Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Son Yahudi – İspanya’da Ateş ve Kan

Noah Gordon, Suat Kaya

Son Yahudi – İspanya’da Ateş ve Kan

Baskının, Soykırımın, İnancın
İspanyol Engizisyonu’nun Kurbanı
Yahudilerin Romanı

“Oğlum, evden çıkmalısın hemen!
Arkadaki pencereyi kullan’ Acele et!”

Yonah gürültüyü duyuyordu. Kalabalık bır grup eve doğru yaklaşıyordu. Bazıları sert şekilde ilahiler söylüyordu. Diğerleri bağırıyordu. Uzakta değillerdi .

Nereye gideceğim?..”

“Kayalıktaki mağaraya git. Seni almak için gelinceye kadar oradan çıkma.“

Babası parmaklarıyla itiyordu omuzlarından. ‘”Beni iyi dinle. Şimdi çık. Bir an önce uzaklaş buradan. Komşulara kesinlikle görünme.”

Helkias küçük bir torbaya yarım ekmek koyarak Yonah’a verdi. “Yonah, eğer ben gelmezsem… kalabildiğin kadar orada kal. Sonra da Benito Martin’e git.”

Genç korkuyla, “Baba sen de benimle gel” dedi ama Helkias oğlunu camdan dışarı itti.

Yonah artık gecenin içinde yapyalnızdı.

***

I

Gümüş Ustasının Oğlu

Bernardo Espina için kötü dönemler havanın kurşun gibi ağır olduğu ve güneşin tüm yakıcılığıyla gökyüzüne asılı kaldığı bir günde başladı. O sabah hamile bir kadının suyu gelmeye başladığında geriye kalan iki hastayı gönderince kalabalık dispanser hemen hemen tümüyle boşalmıştı. Kadın, hastası bile değildi. Aslında o uzun suredir geçmeyen öksürüğü nedeniyle babasını muayeneye getirmişti. Bebek onun beşinci çocuğuydu ve zamanında gelmişti dünyaya. Pembe renkli kaygan erkek çocuğu ellerine alan Espina onu yavaşça tokatladığında gürbüz ve sevimli bebeğin attığı çığlıklar dışarıda bekleyenlerin neşeli kahkahalarla yanıt vermesine neden oldu.

Doğumla neşelenen Espina güzel bir günün uyandırdığı yersiz umutlara kapıldı. Öğleden sonrası için verilmiş bir sözü ya da yapması gereken bir işi yoktu. Çocuklar suyun içinde oynarken bir sepet şekerleme ile bir şişe tinto alarak Estrella ile ırmak kenarına gidip bir ağacın gölgesinde oturmayı ve bir yandan şekerleme yiyip tinto içerken diğer yandan sakince karısıyla sohbet etmeyi tasarlıyordu.

Böyle sıcak bir havada hayli hızlı sürülmüş olduğu anlaşılan bir eşeğin sırtındaki rahip adaylarının giydiği kahverengi cüppeli bir adam avluda göründüğünde son hastanın da muayenesini bitirmek üzereydi.

Önemli bir şeyi söylemenin heyecanıyla coşan adam kekeleyerek Peder Sebastian Alvarez’in hekimi Azize Meryem Manastırı’na davet ettiğini söyledi.

“Baş rahip hemen gelmenizi istiyor.”

Kendisinin bir mürtet olduğunu adamın bildiğini rahatlıkla soyleyebilirdi hekim. Tavrı mesleğine duyulan saygıyı yansıtıyordu ama adamın ses tonu, bir Yahudi’ye nasıl hitap edilmesi gerektiğini tam olarak olmasa da aşağı yukarı bildiğini gösteriyordu.

Başını salladı Espina. Adama biraz yiyecek ve içecek, eşeğe de su verilmesini söyledi. Tuvalette işedikten sonra elini yüzünü yıkadı ve bir lokma ekmek yedi. Espina yapılan çağrının gereğini yerine getirmek için yola çıktığında adam yemeğini hâlâ bitirmemişti.

Din değiştirdiğinden bu yana on bir yıl geçmişti. O zamandan beri azizlere adanmış yortuları kutlayan, karısıyla birlikte ekmek ve şarap ayinine günlük olarak katılan ve Kilise’ye hizmet etmeye istekli olan, seçtiği inanca bağlılığını hararetli bir şekilde ortaya koyan birisiydi. Şimdiyse rahibin isteğine gecikmeden yanıt vermek için yoldaydı ama yakıcı güneşin altında yol alan hayvanını yıpratmayacak bir hızla sürüyordu.

Jeronimit (1) Manastırı’na ulaştığında, inananları Tecessüdü İsa (2) duasına çağıran çan seslerinin yükseldiği ve manastırın kapısında bekleyen yoksullara verilecek ama on ların içini bile ısıtmayacak çorbanın bulunduğu kazanla bayat ekmek sepetini taşıyan terli dört rahibi gördü.

Peder Sebastian’ı, avluda, manastırın kilisesinden sorumlu Rahip julio Perez ile derin bir konuşmaya dalmışken buldu Adamların yüzlerindeki ciddiyet Espina’ya da geçti hemen.

Pederin yanındaki rahibi acele göndermesinin ve İsa’nın adıyla Bernardo Espina’yı ağırbaşlı bir biçimde selamlamasının hekimde yarattığı etkiyi anlatacak sözcük sersemlemek olabilirdi.

“Zeytinliğimizin içinde genç birinin cesedi bulundu. Bu çocuk öldürülmüş” dedi rahip. Sanki Tanrı çalışmalarından memnun olmuyormuş gibi kaygılı bakışları olan orta yaşlı bir rahipti. Din değiştirenlere karşı her zaman nazik davranırdı.

Espina yavaşça başını salladı ama bir yandan da zihninde uyarı kıvılcımları çakıyordu. Dünya çok acımasızdı. Ne yazık ki çok sık olarak binleri ölü bulunuyordu ama yaşam artık bedenden uzaklaştıktan sonra bir hekim istemek için ortada bir neden kalmıyordu.

“Buraya gel.”

Baş rahip cesedin yatırıldığı bir hücreye girdi. Sıcak, sineklerle insan bedeninin bayıltıcı kokusunu ortaya çıkarmıştı bile. Espina kokudan etkilenmemek için yavaş nefes almaya çalıştı ama bu da işe yaramadı. Nihai lüksü olarak üzerindeki battaniyeye sahip olan genç ölünün üstünde sadece bir gömlek vardı. Bemardo Espina ölünün yüzüne baktığında aniden bir acı duydu ve öldürülen kişinin bir Yahudi genci olduğunu anladı. Bir refleks olarak mı veya kendisi için mi yoksa bir din adamının yanında bulunduğu için mi yaptığından emin olamayarak haç çıkardı.

Bu ölüm hakkında bilgi sahibi olmalıyız, her şeyi olabildiğince çabuk öğrenmeliyiz” dedi Peder Sebastian ona bakarak. Bemardo hâlâ şaşkınlık içinde başını sallıyordu.

Her ikisi de baştan beri bazı şeyleri biliyorlardı. “Çocuk Helkias Toledano’nun oğlu Meir” dedi Bemardo ve rahip başını sallayarak onu onayladı, öldürülmüş genç bütün Castille’de tanınan gümüş ustalarından birinin oğluydu.

“Eğer belleğim beni yanıltmıyorsa bu çocuk en fazla on beş yaşındadır” dedi Espina. “Ancak çocukluk aşamasını atlatacak kadar yaşayabildi. Onu bu durumda mı buldunuz?”

“Evet. Kilisede şafak vakti yapılan duadan sonra sabah serinliğinde zeytin toplayan Rahip Angelo bulmuş onu ”

“Cesedi muayene edebilir miyim Baş Rahip?” diye sordu Espina. Rahip bir an önce bunu yapmasını istediğini belli eder şekilde sabırsızca salladı elini.

Çocuğun hiçbir yara izi bulunmayan yüzü çok masum görünüyordu. Kollarıyla göğsünde mosmor olmuş ezikler, uyluk kaslarında bir renk değişikliği, sırtında üç bıçak yarası ile sol tarafında üçüncü kaburga üzerinde bir kesik vardı. Anüs yırtılmıştı ve kalçaları arasında meni kalıntıları görülüyordu. Kesik boğazında ise parlak kan damlaları vardı.

Bemardo çocuğun ailesini tanıyordu. Kendisi gibi babalarının dinini gönüllü olarak değiştirenlerden nefret eden dindar ve inatçı bir Yahudi aileydi.

Muayene bittikten sonra Peder Sebastian hekime kendisini izlemesini söyledi ve sunağın önündeki büyük taşların üzerinde diz çökerek Rabbin Duası’nı okudular. Sunağın arkasındaki küçük hücreden aldığı sandal ağacından yapılmış bir sandığı havaya kaldırdı Peder Sebastian. Sandığı açtıktan sonra ağır kokular sürülmüş kırmızı bir ipek örtü çıkardı. Kumaşın katları açılınca boyu bir karıştan daha küçük sert ve beyaz bir şey olduğunu gördü Bemardo Espina.

“Bunun ne olduğunu biliyor musun?”

Rahip elindeki nesneyi gönülsüzce uzatmışa benziyordu. Espina adak olarak yakılmış mumların dans eden ışıklarına doğru çevirip yakından inceledi rahipten aldığı nesneyi. “Bir insan kemiği parçası bu Baş Rahip.”

“Evet oğlum.”

Bemardo otopsi masasının başında uzun saatler geçirerek elde ettiği bilginin tehlikeli uçurumunda sallanan dar ve ince bir köprünün üzerindeydi. Otopsi bir günah olarak Kilise tarafından yasaklanmıştı, ama ünlü bir Yahudi hekim ve gizli çalışan bir otopsici olan Samuel Provo’nun yanında çıraklık yaparken Espina da henüz Yahudi’ydi. Şimdi doğrudan baş rahibin gözlerine bakıyordu. “Vücuttaki en uzun kemik olan uyluk kemiğinin bir parçası bu. Dize yakın bir kısım.”

Ağırlığına, köşelerine, üzerindeki iz ve çukurlara dikkat ederek iyice inceledi kemiği. “Bir kadının sağ bacağından bu parça.”

“Sadece gözle inceleyerek bütün bunları söyleyebiliyor musun?”

“Elbette.”

Mum ışığı baş rahibin gözlerini sarıya döndürmüştü. “Bu Kurtarıcı ile bağJantılı en kutsal parça.”

Kutsal bir emanetti, bir rölikti (3) bu.

Bemardo Espina kemiğe büyük bir dikkatle bir daha baktı. Kutsal bir kalıntıya bu kadar yakın olabileceğini o ana kadar hiç düşünmemişti. “Bir şehidin kemiği mi?”

“Santa Ana’nın kemiği o” dedi baş rahip sessiz bir biçimde.

Espina’nın söyleneni tam anlamıyla kavraması biraz zaman aldı. Bakire Meryem’in annesinin mi? Hayır, kesinlikle onun olamaz diye düşündü ve bir aptal gibi yüksek sesle konuştuğunu anladığında korktu.

“Evet oğlum, onun kemiği. Roma’da kutsal kalıntı ve emanetlerle ilgilenen kişiler tarafından böyle olduğu doğrulandı ve Yüce Kardinalleri Rodrigo Lancol tarafından bize gönderildi.”

Espina’nın eli yıllardır başarılı bir cerrah olarak çalışan birisi için tuhaf denilebilecek bir biçimde titriyordu şimdi. Büyük bir dikkat göstererek kemiği rahibe geri verdikten sonra yeniden dizlerinin üzerine çöktü. Haç çıkardı ve Baş Rahip Sebastianla birlikte dua okumaya başladı.

Bir süre sonra dışarıya çıktıklarında Espina manastırda rahibe benzemeyen silahlı adamların bulunduğunu fark etti.

“Dün gece ölmeden önce çocuğu görmediniz mi sayın Baş Rahip?”

“Görmedim” dedikten sonra Peder Sebastian nihayet onu niçin çağırdığını açıkladı.

“Manastır Helkias’a gümüş ve altından oyma yöntemiyle bir emanet sandığı yapma görevini vermişti. Bir ciborium (4) şeklinde yapılacak sandık olağanüstü olacak, Santa Ana’nın onuruna bir kilise inşa edilinceye kadar bunun finansmanını sağlayacak kutsal emanetimizi içinde barındıracaktı.

“Sanatçının bittiği zaman türünün en güzel örneği olacağını gösteren çizimleri gerçekten muhteşemdi.

“Çocuk dün gece bu sandığı bize teslim edecekti. Cesedi bulunduğu zaman yanında boş deri bir torba da vardı.

“Çocuğu öldürenler belki Yahudi belki de Hıristiyan’dır. Sen birçok yere ve yaşama girme olanağı olan bir hekim olduğun gibi hem bir Hıristiyan hem de Yahudi’sin. Senden İstediğim katilleri bulmandır.”

Bemardo Espina karşısındaki din adamının din değiştirmiş birisinin her yerde memnuniyetle karşılanacağını düşünecek kadar bilgisiz ve duyarsız olmasının kendisinde yarattığı öfkeyle mücadele ediyordu. “Böyle bir görevde güvenmeniz gereken en son kişi belki de benim sayın Peder.”

‘Yine de” dedi rahip inatçı ve yaşamda başa gelebilecek olaylar karşısında teselli olabilecek hiçbir şeyi umursamadığını belli eden bir ifadeyle. “Bu hırsız katilleri sen bulacaksın oğlum. Onlara karşı takınabileceğimiz olumsuz yargılarımızı ortaya çıkarmalısın. Tanrı gibi adaletli ve doğru olmalısın.“

II

Tanrı’dan Gelen Hediye

Peder Sebastian, Rahip julio Perez’in inancının gücünden ve içtenliğinden kuşkulanılamayacağını biliyordu. Hiç kuşku yok ki kendisi öldükten sonra ya da başka bir nedenle görevi bırakması durumunda Azize Meryem Manastırı’nı yönetmek için seçilecek kişi Rahip julio olacaktı. Yine de kilise hizmetkârının safça herkese güvenmesi gibi bir kusuru vardı. Manastırın çevresinde devriye gezmeleri için Rahip julio’nun ücret karşılığı tuttuğu silahlı altı adamdan sadece üçünün kendisi veya Rahip Julio tarafından daha önceden tanınıyor oluşunu endişe verici bir durum olarak görüyordu Peder Sebastian.

Rahip manastırın geleceğinin kendisiyle ilgili değil de şapelde saklı tahta bir kutuyla ilgili olduğunu gayet iyi biliyordu. Kutsal emanetin varlığı onda minnet duygusu uyandırmak ve olup bitenlere ilgisini canlandırmakla kalmıyor, aynı zamanda böyle bir şeye sahip olmak büyük bir onur ve büyük bir sorumluluk da verdiği için gittikçe kaygılandırıyordu.

Valencia’da yaşayan aşağı yukarı on iki yaşındaki bir çocukken Sebastian Alvarez siyah seramik bir ibriğin perdahlanmış yüzeyinde bir şeyler görmüştü. Hayal -bu sözcüğü kullanıyordu çünkü ne olduğunu biliyordu- kardeşleri Augustin ve Juan Antonio ile paylaştığı yatak odasında korkunç bir gecenin tam yarısında uyandığında görünmüştü ona. Ay ışığıyla aydınlanan odada siyah seramiğe bakınca Efendimiz İsa’yı çarmıhta görmüştü. Hem Efendimizin hem de çarmıhın görüntüsü bulanıktı ve ayrıntılar fark edilmiyordu. Hayali algıladıktan hemen sonra sıcak ve rahat bir uykuya yeniden dalmıştı. Sabah uyandığında bir şey görmemişti ama yaşadığı bu olayın anısı belleğinde çok açık ve mükemmel biçimde kaldı.

Tanrı tarafından bir hayali görmek için seçilmiş olduğunu hiç kimseye açıklamadı. Ağabeyleri onunla alay edecek ve ay ışığı yansımalarını gördüğünü söyleyeceklerdi. Soyu ve topraklarının kendisine kaba bir adam olma hakkını verdiğini hisseden baron babası aptal olduğu için onu dövecekti. Babası tarafından yola getirilmiş olan annesi ise eşinin korkusuyla yaşayan ve çocuklarıyla nadiren konuşan biriydi.

Ama bu hayali gördükten sonra Sebastian’ın yaşamdaki rolü kendisi için çok açık hale gelmişti ve ailesinin onu Kilise’nin hizmetine vermesini kolaylaştıracak dindar bir yaşam tarzı sürdürmeye başlamıştı.

Rahipliğe atandıktan sonra birkaç önemsiz görevde özveriyle çalışmaktan memnundu. Rahipliğe başladıktan altı yıl sonra kardeşi Juan Antonio’nun yükselen ünü ona yardım etmeye başlamıştı. Kardeşleri Augustin Valencia’daki toprakları ve unvanı almıştı. Juan Antonio ise Toledo’da muhteşem bir evlilik yapmış ve eşinin ailesi güçlü Borgiaslar, Sebastian’ın Toledo Piskoposluğu dahilindeki bir göreve atanmasını sağlamışlardı.

Yeni Jeronimit Manastırı’nda Sebastian bir papaz ve Baş Rahip Jeronimo Degas’ın yardımcısı unvanına sahipti. Azize Meryem Manastın çok yoksul bir manastırdı. Kurulu olduğu dar arazi parçasından başka bir alan üzerinde tasarrufu yoktu ama zeytinlik olarak kullanılan bir bahçeyi kiralamıştı ve Juan Antonio bir hayırseverlik göstererek arazisinin sınırlarındaki ekilip biçilmeyen kısımlarda rahiplerin üzüm yetiştirmesine izin vermişti. Manastıra Juan Antonio veya başkalarından çok az bir bağış geliyor bu da kutsal hizmet vermek isteyen varlıklı adaylar için çekici bir yer haline getirmeye yetmiyordu orayı.

Peder Jeronimo Degas öldükten sonra rahipler onu manastırın baş rahipliğine seçince bu onurun kendisine Juan Antonio’nun kardeşi olduğu için verildiğinden kuşku duymasına karşın yine de ilk kez gurur günahını tatmıştı.

Manastır yöneticiliğinin ilk beş yılı onu yormuş, coşkusunu zayıflatmıştı. Çok küçük bir manastır olmasına karşın rahip hâlâ hayal kurabiliyordu. Büyük ve güçlü Cistercien (5) tarikatı onun keşişlerinden daha yoksul ve daha güçsüz ama gayretli bir avuç insanla yola çıkmıştı. Cistercien tarikatına mensup bir topluluğun beyaz cüppeli keşişlerinin sayısı aJtmışa ulaşınca aralanndan on ikisi yeni bir manastır kurmak üzere topluluktan ayrılıyordu. Bu nedenle de Avrupa’nın her yerine yayılmış durumdaydılar. Peder Sebastian kendi kendine mütevazı manastırının da Tanrı’nın doğru yolu göstermesi durumunda aynı şeyi yapabileceğini söylüyordu.

1488 yılında Roma’dan gelen bir ziyaretçi hem Peder Sebastian’ı heyecanlandırmış hem de Castille’in ruhani topluluklarını canlandırmıştı. Seville yakınlarında Rodrigo Borgia olarak doğduğu için Kardinal Rodrigo Lancol’un kökleri İspanyol’du. Genç yaşlarındayken amcası Papa Calixtus III tarafından evlat edinilmiş ve Kilise içinde muazzam bir güce sahip korkulması gereken biri olarak yetiştirilmişti.

Alvarez ailesi Borgiasların dostları ve müttefikleri olarak kendilerini uzun zaman önce kanıtlamışlardı ve aileler arasındaki yakın bağlar Elienor Borgia’nın Juan Antonio ile evlenmesiyle daha güçlenmişti. Halihazırda Borgia bağlantısı dolayısıyla juan Antonio sarayda gözde bir kişilik olarak ortaya çıkmıştı ve kraliçenin en güvendiği kişilerden biri olduğu söyleniyordu.

Elienor ile Kardinal Lancol kardeş çocuklarıydılar.

“Bir kutsal emanet” demişti Sebastian Elienor’a. Kibri, samimiyetsizliği ve canının sıkıldığında gösterdiği kinci davranışları dolayısıyla tahammül edemediğinden kardeşinin karısından bir şey istemekten nefret ediyordu. “Herhangi bir şehitten bir kalıntı, mümkünse hatta ikinci sınıf bir azizden bile olabilir. Eğer Yüce Kardinalleri böyle bir kutsal emanetin verilmesini sağlayarak manastıra

————

*1.     Dördüncü yüzyılda İncil’i Latince’ye çeviren kişi. St. Jerome (Çev.)
*2.     Katoliklerin sabah, öğle ve akşam olmak üzere günde üç kez okudukları Tanrı’nın İsa’da vücut bulmasıyla ilgili dua. (Çev.)
*3.     Hıristiyanlıkta bir azizin ya da kutsat herhangi bir kişinin vücudunun bir parçası veya onun kullandığına inanılan bir eşyası. (Çev.)
*4.     Katolik kilisesinde içine takdis edilmiş ekmek konan kap. (Çev.)
*5.     1098 yılında Fransa’da Benedictine tarikatının bir kolu olarak Cistercium (bugünkü Citeaux)’da kurulan bir farikat. (Çev.)

Yayım tarihi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

  • Kitap AdıSon Yahudi - İspanya'da Ateş ve Kan
  • Sayfa Sayısı424
  • YazarNoah Gordon
  • ÇevirmenSuat Kaya
  • ISBN9759025021
  • Boyutlar, Kapak13,6x19,4, Karton Kapak
  • YayıneviYURT KİTAP YAYIN / 2005

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur