Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Şüphe uyandırıcı bir tesadüf eseri Dedektif Kari Vaara kendini, işkenceyle öldürülen Iisa Filippov’un cinayetini araştırırken bulur. Rus bir işadamının eşi olan Iisa son derece sadakatsiz bir kadındır. Katil, kadının sevgilisi gibi görünmektedir, fakat adamın bir komplo mağduru olduğu çok açıktır. En azından Kari için… Maktulün kocası Ivan Filippov küstahlığı ve olay karşısındaki kayıtsızlığıyla Kari’nin dikkatini üzerine çekmeye başlar. Bununla birlikte adam önemli kişilerin koruması altındadır. İpuçları yavaş yavaş Kari’yi güç oyunlarının yozlaşmış koridorlarına doğru sürüklemektedir.

Kısa bir süre içinde geçmiş ve şimdiki zaman kimsenin öngöremeyeceği bir şekilde çarpışacaktır.

Kar Melekleri’ni takip eden bu dondurucu hikâyede, Dedektif Kari Vaara hiç olmadığı kadar lanetli bir şekilde geri dönüyor.

“James Thompson’ın, ilkinden çok daha başarılı ikinci kitabının 2011 yılında yayımlanmış en iyi İskandinav gerilimi olacağı kesin.” The Booklist

***

BÖLÜM 1

Bebek elimi tekmeleyip beni uyandırıyor. Kate ile ben kaşık pozisyonunda uyuyoruz. Onun başı omuz kıvrımımda, benim başım onun uzun, kızıl saçlarına gömülmüş halde… Endamlı, açık tenli vücudu bedenime yükleniyor. Elim onun hamile karnı üzerinde duruyor. Kate uyanmıyor. Hamileliği ilerledikçe uykusu derinleşiyor, benimkiyse gittikçe hafifliyor. Sekiz buçuk aya ulaştığından beri neredeyse hiç uyumuyorum, sadece uyanık bilincin sathı altında kestiriyorum. Sonogram sonucunda kızımız olacağını öğrendik.

Bornoz, yün çorap ve terlik giyip bir sigara yakarak Helsinki’deki apartman dairemizin balkonuna çıkıyorum. Sokak lambalarıyla aydınlanan kar nemli, göz kamaştırıcı tabakalar halinde yağıyor. Şiddetli rüzgâr beni sarsıyor, bornozumun altından girip testislerimi donduruyor, nefesimi kesiyor ve beni güldürüyor. Aşağıdaki kaldırıma savrulmamak için tırabzana sımsıkı tutunuyorum. Hava eksi yirmi derece.

Vatanım, Finlandiya… Cehennemin dokuzuncu ve en içteki dairesi. Şeytanın gözyaşlarından oluşan ve çırptığı kadifemsi kanatlarının altında buza dönüşmüş bir suç ve kan gölü….

Aksayarak içeri giriyorum. Bu tür soğuk havalarda hasta dizim öyle bir tutuluyor ki sol bacağımı, üzerinde yürümekten ziyade sürüklüyorum.

Başım çatlıyor. Seke seke banyoya gidiyorum, kutuyu çalkalayıp bir çift Tylenol çıkarıyorum ve daha hızlı etki yapsınlar diye onları iyice çiğniyorum, ağzımı musluğun altına dayayıp suyla hepsini yutuyorum. Niye bu zahmete girdiğimi bilmiyorum. Haplar artık imdadıma yetişmiyor. Migren bir yıldan biraz fazla süre önce, Kate ikizleri düşürdükten hemen sonra başladı ve zamanla kötüleşti. Şu an itibariyle neredeyse üç haftadır kesintisiz aynı baş ağrısını çekiyorum. Ağrı beni çıldırtmaya başlıyor.

Yatağın yanındaki sallanan sandalyeye oturup Kate’in uyumasını seyrediyorum. Dante’nin Beatrice’i nasıl onun koşulsuz sevgi unsuruysa Kate de benim için öyle. Kate, benim tarçın saçlı, açık tenli kar kraliçem. Kate, benim güzel Amerikalım.

Ona rastladığımdan beri Kate benim evvelim ve ahirim oldu. Benim için yalnızca Kate var.

Hamilelik onu her zamankinden daha göz alıcı hale getirdi. Ölen ikizlerimiz için suçluluk sancısı çekiyorum ve onları kaybetmesine benim sebep olup olmadığımı tekrar düşünüyorum.

Kate’in onları benim düşündüğüm kadar düşünüp düşünmediğini ve onların kaybı konusunda beni suçlayıp suçlamadığını merak ediyorum. Kate, Sufia Elmi davasından vazgeçmem için bana yalvarmıştı. Gerginliğin ikimiz için de çok fazla olduğunu söylemişti. Bense bunu inkâr ettim. Cinayeti çözmeyi başardım, ama çok yıprandık. Dava bitmeden arkadaşım ve çavuşum Valtteri ile eski karımın da içlerinde bulunduğu beş ceset birikti. İki kadın dul, yedi çocuk da babasız kaldı.

Ben de suratımdan vuruldum. Kurşun çirkin bir yara izi bıraktı. Ufak bir estetik ameliyatla düzeltilebilirdi, ama kabul etmedim. Bunu, davayı daha erken çözmekteki başarısızlığımın bir sembolü olarak taşıyorum. Bütün bu insanları, bu kadar ölümden ve ıstıraptan koruyabilirdim. Hayalimde Valtteri’yi tetiği çekerken görüyorum. Kanı ve beyni buza saçılıyor.

Silah sesi gölün her yanında yankılanıyor. Bana cansız gözlerle bakıp devriliyor. Kanı, inci grisi buzu lekeliyor ve bulanık aydınlıkta siyah gibi görünüyor. Halen bu konuda konuşmayı reddediyorum. Kate travmatik şok yaşadığıma inanıyor. Sufia Elmi davasını, diğer her şeyi ve herkesi hariç tutarak takip ettim. Kate’i bile… İki gün sonra, Noel’den sonraki gün Kate düşük yaptı ve bebekleri kaybetti. Kendimi suçluyorum.

Ona yaşattığım gerginliğin düşüğe yol açtığına inanıyorum. Kate’e suçluluk duyduğumdan hiç bahsetmedim, bunu kelimelere dökemiyorum.

Kate, Kuzey Kutup Dairesi içinde bulunan memleketim Kittilä’da mutsuzdu. Helsinki’ye gitmek ve yeni bir başlangıç yapmak istiyordu. Sufia Elmi cinayetini çözmemin ödülü olarak cesaret madalyası aldım ve bana istediğim görevi seçme şansı verildi. Yıllar önce Helsinki’de yaşıyordum, ama bir sebepten ayrılmıştım. Bu yere dair anılarım kötü. Yine de Kate’e bunu borçluydum, bu nedenle buraya taşındık ve Helsinki cinayet masasına geçtim.

Kate’in erkek ve kız kardeşleri, John ile Mary bu akşam Amerika’dan geliyorlar. Kate onları birkaç yıldır görmedi, ben de buna fırsat bulduğuna memnunum. Ama Kate’in hamileliğinin son günlerine kadar ona destek olmak ve bebek doğduktan sonra da yardım etmek için haftalarca kalacaklar. Kim bunu yapar ki? Hiç böyle yapan bir aile görmedim. Bunu Kate’e söyleyemem, ama onları burada istemiyorum. Bu, evimizin düzenini bozacak. Ayrıca, Kate’i bu özel zaman boyunca tamamen kendime istiyorum. Karıma ve çocuğuma bakma konusunda hiçbir yardıma ihtiyacım yok.

Bir süre sonra yatağa dönüyorum. Kolumu Kate’in başının altına kaydırıyorum, o da bana dönerek uykulu bir horultu çıkarıyor, sonra bana bakacak kadar uyanıp gülümsüyor.

“Benimle sevişmek ister misin?” diye soruyor.

“Evet,” diyorum, “isterim.”

Gebelik ve beraberindeki hormonal değişimler libidosunda sert bir yükseliş yarattı, ben de migrene rağmen bu duruma ayak uydurmaktan haz alıyorum. Seksin çocuğumuza zarar vereceğine dair saçma bir korku duyduğum için ona tercih edebileceğinden daha yumuşak şekilde yaklaşıyorum. Sonra o, başını omzuma koyup uykusuna devam ediyor. Kımıldamadan önce yeniden uykuya daldığından emin olana kadar bekliyorum. O uyuyana kadar yatakta uyanık kalmamdan hoşlanıyor. Bu ona güven veriyor. Gece vardiyam var, saati kontrol ediyorum: akşamın yedisi. Bir saat içinde görevde olmam gerek. Duş alıp giyiniyorum. Kate halen uyuyor. Çıkarken battaniyeyi kaldırıyorum, karnını öpüp tekrar örtüyorum.

Pasila polis karakoluna giderken caddeler neredeyse boş. Karda, kış oyuncağım olan Saab’ı kullanıyorum. Arabayı yana kaydırmak için direksiyonu sertçe kırıp, yeniden düzeltmek için gaz veriyorum. Pervasız bir tehlike hamlesi.

Yayım tarihi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

  • Kitap AdıŞeytanın Gözyaşları
  • Sayfa Sayısı344
  • YazarJames Thompson
  • ÇevirmenArıcan Uysal
  • ISBN9786058808584
  • Boyutlar, Kapak13,5 x 21, Karton Kapak
  • YayıneviEphesus / 2011

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur