
12 Eylül döneminin idamları ……………………………..279
İdam edilenlerin geride bıraktıkları son mektuplar …………283

Sunuş

Darbelerin ve darbecilerin o yapışkan iğrençliğini, kendi halkına ihanet etmenin ruhlarına yerleştirdiği o alçakça bencilliği, topunu birden güvenilmez kılan o kalleşliklerini hatırladım. Postalları, apoletleri, ellerindeki silahlarıyla insanların hayatlarını nasıl aldırmaz bir küstahlıkla çiğnediklerini hatırladım. Hastane yatağında Denizlerin idamını öğrendiğinde Gülnur’un, “ben bu ülkede çocuk doğurmak istemiyorum” diye nasıl ağladığını…

Atatürk’ün aşçısının kızı olan Leyla Hanım’ın sırf “Rusçadan romanlar çevirdiği” için bir sabaha karşı nasıl askerler tarafından sürüklenerek götürüldüğünü, bir daha kendini toparlayamayıp hayatının sonunu nasıl felçli geçirdiğini… Yaşar Kemal’in, sabah serinliğinde kendisini alan askerlerin arasında oturduğu cipten gür sesiyle “beni götürüyorlar Çetin” diye nasıl bağırdığını…

Erdal Eren’i asabilmek için nasıl kemik yaşını değiştirdiklerini… Kendi ülkesini, kendi halkından aldığı silahla işgal eden rezillerin radyodan duyulan o buyurgan sesini… Gazetelerdeki idam resimlerini… Ömer Ayna ile Bozkurt Nuhoğlu’nun, Maltepe Hapishanesinin demir parmaklıkları arkasından ziyaretçilere nasıl baktıklarını…

Kışla kapılarında yakınlarını arayanlara nasıl zulmettiklerini… Öldürülen çocukları… Diyarbakır Cezaevi’ndeki kulaktan kulağa yayılan işkenceleri… Selimiye’nin kapısında oğlunu arayan yaşlı kadının ağlayışını… “Bizimkileri asarlar mı acaba?” diye soran annenin acıyla kasılmış fısıltısını… “Asmayalım da besleyelim mi?” diyen canavarlığı…

Gece karanlığında basılan evleri… Bir düşman ordusunun işgalci subayları gibi insanlara tepeden bakarak yürüyen darbeci albayları…

Bütün bunları, bütün bu acıları, bütün bu baskıları, zulümleri, açığa bile vurulamayan kederleri hatırlıyorum. Hatırlıyorum bütün bunları.

Darbe planları yapanlardan, “ben AKP’ye karşıyım, AKP yıkılacaksa darbe olsun” diyen ve kendini solcu sanan belkemiksiz sefillerden, darbe yolunu açmak için kaos yaratmaya uğraşan alçaklardan, bütün darbecilerden, işbirlikçilerinden, kışkırtıcılarından iğrenmem, bütün bunları hatırladığım için.

İğrenirim ben darbecilerden. Kendi halkına ihanet eden darbelerden iğrenirim. Onlara duyduğum öfke bitmez. Ağlayan kadınları, ölen çocukları, zindanlara atılan insanları, işkencelerde kırılanları unutmam ben. Unutanlarla yollarımız çoktan aynldı zaten. Onlar yeni darbeler, yeni alçaklıklar peşinde koşuyorlar.

Ergenekoncuları alkışlayıp, “darbe yapacağından ümitli” oldukları paşaları karşısında gerdan kırıyorlar, kendi halklarını aşağılayıp kendi insanlarını satıyorlar. Yeni darbeler yapılıp yeni idam sehpaları kurulduğunda ölecek insanları seyredecekleri tribünlerde, kendilerine koltuk ayırtıyorlar.

Bir insan için darbe alkışlayıcılığından daha rezil ne olabilir? Hâlâ darbe planları hazırlayanlar çıkıyor. Hâlâ onları savunanlar çıkıyor. Neyi savunuyorsunuz? Savunduğunuz; ölüm, işkence, zulüm.

“Asmayalım da besleyelim mi” diyenlerin, bu dediklerine uygun biçimde gençleri astıranların yazdığı anayasalara sahip çıkıyorlar. Ortaya konulan onca plana, topraktan fışkıran onca silaha, Hrant’m kanlı bedenine, Danıştay baskınına rağmen “Ergenekon yok” diyorlar. “Muhtıraların karşısında” yarı bellerine kadar eğiliyorlar, yeni darbelerin yolunu açabilmek için “sivil vesayetten” söz ediyorlar. En fazla bir yıl içinde seçim yapılacağını bile bile sanki hiç seçim yapılmayacakmış gibi sivilleri suçluyorlar, “darbecilikten” sanık bir orduyu yüceltiyorlar.

Darbelerden ve darbecilerden iğrenirim. Kendi halkına ihanet eden kalleşlerdir onlar. Öfkem biç bitmedi, hiç bitmeyecek. Ben unutmadım çünkü… Ben asla unutmadım. Unutmaktan medet umanlar unutsun olanları. Onlar alkışlasın darbeleri, onlar alkışlasın Ergenekonları, onlar alkışlasın muhtıraları. Onlar darbeci sürüngenlerin arasında, belkemiklerini kırıp arkalarında yapışkan izler bırakarak bir iktidar hayaliyle sürünsünler.

Biz unutmadık, biz unutmayacağız.

Ahmet Altan

12 Eylül’e Nasıl Gelindi?

21 Aralık 1979’da Kenan Evren’in başkanlığında İstanbul’daki Birinci ordu Karargahı’nda toplanan komutanlar, siyasilere bir uyarı mektubu yazmaya karar vermişlerdi. Mektubun 12 Mart 1971 Muhtırası’ndan farkı, mektubun partileri değil; tüm anayasal kuruluşları uyarmasıydı.

27 Aralık 1979 Perşembe günü, haftalık olağan toplantıda Cumhurbaşkanı Korutürk’e verilen “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Görüşü” başlıklı mektup Cumhurbaşkanı’nca, beş gün süreyle kamuoyuna açıklanmadı. Gerekçe Korutürk’ün “yeni yıl dolayısıyla milletin keyfini kaçırmak” istememesiydi. Korutürk; 2 Ocak 1980 günü, Başbakan Süleyman Demirel ile CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit’i Çankaya Köşkü’ne davet ederek mektubun suretini verdi. Verirken de, ‘bu işin komplikasyonlara sebebiyet verilmeden Mecliste çözülmesini ve yetkinin Meclis’te olduğunu, dolayısıyla bu mektubun yadırganmamasını’ tavsiye etti.

Cumhurbaşkanı Korutürk, aynı gün mektubun bir suretini, TBMM Cumhuriyet Senatosu, Milli Birlik Grubu, Kontenjan Senatörleri Grubu başkanlarıyla, TBMM’de grubu bulunan siyasi parti liderlerine gönderdi. Bu tarihten itibaren yoğun bir tartışma başladı. Kimse kendini muhatap saymıyor, iktidar topu muhalefete; muhalefet iktidara atıyordu.

Ekonomide sürekli kötüye gidişi durdurmak için, Süleyman Demirel’in ekonomik danışmanı Turgut Özal’ın hazırladığı ’24 Ocak Kararları’nın sarsıntısı sürerken 6 Nisan 1980’de Fahri Korutürk’ün görev süresinin tamamlanması yeni bir gerginlik kaynağı oldu. AP lideri Demirel ile CHP lideri Ecevit’in ortak bir aday özerinde anlaşamaması üzerine, 5 ay boyunca TBMM’de tam 115 tur oylama yapıldığı halde Cumhurbaşkanı seçilemedi.

İşte bu günlerde, TSK epeydir hazırladığı planı yürürlüğe koymak üzere harekete geçti. Kenan Evren’in daha sonraki yıllarda anlattığına göre, darbe için Korutürk’ten destek istemiş ancak şu cevabı almıştı; “Haklısınız ülkemizin büyük sıkıntıları var. Ancak askeri rejimle bunların halledilmesi mümkün olmayabilir. Dış kamuoyunun tepkileri Türkiye’yi güç durumda bırakabilir. Yalnızlığa sürüklenebilirsiniz. Ama sizler ihtilal yapmaya kararlıysanız ben bu işte yokum. İsterseniz şimdi istifa etmeye hazırım.”

Bir MİT yetkilisi, bu gelişmeleri Süleyman Demirel’e anlatmış, ortada resmi bir rapor olmadığı için söyledikleri ciddiye alınmamıştı. 16 Haziran 1980’de Genişletilmiş Sıkıyönetim ve Milli Güvenlik Kurulu toplantısında, Kuvvet Komutanları, Genelkurmay 2. Başkanı Kenan Evren, Bayrak Harekatı’nın başlatılması kararını aldılar. Plana göre 11 Temmuz 1980’de iktidara el konacaktı. Ancak CHP önergesinin reddedilmesi, harekatın ertelenmesine neden oldu. Çünkü Kenan Evren, Yüksek Komuta Kademesi’nin, Ecevit’in gensoru başarısızlığını perdelemeye çalıştığı izleniminin verilmesini istemiyordu. Ama daha önemlisi, 4 Ağustos 1980 tarihli Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısının yapılmasını beklemeye karar vermişlerdi. Çünkü darbeden sonra kendileri tarafından yapılacak terfi ve tayin işlerinin TSK’da oluşturacağı sıkıntılarla uğraşmak istemiyorlardı.

Beklenen gün gelmişti. 12 Eylül 1980 Cuma günü sabaha karşı 4’te TRT’de İstiklal Marşı, hemen ardından Harbiye Marşı çalındı. Marşın bitimiyle, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, emir ve komuta zinciri içinde, ülke yönetimine el koyduğunu açıklayan “Milli Güvenlik Konseyi’nin 1 Numaralı Bildirisi” okundu. Ardından Hasan Mutlucan’ın davudi sesiyle okuduğu Rumeli türküleri eşliğinde, Türkiye on yıllarca sürecek Karanlık Çağı’na girdi.

Darbenin ayak Sesleri;
Milli Güvenlik Konseyi Bildirileri

TSK’nın Uyarı Mektubu (27 Aralık 1979)
27 Aralık 1979 tarihinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, kendisinin ve Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent Ulusu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya ile Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun’un imzalarını taşıyan ve ülkede yaşanan siyasi ve sosyal çalkantılar karşısında Türk Silahlı Kuvvetlerinin görüşünü içeren bir uyarı mektubunu, ön yazısı ile Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e sundu.

Başta siyasi partiler olmak üzere tüm kamuoyu, mektubu 2 Ocak 1980 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde Cüneyt Arcayürek’in haberiyle öğrendi. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, 1 Ocak 1980 tarihinde, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kuvvet Komutanları ve Jandarma Genel Komutanı’nı Çankaya Köşkü’ne davet ederek görüştü. 2 Ocak 1980 tarihinde, Başbakan ve Adalet Partisi (AP) Genel Başkanı Süleyman Demirel ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Bülent Ecevit’i Çankaya Köşküne birlikte davet eden Cumhurbaşkanı Korutürk, iki lidere, kendisine sunulan “Türk Silahlı Kuvvetlerinin Görüşü” başlıklı uyarı mektubunun suretini verdi.

Cumhurbaşkanı Korutürk, aynı gün Millet Meclisi Başkanı Cahit Karakaş, Cumhuriyet Senatosu Başkanı İhsan Sabri Çağlayangil, Cumhuriyet Senatosu Milli Birlik Grubu Başkanı Fahri Özdilek, Cumhuriyet Senatosu Kontenjan Grubu Başkanı Zeyyat Baykara ile Milli Selamet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş, Cumhuriyetçi Güven Partisi Genel Başkanı Turhan Feyzioğlu ve Demokratik Parti Genel Başkan Vekili Faruk Sükana da mektubun birer örneğini gönderdi.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren’in,
27 Aralık 1979 Tarihli Uyarı Mektubu’nun Ön Yazısı;

“Sayın Cumhurbaşkanım,

Ülkemizin içinde bulunduğu ortamda Devletimizin bekası, milli birliğin sağlanması, halkın mal ve can güvenliğinin temini için; anarşi, terör ve bölücülüğe karşı parlamenter demokratik rejim içerisinde anayasal kuruluşların ve özellikle siyasi partilerin, Atatürkçü milli bir görüşle müştereken tedbirler ve çareler aramaları kaçınılmaz bir zonınluluk olarak görülmektedir.

Milli Güvenlik Kurulunun muhtelif toplantılarında bu konuda alınan kararların muhalefete mensup siyasi partilerin kısır tutum ve davranışları yüzünden olumlu sonuçlara götürülemediği yüksek malumlarıdır. Kuvvet Komutanları ile beraber yaptığım son gezilerimde Ordu ve Kolordu Komutanı seviyesindeki general ve amirallerle görüşmelerimde milli birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bu dönemde süratle bir sonuca ulaşabilmek için gerekli tedbirlerin müştereken tespiti amacı ile tüm anayasal kuruluşlar ve siyasi partilerin bir kere daha uyarılması bütün komutanlarca müştereken dile getirildi. Bu karar ışığında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin görüşlerini, Milli Güvenlik Kurulu Başkanı olarak zatıalilerine sunuyorum. Gereğini yüksek takdirlerine arz ederim. Saygılarımla.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin Görüşü
Ülkemizin içinde bulunduğu son derece önemli siyasi, ekonomik ve sosyal ortamda her geçen gün hızını biraz daha artıran anarşi, terör ve bölücülüğe karşı milli birlik ve beraberliğin sağlanabilmesi için; Türk Silahlı Kuvvetleri, ülke yönetiminde etkili ve sorumlu anayasal kuruluşları ve özellikle siyasi partileri göreve davet etmek mecburiyetinde kalmıştır. Kahramanmaraş olaylarının yıldönümünde henüz ilk ve orta-öğretim çağındaki evlatlarımızın örgütlü eylemciler tarafından zorla sürüklendikleri anarşik olaylar ibretle müşahede edilmektedir. Anayasamızın getirdiği geniş hürriyetleri kötüye kullanarak İstiklal Marşımız yerine komünist enternasyonali söyleyenlere, şeriat düzeni davetçilerine, demokratik rejim yerine her türlü faşizmi getirmek isteyenlere, anarşiye, yıkıcılığa ve bölücülüğe milletimizin tahammülü kalmamıştır. İktidar olan siyasi partilerin bütün devlet kademelerini kendi siyasi görüşleri doğrultusunda hareket edecek kişilerle doldurması, kamu görevlilerinin ve vatandaşların bölünmesini zorunlu hale getirmektedir. Siyasi partilerce yaratılan bu bölünme giderek anarşi ve bölücülüğü destekleyen iç kaynakların şekillenmesine, himayesine; polis, öğretmen ve diğer birçok kuruluşların birbirine düşman kamplara ayrılmalarına neden olmaktadır.

Türk Silahlı Kuvvetleri; ülkemizin siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlarına bir çözüm getiremeyen, anarşi ve bölücülüğün ülke bütünlüğünü tehdit eden boyutlara varmasını önleyemeyen, bölücü ve yıkıcı guruplara tavizler veren ve kısır siyasi çekişmeler nedeni ile uzlaşmaz tutumlarını sürdüren siyasi partileri uyarmaya karar vermiştir. Bölgemizdeki gelişmeler ortadoğuda her an sıcak bir çatışmaya dönüşebilecek durumdadır. İçte anarşist ve bölücüler yurt sathında genel bir ayaklanmanın provalarını yapmaktadırlar.

Ülkede birlik ve beraberliğin, vatandaşın can ve mal güvenliğinin süratle sağlanabilmesi için gerekli kısa ve uzun vadeli tedbirlerin Yüce Meclislerimizde en kısa zamanda kararlaştırılması bugünkü ortam içinde hayati bir

Yayım tarihi

“Nasıl Darbe Yaptım? – Kenan Evren 12 Eylül’ü Anlatıyor” için bir yanıt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıNasıl Darbe Yaptım? - Kenan Evren 12 Eylül'ü Anlatıyor
  • Sayfa Sayısı290
  • YazarAhmet Tahir Can
  • ISBN9786054447282
  • Boyutlar, Kapak13,5x21,5, Karton Kapak
  • YayıneviANATOLİA KİTAP / 2012

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur