Birazoku.com sitesinde de kitapların ilk sayfalarından biraz okuyabilir, satın almadan önce fikir sahibi olabilirsiniz. Devamı »

Yazar ya da yayınevi iseniz kitaplarınızı ücretsiz yükleyin!

Facebook’ta Beğen

buz-prenses-elizabeth-hoyt-pegasus-yayinlariYEDİ GÜNAH DOLU GECE

Londra’nın en kötü şöhretli evi Afrodit’in Mağarası’nı işleten Coral Smythe, erkeklerin ihtiyaç ve tutkularına dair her şeyi bilmektedir. Fakat tek bir erkeğin bile sevgisini hissetmemiştir… Özellikle de kartal gibi gözleriyle onu kınayan fakat gizliden gizliye arzulayan Kaptan Isaac Wargate’in sevgisini.

YEDİ ZEVK DOLU GECE
Kaptan Wargate, gemi tayfasını baştan çıkaran bu altın maskeli kadını ayıplamaktadır.
Ancak Coral bir kart oyununda ödül olarak ortaya konunca, Wargate kendine engel olamayıp oyuna katılır… ve kazanır.

YEDİ AŞK DOLU GECE
Artık tutucu donanma kaptanının bu gizemli kadın hakkında bir şeyler öğrenebilmesi için sadece yedi gecesi vardır. Peki Coral, Afrodit’in Mağarası’nın yeni sahibi tarafından tehdit edilince Wargate maskenin ardındaki kadına… ve aşka bir şans tanıyacak mıdır?

“Hoyt gerçek olamayacak kadar güzel öyküler yazıyor.”
-Lisa Kleypas-

***

Birinci Bölüm

Bir varmış bir yokmuş, çok uzak bir diyarda tamamen buzdan yapılmış bir prenses yaşarmış…
-Buz Prenses
Londra, 1762

Meşhur bir genelev madamının pek çok zor erkek tipini idare etmesi gerekir, diye düşündü. Sarhoş lordlar, küstah tüccar­lar, şahsi afetlerinin sınırlarında sendeleyen toy delikanlılar ve ceplerinde sağduyudan çok para bulunan bir yığın erkek. Fakat pek azı tutucu bir donanma kaptanı kadar sinir bozucu, can sıkıcı, rahatsız edici veya çileden çıkarıcıydı.

Çekici, tutucu bir donanma kaptanı.

Coral yüzünü kaplayan altın maskeyi bir parmağıyla yoklayıp her zamanki gibi yerinde olup olmadığını kontrol etti. Tatmin olup Afrodit’in Mağarası adlı yaldızlı cehennem çukuruna giden merdivenlerden indi. Bu akşam işler hareketliydi. Kıvrılan azametli merdivenler antreye iniyordu. Diğer uçta Mağara’ya açılan çift kanatlı büyük ön kapı vardı, kapının üstünde pembe bulutlarda resmedilmiş eğlenen Afrodit’in kendisi, etrafında da efsanevi aşıkları ve altında…

Altı ise elbette tımarhaneydi.

Her biri birbirinden güzel hanımlar göz maskeleriyle orta­lıkta süzülüyordu, yüzleri vücutlarından çok daha kapalıydı. Beyefendiler -ki bu kelime burada ancak genel hatlarıyla kul­lanılabilirdi- kasılarak yürüyüp bağırıyor, sarhoşlukla yuvar­lanıp düşüyorlardı.

Coral maskesinin altında üst dudağını kaldırdı. Hepsi kolay müşterilerdi. Tüm bu adamlar yalnızca paralarını kaybetmeyi bekliyordu. Hem de ne için? Bir avuç yumuşak göğüs mü? Aletlerini emen sıcak, ıslak bir ağız mı? Sabahın ışıklarıyla yok olan aptalca, geçici bir zevk. Erkekler çok aptaldı, ilkel arzulan ve gürültülü talepleriyle birbirlerine çok benziyorlardı. Dükler veya kömür tüccarları, terli kafalarını geriye atıp bulutlarının arasından aşağı bakıp gülümseyen Afrodit’e gülüyorlardı.

Tutucu bir donanma kaptanı hariç hepsi.

Kaptan Isaac Wargate, antrenin kenarında ölümün kas­vetli kargası gibi dikiliyordu. Kalabalık antrenin sıcaklığına rağmen hâlâ uzun denizci pelerinini giyiyor ve kalkık kenarlı şapkasını bir kolunun altında taşıyordu, ifadesiz bir şekilde odaya bakındı fakat Coral onun kara kaşlarının altından belli belirsiz bakan şahin gibi gözlerinde hoşnutsuzluk olduğunu biliyordu.

Sinir bozucu adam.

Adama ağır adımlarla yaklaştı, bir şekilde Kaptan’ın onun varlığından haberdar olduğunu ancak o tarafa bakmaya tenezzül etmediğini biliyordu. Böylelikle onu inceleyebiliyordu –burnu yandan büyük görünüyordu, dudakları hafifçe kapalıydı, koyu saçı arkada sıkı bir örgü yapılmıştı, ağzının etrafında derin ve alaycı çizgiler vardı- ve onu her gördüğünde kanunin alt kısmında oluşan haince sıcaklığı hissedebiliyor ve tanıyordu. Lanet olsun ona.

Aralarında birkaç adım kaldığında tatlı bir şekilde, “Kap­tan, sizi burada görmeyeli altı aydan fazla olmuştur,” dedi. “Geceyi yanında geçirebileceğiniz bir kadın bulabildiniz mi?’

Kaptan cevap olarak, “Benim böyleleriyle ilgilenmediğimi biliyorsunuz, hanımefendi,” diye homurdandı.

Siyah ve altın rengi, parıltılı, açık yakalı elbisesine rağmen Coral’a bakmaya tenezzül etmemişti. Bu gece kırmızı boyalı olan göğüs uçlan siyah kumaşa ve kendi beyaz tenine kızıl bir zıtlık oluşturarak kare yakasının üst kısmından fırlıyordu. Odadaki tüm erkeklerin gözleri üzerindeydi. Ama Kaptan’ınki hariç.

Bu Coral’ı daha da sinirlendiriyordu.

Maskesinin altından gülümsedi ve sesine pişmanlık ka­tarak, “Ah elbette. Ne aptalım, unutmuşum,” dedi. Yanına yaklaşıp ona doğru eğildi, pelerinin altındaki geniş omuzlan alnının hizasındaydı. İmalı bir şekilde, “Oğlan da bulabildiği­mizi biliyorsunuz değil mi?” diye sordu.

Kaptan bunun üstüne döndü, koyu mavi gözleri Coral’a bir yumruk gibi çarptı. “Hiçbir insan bedeninin ticareti bana göre değil, hanımefendi.”

“O zaman insan, bir genelevde ne işiniz olduğunu merak ediyor.”

Kısaca, “Yalnızca subaylarımı toplamaya geldim,” dedi. Odanın diğer tarafındaki bodur bir adamı, denizcilerinden birini başıyla işaret etti. “Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi.”

“Hımm. Chadlenger rıhtıma yanaştığında muhtemelen ami­ralinizden önce ben haber alıyorumdur. Tüm o hoş subaylarınız güzel üniformalarıyla geminizden inip benim kapılanma akın ediyorlar.”

Kaptan’m omzunun üzerinden Mağara’nın korumaların­dan biri olan Koca Billy’yle göz göze geldi. Korumalar sorun çıkaranları dışarıda tutmak ve gereksinim olduğunda soyluları evlerine götürmek için işe alınmışlardı. Neredeyse alnı olmayan kocaman, hantal bir adam olan Billy’ye bakan biri onun aslında oldukça açıkgöz olduğunu asla düşünmezdi. Başparmağıyla burnunun ucuna hafifçe dokundu, belanın eli kulağında ol­duğu anlamına gelen önceden ayarlanmış bir uyan işaretiydi bu. Coral belli belirsiz başıyla onayladı ve etrafına bakındı. Önündeki adam görebildiği tek belaydı ama Billy bir şeylerin yaklaşmakta olduğunu biliyordu.

Tekrar Kaptan’a döndü.

Kaptan kaşlarını çatmıştı. “Subaylarım ufacık kazançlarıyla burada kumar oynayıp zamparalık yapıyor.”

“Bu benim sorunum mu?” Kederle başını yana salladı ve ellerini açtı. “Ben ancak cazibe sunuyorum. Buraya kendi özgür iradeleriyle geliyorlar. O zavallı, yalnız oğlanları geri çeviremem.”

“Çeviremez misiniz?” Kaptan düşünceli bir şekilde Coral a baktı. “Bu yerde ne dilerseniz yapabileceğinizi sanıyordum.”

Coral omuzlanın silkti, göğüs uçlan bir saniyeliğine elbi­sesinin dışına çıktı. “Görünüş aldatıcı olabilir, Kaptan. Sizin yaşınızda bir adamın bunu bileceğini sanıyordum.”

“Ah, gayet iyi biliyorum.” Coral’ın sergilediği beyaz bede­ninin görüntüsüne katlanamıyormuş gibi başım uzağa çevirdi. “Eğer adamlarımı buraya gelmekten alıkoyabilseydim bunu yapardım.”

Coral, “Çok haşin,” diye mırıldandı. Uzanıp altın rengi ojeli tırnağını Kaptan’nı siyah boyunbağının kıvrımları arasında gezdirdi. Bu Coral’a büyük heyecan verdi, her an ısırabilecek bir yırtıcı kuşu okşamaya benziyordu. “Sizi rahatlatmak için yapabileceğim hiç mi bir şey yok, Kaptan?’

Kaptan elini öyle hızlı yakaladı ki Coral sıçradı. Eli bü­yük ve sıcaktı, parmaklan tamamen kendininkileri sarıyordu. Kaptan bir an ona baktı, mavi-siyah gözlerini kısmış izliyordu.

Sonra birdenbire elini bıraktı. “Bana dokunmaktan sakı­nın, hanımefendi.”

işin en kötü tarafı bu sözlerin Coral’a üzüntü vermesiydi. Gerçekten aptalcaydı. On dört yaşından beri fahişelik yapı­yordu. Bundan çok daha kötü hakaretler karşısında kılını bile kıpırdatmamıştı. Yine de tutucu bir donanma kaptanının sert sözleri canım yakabilmişti.

Neyse ki altın maskesi gözleri hariç her şeyi saklıyordu. Elinin kaygısızca aşağı inmesine izin verdi, gözleri Kaptan’ı takip etti. Pelerini arkasına atılmış, parlak altın şeritlerle süs­lenmiş koyu mavi ceketini, bembeyaz yelek ve pantolonunu ortaya çıkarmıştı. Coral’ın bakışı pantolonunun bel kısmının altına sabidendi ve beyaz kumaşın altındaki görkemli çıkıntıyı dikkatle gözden geçirerek başını kaldırdı.

Sonra bakışlarını Kaptan’ın mavi-siyah gözlerine dikti. “Benim ne kızlarımı ne de oğlanlarımı istiyorsunuz. Duydu­ğuma göre evli de değilsiniz…”

Kaptan kızgın bir şekilde, “Dulum,” dedi.

Coral başını eğdi. “O zaman söyleyin bana Kaptan, şu takviye, üniformanız daha düzgün dursun diye mi? Yoksa ger­çekten diğer erkekler gibi bir aletiniz ve hayalarınız var mı? Şüpheye düştüğümü söylemem gerek.”

Öfkelenmesini bekledi. Tanıdığı pek çok erkek böyle edepsiz bir hakaret yüzünden ona vururdu.

Kaptan Wargate gülümsedi. Dudakları genişleyip aralandı, bembeyaz dişleri ortaya çıktı. Coral onun nefesini üzerinde hissetti. Adam gülümsediğinde şaşılacak derecede yakışıldı oluyordu.

“Erkekliğime hakaret mi ediyorsunuz, hanımefendi? Sizi gerçekten sinirlendirmiş olmalıyım. Karşılıklarınız genelde böyle inceliksiz değildir.”

Coral sıkıntıyla başka yöne baktı ve yine Billy’yle göz göze geldi. Antreden gidilen oturma odalarından birini işaret edi­yordu. Gidip Billy’yi bu kadar endişelendirenin ne olduğunu bulmalıydı. İşiyle ilgilenmeliydi.

Onun yerine Kaptan’a dönüp mırıldandı; “Beni bağışlamalı­sınız bayım fakat sizin nazikçe ifade ettiğiniz gibi erkekliğinizin hiçbir ispatım görmedim. Aslında tam tersi.”

Aptal. Burada dikilip kendi dünyasından çok farklı bir dünyadan olan bir adamla aciz alaylar takas edeceğine teh­likeyi bulmalıydı.

Kaptan kımıldandı ve birden Coral’ın tüm yüzünü beyaz yeleğinin geniş enginliği kapladı. Sıçrayarak kafasını kaldırıp baktı.

Fazla zeki koyu renk gözlerle karşılaştı. “Kimi gözlüyor­sunuz?’

Ağzını açtı, inkâr veya itiraz edeceğinden emin değildi ama o daha bir şey diyemeden arkasından yüksek bir erkek sesi konuştu.

“Beyler!”

Coral döndü, o yüksek, heyecanlı sesin kaynağını çoktan tanımıştı, Billy’nin ona neyi işaret ettiğini çoktan anlamıştı.

Peruğu pudralı ve çarpıcı turuncu ceketli kıvrak bir adam bir masanın üstüne atladı. Kollarını iki yana açtı. “Beyler! Kulaklarınızı bana verin, kaçırmak istemeyeceğiniz bir du­yurum var!”

Artık Odadaki herkes dönüp oraya bakıyordu; kahkahalar ve gürültülü konuşmalar yavaşça yok oldu.

Kaptan Wargate, Coral’ın arkasındaydı ve kulağına fısıl­darken Coral göğsünün hafifçe kendisine değdiğini hissetti. “Bakıp durduğunuz o adamdı, değil mi?”

Coral kafasıyla sarsakça bir kez onayladı.

“Kim bu?’

Coral asık suratla, “Jimmy Hyde,” diye yanıtladı.

“Ve o kim oluyor?”

Ama cevaplayacak zaman yoktu ve Coral zaten cevaplayabileceğinden de emin değildi.

Jimmy tekrar konuşuyordu. “Bu gece çok şanslısınız bey­ler. Gerçekten de çok şanslısınız. Çünkü bu gece çok farklı bir şans oyununa şahit olacaksınız.”

Uzun boylu, peruklu, yaşlıca bir adam, “Ne tür bir oyun? diye sordu.

Jimmy, “Loo bayım!” diye cevapladı.

“Peh!” Siyah ve kırmızılı, ince dudaklı bir züppe mem­nuniyetsizce omuz silkti. “Şehirdeki her kumarhanede loo oynayabilirim.”

“Doğru bayım, çok doğru!” Jimmy tam bir iblis olabilirdi ama kalabalığı nasıl canlandıracağım biliyordu. Sırıttı ve gös­terişli bir hareketle sağ elini havaya kaldırdı. “Ancak bahse girerim, Afrodit’in Mağarası’nın bu gece sunduğu gibi bir pot bulamazsınız, bayım.”

Asil bir dük sözcükleri uzatarak, ‘Ve bu pot ne olacak?’ dedi. Jimmy döndü ve ağzını açmadan önceki an Coral onun şeytani küçük gözleriyle karşılaştı. “Beyler, size Afrodifin ken­disini sunuyoruz!”

Coral sendeledi, gerçi düşmesini engellemek için onu derhal belinden yakaladığından Kaptan Wargate hariç kimse bunu fark etmemişti. Jimmy ne pis bir planla çıkagelmişti böyle? Coral vücudunu satmayalı iki seneden fazla olmuştu. O bunu biliyordu. Coral’ın bundan ne kadar nefret ettiğini biliyordu. Ki bu da onun maksadıydı.

Jimmy Coral’ın geride kalan ruhunu da mahvetmeye ka­rar vermiş bir maymun gibi tekrar sırıttı. “Yedi gece boyunca, beyler! Afrodit kazanana dilediği her şekilde yedi gecelik mut­luluk verecek!”

Kalabalıkta bir uğultu başladı, yaralı bir ceylana akın eden sinekler gibiydiler. Jimmy masadan atladı ve nazik, ağırkanlı, emri İnginlikle belli etmeyecek bir şekilde elini Coral’a uzattı. “Değil mi canım?”

Coral’ın yapabileceği bir şey yoktu. Mağara’nın hissesinin çoğunluğu Jimmy’deydi. Dört ay önce Afroditin Mağarası’nda bir yangın çıkmıştı, Şanslıydı. Kimse ölmemişti; tüm kızlar, erkekler ve müşteriler dışarı çıkmıştı ve binanın sadece bir kısmı yanmıştı. Fakat arka kanadın yeniden yapılıp döşenmesi gerekiyordu ve Mağara tekrar açıldığında Coral yıkılmadı­ğını göstermek için büyük bir açılış kutlaması yapmışta. Coral Smythe kepenkleri kapatmamıştı.

Fakat bunların hepsine para gitmişti. Çok fazla para. Parayı Jimmy Hyde’dan borç almıştı, ardından da asıl finansörlerinden birkaç tanesinin paylarını çoktan ona sattığım öğrenmişti. Onun ne yaptığını anlayana kadar Jimmy Mağara’daki hisselerin çoğuna sahip olmuştu. Aslına bakılırsa Afirodit’in Mağarası onun olmuştu. Ve bu Coral’ın da onun olduğu anlamına geli­yordu. Reddederse Jimmy’nin onu sokağa atma yetkisi vardı. O olmazsa Mağara, kızlar ile oğlanlar savunmasız ve Jimmy’nin hiç de nazik olmayan lütuflarıyla karşı karşıya kalacaklardı.

Coral bir hesap yaptı ve hızla karar verdi. Gönülsüzlüğünü belli ederse Jimmy onun ızdırabından iki kat neşelenecek!! Son dört ay içinde Jimmy Hyde hakkında o kadarını öğrenmişti.

Dolayısıyla Coral ürpermek, ayak direyip kaçmak yerine omuzlarım dikleştirdi ve Kaptan Wargate‘in koruyucu ellerin­den uzaklaştı. Yavaşça ileri çıktı ve elini Jimmy’nin avcuna koyup başı dik bir şekilde odaya bakındı.

Bir fahişe olarak hayatında öğrendiği her gram cazibe ve vaadi bir tek cümleye katarak, “Benim için keyif olur,” diye mırıldandı.

Ki açıkçası çok şey öğrenmişti.

Kalabalık uğuldamaya başladı…

Yayım tarihi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • Kitap AdıBuz Prenses
  • Sayfa Sayısı112
  • YazarElizabeth Hoyt
  • ÇevirmenCeyda Aldemir-Down
  • ISBN9786053432609
  • Boyutlar, Kapak13 x 21 cm , Karton Kapak
  • YayıneviPegasus Yayınları / 2014

Yazarın Diğer Kitapları

Yazarın Diğer Kitapları



Okudunuz mu?

Rastgele Kitap Getir Son Girilenleri Getir

Yeni girilen kitapları kaçırmayın

Şimdi e-bültenimize abone olun.

Oynat Durdur
Vimeo Fragman Vimeo Durdur