Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Psikolojik Dayanıklılık
Psikolojik Dayanıklılık

Psikolojik Dayanıklılık

Dennis S. Charney, Steven M. Southwick

Hemen herkes hayatının bir noktasında büyük bir travma yaşar. Sevdiğimiz birinin ölümü, aile içi şiddet, ağır bir trafik kazası, elden ayaktan düşüren bir hastalık,…

Hemen herkes hayatının bir noktasında büyük bir travma yaşar. Sevdiğimiz birinin ölümü, aile içi şiddet, ağır bir trafik kazası, elden ayaktan düşüren bir hastalık, bir doğal afet ya da savaş. Bu olaylar hayatımızı hiç beklenmedik şekillerde tersyüz eder. Kimileri yaşanan güçlüğe bağlı olarak yıllarca kronik stres yaşarken diğerleri içlerine kapanıp huysuz, öfkeli, depresif bir hale bürünür. Öte yandan psikolojik olarak dayanıklı kabul edilen birçok kişi de, karşılaştıkları güçlüğün üstesinden gelmeyi başarır ve anlamlı bir hayat sürer. Bu kişileri diğerlerinden ayıran nedir? Psikolojik dayanıklılık doğuştan mı gelir, sonradan mı öğrenilir? Zor bir olay karşısında gösterilen tepkiyi daha çok kişisel özellikler mi, yoksa çevresel etkenler mi belirler? Sağlam sosyal bağlar, psikolojik dayanıklılık düzeyini nasıl ve ne kadar etkiler? Travmayı atlatmak ve toparlanmak bir seçim midir? Zorluklar, büyümenin ve bilgelik kazanmanın aracı olarak görülebilir mi? Kendi sorumluluğunu üstlenmek ne demektir ve büyük sıkıntıları aşmakta kişiye nasıl yardımcı olur? İyimserliğin ve esnekliğin psikolojik dayanıklılığa katkısı nedir? Fiziksel zindeliğin güçlüklerle mücadelede nasıl bir rolü vardır? Duyguları eğiterek psikolojik dayanıklılığı artırmak mümkün müdür?

Travma sonrası stres bozukluğu ve psikolojik dayanıklılık çalışmalarının önde gelen uzmanlardan Steven M. Southwick ile Dennis S. Charney Psikolojik Dayanıklılık Hayattaki Büyük Zorluklarla Başa Çıkma Sanatı’nda konuyu genetik, psikolojik, biyolojik, sosyal ve spiritüel açılardan ele alarak ortaya derinlemesine bir analiz çıkarıyorlar. Sarsıntılar karşısında sağlam durmanın ve duygusal, zihinsel, fiziksel dayanıklılık kapasi tesini artırmanın inceliklerini öğrenmek isteyen herkes için eşsiz bir bilgi kaynağı.

İÇİNDEKİLER

TEŞEKKÜR…………………………………………………………………………………………………………………………………………7
ÖNSÖZ……………………………………………………………………………………………………………………………………………….9
BİRİNCİ BÖLÜM
PSİKOLOJİK DAYANIKLILIK NEDİR? …………………………………………………………………………….11
İKİNCİ BÖLÜM
İYIMSERLIK: DAHA AYDINLIK BIR GELECEĞE İNANMAK………………………………..57
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
KORKULARLA YÜZLEŞME: UYUMLAYICI BIR TEPKI…………………………………………..97
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
VICDAN, AHLÂK VE DIĞERKÂMLIK: DOĞRU OLANI YAPMAK…………………..129
BEŞİNCİ BÖLÜM
DIN VE MANEVIYAT: İNANCA YASLANMAK…………………………………………………………..165
ALTINCI BÖLÜM
SOSYAL DESTEK: KODU ÖĞRENMEK………………………………………………………………………. 203
YEDİNCİ BÖLÜM
ROL MODELLER: YOL HARITASI OLUŞTURMAK……………………………………………….. 233
SEKİZİNCİ BÖLÜM
ANTRENMAN: FIZIKSEL ZINDELIK VE SAĞLAMLIK………………………………………….257
DOKUZUNCU BÖLÜM
BEYIN ZINDELIĞI: ZIHNI VE KALBI ZORLAYIN…………………………………………………….289
ONUNCU BÖLÜM
BILIŞSEL VE DUYGUSAL ESNEKLIK…………………………………………………………………………..327
ON BİRİNCİ BÖLÜM
ANLAM, AMAÇ VE BÜYÜME……………………………………………………………………………………………361
ON İKİNCİ BÖLÜM
DAYANIKLILIK PRATIĞI…………………………………………………………………………………………………….. 385
EK 1
TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU HAKKINDA EK BILGI………………….425
EK 2
TOPLUMSAL DAYANIKLILIK ……………………………………………………………………………………………431

ÖNSÖZ

Aşağıdaki görsel, ünlü Amerikalı ressam Winslow Homer’ın bir tablosundan alınmıştır. Homer’in 1884’te yaptığı ve Hayat Çizgisi (The Life Line) diye adlandırdığı bu tablo, cesur bir adam tarafından acımasız bir fırtınada batan bir gemiden kurtarılmakta olan, bilincini kaybetmiş bir kadını tasvir ediyor. Homer bu eserinde, büyük bir sıkıntının ortasında derin bir metanet ve cesaretle tamamlanan bir dayanıklılık portresini resmetmiş. Resme bakanın dikkati tablonun orta yerine, rüzgârda uçuşan kırmızı fuların kahramanın yüzünü gizlediği noktaya çekiliyor. Kurtarıcı rolündeki figürün suratını saklı tutmayı seçen Homer, böylece fedakârlık yüklü kahramanlık eylemine işaret etmiş oluyor. Yani aktörü değil, eylemi daha önemli kılıyor. Bizler de bu kitabın yazarları olarak, gazilerin, acil müdahale ekiplerinin, itfaiyecilerin ve polis memurlarının çoğu zaman benzer bir tutum sergilediğine bizzat şahit olduk. Onlar kendilerine kahraman denilmesinden pek hoşlanmıyorlar. Zira cesaret isteyen davranışların işlerinin bir parçası olduğuna inanıyorlar; yani bunu gururlanmak veya övgü almak için değil, ihtiyacı olan birilerine yardım etmek için yapıyorlar. Öte yandan, dayanıklılığı askerlere veya acil müdahale ekiplerine özgü bir şey sanmayın sakın. Birçoğumuz düşündüğümüzden çok daha sağlamız. Fırtınalı bir denizde birini kurtarmak zorunda kalma ihtimalimiz düşük olsa da, hayatımız boyunca önümüze tekrar tekrar birtakım zorluklar çıkacak ve biz de, tıpkı resimdeki isimsiz kahraman gibi, bu sıkıntılarla cansiperane bir şekilde tüm yüreğimiz ve ruhumuzla mücadele etmeyi tercih edebiliriz.

BİRİNCİ BÖLÜM
PSİKOLOJİK DAYANIKLILIK NEDİR?

Hemen herkes hayatının bir noktasında büyük bir travma yaşar, belki birden de fazla… Şiddet içeren bir suç, aile içi şiddet, tecavüz, çocuk istismarı, ağır bir trafik kazası, sevdiğiniz bir kişinin ani ölümü, elden ayaktan düşüren bir hastalık, bir doğal afet veya savaş. Şayet çok şanslı biriyseniz, bu talihsizliklerden hiçbiri başınıza gelmemiş olabilir; fakat çok büyük bir ihtimalle eninde sonunda gelecektir. İstatistiklere göre, insanların %90’ı hayatları boyunca en az bir travmatik olayla karşı karşıya kalır (Norris ve Sloane, 2007). Nitekim bu kitabın ilk baskısının ardından, yazarlarının başına travmatik olaylar geldi. Birimiz (Dennis Charney) babasını kaybetti; peşinden silahla vurularak yaralandı ve yoğun bir tedavi sürecinden geçmesi gerekti.

Diğeri (Steven Southwick) ise hem annesini hem babasını kaybetti, erkek kardeşinin bacağı kesildi ve şu anda da hem kendisi hem kız kardeşi kanser tedavisi görüyor. Her ikimiz de bu kitapta anlatılan psikolojik dayanıklılık (esnekliğe dayalı dirençlilik) yaklaşımlarının büyük faydasını gördük. Siz okurlarımızın da bundan faydalanacağını umuyoruz. Travmatik olaylar hayatımızı hiç beklenmedik şekillerde tersyüz eder ve şu dünyada aynı olaya bire bir aynı şekilde yanıt veren iki kişi bile yoktur. Kimileri için olayın yarattığı stres kronik hale gelir ve yıllarca sürer. Kimileri kendi içlerinde dramatik bir değişim yaşayabilir; daha huysuz, moralsiz, içe kapalı, alaycı ve öfkeli hale gelebilir. Kimileri ise depresif bir havaya bürünür, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) yaşayabilir.

Günlerce, aylarca, hatta yıllarca korkunç hatıralarla ve kâbuslarla mücadele eder veya hayatlarını her an yeni bir tehlike kaplayıverecekmiş gibi dünyaya karşı büyük bir güvensizliğe –teyakkuza– kapılır. Bazıları da acılarını uyuşturmak ve hatıralarını donuklaştırmak için içki veya uyuşturucunun esiri haline gelir. Öte yandan birçok kişi de, zorluğun üstesinden gelmek için yöntemler geliştirip anlamlı bir hayat sürer. Yaşadıkları çetin sınavın ardından bir süre sıkıntı yaşayabilirler, fakat sonra kendilerini toparlar ve hayatına devam ederler. Kimileri için travma neredeyse hiç yaşanmamış gibi olur. Kimileri içinse üzüntü devam eder, fakat bununla baş etmek için sağlıklı yöntemler bulurlar. Hatta bazıları, travmaları sayesinde daha da güçlü ve bilge hale gelir. Bu gibi kişiler yaşadıkları trajedi sayesinde yaşamanın kıymetini anladıklarını, aileleriyle ve arkadaşlarıyla daha yakın ilişkiler geliştirdiklerini, daha büyük bir anlam keşfettiklerini ve bazen yeni bir yaşam amacı edindiklerini söyleyebilir. Nazi soykırımından kurtularak hayatta kalmış olan nörolog ve psikiyatr Viktor Frankl’ın öğrencilerinden Elisabeth S. Lukas’ın (1984) ifadesiyle, “İnsanı kıskıvrak yakalayıp tarumar eden kader, onu yüceltip göklere de çıkartabilir.”

11 EYLÜL SONRASINDA
PSIKOLOJIK DAYANIKLILIK

Gökyüzünde tek bir bulutun bile olmadığı, ılık ve yumuşak 11 Eylül 2011 sabahı, 45 yaşındaki Jimmy Dunne New York banliyölerinden Westchester County’de golf oynarken, ABD Yarı Amatör Şampiyonluk Turnuvası’na seçilmenin hayalini kuruyordu. Uçakların Dünya Ticaret Merkezi’ne çarptığını duyduğunda, diğer golfçüler gibi o da dondu kaldı. Fakat sahibi olduğu yatırım bankası Sandler O’Neill’in merkezi ikiz kulelerden birinde (“Güney Kule”) olduğu için, Dunne’nin yaşadığı şok daha da fazlaydı. Saldırıya ilişkin haberler gelmeye başladıkça korkuları da gerçek oldu: Güney Kule’ye çarpan uçak, 78. kattan 84. kata kadar olan kısımda alev almış, üst katlardaki yüzlerce insan mahsur kalmıştı (Dwyer vd., 2002). Sandler O’Neill 104. kattaydı. Dunne gözlerine inanamayarak televizyona bakıyordu: Binlerce çalışan, ziyaretçi, polis, itfaiyeci, ambulans personeli ve civardaki insanlar ne olup bittiğini anlamaya çalışırken tam bir can pazarı yaşanıyordu. Sandler O’Neill çalışanlarından hayatta kalan Karen Fishman, Güney Kule’deki ofisine o sabah 8.45 sularında, yani ilk uçağın Kuzey Kule’ye çarpıp, Karen’ın ofis penceresinin önünde dev bir alev topu yaratmasından birkaç dakika önce gelmişti. Karen titreyerek masadan kalkmış, koridora çıkmış ve iki iş arkadaşıyla birlikte merdivenlere yönelirken “Buradan hemen çıkmalıyız,” demişlerdi (Brooker, 2002, s. 56). “Neden çıktığımı bilmiyorum,” diye anlatıyordu Karen sonrasında. “Bilinçli bir karar mıydı bilmiyorum. İçgüdülerimle hareket ettim. O sırada karşınıza kimin çıktığına bağlı.” Sandler O’Neill’de çalışan başka birçok kişi de binayı terk etmişti, fakat kalanlar da olmuş ve ailelerini, patronlarını arayarak iyi olduklarını söylemişlerdi. Yine de yan binadaki manzara o kadar dehşet vericiydi ki, şirketin CEO’su Herman Sandler “Gitmek isteyen gidebilir,” demişti.

Karen 64. kata ulaştığında, patlamanın sadece Kuzey Kule’yi etkilediğini ve Güney Kule’nin boşaltılmasına gerek bulunmadığını söyleyen bir anons duydu. Fakat merdivenler o kadar kalabalıklaşmıştı ki, onca insan selini yararak geriye dönmesi çok zor olacağı için aşağıya inmeye devam etti. Saat 9.03’te, yani United Airlines 175 uçuş numaralı uçak Güney Kule’ye çarptığında, Karen 62. kattaydı. 42 kat yukarıda, Sandler O’Neill sekreterlerinden biri kocasıyla konuşuyordu: Son sözleri “Aman Tanrım,” olmuştu. Yatırım uzmanlarından biri karısını arayıp “Her yer dumanla doldu. Etrafımda herkes can çekişiyor,” demişti (Brooker, 2002, s. 57). Hayatta kalanlar, uçak çarptığında binanın nasıl sarsılıp sallandığını, kaplamaların, kanalların ve elektrik kablolarının duvarlardan ve tavanlardan bir anda nasıl fırladığını anlatıyorlardı. Elektrikler kesilmiş, binanın bazı yerlerinde yangın söndürme sistemi çalışmaya başlamış, zifirî karanlıkta merdivenlerden inmeye çalışan insanların üzerine bir de fıskiyelerden su yağmaya başlamıştı. Tabii o sırada, ne Karen Fishman ne de başka biri binanın çökmek üzere olduğunu biliyordu.

Bunu bilmemeleri bir bakıma iyi olmuştu, böylece tahliye süreci genel anlamda muntazam ve telaşsız bir şekilde yaşanmıştı  hatta sonradan bazıları, o kadar merdiveni burkulmuş bir bilekle inmenin çok zor olacağını düşünerek yavaş ve dikkatli adımlarla indiklerini söylemişlerdi (Clark, 2006). Saat 9.59’da, Karen Fishman ile bir başka Sandler O’Neill çalışanı olan Mark Fitzgibbon cadde seviyesine inip şehrin yukarı kesimine doğru yönelmişlerdi ki, Güney Kule çöktü. O sırada yanan kulelerden yeterince uzaklaşmışlardı, etraftaki gökdelenler görüş alanlarını kısmen kapatıyordu artık. Olaya şahitlik etmiş birçok kişi gibi, onların da tüm binanın çöktüğünden haberleri olmamıştı, gördükleri dumanın patlamadan çıktığını veya sadece yangının üst kısmında kalan katların çöktüğünü sanıyorlardı. Fitzgibbon, Karen’a “Baksana, binamızın tepesi gitti,” dedi. Fakat Karen dönüp bakmadı (Brooker, 2002, s. 57). Çöken binanın enkazından kocaman bir kül ve toz bulutu kabarmış ve etrafı kar gibi kaplamıştı. Binadan kurtulanlar kendi başlarına veya gruplar halinde, bazıları koşarak, bazıları kararlı adımlar yürüyerek, bazıları ise siste yürüyüşe çıkmış gibi amaçsızca adımlar atarak oradan uzaklaşmaya çalışıyorlardı. Saat 10.28 itibariyle, diğer kule ve ona bitişik olan Marriott Otel de çöktüğünde, haber kanalları olası bir terör bağlantısından bahsetmeye başladı ve Birleşmiş Milletler binası gibi hedef olabilecek diğer binalar boşaltıldı.

New York Belediye Başkanı Rudy Giuliani, hemen ardından başka saldırılar olup olmayacağını kestiremediğinden, aşağı Manhattan’ın boşaltılmasını emretti. Bunun üzerine sokaklar evlerine gitmeye çalışanlardan oluşan bir insan seliyle doldu. Ulaşım ciddi biçimde felce uğramıştı: Metro da, Manhattan ile New Jersey’i birbirine bağlayan PATH tren hizmetleri de durdurulmuştu. Otobüsler durmuş, Manhattan’ı dış mahallelere ve New Jersey’e bağlayan tüm köprü ve tüneller acil durum araçları dışındaki tüm araçlara kapatılmıştı. Kulelerden çıkmayı başarıp evine gitmek üzere New Jersey’e giden vapurlardan birine binen bir görgü şahidinin ağzından dinlersek:

[Dünya Ticaret Merkezi bölgesine] paralel seyretmeye başladığımızda, bir baktık ki, iki kulenin de yerinde yeller esiyor. Öyle sürreel bir duyguydu ki… İnanamadık. Böyle bir şey nasıl olabilirdi? Tabii o sırada ne uçakların kaçırıldığını biliyorduk, ne Pentagon’u, ne Pennsylvania’ya doğru giden uçağı, ne de FAA’nın bütün uçakları acil inişe zorladığını. Ne olup bittiğine dair en ufak bir fikrimiz bile yoktu. Fakat sağımızda Ticaret Merkezi’nin olduğu yere baktığımda, 27 yıl boyunca çalışmış olduğum binanın yerle bir olduğunu görebiliyordum. Afallamıştım. Kimseden çıt çıkmıyordu. Gözlerimize inanamıyorduk. (Clark, 2006)

Bunlar olup biterken, Jimmy Dunne önce karısını, sonra arkadaşlarını ve ortaklarını aradı. İş ortağı ve en yakın dostu olan Chris Quackenbush’a ulaşmaya çalışıyordu; çocukluklarından beri arkadaşlardı. Bir yandan da patronu ve akıl hocası Herman Sandler’e ulaşmaya çalışıyor, fakat ona da bir türlü ulaşamıyordu. Chris ile Herman, Güney Kule’den sağ çıkmayı başarmışlar mıydı? Chris’ten veya Herman’dan 4-5 saat haber alamayınca, Jimmy en kötüsünü düşünmeye başladı. Düşünmesi bile acıydı ama en yakın arkadaşları ve ortakları teröristlerce öldürülmüş olabilirdi. Belki de onları bir daha hiç göremeyecekti. Yine de, o kaotik günde aynı şeyi düşünen pek çokları gibi, Jimmy de umudunu korumaya çalıştı ve “onları bulacağız” diye düşünmekten vazgeçmedi. “Dışarı çıkartılmış, hastaneye ya da başka bir yere götürülmüş insanlar olabileceğini düşünüyorduk, aramaya fırsat bulamamış olabilirlerdi, umudumuzu yitirmiyorduk.” Şirketteki genç bir yatırım uzmanından haber alındığında, umutları hepten yeşerdi.

Bir stajyerimiz vardı. Delifişek bir şeydi. Adı Kevin Williams’tı. Golf sahasından çıktığımda babasıyla konuştum, Kevin’i bulduklarını söyledi. Sevinçten havalara uçmuştu.

Eklendi: Yayım tarihi
dcanetwork_AWR-Brand Awr_CPM_Affiliate_ActolyeQDCABanner_Affinity_Multi_Banner_1x1_ActolyeQDCABanner_OSD0003CEJ
dcanetwork_AWR-Brand Awr_CPM_Affiliate_The Veil DCANetwork_Affinity_Multi_Banner_1x1_The Veil DCANetwork_OSD0003HKJ

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Psikoloji
  • Kitap AdıPsikolojik Dayanıklılık
  • Sayfa Sayısı448
  • YazarSteven M. Southwick, Dennis S. Charney
  • ISBN9789750534591
  • Boyutlar, Kapak13.5x21 cm, Karton Kapak
  • Yayıneviİletişim Yayınları / 2023
dcanetwork_AWR-Brand Awr_CPM_Affiliate_The Veil DCANetwork_Affinity_Multi_Banner_1x1_The Veil DCANetwork_OSD0003HKJ

Yazarın Diğer Kitapları

Men-e-men Birazoku

Aynı Kategoriden

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur