Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Sevgi ve Nefret Üzerine Aforizmalar
Sevgi ve Nefret Üzerine Aforizmalar

Sevgi ve Nefret Üzerine Aforizmalar

Friedrich Nietzsche

İnsan eylemleri için söz verebilir ama duyguları için veremez; çünkü bunlar istem dışıdır. Kim ki birini sonsuza dek seveceğine ya da ondan nefret edeceğine…

İnsan eylemleri için söz verebilir ama duyguları için veremez; çünkü bunlar istem dışıdır. Kim ki birini sonsuza dek seveceğine ya da ondan nefret edeceğine ya da ona sadık kalacağına söz verir, gücünün ötesindeki bir şey için söz vermiş olur…

Alman filozof Friedrich Nietzsche’nin, Voltaire’in 100. ölüm yıldönümünde yayımlayıp büyük yazara ithaf ettiği İnsanca, Pek İnsanca isimli eserinden derlenen Sevgi ve Nefret Üzerine Aforizmalar, filozofun sevgi, nefret, dostluk, evlilik, intikam, hırs, ahlak, adalet, kibir, minnet ve iyi niyet gibi, insanlığın üstüne kafa yormaktan asla kaçınamayacağı temel meseleler hakkındaki düşüncelerinden oluşuyor. Çelişkilerle dolu insan doğasının bütün iyi ve kötü yanlarını aynı mesafeden gözlemleyen Nietzsche insanca olan şeyler üzerine düşünerek hayatın yükünü hafifletebileceğimizi gösteriyor.

***

İnsanın sevmeyi öğrenmesi gerekir, iyi biri olmayı öğrenmesi gerekir, hem de gençliğinden itibaren… Aynı şekilde layıkıyla nefret edebilmek için nefretin de öğrenilmesi ve beslenmesi gerekir.

Psikolojik gözlemin faydaları. – İnsanca, pek insanca olan şeyler –ya da daha bilgece bir ifadeyle: psikolojik gözlem– üzerine düşünmek hayatın yükünü hafifletebilecek araçlardan biridir; bu sanatı icra etmek insana zor durumlarda zihin açıklığı, sıkıcı bir ortamda oyalanacak bir şey verir, kendi hayatının en dikenli, en nahoş yollarında yürürken özlü sözler toplamasını, kendini biraz olsun iyi hissetmesini sağlar: İnsanlar buna inanıyor, bunu biliyordu – önceki yüzyıllarda. Tam da psikolojik gözlem eksikliğinin en azından Almanya’da, hatta Avrupa’da pek çok belirtiyle kendini hissettirdiği yüzyılımızda bu neden unutuldu? Romanlarda, novellalarda ve felsefi yazılarda değil –bunlar müstesna insanların işidir– daha ziyade kamusal olayların ve kişiliklerin değerlendirilmesinde: Ama psikolojik çözümleme ve derleme sanatının eksikliği en çok da insanlar hakkında pek çok şeyin konuşulduğu ama insan hakkında hiçbir şeyin konuşulmadığı topluluklarda hissedilir. Peki insanlar, bu en zengin ve en zararsız sohbet konusunu neden kaçırıyor? Neden psikolojik özdeyişlerin büyük ustaları bile artık okunmuyor? Çünkü hiç abartmadan söylenebilir ki Avrupa’da La Rochefoucauld’yu1 ve onun düşünsel ve sanatsal akrabalarını okumuş kültürlü biri nadiren bulunur; onları tanıyan ve küçümsemeyense çok daha nadir. Ama muhtemelen bu alışılmadık okur bile bu sanatçılardan, onların kullandığı biçimin vermesi gerekenden çok daha az zevk alacaktır; çünkü en keskin zekâ bile, eğer özdeyiş-yontuculuğu sanatında eğitim almamış, rekabet etmemişse bu sanata hak ettiği değeri gösteremez. İnsan böyle uygulamalı bir eğitim almadığında bu yaratımı ve biçimi, olduğundan daha kolay bir şey gibi algılar, başarılı ve çekici yanını yeterince belirgin bir şekilde hissedemez. Bu yüzden günümüzdeki özdeyiş okurları onlardan görece ufak bir zevk alır, onları dişe dokunur sayılamayacak bir hoşluk olarak görürler; öyle ki renkli kabartmalara bakan sıradan insanlar gibi davranırlar: Sevemedikleri için överler, hayranlık duymaya hazır ve nazırdırlar, kaçıp gitmeye ise dünden razıdırlar.

İtiraz. – Yoksa psikolojik gözlemin, yaşamın uyarıcı, iyileştirici ve rahatlatıcı araçlarından biri olduğu savına karşı argümanlar mı üretmek gerek? Kendini geliştirmeye çalışan insanları şimdi kasıtlı olarak bu sanattan uzaklaştırmak için bunun nahoş sonuçları olacağına yeterince kanaat mi getirmek gerek? Gerçekten de insan doğasının iyiliğine duyulan kör bir inanç, insan davranışlarının çözümlenmesine karşı öğretilmiş bir isteksizlik, ruhun çıplaklığı karşısında hissedilen bir tür utanç, bir insanın genel mutluluğu için, münferit durumlarda faydalı olan psikolojik sağgörüden daha arzulanmaya değer şeyler olabilir; belki de iyiliğe, erdemli insanlara ve davranışlara, dünyadaki kişisel olmayan yardımseverliğin bolluğuna duyulan inanç, insanları daha az şüpheci kıldığı ölçüde daha iyi kılmıştır. Plutarkhos’un kahramanlarının coşkuyla taklit edilmesi ve eylemlerinin ardındaki sebeplere şüpheyle yaklaşma düşüncesinin tiksintiyle karşılanması hakikatin değil fakat insan toplumunun refahının yararınadır: Bu konudaki psikolojik hata ve genel aymazlık insanlığın ilerlemesine yardımcı olur, diğer yandan hakikatin bilgisi, La Rochefoucauld’nun Özdeyişler adlı eserinin ilk baskısının başına koyduğu gibi bir hipotezin uyarıcı gücüyle daha fazlasını kazanabilir: “Ce que le monde nomme vertu n’est d’ordinaire qu’un fantôme formé par nos passions, à qui on donne un nom honnête pour faire impunément ce qu’on veut.”1 La Rochefoucauld ve ruh incelemesinin diğer Fransız ustaları (aralarına yakın zamanda bir Alman, Psychologische Beobachtungen’in2 yazarı da katıldı) hedefi hep tam on ikiden vuran keskin nişancılar gibidir – ama on ikiden vurdukları insan doğasıdır. Yetenekleri şaşkınlık uyandırır ama bilimin değil insancıllığın ruhunun rehberliğinde ilerleyen bir seyirci, insanların ruhuna küçümseme ve şüphe aşılıyor gibi görünen bir sanata nihayetinde lanet edecektir.

Yine de. – Lehte ya da aleyhte argümanlar ne olursa olsun: Belirli, tek bir bilimin şu anki durumunda ahlaki gözlemi uyandırmak bir gereklilik halini aldı ve insanlık, psikolojik ameliyat masasının, onun neşterlerinin ve penslerinin korkunç görüntüsünden kurtulamaz. Çünkü burada hüküm süren, sözde ahlaki duyguların kökenini ve tarihini sorgulayan bilimdir, bu bilim ilerleme kaydettikçe karmaşık sosyolojik problemleri ortaya koyup çözmek zorundadır – eski felsefe bu tür sorunlara aşina değildir, ahlaki duyguların kökenini ve tarihini araştırmaktan acınası bahanelerle sürekli kaçınmıştır. Peki sonuçları nelerdir: En büyük filozofların yanılgıya düşüp genellikle belirli insan davranışları ve duygularının yanlış açıklamasını çıkış noktası olarak aldığı, örneğin sözde bencil olmayan insan davranışlarına dair hatalı bir analizin temel alınarak yanlış bir etiğin inşa edildiği, yine bu uğurda dinden ve mitolojik canavarlardan yardım alındığı ve nihayetinde bu hüzünlü ruhların gölgelerinin fiziğin ve tüm dünya görüşünün üzerine düştüğü birçok örnekle ispatlandıktan sonra şimdi açıkça görülebilir. Ancak psikolojik gözlemin yüzeyselliğinin insanların muhakeme ve çıkarımlarına en tehlikeli tuzakları kurduğu, kurmaya da devam ettiği bir gerçekse şimdi gerekli olan şey, taş üstüne taş, çakıl üstüne çakıl koymaktan yılmayan iş azmidir; gerekli olan şey, böyle mütevazı bir işten utanmamak, her türlü horgörüye kafa tutmak için gösterilecek ölçülü cesarettir. Doğrudur: İnsanca, pek insanca olana ilişkin sayısız münferit görüş, ilk olarak bilimsel bilgiye değil, nükteli bir işveliliğe her türlü fedakârlığı sunmaya alışkın toplumsal çevrelerde keşfedildi ve dile getirildi; ahlaki özdeyişin o eski vatanının kokusu –çok baştan çıkarıcı bir koku– bu türün tamamına neredeyse çıkarılamayacak denli sindi: Öyle ki biliminsanı bu nedenle bu türe ve onun ciddiyetine karşı ister istemez belli bir kuşku besler.

Ama sonuçlarına değinmek yeterli: Çünkü en ciddi sonuçların, psikolojik gözlemin toprağında yetiştiği şimdiden görülmeye başlandı. En cesur ve soğukkanlı düşünürlerden birinin, Über den Ursprung der moralischen Empfindungen1 kitabının yazarının, insan davranışları üzerine keskin ve derin analizleri sayesinde vardığı ana önerme neydi? “Ahlakçı insan,” diyor, “düşünülür (metafizik) dünyaya fiziksel insandan daha yakın değildir.” Tarihsel bilginin çekiç darbeleriyle sertleşip keskinleşen bu önerme, gelecekte bir gün insanın “metafizik ihtiyacı”nın köküne indirilecek balta işlevi görebilir – bunun genel refah için lanet mi inayet mi olacağını kim bilebilir? Ama her halükârda en önemli sonuçlara yol açan, hem meyve hem dehşet veren ve dünyayı tüm büyük bilgilerin sahip olduğu o iki yüzle gören bir önerme olacaktır.

***

İyi şeylerin düzeni ve ahlak. – Daha düşük, daha yüksek, en yüksek bir egoizmin birini veya diğerini istemesine bağlı olarak bir kez kabul edilen iyi şeyler hiyerarşisi, şimdi neyin ahlaki neyin ahlakdışı olduğunu belirliyor. Düşük bir iyiyi (örneğin cinsel hazzı) daha yüksek görülen bir iyiye (mesela sağlığa) tercih etmek ahlak dışı sayılıyor, aynı şekilde refahı özgürlüğe tercih etmek de. Ancak iyi şeylerin hiyerarşik düzeni her zaman sabit ve aynı olmamıştır; intikamı adalete tercih eden biri, eski bir kültürün ölçütlerine göre ahlaklıdır, bugünkü ölçütlere göre ahlaksız. O halde “ahlaksız”, o zamanın yeni kültürünün beraberinde getirdiği daha üstün, daha ince, daha akılcı güdüleri henüz hiç ya da henüz yeterince hissetmeyen kişi….

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Böyle Buyurdu Zerdüşt ~ Friedrich NietzscheBöyle Buyurdu Zerdüşt

    Böyle Buyurdu Zerdüşt

    Friedrich Nietzsche

    Friedrich Nietzsche’nin 1883-1885 yılları arasında kaleme aldığı Böyle Buyurdu Zerdüşt, filozofun en bilinen eseridir. Nietzsche’nin, yazılmış en derin eser olarak tanımlamaktan hoşlandığı bu kitap,...

  2. Putların Alacakaranlığı ya da Çekiçle Felsefe Yapmanın Yolları ~ Friedrich NietzschePutların Alacakaranlığı ya da Çekiçle Felsefe Yapmanın Yolları

    Putların Alacakaranlığı ya da Çekiçle Felsefe Yapmanın Yolları

    Friedrich Nietzsche

    “Ahlaksal olgu diye bir şey yoktur. Ahlaksal yargı ile dinsel yargının ortak yönü, ikisinin de aslında olmayan gerçekliklere inanmasıdır. Ahlak, belli olayların bir yorumudur,...

  3. Neden Bu Kadar Akıllıyım? ~ Friedrich NietzscheNeden Bu Kadar Akıllıyım?

    Neden Bu Kadar Akıllıyım?

    Friedrich Nietzsche

    Neden Bu Kadar Akıllıyım?, Alman filozof Friedrich Nietzsche’nin otobiyografik nitelikte kurguladığı Ecce Homo’dan bir kesittir. Nietzsche’nin Ekim 1888’den buhran geçirdiği Aralık 1889’a dek üzerinde...

Men-e-men Birazoku

Aynı Kategoriden

  1. Agnes Grey ~ Anne BronteAgnes Grey

    Agnes Grey

    Anne Bronte

    Yazıldığı yıllarda Acton Bell imzasıyla yayımlanan Agnes Grey, Brontë kardeşlerin en küçüğü Anne Brontë’nin ilk romanı. Yazarın yaşamından izlerin belirgin şekilde görüldüğü roman, dönemin...

  2. Günaha Son Çağrı ~ Nikos KazancakisGünaha Son Çağrı

    Günaha Son Çağrı

    Nikos Kazancakis

    “Günaha Son Çağrı’yı yazdığım gündüz ve geceler boyunca, İsa’yla birlikte Golgota Tepesi’ne çıkarken duyduğum dehşeti, hayatını ve ölürken çektiği acıları yaşarken duyduğum yoğunluğu, anlayışı...

  3. Mephisto: Bir Kariyerin Romanı ~ Klaus MannMephisto: Bir Kariyerin Romanı

    Mephisto: Bir Kariyerin Romanı

    Klaus Mann

    “Bu ülkede kirli bir yalan hüküm sürüyor. Toplantı salonlarından, mikrofonlardan, gazete köşelerinden, beyazperdeden haykırıyor. Koca ağzını açıyor, boğazından irin ve veba kokusu geliyor: Bu...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur