Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Türkçenin Sol Anahtarı
Türkçenin Sol Anahtarı

Türkçenin Sol Anahtarı

Hüseyin Ferhad

Türkçenin Sol Anahtarı Hüseyin Ferhad, şiirin iç sorunlarını, gelenekle bağlarını irdelerken içinde yaşadığı şiir ortamını, kültürel çevreyi gözlemleri ve anılarıyla ortaya koyuyor. Şiirimizin son…

Türkçenin Sol Anahtarı

Hüseyin Ferhad, şiirin iç sorunlarını, gelenekle bağlarını irdelerken içinde yaşadığı şiir ortamını, kültürel çevreyi gözlemleri ve anılarıyla ortaya koyuyor. Şiirimizin son elli yılında öne çıkan tartışmaları, restleşmeleri, kendi kuşağının eğilimlerini özgün bir bakış açısıyla yorumluyor.

Behçet Necatigil, Seyhan Erözçelik, Gülten Akın, Birhan Keskin, Turgut Uyar, Lâle Müldür, Ahmet Telli, Ahmet Haşim, Cemal Süreya, İlhan Berk, Haydar Ergülen, Orhan Veli, Salih Bolat, Yahya Kemal, Ali Cengizkan, Nâzım Hikmet, Şeyh Galib, Azer Yaran, İsmet Özel, Metin Kaygalak, Asaf Hâlet Çelebi, Ahmet Erhan, küçük İskender, Gültekin Emre, Hilmi Yavuz, Yunus Emre, Özdemir İnce, Turgut Uyar gibi pek çok şair “Türkçenin Sol Anahtarı”nda geçit resmi yaparken Hüseyin Cöntürk, Nurullah Ataç, Memet Fuat, Ahmet Oktay, Enis Batur, Mehmet H. Doğan ve Cemil Meriç de görüşleriyle kortejde yer alıyor.

“Türkçenin Sol Anahtarı” Hüseyin Ferhad’ın dil ülkesinin, yaşadığı kentlerin (Antakya, Adana, Ankara, İstanbul) şiirsel topografyasını resmediyor.

İÇİNDEKİLER

Cep Aynası • 7
Kadın: O Güzel Kelime • 16
Zincirin Kadim Halkası • 22
Eydür, Seyhan Erözçelik • 32
Bir Dal Hercai Menekşe • 35
Türkçenin B ya da Erk Planı • 38
Büyük Saat’in Akrebi • 43
Kybele’nin Üvey Oğlu • 49
Ada ‘Kişiye Özel’ • 55
Ahmet Telli, Bir Red İşareti • 65
“Dünya! Yu ellerini yalnızlık sularında” • 70
Şair, Aslında Siyasi Bir Figür • 81
İçine Kırılan Ayna • 88
“Kalp: O küçük oyuncak tren” • 92
Gerisi Teferruattır • 95
Adana Bir Taht Şehridir • 98
Şairin Adresi Bellidir • 102
Siyah Bir Işık Damlası • 109
A, Antakya’nın da İlk Harfidir • 115
1989, Siirt’te Herhangi Bir Gün • 127
Ben, Omar Vignole • 131
Meriç’in Kırıldığı Yer • 135
SÖYLEŞİLER
Bir Arşın İpek, Bir Dirhem Kül (Söyleşi: Hayati Baki) • 141
“Hiçbir şair tribünleri seçmemiştir”
(Söyleşi: Mehmet Sarsmaz) • 164
Zeyl 1 [Şiiri Anlamak İçin ‘Hissetmek’ Gerek] • 202
Zeyl 2 [Şaman Şairin Mektubu] • 205
Kişi Adları Dizini • 207

Cep Aynası 

Her dönemin anahtar sözcükleri vardır. Spesifik kavram ve terimleri. Gurbet, büyü, aşk [sevda], hayal, yurt [vatan], hüzün [melal], acı [elem; keder], şafak, ağıt [sagu], çöl, karanfil, arkadaş [dost; yoldaş], isyan, bozkır, ülkü, yaz (mevsim; emir kipi), at, emek, dağ, devrim [ihtilal], halk, adalet, kavga, hasret [özlem], yazgı [kader], kargış [ilenç; beddua]; bu ve buna benzer sözcüklerin kullanım sıklıkları, değişkeleri, dilsel ve toplumsal şecereleri dolayımıyla o dönem/ler/in iç dikişleri açık edilebilir, tarihsel süreç denilen o kesif labirent tekrar kurgulanabilir. Ama deyimler örneğin “temize çekmek” bu olanağı vermez bize. Deyimler, dilin taşıran damlalarıdır. Şiire; hiç değilse eklemlendiği, şırınga edildiği dizeye; vecize, motto hüviyeti kazandırırlar. Veya şairin dolayısıyla yapıtın özgünlüğünü, kendine özgülüğünü, biricikliğini hepten berhava ederler. Son dönem sıkça kullanılan “temize çekmek” de bu türden bir deyimdir. Murathan Mungan’ın “Yalnız Bir Opera”sında gördümdü ilk (Yaz Geçer, 1992): “ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda/ yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim/ oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim/ Ben sende bütün aşklarımı temize çektim”. Şairdir, her sözcük öbeğini elbette kullanabilir – özdeyiş, mesel, sav, slogan, ayet, besmele. Ancak böylesi ağlak bulgular, klişe buluşlar, oyunlar bulaşıcıdırlar. Giderek yüreğimize, imgelemimize sıvaşır, fikir haznemizi daraltırlar. Şeref Bilsel “Köksüz, omurgasız, yönsüz bir şiir yığının içinde aynı imgeyi birçok kişide görebiliyoruz. İmgenin aslı, kime ait olduğu unutuluyor” der (Varlık, Haziran 2019): “Bunu aşmanın bir yolu, okuyup altını çizdiğimiz yahut hafızamızda kalan imge ile şairi arasında bağ kurmak. ‘Temize çekmek’ ifadesini üç ayrı şairin kullanışına bakalım: ‘ben sende bütün aşklarımı temize çektim’, ‘Çöpçüler sokağı temize çekiyor’, ‘ömür temize çekilmiyor’. Bu kargaşa, geçirgenlik halini imgenin omurga kazanamayışında aramak gerekir.”

İtiraz ne mümkün! Şair, salt cep aynasında değil, kıyısında dikeldiği nehrin, gölün aynasında da kendi eşkalini, suretini görebilmelidir. Yüzündeki Şark çıbanını fark edebilmelidir. Muzaffer Kale, ki aynı kuşaktandır Murathan Mungan’la, “Yazı, hayatı temize çekmektir” der (mevzuedebiyat.com, 8 Haziran 2018): “Yazı, hayatı temize çekmek olduğundan, insanı şaşırtan, heyecanlandıran şeyler yazılı olanda daha çok karşımıza çıkıyor. Hayatın bizi ne kadar yoğun heyecanlandırdığını açıklamak için keçiboynuzu-bal söylencesindeki ‘Damlayan Mucize’ye kadar gider. Varsa, o da bir şeydir.” Altay Ömer Erdoğan da hemfikirdir Muzaffer Kale’yle (Mızıka Çalan Çocuklar İçin İlk Yardım Bilgisi, 2019): “yolumuza müsveddedir bu yalnızlık/ temize çekeceğimiz bir hayat dalgalanıyor/ bayraklarımızda!” Yoo, ne aşkı temize çekebilir insan, ne hayatı. İkisi de şiirsel tözün bizatihi kendisidir çünkü. Asal elementleri! Her şair elbet bir geleneğe, kültürel silsileye doğar. Bu; sadece antik, klasik şiiri değil marjinalliği, yenilik fetişizmini ululayan modernist bir önkabuller silsilesi de olabilir. Müfredata, verili kültüre koşut bir popülizm de olabilir. Azbiraz Divan, azbiraz Halk şiiri, daha çok Nâzım Hikmet, Garip, İkinci Yeni ‘esintili’ bir eklektizm de. Sorun, varsa bir sorun, o da poetik malzeme tedarikindedir. Kasıtlı ya da değil; beylik kavramlara, soyut imgelere abanmaktır. Temrinden, yinelemeden kaçınmamaktır. Dilsel arınmaya, özleşme çabalarına dudak bükmektir. Kitaplara, sözlük ve dergilere küsülü durmaktır. Çağını, çağdaşlık sorunlarını, dolayısıyla nesnel bağlılaşımı kaale almamaktır.

Şiir tarihini akımlara, manifestolara indirgemektir. Çalıntıya, gizli iktibasa gönül indirmektir. Eşzamanlı şiir pratiğine seyirci kalmaktır. Eleştiriyi, bir disiplin olarak eleştiriyi umursamamaktır. Vecize, motto hüviyeti kazanmış dizeleri, şiir ve kitap adlarını çoğaltmaktır. Kolaja, arabeske göz kırpmaktır. Bir uyarı (Hüseyin Cöntürk, Çağının Şairi, A Dergisi Yayınları, 1960 [2006]): “Klişeleşmiş bir dille şiir yazmak çok kolaydır. Etrafınıza bakınız, yüzlercesini göreceksiniz./ Fakat klişe olmayan bir dille şiir yazmak da zor değildir. Etrafınıza bakınız, ‘klişe olmamak için’ yazılan, ‘inat için’ yazılan birçok şiir göreceksiniz./ Dili yüceltmek için klişeci olmamanız yetmez. Klişelerden arıttığınız dilin boşluklarını doldurmanız, ona bir tazelik katmanız da gerekir./ [Yine etrafınıza bakınız:] Güçlü olan hareketler, dili yeni klişeleşmelere götürebilen hareketlerdir. Dil, bir yandan klişeleşerek, bir yandan da klişelerden arınarak canlılığını korur./ Dile tutunabilen tazelikler getiren kimse, bunlar ergeç klişe olarak dökülseler bile, dili yüceltmiş olur.” Yüceltmekten kasıt, dilin poetik çıtasını yükseltmektir.

Bir basamak, birkaç basamak daha eklemektir merdivene. Çekülü Yusuf’un kuyusuna, kireç ocağına sarkıtmaktır, şiirin gizli koylarına, kanyonlarına. Biri olarak, birey olarak, Hüseyin Cöntürk olarak elini taşın altına koymaktır. Daha bir varsıl, doğurgan kılmaktır Türkçeyi. Hep bir “edebiyat mühendisi” diye nitelendirilir, o. Bana göre, Eser Gürson’un tarif ettiği türden bir “edebiyat düşünürü”dür; öncü, kurucu kasttan: “Cöntürk, henüz gençlik yıllarını yaşayan eleştirimizin merkezi konumundadır ve bu özelliğiyle Türk edebiyat eleştirisinin miladıdır” der Edebiyattan Yana’da (2001): “Ne retoriğin ne de izlenimci eleştirinin altından kalka[bildiği], şiirin ş’sinden, eleştirinin e’sinden anlama dönemi, Cöntürk’ün şiir ve eleştiri kurumuyla başlamıştır.” Eleştirinin ş harfi denilebilir Hüseyin Cöntürk’e. Tabii Eser Gürson’la Asım Bezirci’yi unutmamak kaydıyla. Bir de Mehmet H. Doğan’ı. Bir şah beyit (Fuzûlî Dîvânı, Haz. Abdulbaki Gölpınarlı, 1948): “İlm kesbiyle pâye-i rif’at/ Ârzû-yı muhâl imiş ancak/ Işk imiş her ne var Âlem’de/ İlm bir kîl ü kâl imiş ancak” Işk ya da aşk, Türkçenin en gözde, baskın bir o kadar ‘flou’ kavramlarındandır. ‘Flou’, puslu; tarifi ne mümkün! Mutasavvıflara göre, aşk aynadır, aynaya bakandır, aynanın içindekidir, görme ediminin bizzat kendisi.

Ayna –s’imge olarak ayna– da Halk ve Divan şiirinin temel mazmunlarındandır. Haydar Ergülen ‘en genç’ mutasavvıflardandır. Şiirlerinde hep ‘kırmızı sakallı’ bir derviş, bir abdal resmi verir; hiç değilse Sırat Şiirleri’nden (1991) beri. “bir günlük ağacı gibi aşkın doğusundanım/ çöl diye geçilen aşk doğudadır/ geçseydim, geçilirdim, güler yanardım” der “Sırlar Gazeli”nde (Sombahar, Mart-Nisan 1992): “dört kapıda bulut olup aynaya kandım/ sır tutmayan ayna yüz karasıdır/ baksaydım, kırılırdım, düşer yanardım”

Ayna (gözgü, ayîne, mir’ât), Divan şiirinin kilit sözcüklerindendir. Yârdır, zülüftür (zülfüyâr), sevgilinin yüzüdür, ışıktır (nur), güneştir (ayîne-i âsmân, ayîne-i hâverî, ayîne-i çerh), Tanrı’dır, Anka’dır, Sîmurg’dur. Hintlilerden, Perslerden dilimize, yüreğimize musallat olmuş bir ‘şey’. Edip Cansever “İnsan yaşadığı yere benzer” der. Dil/lisan neye benzer, peki? O da konuşulduğu, yazıya geçirildiği yere, yöreye benzer. Sahibine benzer! O da insanla birlikte yer değiştirirken, bir başka yere ayağ göçürürken yerli/yerel vurgularını yitirir. Yük olarak gördüğü fazlalıklarını, hiç değilse bir bölümünü atar. Kadim metinlere bakıldıkta; Türkçenin ‘soğuk’ bir dil olduğu söylenebilir. Giderek “barbar”lara, steplere, tundralara özgü keskinlik ve vurgulamalarını yitirmiştir. Bugünkü heceleme düzenimiz, Selçuklulardan beri, Farsçanın heceleme düzenidir çünkü. Metin Kaygalak, “Farsbükü / Rûm Şuara Kantatı” başlıklı şiirinde bu dilsel evrilmeye mim koyar:

Hadi biraz da eski şiirden konuşalım
şu tumturaklı
bir o kadar tarazlı Asyatik ağzın
en şuarası Aprın Çor Tigin’den:

begler atın urgurup
kadgu anı turturup
mengzi yüzi sargurup
korkum angar türtülür

Fars’ta bükülmeyeydi Türkmen’in dili
kalmıştınız bu tarazlı dil ile…
Ne demişti usta

–Ancak rûmun şuarası ölümün arkasından konuşur!
(Ortodoks Oğlanlar İçin Fücur, 2006)

Dil bir halkın, coğrafyanın belleğidir. Türk antologyası da binbir
surat gölgelerin bir seyir defteri. Edip Cansever de bu revnaklı
gölgelerdendir, Ahmet Telli ya da Ahmet Erhan da. Ahmet Telli
“Anlat bize yürüyüşün güzelliğini” der “At” adlı şiirinde:

Avradın ve silahın kardeşisin ya
feodalin töresini anlat biraz da
ve terkinde kaçırdığın kızları

Dağları anlat bize, eşkiya gecelerini
ölümleri, ölümsüzlükleri anlat
sonra da nasıl hiç yaşlanmadığını

Ve savaşları anlat, savaşçıları
Korkak ve cesurları anlat bize
sonra tahta’dan tunca dönüşünü

Sen ki hepsini görüp yaşayansın

(1982, “At” [bkz. Vedâ Divânı])

Yunan mitologyasındaki Patroklos’u anımsatır, anıştırır Ahmet Telli.
Atlarıyla hemhal olan Patroklos’u. Ahmet Erhan ise Akhilleus’a
bitişik durur, yol arkadaşı Patroklos’u kaybeden, karısı Polyksena
tarafından pusuya düşürülen ‘mağlup’ Akhilleus’a:

Türklerin anayurdundayım. Yalnızım. Alkol. Yok.
Savunduğum her şeyin savunmaya geçtiği. Tanrım
Yok. Boğulsam cezir oluyor, yaşasam med.
Artık evcil olan kelimeler aranıyorum;
Oda. Pipo. Kitap. Çocuk. Ev. Aile. İş. Otobüs.
Atım öldü. Avradım beni sevmiyor. Silahım suskun
(1990, “At Avrat Silah” [bkz. Buraya Gömülüdür])

Ok ve sadak, kılıç ve kın, derviş ve hırka, su ve matara, mum ve şamdan, at ve tavla; birbirini çağıran sözcüklerdir. Ok ve kalp, kılıç ve düello, at ve yengi, su ve çöl, mum ve pervane, gurbet ve sıla; bu ikili silsilelerin bir diğer örneğidir. “At, avrat, pusat” da bir başka örneği. Pusat sözcüğü bir dönemin imi, mihenk taşı olmasına karşın zamanla kullanımdan düşer, ‘silah’la yer değiştirir. Çünkü devreye yazı girer, tabletler girer. Harfler, alfabeler! Artık başka bir uyağa, bir üçüncü ayağa ihtiyacı yoktur kolektif belleğin… Ahmet Telli’nin “At”ına Melih Cevdet Anday’ın “Anlatma bana atları!/ Yüreğim kaldırmıyor düşündükçe vurulup/ Vurulup yerde yattıklarını” içlenmesinin bir değişkesidir, denilebilir. Ahmet Telli de böyle algılansın, onun Kolları Bağlı Odysseus’uyla (1962), özellikle “Troya Önünde Atlar”ıyla birlikte okunsun ister. Aklı Troya’dadır daha. Batı’da, Grek-Latin arketiplerinde. Belki söylemek bile fazla: Her şiirin zihinsel bir arka planı vardır; şairin yaşamıyla, iç dünyasıyla, etnisitesiyle, yeryüzü halleriyle bağlantıları.

Gelgelelim her şairin arkasında Arîlere, Sümerlere, İyonlara uzanan bir şairler silsilesi de vardır. İnsanın neliğini, içine doğduğu çağı, tarihsel kültürel coğrafyayı kavramak için bu uzun zincirin halkalarını bilmek zorundadır. Nermi Uygur haklıdır: İnsan için ‘bilinç derinliği’ kadar ‘bilinç genişliği’ de önemlidir. Bu genişlik de uzaklara bakarak kazanılır: Sırf Batı’ya değil, Mısır’a, Mezopotamya’ya, İran’a, Kafkaslara. Daha bir uzaklara: Orta Asya’ya, Hindistan’a, Çin’e! Şiir nihayet bir ‘sır kapı’dır. İnsanın doğasına, tinsel evrenine açılan bir kapı. Bir cümle kapısı! İmge, zihinsel bir tasarımdır. Eğretilemedir, benzetmedir. Düştür, hayaldir, hülyadır. Bir surettir. İmdir, sözcüktür, bir sözcük küme’s’idir. Şiirin kadim, beylik öğelerindendir. Hatta birçok simge, özellikle kadim çağlara ait simgeler, arketipler –örneğin Penelope, Nefertari, Ramses, Hz. Yusuf, Sappho, Tomris, Zül Karneyn, Cleopatra, Konfüçyüs, Hz. İsa, Kawa, İmruülkays, Hz. Ali, Börte, Hallac-ı Mansur, Nilüfer Hatun, Tamara, Roland, Pir Sultan, Jeanne d’Arc– enikonu imgedirler. Zihnimizde, iç dünyamızda ardışık ışık huzmeleri, ipek, keten çileleri oluştururlar. İmge, evvelsi gün tanımlanmış olabilir, ki öyledir, ancak İlyada’nın, Odysseia’nın, hatta Gılgamış’ın da başat öğelerindendir.

Eklendi: Yayım tarihi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kategori(ler) Deneme Edebiyat
  • Kitap AdıTürkçenin Sol Anahtarı
  • Sayfa Sayısı216
  • YazarHüseyin Ferhad
  • ISBN9789750856945
  • Boyutlar, Kapak13.5 x 21 cm, Karton Kapak
  • YayıneviYapı Kredi Yayınları / 2023

Yazarın Diğer Kitapları

  1. Aşktır, Nerede Görsem Tanırım Onu ~ Hüseyin FerhadAşktır, Nerede Görsem Tanırım Onu

    Aşktır, Nerede Görsem Tanırım Onu

    Hüseyin Ferhad

    Hüseyin Ferhad’ın yeni şiir kitabı Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlandı. Şairin 1982’de “Deniz Çobanları” kitabıyla başlayan şiir serüveni “Aşktır, Nerede Görsem Tanırım Onu” adlı...

  2. Şark Belleği ~ Hüseyin FerhadŞark Belleği

    Şark Belleği

    Hüseyin Ferhad

    “Şark Belleği” Hüseyin Ferhad’tan şiirimiz üstüne denemeler “Şark Belleği” “Şark Belleği” Hüseyin Ferhad’ın 2003-2016 yılları arasında yazdığı, şairlerin başka şairlerle ilişkisini, dilini, kültürünü, kimliğini...

Bebhome Kahve

Aynı Kategoriden

  1. Ortaçağ Estetiğinde Sanat ve Güzellik ~ Umberto EcoOrtaçağ Estetiğinde Sanat ve Güzellik

    Ortaçağ Estetiğinde Sanat ve Güzellik

    Umberto Eco

    Her kültürün güzellik ve sanata ilişkin görüşleri elbette olmuş ama her kültür bu görüşü açık bir kuramsal çerçeveye oturtmamıştır. Estetik kavramı XVIII. yüzyılda Avrupa’da...

  2. Aşkım Başımdan Aşkın ~ Funda BilgiliAşkım Başımdan Aşkın

    Aşkım Başımdan Aşkın

    Funda Bilgili

    Hangi kışın karını Haziran’a sakladın? Hangi beyazlıkla yüreğini akladın? Ben veremezken seninle yaşananların hesabını kendime, sen kendini kendi gözünde nasıl bağışladın? Zamanın sihirli silgisini...

  3. Kovulmuşların Evi ~ Ali AyçilKovulmuşların Evi

    Kovulmuşların Evi

    Ali Ayçil

    “Koltuğuma yaslanırken, ‘şimdi ben bu otobüste, yirmi bir numaralı kendimin kâşifiyim,’ diye geçirdim içimden. ‘Bilet kesen kadın, on iki saat boyunca uzaktaki bir şehre...

Haftanın Yayınevi
Yazarlardan Seçmeler
Editörün Seçimi
Kategorilerden Seçmeler

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

    Oynat Durdur
    Vimeo Fragman Vimeo Durdur