Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Ruzi Nazar: CIA’nin Türk Casusu

Enver Altaylı

Ruzi Nazar: CIA’nin Türk Casusu

KIZIL ORDU’DAN ALMAN ORDUSUNA…
AFGAN DİRENİŞİNDEN TAHRAN OPERASYONUNA..

“Ruzi Nazar Özbekistanlı bir Türk, Stalin’in ordusunda Nazilere esir düşüyor, sonra CIA görevlisi. Türkiye’de 11 yıl çalışıyor; 27 Mayıs darbesi, İnönü, Türkeş, Madanoğlu, MİT Müsteşarı Fuat Doğu gibi tanınmış isimler hakkında yazdıkları bu dönemden. Sonra İran devrimi, Afganistan, Sovyetler’in dağılması…
Enver Altaylı’nın birçok bilinmeyeni gün ışığına çıkaran kitabı roman gibi akıcı, aynı zamanda akademik bir tez gibi özenli.”
Taha Akyol

“Ruzi Nazar’ın hatıraları Türkiye’nin odağında olduğu uzun ve karanlıkta kalmış bir tarih dönemine nihayet ışık tutacaktır. Kendi hayatı bu tarih döneminin kritik bir öznesi olan Sayın Altaylı’yı bu önemli girişimi için tebrik ediyorum.”
Mehmet Ali Bayar

“Sürekli heyecanla okunan bir siyasi tarih. Böylesi her zaman bulunmaz.”
Prof. Dr. Ümit Özdağ

“20. yüzyılın koca dünya tarihi, bir tek kişinin hayatına sığabilir mi? Enver Altaylı’nın su gibi akan kaleminden, Ruzi Nazar’ın roman sıcaklığında hayatını okurken bu soruya tereddütsüz ‘evet’ cevabını vereceksiniz.”
Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne

“CIA’nın Türk casusu Ruzi Nazar’ın hayat hikâyesi aynı zamanda bir Soğuk Savaş gizli tarih anlatımı olmuş; Enver Altaylı’nın bu çalışmasından sonra Türkiye’nin yakın siyasi geçmişi yeniden yazılabilir.”
Murat Yetkin

***

İçindekiler

Önsöz     13

Türkistan ve Sovyetler Birliği yılları 1917-1941     19
Margilan     21
Yeni düzen     26
Kızıl yıllar     33
Çelişkiler     38
Taşkent     40
Çayhane     43
Çatışan fikirler     46
Terörün ayak sesleri     48
Terör     54
Babaya veda     60
Savaşa doğru     64
Odessa     66
Tamara Hanım     69
Savaş başlıyor     72
Asteğmen Ruzi     74
Ve rüyalar     77
Zor karar     81

Almanya yılları, Nazi Almanyası ve savaş sonrası beş yıl: 1941-1951     83
Savaş ve esirler     85
Almanlar ve Türk halkları     88
Türkiye-Almanya ilişkileri     92
Savaş esirleri komisyonları     97
Lejyoner Ruzi     99
Lejyon kampları     104
Proskurov kampı     107
Milli Türkistan Birlik Komitesi     109
Rastlantılar     111
Niedermayer     114
Polathanov     119
Poltova ve Harkov     122
Sovyet taarruzu     126
Vlasov ve Milli Türkistan Birlik Komitesi     130
Vlasov’a direniş     135
Gulam Alim     138
Lejyonlar Batı Cephesi’nde     143
Fethalibeyli     147
Berlin’e dönüş     150
Kızıl Ordu Berlin’de     153
Corabay     157
Innsbruck ve Bolzano     161
Sovyetler’e teslim edilen Türkistanlılar     165
Hüseyin İkram Han     170
Lange     175
Yeni günler     181
Zor günler     185
Baratbay ve Nur Mehmet     189
Rosenheim’da güzel günler     193
Happing’de hayat     199
Burkardt ailesi     204
Votka üretimi     209
Baymirza Hayit ve Ergeş Şermet     212
Nişan ve düğün     215
Yeni deneyimler     221
Savaş sonrası uluslararası ortam     225
Soğuk Savaş başlıyor     230
Rahimi     236
Bandera’nın ölümü     241
Fethalibeyli’nin öldürülmesi,
Philby ve casuslar savaşı başlıyor     246
Don Lewin ve Karis Kanatbay     252
Archibald Roosevelt     258

ABD’de 40 yıl, Soğuk Savaş ve Sovyetler’in çöküşü, ABD-Türkiye-Almanya     263
Ruzi Amerika’da     265
Manhattan     269
Ethel Roosevelt     273
Hamit Raşit ve hac kararı     279
Mısır     283
Arabistan     287
Cemal Abdülnâsır     292
Türkiye’de durum     296
Kayyum Han’la görüşme     300
Argus     302
Bandung’a doğru     307
Bandung     311
Bandung’un ardından     317
Altemur Kılıç     323
Kahire Konferansı     326
Mahmut Aykarlı ve Mübeşşirhan Terazi     331
Dünya Gençlik ve Öğrenci Festivali     334
Nâzım Hikmet’le görüşme     338
İsakcan Narzikul ile Ali Can     342
27 Mayıs darbesi     346
Alparslan Türkeş     353
Cemal Madanoğlu     359
Türk istihbaratı ve Fuat Doğu Paşa     361
Opera binasında İnönü’yle görüşme     366
Kürt meselesi     368
Av zamanları     372
Annesi radyodan Ruzi’ye sesleniyor     374
Türkiye’de geçen 11 yılın özeti     376
Bonn     379
İran     382
Rehineler     387
Afganistan     393
Siyasi İslam ve CIA’nın rolü     398
Özbek mücahitler     401
Gulbeddin Hikmetyar     405
Yeni dostlar     411
Soğuk Savaş bitiyor     415
Nasıl bir Sovyetler Birliği?     421
Çöküş     428
Özbekistan     432

Sonsöz     437
Albüm     441
Notlar     459
Sözlük     499
Kaynakça     519
Dizin     533

Önsöz

19 yaşında bir Kara Harp Okulu öğrencisi, 1963 yılının 21 Mayıs gecesi 1.459 Harp Okulu öğrencisi gibi alarm sesleriyle uyanır, birkaç dakika içinde üniformasını giyer, silahını kuşanır ve okulun iç avlusundaki içtima yerinde toplanmakta olan arkadaşlarına katılır. Harp Okulu’nun eski komutanı Talat Aydemir, bir askeri darbeyle hükümeti devirmek için kendisine bağlı subaylarla okula gelmiş ve okulun yönetimini ele geçirmiştir. Alarm talimatını veren de odur. Albay Talat Aydemir’in darbe teşebbüsü başarısızlıkla sonuçlanır. Talat Aydemir ve Binbaşı Fethi Gürcan asılarak idam edilirler.

O,1.459 Harp Okulu öğrencisinden biri de bendim. Her ne kadar daha sonra askeri mahkemede beraat etmiş olsak da hepimiz okuldan atıldık. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde hukuk eğitimine başladım. Bu arada hayatımı idame ettirmek için de Yeni İstanbul gazetesinde çalışıyordum. Baba dostu Özbek asıllı Ruzi, o sırada Ankara’da ABD Büyükelçiliği’nde CIA görevlisiydi. Bir gün gazeteye gelen Ruzi, bana kendisinin de Özbek asıllı bir Türkistanlı olduğunu söyledi ve böylece tanışmış olduk.

Ruzi ile tanışmamızın üzerinden aşağı yukarı yarım asır geçti. Benim Milli istihbarat Teşkilatı (MİT) mensubu olduğum birkaç yıl hariç, Ruzi ile yakınlığım ve bir ağabey-küçük kardeş ilişkim hep devam etti. Rahmetli MİT Müsteşarı Fuat Doğu’ya beni tavsiye edenlerden birisi de Ruzi Nazar’dı. Rahmetli Alparslan Türkeş ve Baymirza Hayit’in de tavsiyede bulunanlar arasında olduğunu biliyorum. MİT’e girdiğimde Ruzi ve ben artık iki ayrı servisin mensubuyduk. Ve bu süre zarfında hiç görüşmedik. Servis terbiyesi ve kurallar öyle gerektiriyordu. Ruzi ile temasım ben MİT’ten istifa ettikten sonra onun Almanya, Bonn’da ABD Büyükelçiliğinde CIA görevlisi olarak çalıştığı dönemde tekrar başladı ve bugüne kadar devam etti.

Ruzi’nin Sovyetler Birliği’nde ilk gençlik yıllarından itibaren Komünist Parti’ye üye olduğu zamanlarda, Kızıl Ordu subayı olduğu dönemde, Türkistan lejyonları saflarında Nazi Almanyası’nın bir subayı olduğu yıllarda ve daha sonra 40 yılı aşkın görev yaptığı CIA döneminde hiç değişmeyen bir hayat çizgisi vardır. Onun Kızıl Elması Türkistan’dır. Onun hedefi, Sovyetler Birliği dağılmadan önce, Sovyet sömürgesi olan beş Orta Asya cumhuriyetinin bağımsızlıklarına kavuşmaları ve adı Türkistan olan bu coğrafyada bunların Türkistan Devletler Federasyonu adı altında bir araya gelmeleriydi. Beni ve Ruzi’yı dost yapan ve bu dostluğun yarım asırdır sürmesini sağlayan temel sebep de her ikimizin aynı gayeye, Türkistan fikrine inanmış olmamızdır. Onda ve bende değişmeyen, Türkistan gayesine yönelik hayat çizgimizdir.

Sol dünya görüşlü Türk aydını için Ruzi, Türkiye’de 1959-1971 yılları arasında görev yapmış bir CIA ajanıdır. Darbelerde, darbe teşebbüslerinde parmağı vardır. Aslında gerçek çok daha başka ve karmaşıktır. Ruzi’nin hayat hikâyesi bir dava adamının hayat hikâyesidir. Komünist Sovyetler Birliği’nde, Nazi Almaııyası’nda ve ABD’de görev yaptığı kurumların tamamında onun hedefi bağımsız Türkistan gayesine ulaşmak olmuştur.

Ruzi XX. yüzyıl Türkistan tarihinin hâlâ hayatta olan en önemli şahsiyetidir. İkinci Dünya Savaşı döneminde Nazi Almanyası’nda Türkistan lejyonları bünyesinde, savaş sonrasında ABD’de CIA içinde oynadığı rol, ancak bir tarihi şahsiyetin oynayabileceği roldür.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında başlayıp 90’Iı yılların başında Sovyetler Birliği dağılıncaya kadar devam eden Soğuk Savaş sırasında tarafları, sahip oldukları ve bütün insanlığı derinden etkileyecek nükleer silahları kullanmaktan caydıran tek gerçek, Batı ve Doğu blokları arasında korkunun sağladığı dehşet dengesiydi. Batı, savaşı atom bombası kullanarak değil, Sovyetler Birliği’nin iki önemli zaafını kullanarak kazanmıştır. Bunlardan birincisi ekonomi, ikincisi ise milliyetler meselesidir.

Batı, Soğuk Savaş yıllannda, Sovyetler Birliği sınırları içinde yaşayan Rus olmayan milletlerin Sovyetler Birliği’nden ayrılarak bağımsız devletler kurma çabalanna hep destek vermiştir. Yani milliyetler meselesinin Sovyet devletinin en ciddi meselelerinden biri olarak varlığını sürdürmesi için olağanüstü gayret sarf etmiştir. ABD’de CIA içinde bu meselede herhalde en etkin ve önemli şahsiyetlerden birisi Ruzi Nazar’dır. ABD’nin Sovyetler’e karşı milliyetler meselesini kullanmasında Ruzi’nin oynadığı rol, bu kitabın ilgili bölümlerinde de görüleceği üzere, olağanüstü niteliktedir. Yani Ruzi, koskoca bir imparatorluğun çökmesinde ve dağılmasında rol alan oyuncuların en önde gelenlerindendir.

Üç rejim altında yaşanmış, yüz yıla yakın bir hayat Rus Çarlığı hâkimiyetindeki Türkistan’da komünistlere iktidar yolunu açan 1917 Ekim Devrimi sırasında dünyaya gelen Ruzi, çocukluk ve ilk gençlik yıllarını Sovyetler Birliği’nde geçirir. Ailesi bu buhranlı dönemde doğan çocuğa Ruzi ismini verir. İsminin iki anlamı vardır. Birincisi “gündüze ait, aydınlık”tır. Bu da ailenin geleceğe dönük umudunu yansıtır. İkincisi ise “rızık, kısmet, nasip” anlamındadır ki, bu da yine ailenin onu nasıl bir coşkuyla bağrına bastığının göstergesidir. Ruzi’nin hikâyesi, sanki adının ilk anlamının hakkını verircesine, XX. yüzyılın en karanlık sayfalarını aydınlatacak, hiç dokunulmamış tarih sayfalarını gün ışığına çıkaracak bir hikâyedir.

Çocukluk yılları 1920’lerin iç savaşına ve ardından Yeni Ekonomi Politikası’na şahitlik eder. Ardından kolektifleştirmenin getirdiği yıkım, yoksulluk, açlık ve sefaleti görür. 1930’lu yıllarda bir delikanlı olarak milyonlarca insanın katledildiği Stalin’in “Kızıl Terör”üne birebir şahit olur.

Genç bir aydın olarak milyonlarca insanın ortadan kaldırıldığı bir dönemde, etrafındaki kendisinden daha yaşlı yüzlerce dostun, ülkesinin meseleleri üzerine kafa yoran genç insanların yıllar içinde Sovyet gizli servis ajanları tarafından tutuklanarak yok edildiğine şahit olur. İkinci Dünya Savaşı’nı önce Kızıl Ordu subayı olarak Sovyet ordusu saflarında, daha sonra da Alman ordusu saflarında, Alman Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın bir subayı olarak yaşar. Ama o, savrulduğu her yere, doğup büyüdüğü ve aşkla bağlı olduğu Türkistan fikrini götürür. Götürmekle kalmaz, onun için dinlenmek bilmeden yaşar. Sürekli rüyalarında gördüğü annesi, ona bu mücadelesinde en büyük destektir.

İnsanlık tarihinin en kanlı, en acımasız, en vahşi savaşı olan İkinci Dünya Savaşı’nın canlı tanığıdır Ruzi. İkinci Dünya Savaşı başladığında Kızıl Ordu saflarında askere alınan milyonlarca Orta Asyalı gençten biridir. Savaş yıllarında bu gençlerden çok azı hayatta kalma şansına sahip olur. Ruzi her gün ölümle karşı karşıya olmasına rağmen Tanrı’nın hayatta kalma izni verdiği az sayıda talihli gençten biridir.

Savaşın ilk yıllarında Almanlara esir düşen Orta Asyalı çaresiz, talihsiz gençlerden yüz binlercesi esir kamplarında açlık ve hastalık sebebiyle hayata veda eder. Hayatta kalanlarsa yürüyen birer iskelettir ve yaşayabilmek için, o dönemde Almanya’da kurulan millî lejyonlarda Alman ordusu saflarında Rusya’ya karşı savaşmaktan başka çareleri yoktur. İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman Kara Kuvvetleri’nde Gönüllüler Komutanlığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren milli lejyonlar içinde en güçlü, en kalabalık olanı, bünyesinde Orta Asyalı askerleri barındıran Türkistan Lejyonu’dur. Bu askerlerin sayısının yüz binden çok fazla olduğunu biliyoruz. Bugüne kadar ne Türkistan Milli Birlik Komitesi ne de Türkistan lejyonları hakkında çok detaylı bilimsel bir çalışma yapılmıştır.

Türkistan Milli Birlik Komitesi ve Türkistan lejyonları tarihi, Türkistan tarihinin bilinmeyen, ancak en önemli sayfalarından biridir. Bağımsızlık ateşinin muhafaza edildiği, bağımsızlık uğruna belki de en son organize silahlı mücadeleyi sembolize ederler. Ruzi’nin hayatını merkeze alan bu çalışmayla, Türkistan tarihinin bu bilinmeyen sayfalarına kısmen de olsa ışık tuttuğum inancındayım.

Ruzi, Soğuk Savaş yıllarının da hem önemli bir figürü hem de önemli bir tanığıdır. Bu yılları bir CIA mensubu olarak yaşayan Ruzi’nin hayatı, bize Soğuk Savaş’ın başka bir yüzünü gösterir. Soğuk Savaş’ın taraflarından, hem de fiilen savaşan taraflanndan birisidir Ruzi. O dönemde ABD’nin kendi Soğuk Savaş silahları, kurumları vardır. Sovyetler Birliği’nin de ayrı Soğuk Savaş araçları vardır. ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA), Rus gizli servisleri GPU, KGB bu savaşın önemli merkez karargâhları durumundadır. CIA’nın kontrol ettiği Radyo Liberty gibi çeşitli kurumlar, Moskova’nın kontrol ettiği Kominform, Asya Afrika Dostluk Kuruluşu, Dünya Gençlik Festivali gibi teşkilatlar, tarafların birbirlerine karşı kullandıkları yapılanmalardır. Ruzi bunlarla iç içedir.

Ruzi’nin hayatı, Soğuk Savaş’ın bilinmeyen birçok yönüne ışık tutar. Ruzi o yıllarda, dönemin en etkin şahsiyetleriyle tanışma, görüşme ve zaman zaman da birlikte çalışma olanağını yakalar. Büyük şair Nâzım Hikmet, Mısır’da kraliyet rejimine son veren General Necib, Cemal Abdülnâsır, Endonezya Devlet Başkanı Ahmed Sukarno, Suudi Arabistan Kralı Faysal, Türk devlet adamları İsmet İnönü, Alparslan Türkeş, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu bunlardan bazılarıdır.

Ruzi bir CIA mensubu olarak Türkiye’de 12 yıl görev yapar. 27 Mayıs askeri müdahalesi, Harp Okulu Komutanı Talat Aydemir’in 22 Şubat 1962, 21 Mayıs 1963 darbe teşebbüsleri ve 12 Mart 1971 darbesi sırasında Türkiye’dedir. Biyografisi, bu darbeler ve darbe teşebbüsleriyle ilgili olarak bilinmeyen birçok olaya ışık tutar.

Bu askeri müdahalelerde ABD’nin bir rolü olmuş mudur? Olduysa da bu rol nasıl bir roldür? Ruzi’nin anlattıklarında biz bu soruların cevaplarını buluruz. Türkiye, Türkiye’nin meseleleri ve Kürt meselesi hakkında da bizzat anlattığı ilginç görüşleri vardır.

O, İran’daki şah rejiminin devrilmesinden sonra yaşanan trajik olayların şahididir. Tahran’da ABD elçilik mensuplarının rehin alınması ve ABD’nin fena bir şekilde aşağılanması sırasında Bonn’da görevli bir CIA mensubudur ve yine olayların içindedir. O dönemde Tahran’a giden tek CIA ajanıdır. Rehinelerin kurtarılması için her gün ölümle burun buruna yaşayarak Tahran’da önemli çalışmalar yapar. Anlattıkları bu olayın perde arkasına ışık tutar.

Afganistan’ın Sovyetler tarafından işgal edilmesi üzerine, Afgan direnişinin örgütlenmesinde aktif rol oynayan Ruzi, teşkilatının dikkatini, ilerde bütün insanlık için büyük bir tehlike olarak ortaya çıkacak olan dini radikalizme çekmeye çalışır. Gulbeddin Hikmetyar ile yaptığı görüşmelerde, onun fanatizminin gelecekte yalnız Afganistan ve Ortadoğu-Orta Asya bölgesi için değil, bütün dünya için bir tehlike olacağını görür. Etrafına bunu anlatmaya çalışır.

Ruzi ilk gençlik yıllarından başlayarak, bütün hayatı boyunca Orta Asya cumhuriyetlerinin, kendi ifadesiyle Türkistan cumhuriyetlerinin bağımsız devletler olması için sabırlı, ısrarlı vc kesintisiz bir mücadele vermiştir. Sovyetler Birliği’nde, Almanya’da ve savaş sonrasında ABD’de hiçbir zaman bu hedefinden vazgeçmemiştir. 1990’lı yılların başında bu rüyasının gerçekleştiğini, Orta Asya cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarına kavuştuğunu görmüş ve yarım asır uzak kaldığı vatanını ilk kez ziyaret etmiştir.

Bu çalışma, olağanüstü bir hayat yaşayan bir şahsın acılarla, sevinçlerle, ayrılıklarla, hasretle dolu hayat hikâyesidir. Anlatılanların tamamı yaşanmış olaylardır; gerçektir ve her biri kaynaklarla, belgelerle ortaya konmuştur.

Bu çalışma aynı zamanda bir romandır. Çünkü Ruzi’nin hayatı bir romandır.

Bu çalışma aynı zamanda bilimsel bir eserdir. Eser yazılırken, o dönemde hayatları Ruzi’nin hayatıyla kesişmiş onlarca şahsiyetle görüşülmüş ve söyleşiler yapılmıştır. Ruzi ile aylarca her gün saatler süren görüşmeler yapılmış ve bu görüşmeler kaydedilmiştir. Ruzi’nin, hayatı üzerine tuttuğu yüzlerce sayfayı bulan notları vardır. Kitap yazılırken bütün bunlardan, o dönem ve Orta Asya konusunda yazılmış yüzlerce eserden yararlanılmıştır.

Kitabın yazılması sırasında bana olağanüstü yardımları olan dostların hepsine yürekten teşekkür ediyorum. Bu eser bizim müşterek çalışmamızın ürünüdür. Saygıdeğer kardeşim, değerli siyaset bilimci, Rusya ve Orta Asya uzmanı Doç. Dr. Hasan Ali Karasar Beyefendi’ye, asistanı Halil Burak Sakal’a özellikle teşekkür ederim. Yazdığım her sayfayı kendilerine gönderdim. Sabırla okudular, eleştirilerini ve düzeltmelerini yaptılar.

Editör Sayın Haşim Akman Beyefendi yazdıklarım üzerinde sabırla çalıştı. Her cümle, her kelime üzerinde hassasiyetle durdu. Kendilerine teşekkür borçluyum.

Kardeşim Taha Altaylı beni devamlı teşvik etti. Maddi ve manevi desteğini hep yanımda hissettim. Onun ısrarları olmasaydı belki bu kitap da olmazdı.

Sevgili eşim Onur Hanım’a, bana rahat ve huzurlu bir çalışma ortamı hazırladığı ve yazdıklarım hakkında her gün yaptığım sıkıcı konuşmaları sabırla dinlediği için müteşekkirim.

Bir yazar için en büyük armağan, yazdığı kitabın çok sayıda okuyucu tarafından okunmasıdır. Ben kitabın büyük ilgi göreceğine inanıyorum ve şimdiden saygıdeğer okuyucularıma teşekkür ediyorum.

Enver Altaylı

Yayım tarihi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıRuzi Nazar: CIA'nin Türk Casusu
  • Sayfa Sayısı544
  • YazarEnver Altaylı
  • ISBN9786050911183
  • Boyutlar, Kapak14x23, Karton Kapak
  • YayıneviDoğan Kitap / 2013

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur