Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

Bin üç yüz yetmiş dört yılının Nevruz’unun birinci günü Allah bana bir fırsat verdi, halvete çekildim ve bu derlemeyi yazmaya başladım. Kâğıt ve kitabın pahalı olmasının, bu ateşten satırları senin eline ulaştırmaya engel olacağından endişe ediyorum. Her ne kadar söz henüz sona ermemişse de şimdi akşam namazının zamanı gelmiştir. Dedim ki: “Ey Allahım! Senin için yazdım, senin aşkının, kullarının gönüllerinde yer etmesi için yazdım. Sen bana izin ver ki burada kalemi yere koyayım ve geri kalanı Sihrin Şairi adlı başka bir ciltte bitireyim. Allah’tan icazet isteyerek Kur’ân-ı Kerim’i açınca şu âyet geldi:

“Sonra biz o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed’in ümmetine) miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah’ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu büyük lütuftur.”

Sen de ey okuyucu, bu kitabı senin eline Allah ulaştırdı. Umarım ne onu reddedersin ve ne de sadece onu okumakla yetinmezsin. Ümit ederim ki aşk ateşinin alevi sülükte ve Allah’a kavuşma yolunda başkalarından önde olan kimselerden olursun ve o büyük fazilete sahip olursun.

. . .

İnsanların en hayırlısı ibadete âşık olan, ibadeti kalpten kucaklayıp seven, bedenini ibadetin hizmetine sokan, kendini ibadetle huzura kavuşturan ve hayatının kolay mı yoksa zor mu geçeceğinden korkusu olmayan kişidir.

Hz. Muhammed (s.a.v.)

***

“Rahmân ve Rahîm Olan Allah’ın Adıyla”

İnsanların en hayırlısı ibadete âşık olan, ibadeti kalpten kucaklayıp seven, bedenini ibadetin hizmetine sokan, kendini ibadetle huzura kavuşturan ve hayatının kolay mı yoksa zor mu geçeceğinden korkusu olmayan kişidir.

“Hz. Muhammed (s.a.v.)”, Kâfi, c. III.

ŞÜPHENİN ARKA SOKAĞINDAN GEÇMEK

Aşkın gamı, bir masaldan ibarettir, ne garip ki
Her kimden dinlediysem başka türlü anlattı.

Hâfız

Selâm sana ey değerli dinleyici! Selâm, tanışma dibacesinin başlangıcıdır. Bakıyorum da hayat senin için çok amaçsız bir hal almış, sabahleyin cadde ve sokağın gürültü patırtısı ve gün ışığıyla uyanıyorsun, vah vah yoksa geç mi kaldın? Ardından yüzüne biraz su serperek uyuşukluktan kurtulmaya çalışıyorsun; ağzına birkaç lokma atmakla bedenî makinana benzin ve yağ depoluyorsun ve sonra iş yerine doğru yola koyulma, tekrar öğlen tatilinin gelmesini beklemektesin; eve geri döndükten sonra yine bir başka sofra, biraz yorgunluğunu giderdikten sonra yoldayken arkadaşlarla karşılaşınca içten olmayan birkaç selâmlaşma; yine eve dönmeler… Ekmek sofrası kuruldu, sonra yatağa ve bir gecenin daha sona ermesi… Diğer günler de bu şekilde, işte sana nazlı ömrün serüveni! Çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık; sonra göçmek, çürümek ve yok olmak; ne kadar da utanç verici bir serüven!

Geçirdiğim ömür üç kelimeyle özetlenebilir,
Hamdım, piştim, yandım.

Mevlânâ

Gerçekten de gülümsemeler ne kadar yapmacık ve görüşmeler ne kadar yapay; ikramlar, görüşmeler ne kadar beyhude; tiyatro sahnesinde iki sanatçının görüşmesi gibidir adeta, yaşadığımız hayatın gerçekten anlamı nedir ki?

Ben de yıllarca bu arka sokaklardan gözü kapalı geçmekteydim, iç içe geçmiş, karanlık ve daracıktı bu yol. Geçtikten sonra bir de baktım ki olduğum yerdeyim.

Çocukluğumda memleketimdeki pazarda sabahtan itibaren yağ üretmek için gözlerini kapayıp yürüttükleri ve bir an bile durdurmadan öğlene kadar acı ve çile içinde değirmen taşını döndürdükleri; öğlen gözlerini açtıklarında ise olduğu yerde saydığını gören eşek aklıma geldi. Peki tüm bu yürümeler, gitmeler ne içindi? İkna olmuyorsan, yirmi yıl geriye git, bak bakalım aynı yerde değil misin? Güneş aynı güneş, gece aynı gece, gün aynı gün, takvim Ferverdin ayından İsfend ayına ulaştı, tekrar Ferverdin ayı geldi çattı, ne diye sanki? Filiz açmak, büyümek, tomurcuk açmak, çiçek açmak, meyve vermek, sonra da çürümek, kurumak ve mutfak ateşinin odunu olmak, ardından da yanmak ve kül olmak. Eyvah, bu arka sokaklardan geçip gitmek benim için ne kadar da korkunçtu.

Zamane her ne verdiyse aldığına göre,
Ne mutlu ona ki ne bir şey aldı, ne de verdi.

Feleğin anası ne doğurduysa onu öldürdü,
Ne mutlu ona ki ne öldürdü ne de doğurdu.
Hastalık ateşinin verdiği kıvılcımla
Beni bir ateş sardı ve yaktı.

O feryat bu sözü kana buladı
Beni yetiştiren, beni yaktı da gitti.
Hamlık, pişkinlik ve yanmak,
Ömrümün hikâyesi boşa geçmiştir.

Hoşça kal demeden gün geçince,
Sabırsızca gitmesine sevinirim.

Gerçekten de hayat sizin için de bu şekilde boşuna geçmedi mi?

VAH BU ARKA SOKAKLAR

buluğ çağından beri bu tarz düşünceler her fikir sahibi insanı rahatsız eder durur; ancak, dünyaya bağlılık ve doğal dünyayla ilgilenme bizden düşünme fırsatımızı alıp götürür. Bir grup insan da ne yazık ki ömrünün sonunda bu arka sokaklarda dehşet içinde kalır, Hayyâm’a nispet edilen bazı şiirlerde bu tür dehşetler ve karanlıklar göze çarpar.

Gelişimden feleğe bir fayda olmadı,
Gitmemden dolayı da onun celâli ve görkemine bir şey ilâve olmadı.

Şu iki kulağım kimseden işitmedi ki,
Benim bu gelip gitmelerim ne içindi?
(Hayyâm)

Eğer gelişim bana kalsaydı gelmezdim,
Eğer gidişim bana kalsaydı nasıl olur da giderdir.

Bu harap mabedde daha iyi olmazdı eğer,
Gelmeseydim, olmasaydım, gitmeseydim.
(Hayyâm)

Diğer çoğunun hayatı, bu şüphe içinde geçen yaşamla ve şüphenin ölüm yastığında geçti. Bu hayatın bir gündüzü yok, tamamen gecedir, hem de kap karanlık bit gece.

.

gerçekten de bu girdapta bir ömür boyunca acılar içinde su yuttuktan sonra sahile ulaşarak kurtuluşa erişmek ne kadar da huzur verici.

Gece karanlık, dalga ve girdabın korkusu içindeyiz.
Sahildeki mutlular bizim durumumuzdan bîhaber.

Sonunda meltemle o taraftan bir misk kokusu gelince,
Misk kokulu saçlarından dolayı kaç kişinin yüreğine kan doldu?
(Hâfız)

İlk adım, ben kimim diye merak etmek. Görürüm, duyarım, düşünen biriyim, hayrı ve şerri, faydalı ve zararlıyı ayırt ederim, menfaati çekerim kendime doğru ve zararlı olanı da deffederim, düğüm açarım, düşünmekle çoğu bilinmezi keşfettim ve çoğu imkânsızlığı mümkün kıldım. Bedemin baştan başa ilim dolu. Kalbim, akciğerim, böbrek, ciğerim, beynim, konuşma duyum tümü, hattâ vücudumun hücreleri, gözüm kulağım, hepsi baştan başa ilimdir. İlim mânâ âlemine benliğini vermez. Benim yaradılışımdaki âlim kim idi? O kadar da okuma yazması olmayan babam mı?! Babamdan daha câhil olan annem mi?! Kendim daha cenin iken neydim?! Şimdi ne biliyorum ki o zaman ne bilmiş olayım. Tüm bu azametleri beraberinde getirmişken bunları bana bağışlayan kimdi? Hayatımda hangi bağışlayıcının eli, hangi âlimin ilmi rol oynamıştır?! Daha anne rahminde iken bile beni kolladı, ben oksijeni onun kanından alırdım; annemden ayrıldıktan sonraki geleceğim için bana akciğeri yarattı, yani sonradan işe yarayacak bir ciğeri. Sonraları ihtiyaç duyacağım konuşma duyumu yarattı. Bu her kim idiyse gelecekten mutlaka haberi vardı. Yeni doğan bir kız çocuğunun rahminde, yirmi sene sonra hamile kalacağı yumurtalar daha şimdiden mevcuttur. Yani aslında yirmi otuz sene sonra dünyaya adım atacak bir insanın tohumu daha şimdiden yeni doğmuş bakire bir çocuğun rahminde mevcuttur. Bu geleceği görme yeteneği kime aittir. Bebeğin kendisi mi, annesi mi, yoksa babası mı? Galiba cevap olumsuz.

Eğitimimin başladığı yere, doğum yerime, yeryüzüne, gökyüzüne, samanyolu, madenî otlar, toprak, su, atmosfer ve gezegenler arasında mavi inci diye lakap almış yeryüzüne bir bakış; ve binlerce işçi orada hayat ve yaşam yeteneğini hazırlamak için elele vermiş.

Her nereye baksam ortada bir amaç olduğunu, bir hikmet rol oynadığını, bir hekimin, bir âlimin elinin rol oynadığıını görürüm. İçim de böyle, dışım da böyle.

Bu hedefsiz yolda amaçsız bir şekilde salınarak yürümek mümkün müdür? Hareketin sona erdiği yerde neye sahibim? Ne diyeyim? Otur biraz burada, kendini derin düşünceye daldır, belki de oradan bir inci çıkarırsın. Oturdun mu? Yalnız olsan da, çayırda ovada olsan da aynı. Sakin bir şekilde ve eğer huzur verici bir sessizlik olursa daha iyi, araştır, kendini araştır, çünkü hâzinelerin tümü senin içinde saklıdır. Bu iki âyet de burada seni düşündürmeye itebilir.

“Biz, gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, eğlenmek için yaratmadık; biz onları ancak hak ve hikmete uygun olarak yaratttk. Ama onların çoğu bilmiyorlar.” ¹

————

¹. Duhan Sûresi, 38-39. âyetler.

“Aşıkların İbadeti” için 2 yanıt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıAşıkların İbadeti
  • Sayfa Sayısı288
  • YazarKerim Hakiki
  • ISBN9755746449
  • Boyutlar, Kapak14x21,5, Karton Kapak
  • Yayıneviİnsan Yayınları / 2012

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur